9 Ocak 2015 Cuma

Türkiye Başkanlık Sistemine Doğru Mu Gidiyor?


2015 yılı Haziran ayında düzenlenecek genel seçimler öncesinde Türkiye’de son günlerde yaşanan birtakım gelişmeler, bu ülkenin çok kısa bir süre içerisinde federalizme dayalı bir Başkanlık sistemine dönüşebileceği yönünde beklentileri arttırmaktadır. Bu yazıda Türkiye’de son dönemde yaşanan bazı siyasal gelişmeleri ve bu gelişmelerin federalizme dayalı bir Başkanlık sistemi kurulması yönündeki etkilerini tartışacağım.
2015 genel seçimleri öncesinde Türkiye’de yaşanan iki çok önemli siyasi gelişme; Selahattin Demirtaş liderliğindeki Kürt hakları savunucusu Halkların Demokratik Partisi – HDP’nin seçimlere % 10 seçim barajına rağmen tek başına gireceğini açıklaması ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılan Emine Ülker Tarhan’ın Anadolu Partisi adında yeni bir siyasal parti kurmasıdır. Bu iki hamlenin, çok karşıt gözüktükleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık sistemine geçmek konusunda elini güçlendirdiğini iddia etmek mümkündür. Zira HDP’nin seçime bağımsız bir parti olarak girmesi ve % 10 seçim barajının altında kalması, keza Anadolu Partisi’nin alacağı muhtemel oylarla CHP’nin ve hatta MHP’nin TBMM’deki sandalye sayısını azaltması, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel seçimlerde hiç beklemediği şekilde 367 sandalye sayısına ulaşmasını sağlayabilir. 2011 yılında yapılan son genel seçimlerle kurulan TBMM’nin bugünkü kompozisyonuna baktığımızda; AKP’nin zaten 312 sandalyesi olduğu, AKP’yi 127 sandalye ile CHP, 52 sandalye ile MHP, 26 sandalye ile HDP ve bağımsızların izlediği görülmektedir.[1] AKP’nin, seçime bağımsız girecek ve muhtemelen baraj altında kalacak BDP ve bazı bağımsızların oylarının da katılımıyla 340-345 civarında bir milletvekili sayısına ulaşması zaten gayet olası gözükmektedir. Ancak buna bir de Anadolu Partisi’nin CHP’den çalacağı oylarla AKP hanesine yazılacak oylar eklendiğinde, AKP’nin % 52 üzerinde bir oyla bu hedefine (367 sandalye) ulaşması mümkün gözükmektedir. Bu noktada AKP’nin en büyük dezavantajı ise; sağ-muhafazakar tabanda çok etkili olan Fethullah Gülen cemaati ile son dönemde yaşadıkları sorunlar nedeniyle, bu cemaate bağlı kesimlerin seçimde CHP ve MHP gibi başka siyasal partilere destek verecek olmasıdır. Bu nedenle AKP, tüm işler önceden hesaplandığı gibi gitse bile, kılpayı farkla Başkanlık sistemi ve anayasal değişiklikleri tek başına yapabilmek için gerekli olan 367 sayısının altında kalabilir. Ancak bu noktada da, AKP’nin CHP içerisinden kısmi destek bulması durumunda bunu gerçekleştirmesi ihtimali doğabilir.
Hazır konu gelmişken, burada Türkiye’de son derece önyargılı bir şekilde tartışılan federalizme dayalı Başkanlık sistemi konusunu açmakta da fayda görüyorum. Elbette ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi devlet geleneği doğrultusunda parlamenter bir demokrasi ile yönetilmesini halen daha Başkanlık sistemine tercih ediyorum. Ancak şartların zorlamasıyla, bazen daha fazla geç kalmadan ülkeye yeni bir vizyon çizmek de doğru olabilir diye düşünüyor ve bu yönde de araştırmalar yapıyorum. Türkiye’de federalizmle alakalı korkuların temel dayanağı, hiç kuşkusuz Kürt ayrılıkçılığıdır. Ancak Türkiye’nin zaten halihazırda federalizme uygun bir zemin hazırlayan 7 coğrafi bölgeye ayrıldığı ve federal bir sistemin anayasal güvencelerle kalıcı bir hale getirildikten sonra federalizmin Kürt ayrılıkçılığını güçlendirecek değil, tamtersine zayıflatacak olması, bu noktada bu korkuları büyük ölçüde dayanaksız hale getirmektedir. Kendi içerisinde bir yerel parlamentosu olan ve bazı temel hakların uygulanmasına yönelik kararları kendi yerel parlamentosunda verebilen Kürtler, bu durumda belki de Türkiye’ye bağlılık duygularını güçlendirecek ve dahası böyle bir durumda, federalizme rağmen hala terör metotları uygulamaya çalışan kişi ve örgütlere karşı Türk devleti, uluslararası kamuoyunun eleştirilerinden hiçbir endişe duymadan, en sert şekilde karşılık verebilecektir. Yani federalizm, sanıldığının aksine Türkiye’nin ayrılmasına değil, bütünleşmesine hizmet edebilir. 

Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesi
Bu seçeneğin bir diğer avantajı ise; federalizme geçilmesinin ardından, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve parçalanmaya doğru giden Irak ve Suriye’deki Türkmen ve Kürt bölgeleri gibi Türkiye’ye komşu toprak parçalarının, ilerleyen yıllarda yapabilecekleri demokratik reformlarla, geçmişte Hatay’ın olduğu şekilde anavatan Türkiye’ye katılmalarının mümkün olabilecek olmasıdır. Yani federalizm, Türkiye’ye demokratik yollarla topraklarını genişletmesi ve Kuzey Irak’ın bu ülkeye katılması durumunda enerji sorununa büyük ölçüde çözüm getirmesi gibi müthiş ek değerler de yaratabilir. İdeolojilere dayalı fanatik düşünce bunu çok zor gibi algılasa da, enerji jeopolitiğine dayalı stratejik düşünce bunu gayet mümkün ve dahası mantıklı yapmaktadır. Bugün Türkiye’nin zenginleşmesi yönündeki en büyük engelin enerji açığı olduğu düşünülürse, bu dediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Elbette federalizme dayalı bir Başkanlık sisteminin Türkiye’nin laik ve demokratik yapısını ve sosyal dokusunu bozmaması adına sistemde -Amerika Birleşik Devletleri’ne benzer şekilde- önemli fren mekanizmaları inşa edilmelidir. Yani Başkanlığın bir Sultanlık rejimine dönüşmemesi için, muhalefet partilerinin de katılımıyla Başkanlık sistemi üzerinde genel bir uzlaşıya varılmalı ve Başkan’ın güçleri çok iyi dengelenmelidir. Tek adam yönetimine yatkın Türkiye’de, eğer bu yapılmazsa kuşkusuz Başkanlık sistemi Latin Amerika’daki popülist sol liderlerin tek adam rejimlerine doğru kayabilir. Bu nedenle sistem çok iyi dizayn edilmelidir. Böyle olursa, Türkiye’nin laik ve demokratik sistemini Başkanlık modeli içerisinde koruması, belki de parlamenter demokrasi içerisinde korumasından daha kolay hale bile gelebilir. Bu noktada CHP ve MHP’nin temel endişelerinin çoğunluk seçim sistemine dayalı Başkanlık sistemiyle iktidara gelebileceklerine imkan vermemeleridir. Ancak böylesi bir sistem, bu iki partiyi kaçınılmaz bir şekilde bir birleşme ya da en azından tabanda entegrasyona doğru sürükleyebilir. Zira bu iki partinin birlikte % 40-45 oy bandına ulaşması gayet muhtemel gözükmektedir. ABD’deki Cumhuriyetçi Parti’ye benzer bir Cumhuriyetçi sol-Milliyetçi sağ koalisyonu, bu partilere iktidar olma yönünde yeni fırsatlar sağlayabilir. CHP’nin böyle bir durumda bir diğer alternatifi ise, partiyi Kürtlere yanaştırarak tam anlamıyla Avrupa tipi sosyalist bir parti olma yönünde adımlar atmasıdır. CHP’nin Kürt oylarıyla beraber % 30-35 bandına oturması da gayet mümkün gözükmektedir. Bu iki seçenekten biri, federalizme dayalı Başkanlık sistemine geçilmesi durumunda (elbette karizmatik bir lider de bulunabilirse), CHP’ye yeniden iktidar olma şansını sunabilir. MHP ise böyle bir durumda ya CHP, ya da AKP ile kaçınılmaz bir yakınlaşma içerisine girmek durumunda kalacaktır.
Görüldüğü üzere, Türkiye’de federalizm ve Başkanlık sistemine geçmek imkansız değildir. Bunun iyi veya kötü algılanması, şimdiye kadar olduğu gibi tarafların siyasal rant hesaplamalarından daha çok, ülkenin geleceğiyle ilgili kaygılar temelinde ve bilimsel bir şekilde yapılmalıdır. Ayrıca bugün dünya siyasetinde söz sahibi ABD, Rusya Federasyonu ve Almanya gibi tüm ülkelerin federal yapıda oldukları da gözlerden kaçırılmaması gereken bir gerçektir. Ek olarak, bugün Türkiye’de uygulanan sistemin de parlamenter bir sistem olmaktan daha çok yarı-başkanlık sistemine uygun olduğu unutulmamalıdır.
Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

7 Ocak 2015 Çarşamba

Siyasal Sistemler: Nijerya


Genel ve Coğrafi Bilgiler:
Gayrisafi milli hasıla açısından Afrika’nın en gelişmiş ekonomisine sahip olan[1] Nijerya, zengin doğal kaynakları ve güçlü tarımsal ekonomisi nedeniyle gelişme potansiyeli yüksek olan, ancak aynı zamanda siyasal karışıklıklara çok açık bir ülke olarak da son yıllarda uluslararası kamuoyunda adından sıkça söz ettirmektedir. Dünya Bankası 2014 yılı verilerine göre dünyanın 25. en büyük ekonomisi olan Nijerya[2], buna karşın kişi başına düşen gelir açısından 3.000 Amerikan doları ile ancak 120’li basamaklarda kendisine yer bulabilmektedir.[3] Ülke, UNDP’nin hazırladığı İnsani Gelişmişlik Endeksi açısından da dünyada 152.lik gibi oldukça kötü bir sırada yer almaktadır.[4] 923.773 km2’lik yüzölçümü ve 4.037 km kara sınırı ile bölgenin en geniş topraklara sahip ülkelerinden birisi olan Nijerya’nın, kara sınırlarını paylaştığı komşuları arasında batıda Benin (773 km), doğuda Kamerun (1.690 km) ve Çad (87 km), kuzeyde de Nijer (1.487 km) bulunmaktadır.[5] Ülkenin 853 km uzunluğundaki deniz kıyıları ise, güneyinde yer alan Atlas Okyanusu’na ve Gine Körfezi’ne açılır.[6]

Afrika kıtasında Nijerya’nın konumu

Nijerya haritası

Tam ismi Nijerya Federal Cumhuriyeti olan Nijerya, Batı Afrika’da Gine Körfezi kıyısında, Benin ile Kamerun arasında yer alan bir ülkedir.[7] Başkenti Abuja, en büyük şehri ise Lagos’tur. Afrika’nın en kalabalık ülkelerinden olan Nijerya’da, nüfusun 177 milyon dolaylarında olduğu tahmin edilmektedir.[8] Bu demografik yapısıyla Nijerya, Afrika’nın en kalabalık ülkesidir.[9] Kabile kimliklerinin çok etkili ve çeşitli olduğu Nijerya’da; nüfusun % 20’sini Yorubaların, % 15,8’ini Hausaların, % 14,8’ini İgbolar veya İboların, % 10,5’ini Pöller veya Fulanilerin ve yüzde 38’ini diğer Afrika kabilelerinin oluşturduğu tahmin edilmektedir.[10] Ülkedeki kabilelere dayalı etnik kimliklerin 250 civarında olduğu belirtilmektedir.[11] Dini açıdan da heterojen bir görüntü çizen Nijerya’da, nüfusun yaklaşık % 50’sini Müslümanlar, % 40’ını Hıristiyanlar ve kalan % 10’unu da yerel dinler oluşturmaktadır.[12] Ülkede Batı tipi eğitim sistemine karşı çıkan Boko Haram adlı terör örgütü nedeniyle, son dönemde Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında büyük bir gerginlik yaşanmakta ve bu durum da ülkenin gelecek adına risklerini arttırmaktadır. Ülkede Şubat ayında yapılacak olan Başkanlık seçimlerinin bu tabloya nasıl etki edeceği ise büyük bir muammadır. Ayrıca ülkenin nüfus artışının da, önümüzdeki yıllarda devam edeceği ve Lagos’un dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olacağı tahmin edilmektedir.[13] Bu kalabalık nüfus, genç nüfus oranının fazlalığı ve nüfusun etnik ve dini açıdan çeşitliliği, ilerleyen yıllarda hiç şüphesiz Nijerya açısından yeni siyasal ve sosyal sorunlara da kaynaklık edecektir.

Tarihçe:
Nijerya tarihinin milattan önce 7. yüzyıla kadar dayandığı iddia edilse de, ülke tarihi hakkında daha sağlıklı bilgilerin edinilmesi, 14. yüzyıldan itibaren Müslümanların bu ülkeye hakim olmasıyla mümkün olmuştur.[14] Müslümanlar öncesinde ise, 1100’lü yıllarda ülkenin kuzeyinde Hausalar, güneybatısında ise Oyo adıyla Yorubalar güçlü bazı krallıklar kurmayı başarmışlardır.[15] 14. yüzyılda Müslümanlığın ülkede hızla yayıldığı dönemin hemen ardından, Portekiz ve İspanyol sömürgeciler bu ülkede kontrolü sağlamış ve Nijerya’yı köle ticaret merkezi olarak kullanarak, trans-Atlantik esir ticaretini başlatmışlardır. 350 yıl kadar süren köle ticareti ile 20 milyona yakın Nijeryalı’nın esir olarak satıldığı tahmin edilmektedir.[16] 1807’de köle ticaretini yasaklayan Birleşik Krallık (İngiltere), bu tarihten itibaren bu ülkeye yönelik yoğun bir ilgi göstermeye başlamış ve ilk olarak 1861’de Lagos bu ülkenin kolonisi haline gelmiştir.[17] 1885’ten itibaren Gine Körfezi civarı da İngiltere’nin himayesine girmiştir. Bu tarihten sonra İngiltere, Nijerya’yı iki himaye bölgesine ayırarak, tek Vali altında toplamıştır.[18] Birinci Dünya Savaşı’nı müteakip başlayan milliyetçilik hareketleri, kısa sürede Nijeryalılar arasında da yabancılara karşı isyan etme ve bağımsızlığı elde etme düşüncesini güçlendirmiş, ancak ülke bağımsızlığını ancak 1960 yılında kazanabilmiştir.

Fakat 1 Ekim 1960 tarihli bağımsızlık ilanının ardından 1 Ekim 1963’de ilan edilen ilk Cumhuriyet, 250’den fazla dil konuşulan karmaşık bir nüfus yapısı içerisinde etnik bakımdan birbirlerinden farklı kuzeyli Müslüman Hausa-Fulanilerle, güneyli Hıristiyan Yorubaları ve İgboları bir araya getirmesi nedeniyle, kuruluşunun ilk günlerinden itibaren bir kimlik ve ulusal bütünlük bunalımına girmiştir.[19] Nitekim genç Nijerya Cumhuriyeti, önce 1966 yılında yapılan askeri darbe ile sarsılmış, daha sonra da İgbolar tarafından 1967 yılında başlatılan ve üç yıl süren başarısız bağımsız Biafra Cumhuriyeti Savaşı ile daha da zayıflamıştır.[20] 30 aydan fazla süren bu savaş, ülkede 1 milyona yakın kişinin ölümüne yol açmıştır. Ülke yönetimi, iç savaştan sonra yazılı olmayan bir ittifak çerçevesinde, daha ziyade Kuzeyli Müslüman Hausa-Fulanilerle, Güneyli Hıristiyan çoğunluğa sahip Yorubaların dönüşümlü yönetimi altındadır.[21]

Savaşın hemen ardından, 1970 yılında ülkede keşfedilen zengin yeraltı kaynakları ise, ülkenin seyrini kısa sürede değiştirmiş ve istikrarlı bir yönetim kurulması yönünde gelişmeleri tetiklemiştir. Ancak buna karşın, bu ülkede istikrarın sağlanması hiç de kolay olmamıştır. 1966’dan başlayan ve 1999’a kadar 33 yıl sürecek bu askeri dönemde; ilk olarak 29 Haziran 1975’te General Olesegun Abasanjo bir askeri darbeyle ülke yönetimine gelmiştir. Darbenin ardından yapılan seçimler sonucunda Shehu Shagari başa geçmiş ve Nijerya’da 2. Cumhuriyet kurulmuş, ancak ülkede istikrar hüküm sürmemiş ve sivil yönetimin çökmesinin ardından önce General Muhammed Buhari, daha sonra da General İbrahim Babangida Devlet Başkanı olarak ülkede yeni askeri yönetimler kurmuşlardır.[22] Bu dönemin ardından, Nijerya Federal hükümeti petrol gelirlerinin getirdiği refah düzeyi ile iç karışıklıkları yavaş yavaş önlemeye başlamış ve 4 Temmuz 1992’de seçimlerle tekrar demokratik düzene geçilmesi için ilk adım atılmıştır.[23] Ancak 1993 yılında girişilen Üçüncü Cumhuriyet denemesi de başarısızlıkla sonuçlanmış ve ülkede önce Sani Abacha, daha sonra da Abdulsalam Abubakar liderliğindeki askeri yönetimler hüküm sürmeye devam etmiştir.[24]

Ülkede uluslararası baskıların da etkisiyle Yoruba kökenli eski darbeci General Olusegun Obasanjo’nun kazandığı 1999 seçimleriyle dördüncü defa demokratik Cumhuriyet yönetimine geçilmiş, ancak demokrasinin çökmesi bugüne kadar engellense de, ülkede yaşanan sosyal ve siyasal sorunlar maalesef artarak devam etmiştir. Örneğin, 2000 yılında ülkenin kuzeyinde 12 eyalette şeriat ilan edilmiş, 2000-2002 yılları arasında yaşanan etnik çatışmalarda ise binlerce insan hayatını kaybetmiştir. 2003 yılında yeniden Devlet Başkanı seçilen Obasanjo, yine de ülkede bazı reformları hayata geçirmeyi başarmış ve demokrasinin tamamen çökmesini engellemiştir. Obasanjo, 2007 yılındaki tartışmalı seçimle yerini Halkın Demokrasi Partisi (PDP) adayı Umaru Yar’Adua’ya bırakmış, Yar’Adua’nın 2010 yılındaki ölümünden sonra ise Devlet Başkanlığı görevini Başkan Yardımcısı Goodluck Jonathan üstlenmiştir. Ülkedeki son Devlet Başkanlığı seçimleri ise 2011 yılında yapılmış ve Halkın Demokrasi Partisi (PDP) adayı ve geçici Cumhurbaşkanı Hıristiyan siyasetçi Goodluck Jonathan, İlerici Değişim Kongresi (CPC) adayı Müslüman siyasetçi ve emekli General Muhammadu Buhari’yi mağlup ederek ülkenin halihazırdaki Devlet Başkanı seçilmiştir.[25] Oyların % 58’ini alarak 4 yıllığına seçilen Jonathan döneminde, yeni bir Petrol Endüstrisi yasa tasarısı kabul edilmiş ve bazı reformlar hayata geçirilmiş, ancak ülkedeki yolsuzluk, sert iktidar ve nüfuz mücadeleleri, güvenlik sorunları, etnik ve dini karışıklıklar, Nijer Deltası’nda yaşanan çatışmalar, adam kaçırma eylemleri ile sabotajlar ve başta elektrik üretimi olmak üzere her alanda görülen altyapı yetersizliği gibi sorunlar henüz tam anlamıyla çözülememiştir.[26]

Olesegun Abasanjo

Ülkede 14 Şubat 2015 tarihinde ise yeni bir Devlet Başkanlığı seçimleri yapılacaktır. Halkın Demokrasi Partisi (PDP) adayı ve mevcut Cumhurbaşkanı Goodluck Jonathan, bu seçimde de Halkın Demokrasi Partisi – PDP’nin adayı olarak iddialı bir konumdadır. Ancak Jonathan’ın karşısında yine, bu defa partisi İlerici Değişim Kongresi – CPC’nin oluşturduğu ve 4 partinin iştirak ettiği bir seçim koalisyonunun desteklediği Muhammadu Buhari bulunmaktadır.[27] Seçimlerin kıyasıya geçmesi beklenmekte, dahası seçim sürecinde birçok hile girişiminin ve çatışmanın yaşanmasından endişe edilmektedir. Son dönemde yaptığı terör eylemleriyle ülkede büyük korku salan Boko Haram’ı bitirme sözü veren Jonathan[28], yine de seçime favori olarak girmektedir.

Goodluck Jonathan

Siyasi Yapı:
1922 yılında Birleşik Krallık'ın etkisiyle ilan edilen anayasa da dahil olmak üzere, bugüne kadar Nijerya'nın 6 anayasası olmuştur. 1960-1979 arasında İngiltere'ye benzeyen bir Westminster parlamenter demokrasi modeli ile yönetilen Nijerya, 1979 yılında ilan edilen yeni anayasa ile Amerikan tipi Başkanlık sistemine geçmiştir. 1989, 1995 ve 1999'da ilan edilen anayasalar da bu sistemi şimdiye dek korumuştur.

Nijerya Cumhuriyeti, Başkanlık sistemiyle yönetilen bağımsız ve federal bir devlettir. Bir başkent yönetimi, federe devlet statüsündeki 36 eyalet ve bu eyaletlere bağlı 589 yerel birimden meydana gelir.[29] Devlet Başkanı 4 yılda bir yapılan seçimle işbaşına gelir. Ülke, 1999 yılından bu yana kesintisiz olarak demokratik seçimlere sahne olmaktadır. Devlet Başkanı, ülkede yürütmenin en güçlü aktörüdür. ABD’dekine benzer şekilde, Devlet Başkanları kendileri ile beraber Başkan Yardımcısı adaylarını da halka tanıtmakta ve seçime beraber girmektedirler.[30] Ancak Nijerya'da uygulanan Başkanlık sistemi, ülkedeki patrimonyal kültürle birleştiğinde, demokrasiden daha çok bir tek adam yönetimi şeklini alabilmektedir. Bu nedenle ülkede adam kayırmacılık, yolsuzluk ve gücü kötüye kullanma, iktidar eliti arasında çok yaygın görülen hadiselerdir. Ayrıca ülkede Başkanlık seviyesine gelen siyasi figürlerin hepsinin asker kökenli olması da dikkat çekicidir.

Millet Meclisi adı verilen Nijerya Parlamentosu[31] ise iki meclisten meydana gelir. Yasama görevinin ifa edildiği Nijerya Temsilciler Meclisi’nde her seçim bölgesinden çoğunluk esasına göre seçilen 360 milletvekili (önceden 346 idi) ve Senato'da 109 senatör (her eyaletten 3, başkent Abuja'dan 1) yer almakta olup, son seçimlerin ardından hükümetteki Halkın Demokrasi Partisi (PDP) 262 milletvekiline ve 85 senatör sandalyesine sahiptir.[32] 14 Şubat 2015 tarihinde Devlet Başkanlığı seçimleriyle beraber Parlamento seçimleri de yapılacak ve parlamentonun yeni kompozisyonu ortaya çıkacaktır.

Ülkede ayrıca her eyaletin bir hükümeti ve eyalet başkanı olur. Eyalet başkanlarının ülke idaresindeki önemi çok büyüktür. Anayasaya göre Devlet Başkanı, seçimi kazanmasının dışında, eyaletlerin üçte ikisinin de desteğini almak zorundadır.

Ülkenin yargı sistemi, koloni döneminin bir mirası olarak İngiliz hukukundan fazlasıyla etkilenmiştir. Bu sayede, ülkede hukukun üstünlüğüne yönelik saygı diğer birçok Afrika ülkesine göre daha iyi durumdadır. Zaten bu nedenle, ülkede en ağır baskıların yaşandığı askeri yönetim dönemlerinde dahi hukuk sisteminin özerkliğini koruyabilmesi mümkün olmuştur. 1999 anayasası ile beraber ülkede bir Anayasa Mahkemesi de kurulmuş ve hukuk sistemi federal yapıya uygun olarak yeniden düzenlenmiştir.

İdari Yapılanma:
Nijerya’nın üst düzey idari yapılanması 36 eyalet ve 1 federal başkent bölgesi (Abuja) şeklindedir. Ayrıca bunların alt kademesinde 589 yerel birim bulunmaktadır.

Nijerya’nın idari yapılanması

Ekonomi:
Nijerya ekonomisi neredeyse tamamen Nijer Deltası’na dayanmaktadır. Hollanda ve Mississipi Deltası’nın ardından dünyanın en büyük üçüncü deltası olan Nijer Deltası, balıkçılık ve tarımla geçinen 30 milyonun üzerinde kişiye ev sahipliği yapmasının yanında, zengin doğal ve hayvan çeşitliliği ve bu bölgede yer alan enerji kaynakları sayesinde ülke ekonomisinin kalbi durumundadır.[33]

OPEC üyesi olan Nijerya, halihazırda petrol üretimi ve ihracatında dünyadaki ilk 10 ülke arasında yer almaktadır. 36 milyar varillik rezervleriyle sahip olduğu zengin petrol kaynaklarının dışında, ülkede henüz kullanılamayan zengin doğalgaz ve maden kaynakları da bulunmaktadır. 1999 yılına kadar süren askeri rejimler, ekonominin petrol sanayisine dayanması ve mevcut enerji açığı nedeniyle, Nijerya sanayi üretiminde beklenen atılımı hala yapamamıştır. Nijerya ekonomisinin iki temel özelliği; devlet ağırlıklı olması ve ihracatının büyük bir yüzdesinin iki ürüne (ham petrol ve doğalgaz % 94 oranında) dayanmasıdır. Ayrıca ülkede Ağustos 2010’da uygulamaya geçirilen “Enerji Reformu” ile; devlet elinde bulunan üretim, iletim ve dağıtım hatlarının özelleştirilmesi ve mevcut enerji altyapısına ilave olarak yeni enerji santralleri kurulması öngörülmektedir. Buna ek olarak, Mayıs 2011’de Ulusal Meclis’ten geçen ve Devlet Başkanı tarafından onaylanan yasa ile, petrol gelirinin bütçe tahmini üzerinde kalan bölümünün, devlet eliyle çeşitli yatırım araçlarında değerlendirilmesi öngörülmektedir. Uygulama ile Nijerya ekonomisinin, petrol fiyatları ve küresel ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenmesi ve ekonomik altyapının bu fon ile geliştirilmesi hedeflenmektedir.[34]

Sonuç:
Son dönemde Boko Haram adlı radikal dinci terör örgütünün çeşitli eylemleri ve Ebola salgınıyla gündeme gelen Nijerya, zengin yeraltı kaynakları nedeniyle başta Batı ülkeleri olmak üzere tüm büyük ülkelerin yoğun ilgisine mazhar olmaya devam edecek, ancak ülkenin etnik ve dini çeşitliliği nedeniyle ülkede Batı dünyası ve şirketleri tarafından aranılan istikrar ortamının kurulması da bir hayli zor olacaktır. Bunun temel sebepleri ise; ülkede çok çeşitli etnik-dini sosyal grupların varlığı, nüfusun fazlalığı ve halen artmaya devam etmesi, ekonomik geri kalmışlık ve ülkenin devlet geleneğinin zayıf olmasıdır. Yine de, Nijerya’nın Güney Afrika ile beraber 21. yüzyılda Afrika dünyasında demokratik rejimini ayakta tutabilecek yegane ülkelerden olduğu vurgulanmalıdır.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ
KAYNAKÇA
[1] “List of African countries by GDP (nominal)”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_African_countries_by_GDP_%28nominal%29. Ayrıca bakınız; http://www.bbc.com/news/business-26913497.
[5] TUSKON (2013), “Nijerya Ülke Raporu 2013”, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.izisad.org/LinkClick.aspx?fileticket=OSJ2pqaf75I%3D&tabid=134.
[6] TUSKON (2013), “Nijerya Ülke Raporu 2013”, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.izisad.org/LinkClick.aspx?fileticket=OSJ2pqaf75I%3D&tabid=134.
[7] “Nijerya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijerya.
[9] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 532.
[10] “Nijerya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijerya.
[11] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 534.
[13] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 534.
[14] “Nijerya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijerya.
[15] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 535.
[16] “Nijerya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijerya.
[17] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 535.
[18] “Nijerya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijerya.
[19] “Nijerya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/nijerya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[20] “Nijerya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/nijerya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[21] “Nijerya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/nijerya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[22] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 535.
[23] “Nijerya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijerya.
[24] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 535.
[25] “Nigerian presidential election, 2011”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Nigerian_presidential_election,_2011.
[26] “Nijerya’nın Siyasi Görünümü”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/nijerya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.
[27] “Nigerian general election, 2015”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Nigerian_general_election,_2015.
[29] “Nijerya”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijerya.
[30] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 547.
[31] Web sitesi için; http://www.nass.gov.ng/.
[32] TUSKON (2013), “Nijerya Ülke Raporu 2013”, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.izisad.org/LinkClick.aspx?fileticket=OSJ2pqaf75I%3D&tabid=134.
[33] O’Neil, Patrick H. & Field, Karl & Share, Don. 2010. Cases in Comparative Politics (third edition). W. W. Norton & Company, s. 533.
[34] Bu paragraf şuradan alınmıştır; “Nijerya Cumhuriyeti’nin Ekonomisi”, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Erişim Tarihi: 07.01.2015, Erişim Adresi: http://www.mfa.gov.tr/nijerya-ekonomisi.tr.mfa.

5 Ocak 2015 Pazartesi

2015 Yunanistan Genel Seçimleri


2008 yılından beri ekonomik krizin etkisi altındaki Yunanistan’da, geçtiğimiz haftalarda Parlamento içerisinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin de üç tur sonunda başarısızlıkla neticelenmesinin ardından, gözler şimdi 25 Ocak 2015’te düzenlenecek olan genel seçimlere çevrildi. Bu yazıda Yunanistan genel seçimleri hakkında bazı temel bilgileri sizinle paylaşacağım.

300 sandalyeli Helen Parlamentosu - Vouli ton Ellinon’un üyeleri ile yeni hükümet ve Başbakan’ın belirleneceği seçimler öncesinde ülkedeki siyasi tablo oldukça karışık. Hatırlanacağı üzere, ülkede Mayıs 2012’de düzenlenen genel seçimlerden Antonis Samaras’ın lideri olduğu merkez sağ Yeni Demokrasi tarihinin en düşük oyu olan % 18,85’le birinci olarak çıkmış, büyük çıkış gerçekleştiren Alexis Tsipras liderliğindeki sosyalist SYRIZA (Radikal Sol Koalisyon) % 16,78’le ikinci parti olmuş, Evangelos Venizelos başkanlığındaki ve ekonomik krizden sorumlu tutulan sosyal demokrat PASOK ise, büyük bir oy kaybına uğrayarak % 13,18’le ancak üçüncü parti olabilmiştir.[1] Seçim sonrasında gerçekleştirilen koalisyon görüşmeleri başarılı olamayınca, Haziran ayında ülkede yeniden genel seçime gidilmiştir. Ekonomik kriz ortamında ülkenin hükümetsiz kalmasından endişe eden Yunan halkı, bu defa Yeni Demokrasi’ye % 29,7, SYRIZA’ya % 26,9, PASOK’a ise % 12,3 oy vermişlerdir.[2] SYRIZA’nın Avrupa Birliği’nin dayattığı kemer sıkma tedbirleri nedeniyle katılmayacağını açıkladığı koalisyon hükümeti, Yeni Demokrasi, PASOK ve % 6,2 oyla seçimlerin 6. partisi olan Fotis Kouvelis liderliğindeki DIMAR (Demokratik Sol) arasında kurulmuş ve böylelikle Antonis Samaras Başbakanlık koltuğuna oturmuştur.[3] Ülkede Cumhurbaşkanlığı koltuğunda ise; ilk olarak 2005, daha sonra ise 2010 yıllarında Parlamento tarafından seçilen eski Dışişleri Bakanı Karolos Papoulias oturmaktadır. Papoulias’ın görev süresinin dolmasına oldukça az kalmışken, Başbakan Samaras ve koalisyon hükümetince erkene çekilen ve 2014 Aralık ayında üç turlu olarak gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde; Yeni Demokrasi ve PASOK’un ortak adayı olan Stavros Dimas yeterli oy çoğunluğuna ulaşamamış ve bunun üzerine hükümet de genel seçime gitme kararı almıştır.   

Alexis Tsipras

Seçime favori olarak giren parti, son anketlerde oy oranı % 30-31 düzeyinde seyreden[4] aşırı sol SYRIZA’dır[5]. Alexis Tsipras liderliğindeki parti, kökü Yunanistan’ın güçlü sol hareketlerine dayansa da, aslında 2004 genel seçimleri öncesinde kurulmuş yeni bir siyasal harekettir.[6] Partinin yükselişi ise; 2008 yılında partinin başına 1974 doğumlu çok genç bir politikacı olan Alexis Tsipras’ın seçilmesiyle mümkün olabilmiştir.[7] İlk büyük çıkışını 2012 genel seçimlerinde Tsipras liderliğinde gerçekleştiren parti, Mayıs 2014’te gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinde % 26,5 oyla birinci parti olmuş ve dikkatleri üzerine çekmiştir.[8] Bu seçimden de birinci parti çıkması beklenen SYRIZA’nın siyasal programında, serbest piyasa ekonomisine doğrudan müdahale olarak okunabilecek; ülkedeki asgari ücretlerin yükseltilmesi, bankaların sermaye yapısının yeniden düzenlenmesi (recapitalization) ve bankaların borçlarının ertelenmesi gibi bazı tartışmalı uygulamalar bulunmaktadır.[9] Ayrıca partinin dış politik tercihlerinin de Rusya yanlısı olduğu yönünde güçlü izlenimler bulunmaktadır. Örneğin, parti lideri Alexis Tsipras, kısa bir süre önce Ukrayna krizinde Rusya’yı destekleyen açıklamalar yapmış ve diğer AB liderlerinden oldukça farklı bir pozisyon almıştır.[10] Ancak partinin dış politikada AB’nin çoğu ülkesiyle farklılaşan bu çizgisinin yanında, son dönemde ekonomi politik çizgisinde AB ile daha uyumlu hale gelmeye başladığı ve önemli bir yumuşamaya gittiği görülmektedir.[11] Mesela, parti aşırı sol kanadından gelen tepkilere rağmen, şimdilik avro bölgesinden çıkış seçeneğini reddetmekte ve “borçları ödemeyeceğim” politikasını revize ederek, özel sektör borçlarının ödenmesi ve devlet alacakları üzerinde müzakere başlatılmasını öngören yeni bir ekonomik program ortaya koymaktadır.[12] SYRIZA, bu politikasına örnek olarak da, 1953 yılında Batı Almanya’nın dış borçlarının yüzde 50’sini silen Londra Anlaşması’nı göstermektedir.

Antonis Samaras

Seçimlerin bir diğer iddialı partisi ise, Başbakan Antonis Samaras liderliğindeki Yeni Demokrasi’dir. 1974 yılında Konstantinos Karamanlis tarafından kurulmuş olan parti, Yunanistan’ın en köklü merkez sağ partisi olarak her zaman seçimlere iddialı giren bir siyasal yapıdır.[13] 2009’dan beri partinin başında bulunan 1951 doğumlu deneyimli sağ siyasetçi Antonis Samaras ise, 1989’dan beri birçok farklı Bakanlık görevlerinde bulunmuş üst düzey ve saygın bir siyasetçi profili sergilemektedir.[14] Türkiye ve dünyadaki benzeri birçok sağ politikacıdan farklı olarak adının yolsuzluk olaylarına karışmadığı bir isim olan Samaras, 2008 ekonomik krizinin etkilerinin halen devam ettiği ve aşırı sol SYRIZA ile aşırı sağ Altın Şafak’ın güçlendiği son derece zor bir ortamda, AB’nin dayattığı ekonomik reçeteyi başarıyla uygulamaya sokmuş ve ülke ekonomisini bir nebze olsun düzeltmeyi başarmıştır. Ancak anketlerde Yeni Demokrasi, % 28-30 arası oyuyla SYRIZA’nın halen kılpayı arkasında gözükmektedir.[15]  

Evangelos Venizelos ve Yorgo Papandreou

Ülkede son yapılan anketlere göre; diğer partilerin seçimi kazanma yönünde fazla bir şansı bulunmamaktadır. Evangelos Venizelos liderliğindeki ülkenin köklü merkez sol partisi PASOK, son anketlere göre % 3-4 gibi tarihinin en düşük oyuna ulaşacak gibi gözükmektedir.[16] Bu kötüye gidiş devam ederse, seçimler sonucunda PASOK’un % 3’lük seçim barajını geçememesi dahi söz konusu olabilir. PASOK’un oy oranının düşmesinde bir diğer önemli faktör ise; partinin kurucusu Andreas Papandreou’nun oğlu ve eski Başbakanlardan Yorgo Papandreou’nun Kinima (Demokratik Sosyalistler Hareketi) adlı yeni bir siyasal parti kurarak bu seçimlere girmesidir.[17] Anketlerde % 4-5 arasında oyu olduğu gözüken[18] Kinima, PASOK’un oylarını bölecek ve bu partiyi zor durumda bırakacaktır. Televizyon sunucusu Stavros Theodorakis liderliğinde kurulmuş Potami – Nehir Partisi % 4-5, Dimitris Koutsoumpas liderliğindeki Yunanistan Komünist Partisi – KKE yine % 4-5, Nikolaos Michaloliakos liderliğindeki aşırı sağcı ve ırkçı Altın Şafak Partisi (XA) % 3-4 ve Panos Kammenos Başkanlığındaki ANEL (Bağımsız Yunanlar Partisi) de % 2-3 arasında oy oranıyla seçim barajını geçebilecek partiler olarak öne çıkmaktadır.[19]

Yunanistan seçimleri sonucunda, SYRIZA ya da Yeni Demokrasi’nin başını çekeceği bir koalisyon hükümetinin kurulması muhtemel gözükmektedir. Bunun ardından, ülkede yeni bir Cumhurbaşkanı’nın Parlamento tarafından başarıyla seçilmesini beklemek de yerinde olacaktır. Ancak bu gelişmelere rağmen, ülkedeki ekonomik ve siyasi çalkantıların biteceğini düşünmek olacaktır. Yunanistan’daki bu karışık siyasi ve ekonomik tablo, bu ülkenin Kıbrıs Sorunu’nun çözümünde de daha olumlu bir rol oynamasına etkide bulunabilir. SYRIZA'nın iktidara gelmesi durumunda ise, bu ülkenin AB ile olan ilişkilerinde çeşitli sorunlar yaşanabilir.    

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


[1] “Greek legislative election, May 2012”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Greek_legislative_election,_May_2012.
[2] “Greek legislative election, June 2012”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Greek_legislative_election,_June_2012.
[3] “Greek legislative election, June 2012”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Greek_legislative_election,_June_2012.
[4] “Opinion polling for the Greek legislative election, 2015”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_Greek_legislative_election,_2015.
[5] Web sitesi için; http://www.syriza.gr/.
[6] “Coalition of the Radical Left”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Coalition_of_the_Radical_Left.
[7] “Alexis Tsipras”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Alexis_Tsipras.
[8] “Coalition of the Radical Left”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Coalition_of_the_Radical_Left.   
[9] “Qu'est-ce que Syriza, le parti antiaustérité qui progresse en Grèce ?”,  Le Monde, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://www.lemonde.fr/europe/article/2014/12/29/qu-est-ce-que-syriza-le-parti-anti-austerite-qui-progresse-en-grece_4547085_3214.html.
[10] “Tsipras blasts EU's Ukraine policy in Moscow”, Enet English, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://www.enetenglish.gr/?i=news.en.article&id=1920.
[12] Korkut Boratav (2015), “Bir Yunan trajedisinin son perdesi mi?”, Sendika.org, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://www.sendika.org/2015/01/bir-yunan-trajedisinin-son-perdesi-mi-korkut-boratav/.
[13] Web sitesi için; http://nd.gr/.
[14] “Antonis Samaras”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Antonis_Samaras.
[15] “Opinion polling for the Greek legislative election, 2015”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_Greek_legislative_election,_2015.
[16] “Opinion polling for the Greek legislative election, 2015”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_Greek_legislative_election,_2015.
[17] Web sitesi için; http://www.tokinima.gr/.
[18] “Opinion polling for the Greek legislative election, 2015”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_Greek_legislative_election,_2015.
[19] “Opinion polling for the Greek legislative election, 2015”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 05.01.2015, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Opinion_polling_for_the_Greek_legislative_election,_2015.

2 Ocak 2015 Cuma

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci 2015 Yılında Dünya Siyasetinde Yaşanabilecek Gelişmeleri Ada Tv'de Değerlendirdi


Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci, 1 Ocak 2015 tarihinde Ada Tv’de Cansu Örmeci’nin sunduğu “Öğlen Ajansı” programında, 2015 yılında dünya politikasında öne çıkabilecek risk bölgelerini değerlendirdi.


1 Ocak 2015 Perşembe

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sayın Dr. Sibel Siber'le Yuvarlak Masa Toplantısı


KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Lefkoşa milletvekili Sayın Dr. Sibel Siber, 29 Aralık 2014 tarihindeki doktora dersimde, doktora öğrencilerim ve Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) İşletme ve Ekonomi Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan seçkin bir topluluk önünde bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi. Bu yazıda, Nisan 2015’te düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en iddialı adaylarından olan Sibel Siber’in bu konuşmada değindiklerini size kısaca özetlemeye çalışacağım.

Konuşmasına “neden Cumhurbaşkanlığı’na aday olduğu” yönündeki sorulara yanıt vererek başlayan Siber, adaylığına gerekçe olarak “değişim ve dönüşüm ihtiyacı” dedi. KKTC’de seçilen Cumhurbaşkanı’nın, diğer Devlet Başkanlarından farklı olarak aynı zamanda müzakerelerde Kıbrıs Türk toplumunun lideri olduğunu belirten Siber, adada son yaşanan gelişmelerle birlikte, KKTC’nin hem iç sorunlara yönelik daha aktif çalışma gösteren, hem de müzakere masasında çözüm yanlısı ve dünya ile aynı dili konuşan bir Cumhurbaşkanı’na ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Siber, uluslararası kamuoyunda, 2004 yılında Annan Planı’na “evet” oyu vermiş ve çözüm yanlısı gibi algılanan bir Rum toplum lideri (Nikos Anastasiades), Türk tarafında  ise referandumda “hayır” diyen ve “çözümsüzlük çözümdür” sözüyle özdeşleşen bir lider (Derviş Eroğlu) algısının varolduğunu belirtti. Rum lidere yönelik bu pozitif algılamanın, müzakere masasını terkettiği halde halen devam ettiğini ve Anastasiades’in müzakere masasına geri dönmesi konusunda yeterince uluslararası baskı görmediğini de sözlerine ekledi.

Sibel Siber’le

Ayrıca Sibel Siber, dış siyasette daha proaktif bir politika izlenmesi gerektiği iddiasında bulundu. Akademisyenlerden ve Kıbrıs müzakereleri konusunda deneyimli kişilerden oluşturulacak özel bir danışmanlar grubu ile daha dinamik ve etkin bir diplomasi oluşturulması gerektiği üzerinde duran Siber, KKTC Cumhurbaşkanı’nın müzakere sürecinde bir özne olduğunu hem Rum Kesimi’ne, hem de dünyaya hissettirmesi gerektiğini belirtti. “Rum Kesimi, politikası gereği bizi muhatap almaktan kaçınıyor ve Türkiye’yi muhatap almak istediğini her fırsatta belirtiyor” diyen Siber, Kıbrıs Türkleri’nin Kıbrıs Sorunu’nda haklı olduğunu, ancak bunu dışarıya daha iyi anlatmak zorunda olduklarını belirtti. Proaktif politikalar izleyen bir Cumhurbaşkanı’nın adada çok şey değiştirebileceğine inandığını belirten Siber’e göre; kendisi Nisan ayında yapılacak olan seçimde Cumhurbaşkanı seçilebilirse, iç sorunlara da büyük ağırlık verecek ama esas farkını dış temaslar ve  uluslararası ilişkilerde gösterecektir.

Adada çözüme ulaşma yönünden Rum tarafındaki motivasyonun oldukça düşük olduğunu ifade eden Siber, bunun nedenini de Rumların uluslararası alanda tanınmış olmalarına bağladı. Kıbrıslı Türklerin izolasyon ve ambargo altında olduğunu, uluslararası toplumun parçası olmadığını ve kendi kimlikleriyle uluslararası müsabakalara, sportif ve kültürel yarışmalara dahi katılamadıklarını belirten Siber, bu durumun da halkı hem ekonomik, hem de moral olarak olumsuz yönde etkilediğini söyledi. Uluslararası toplumun ve uluslararası hukukun bir parçası olmayı arzulayan Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki motivasyonunun güçlü olduğunu  ifade eden Siber, “Uluslararası kamuoyuna barış istediğimizi göstermeliyiz” diye konuştu.  Sibel Siber, konuşmasının bir bölümünde, 2004 yılından sonra KKTC 2. Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat döneminde izlenen politikalar ile dış dünya ile ilişkilerde farklı ve olumlu bir ivme yakalandığını da sözlerine ekledi.

Sibel Siber, GAÜ İşletme ve Ekonomi Fakültesi doktora öğrencileri ve öğretim üyeleriyle

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayına göre adada çözüm; 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş şeklinde değil, BM Güvenlik Konseyi kararları, 1977-1979 antlaşmaları, 23 Mayıs ve 1 Temmuz anlaşmaları ışığında ve yeni ve eşitliğe dayalı, iki toplumlu ve iki bölgeli federal bir sistem temelinde olmalıdır. “Kıbrıs Cumhuriyeti modeli, fonksiyonel bir federasyon modeliydi ve ömrü 3 yıl sürdü” diye sözlerini sürdüren Siber’e göre; çözüm sonrasında göçmenlik-vatandaşlık konusunda da bir sorun yaşanmaması gerekir, zira “iyi bir barışta (çözümde), göç ve göçmenlik olmaz”. Kapalı Maraş konusuna eskiden beri müzakere masası için bir taviz unsuru olarak bakıldığını belirten Siber, olası bir çözümde toprak tavizinin gündeme geleceğini, ama önemli olanın bunun ne için ve ne karşılığında olacağının olduğunu söyledi. Maraş’ın BM kontrolünde açılmasının, Kıbrıslı Türklere uygulanan tüm ambargo ve izolasyonların kalkması ve hava ve deniz limanlarının açılması karşılığında hem Rauf Denktaş, hem de Mehmet Ali Talat döneminde Rumlara zaten teklif edildiğini ama her seferinde Rumlar tarafından reddedildiğini de belirten Siber, Mehmet Ali Talat-Dimitris Hristofyas ikilisinin geçmişte 33 konu başlığı üzerinde uzlaşıya vardıklarını, ama Anastasiades’in müzakerelere yeniden başlama teklifine karşı güçlü bir tepki verilememesi nedeniyle bu uzlaşının yeterince iyi değerlendirilemediğini iddia etti.

Doğalgaz konusunda ise, ada açıklarında bulunan doğalgazın her iki toplumun ortak malı olduğunu ve bunun Rum tarafınca da kabul edildiğini ifade eden Siber, buna karşın doğalgaz arama ve sondaj çalışmalarına Rum tarafının tek taraflı olarak başladığına dikkat çekti. Siber, bunun müzakere sürecine ve çözüm ruhuna aykırı olduğunu da sözlerine ekledi. Türk tarafının önerisinin, doğalgazın her iki tarafın da katılımıyla kurulacak özel bir komitede ele alınması şeklinde olduğunu belirten Siber, ancak Rum tarafının bunu ısrarla reddettiğini söyledi. Rum tarafınca yapılan tek taraflı anlaşmalarla nedeniyle, KKTC’nin de kendisini tanıyan tek ülke olan Türkiye Cumhuriyeti ile bir anlaşma yaptığını ve Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisinin o yüzden ada açıklarına geldiğini söyleyen Sibel Siber, Barbaros Hayrettin Paşa gemisini bahane ederek Anastasiadis’in masadan kalkmasının hiçbir haklı yanı olmadığını belirtti ve tüm krizlerde çözüm yerinin müzakere masası olduğunu Rumlara hatırlattı.

Ek olarak, Annan Planı sonrasında Avrupa Birliği tarafından Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin  tam olarak tutulmadığını, bunun da Kıbrıslı Türklerde hayal kırıklığı yarattığını ifade eden Siber, halen Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıslı Türklerin temsil edilmediğini ve Kıbrıslı Türklerin sadece bireysel olarak Avrupa Birliği vatandaşlığı aldığını anlattı. Siber, seçilmesi durumunda müzakere sürecinden umutlu olduğunu ve adada çözüm ile birlikte bölge barışına da büyük katkı sağlanacağını belirtti. Dr. Sibel Siber, bir soru üzerine bugüne kadar denenmeyen tek unsurun “müzakere masasında bir kadın olduğunu” esprili bir şekilde ifade ederek konuşmasına son verdi.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Sibel Siber, pozitif enerjisi ve Kıbrıs müzakerelerine hakimiyeti ile kaliteli bir Cumhurbaşkanı adayı profili sergiledi ve yarışta güçlü rakibi Derviş Eroğlu kadar iddialı bir aday olduğunu tüm katılımcılara gösterdi. Kendisine ve diğer tüm adaylara başarılar dilerim. Kıbrıs’tan sevgilerle...

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ