9 Mayıs 2013 Perşembe

UPA 1. Siyaset Okulu Kulisleri



Önceki günkü yazımda belirttiğim gibi Genel Koordinatörü olduğum Uluslararası Politika Akademisi – UPA'nın DEGİAD desteğiyle hayata geçirdiği 1. Siyaset Okulu 6-7-8 Mayıs 2013 tarihlerinde Denizli'de düzenlendi. Birçok önemli siyasetçiyi dinleme ve şahsen tanışarak sohbet etme şansı bulduğum bu organizasyondan bazı kulis bilgilerini sizinle de paylaşmak istiyorum.

6 Mayıs günü ilk konuşmacımız olan ve 5 Mayıs akşamı Denizli'de bir akşam yemeğinde misafir ettiğimiz HEPAR Genel Başkanı Osman Pamukoğlu ile başlamak istiyorum. Osman Pamukoğlu yıllar ilerlemesine karşın formda olmasını az yemesine ve mücadeleye alışkın vücuduna bağlıyor. Terörle mücadelede yıllardır vurguladığı şeyi yemekte de bir kez daha dile getirdi; "PKK gibi gayrinizami harp yapan örgütlere karşı düzenli ordu ile değil, yine bu yöntemlerle mücadele edilmesi gerekir". Kendisi döneminde terör örgütünün yok olma aşamasına getirildiğini ancak gerek siyasi tedbirlerin alınmaması, gerekse ülke dışındaki terör bataklıklarının kurutulmaması nedeniyle sonuca ulaşılamadığını söylüyor. Askerlik mesleğine aşık olduğu her halinden belli olan Pamukoğlu'na göre kendisine yetki verilirse 1 sene içerisinde terörü tamamen yok edebilir. Pamukoğlu'nun görüşleri kitaplarında da dile getirdiği kendi açısından tutarlı bir felsefi görüşe dayanıyor. Pamukoğlu'na göre insanlar tarih boyunca kısıtlı kaynaklar için savaşmışlardır ve ne yazık ki insan doğası bunu gerektirmektedir. Hatta ona göre "Barış savaşlar arasındaki moladır"... Yüzde 10 barajının düşmesi halinde HEPAR'ın hızla yükleserek TBMM'ye girebileceğine inanan Pamukoğlu, ayrıca çeşitli partilerden kendisine yönelik geçmişte teklifler olduğunu da söyledi. Pamukoğlu'na göre Türkiye'nin bu kritik döneminde her vatanseverin öncelikli yükümlülüğü kendisine ve HEPAR'a destek vermek olmalı. Konferansta oldukça sert mesajlar veren Pamukoğlu'na Türkiye'nin 20 farklı şehrinden gelen üniversite öğrencilerinin yoğun ilgisini görünce şaşırmadan edemiyorum. Pamukoğlu öğrenciler tarafından adeta ikinci bir Atatürk gibi saygı görüyor. Bu da Türk gençlerinin tüm siyasal hatalara rağmen kahramanlarına sahip çıkmaktan vazgeçmediğini gösteriyor.

Yine bir akşam yemeğinde bir araya geldiğimiz DSP eski Genel Başkanı Zeki Sezer'in anlattıkları oldukça ilginç. Sezer daha önce bir röportajında da dile getirdiği bu önemli konuyu sorum üzerine açıklıyor. Atatürk'ün ölmeden önce İnönü'ye, İnönü'nün Ecevit'e, Ecevit'in de kendisine söylediğini iddia ettiği bu söze göre, büyük Atatürk Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Musul ve Kerkük'ün uzun vadede Türk topraklarına katılmasını istiyordu. Ayrıca 2002 yılında koalisyon hükümetinin dağıtılma sürecine değinen Sezer, bu dönemde kendilerine büyük haksızlıklar yapıldığını ve Irak Savaşı konusunda ısrarcı olan ABD'nin yönlendirmesiyle iktidarın AKP'ye adeta hediye edildiğini ifade ediyor. Dargın olduğu Rahşan Ecevit'le halen görüşmediğini ancak kendisine büyük saygı duyduğunu belirten Sezer, rahmetli Bülent Ecevit gibi bir politikacıya Türkiye'nin ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor. Ayrıca CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı konusunda da Yılmaz Büyükerşen ismine sempati duyduğunu anlıyoruz.

Bir başka gün akşam yemeğinde LDP lideri Cem Toker'le beraberiz. Sıcakkanlı ve hoşsohbet bir insan. TBMM'de grup kuran siyasi partilere yapılan astronomik devlet desteğinin (hazine yardımı) yanlışlığına dikkat çekiyor. Toker medyada yer almayan bir girişimlerini de detaylı olarak anlattı. LDP'nin anayasanın 2., 5., 10. ve 68. maddelerini ihlal gerekçesiyle açtığı davanın İdare Mahkemesi'nde haklı bulunduğunu ve Anayasa Mahkemesi'ne iletildiğini anlatan Toker, bu konunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne de aykırı olduğunu ancak üç büyük partinin lobisi sayesinde konunun Anayasa Mahkemesi'nde sonuca ulaşamadığını belirtiyor. Toker'e göre Türkiye'de sahnelenen demokrasi vodvilinin açığa çıktığı en önemli kanıtlardan biri işte bu alternatif fikir ve partilere imkan sağlayabilecek düzeltmenin yapılmasını engelleyen siyasetin devletçe finansmanı düzeni. Ayrıca bir sosyal demokrat olarak kendisi sayesinde liberalizme sempati duymaya başladığımı ifade etmem üzerine, kendisinin savunduğu vahşi kapitalizm karşıtı klasik liberalizm düzeninde eğitim ve sağlık ihtiyacı olan kimselere devletçe bakılmasının mümkün olduğunu vurguluyor.

CHP Parti Meclisi üyesi ve deneyimli devlet adamı Murat Karayalçın'la Denizli'den İzmir'e geçiyoruz. Kendisinin kuşağının ailelerini siyaset dışında tutan ve aileye saygı duyan insanlar olduğunu belirten Karayalçın, Türkiye'de son yıllarda insanların özel hayatına ve ailelerine dahi saldırılmasını çok yakışıksız bulduğunu ifade ediyor. Karayalçın'a göre dünyanın en güzel kentlerinden biri olan İstanbul'un getirildiği nokta Türkiye adına utanç verici. Son yapılan konut ve projelerin de İstanbul'un doğasını tamamen tahrip ettiğini söyleyen Karayalçın, ileride bunun pişmanlığını yaşayacağımızı söylüyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin geçmişte solda birlik sağlanamaması nedeniyle Melih Gökçek'e hediye edildiğini belirten Karayalçın, bu seçimde aday olmayı düşünmediğini ancak neler yaşanabileceği hakkında da henüz konuşmak için erken olduğunu söylüyor. Ayrıca aday belirleme süreciyle ilgili olarak da Ekim ayından önce bir gelişme beklemiyor. Ek olarak Karayalçın, Mustafa Sarıgül'ün İstanbul adaylığının netleşmesi gerektiğini vurguluyor.

CHP Parti Meclisi üyesi genç siyasetçi Gökçe Pişkin'le sohbet ediyoruz... Bir sonraki seçimde milletvekili olmasına kesin gözüyle bakıyorum. Zira TBMM'de Türk kadınının sesi olabilecek özgüvenli ve zeki bir insan. Gençler de kendisini çok seviyorlar. Kısa bir süre önce babasını kaybetmesine karşın, geçirdiği zor günlerde Türkiye aşkının kendisini ayakta tuttuğunu söylüyor. Sunumunda bir ilginçlik yaparak gençleri sahneye oturmaya davet ediyor ve üç günlük konferansımızın en farklı ve akılda kalan sunumunu gerçekleştiriyor.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ı dinliyorum. "Türk Siyasal Tarihi" adlı kitabımı da inceliyor. Sunumu için oldukça iyi hazırlanmış ve bir akademisyen gibi küreselleşme konusunu dinleyicilere anlatıyor. Sorular bölümünde "Vur de vuralım, öl de ölelim" sözleri hatırlatıldığında, bu sözün o amaçla söylenmediğini ancak PKK terörünü meşrulaştırmanın başka terörleri de hortlatabileceğini ifade ediyor. MHP'nin ve MHP'lilerin tüm tahriklere rağmen bu dönemde üniversitelerde şiddete bulaşmadığını söyleyen Vural, AKP'nin oylarının düştüğünü gözlemlediğini belirtiyor.

AK Parti Denizli milletvekili Nihat Zeybekçi'nin konuşmasındayız. Pazarlama olayına yatkın olduğunu düşündüren güzel bir video kliple Belediye Başkanlığı dönemindeki icraatlarını izletiyor. Kendisinin konuşması için AK Parti teşkilatına mensup 50 kadar özel konuk da geliyor. Konuşması akıcı ve düzgün. TBMM'de hangi görüşten olursa olsun, kaliteli vekillerimizin olması bizi gururlandırıyor.

Şimdilik bu kadar, cennet Kıbrıs'tan sevgilerle...

Dr. Ozan ÖRMECİ


UPA 1. Siyaset Okulu Denizli'de Düzenlendi


Genel Koordinatörü olduğum Uluslararası Politika Akademisi - UPA'nın Denizli Genç İşadamları Derneği'nin sponsorluğunda 6-7-8 Mayıs 2013 tarihlerinde Denizli EGS Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlediği 1. Siyaset Okulu programıyla ilgili bilgilere http://politikaakademisi.org/?p=5001 adresinden ulaşabilirsiniz. Kıbrıs'tan sevgilerimle.

Dr. Ozan ÖRMECİ

2 Mayıs 2013 Perşembe

Bir Yılın Ardından Mösyö Hollande İktidarı


Geçtiğimiz yıl bu dönemde Fransız Sosyalist Partisi (PS) Cumhurbaşkanı adayı olarak Cumhurbaşkanlığını ikinci turda % 51,7 oyla kazanan François Hollande, her nedense Türkiye’de hakkında en az yazılıp-çizilen siyasal liderlerden birisidir. Son yıllarda Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerin çeşitli sebeplerle bozulması ve gerilemesi bunda etkiliyse de, Sarkozy dönemine kıyasla Hollande iktidarına Türkiye basınının bu derece ilgisiz olması düşündürücüdür. Bunu daha çok Hollande’ın sosyalizmi çağrıştıran bazı siyasal ve sosyal uygulamalarının, Türkiye’de basını kontrol eden büyük sermaye çevrelerinde yarattığı rahatsızlıkla açıklamak mümkündür. Bu yazıda önümüzdeki dönemde ülkemize bir gezi yapması da planlanan ve Türkiye kamuoyunda çok az tanınan François Hollande hakkında bazı bilgileri paylaşacak ve Hollande iktidarının bir yıllık performansını değerlendirmeye çalışacağım.


François Hollande

1954 Rouen doğumlu Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, yüzyıllar öncesinde Hollanda’dan Fransa’ya kaçmış Kalvinist kökenli ancak sonradan Katolikleşmiş orta sınıf bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir.[1] Katolik olmasına ve bir Katolik Okulu’nda eğitim almasına karşın ilerleyen yıllarda Hollande inanç açısından agnostik olduğunu açıklamış, ancak tüm inançlara saygı duyduğunu da belirtmiştir. Annesi sol görüşlü bir sosyal yardım uzmanı, babası sağ görüşlü bir doktor olan Hollande, önce Saint Jean-Baptiste de la Salle Özel Katolik Okulu’nda yatılı olarak öğrenime başlamış, daha sonra Fransa’nın en ünlü işletme okullarından HEC Paris’te (Hautes Etudes Commerciales de Paris) okumuş ve son olarak Ecole Nationale D’Administration’da siyasal bilimler alanında yüksek lisans yapmıştır.[2] Hollande gençlik yıllarında ileride eşi olacak ve Fransız sol hareketinde önemli yerlere gelecek Ségolène Royale ile de tanışmıştır. 1974 yazında henüz üniversite öğrencisiyken bir müddet ABD'de yaşayan Hollande, üniversite eğitimi sonrasında Fransa Denetleme Mahkemesi’nde kurul üyesi olarak çalışmaya başlamıştır.[3] Fransa’da 68 kuşağının etkisiyle üniversitelerde sol düşünce ve kültürün çok hakim olduğu bir dönemde öğrenci olan Hollande, bu nedenle gençlik yıllarından itibaren sosyalizme ilgi duymuş ve ilk siyasi çalışmasını 1974 yılında PS Cumhurbaşkanı adayı François Mitterrand’ın kampanyasında gönüllü olarak yapmıştır. 1979 yılında Sosyalist Parti’ye üye olan Hollande, kısa süre içerisinde Mitterrand’ın danışmanlarından Jacques Attali tarafından fark edilmiş ve 1981 yılında Attali Hollande’ın daha sonra geleceğin Fransa Cumhurbaşkanı olacak Jacques Chirac’a karşı Fransa Ulusal Meclisi seçimlerine katılmasını sağlamıştır.[4] Hollande ilk turda seçimleri Chirac’a karşı kaybetmesine rağmen adını duyurmuş, dahası seçim sonrasında yeni seçilen Cumhurbaşkanı Mitterrand’ın özel danışmanı olmuştur. 1983'te Ussel Belediye Meclisi üyesi olan Hollande, 1988’de Corrèze’den Ulusal Meclis’e girmeyi başarmıştır. 1993 seçimlerinde ise seçimi kaybederek Meclis dışı kalmıştır.

1995 yılında Sosyalist Parti’nin başında geçen Lionel Jospin’in görevlendirmesiyle PS basın sözcüsü olan Hollande, 1997 yılında tekrar Corrèze’den aday olup bu kez başarılı bir şekilde Meclis’e girdi. Aynı yıl Jospin Fransa Başbakanı, Hollande ise 11 görevde kalacağı makam olan Sosyalist Parti Genel Sekreteri oldu. Sosyalist Parti’nin Fransız hükümetindeki güçlü konumundan dolayı Hollande Fransız basınında “Başbakan Yardımcısı” olarak anılmaya başlandı. Hollande daha sonra 2001’de Tulle Belediye Başkanı oldu ve 7 yıl boyunca bu görevde kaldı. Jospin’in 2002 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybederek geri plana çekilmesi sonrasında partinin en önde gelen isimlerinden biri haline gelen Hollande, yine de 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde parti içi rekabette karısı Ségolène Royale’e geçildi ancak karısı da yarışı Nicholas Sarkozy karşısında kaybetmekten kurtulamadı.[5] Daha önemlisi karısı ve dört çocuğunun annesi olan Royale’den seçimlerden bir ay sonra boşandı ve Paris Match’ta çalışan bir Fransız gazeteci olan Valérie Trierweiler ile yaşamaya başladığını duyurdu. Hollande’ın büyük çıkışı elbette 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oldu. Favori adaylardan Dominique Strauss-Kahn’ın tutuklanmasının ardından parti içerisinde adaylık yolu açılan Hollande, seçimler öncesinde tartışma programlarında gösterdiği üstün performans ve olağanüstü karizmatik özelliklerini öne çıkaran liderlerden farklı olarak sıradan insan imajı ve halka yakın tavırlarıyla Fransa’da Sarkozy muhalifi tüm çevrelerin desteğini sağladı ve seçimlerin 2. turunda önemli bir zafer elde ederek Fransa’nın 24. Cumhurbaşkanı oldu.[6] Ekonomi ve siyaset alanında birçok kitap sahibi[7], mürekkep yalamış bir isim olan Hollande’ın birinci yılı dolarken neler yaptığına da göz atalım.

Hollande iktidarının birinci yılı dolarken durumun kendisi açısından pek parlak olmadığını söylemek sanırım haksızlık olmaz. Zira Hollande Avrupa’da solun geleceğiyle ilgili büyük bir belirsizliğin hakim olduğu kötü bir dönemde iktidara geldiği için birçok sol parti ve lider gibi bocalamakta. Hollande geçmişte François Mitterrand döneminde PS’nin rahatlıkla kullandığı sosyalist söylem ve politikaları ve iddiaları hedefleri (changer la vie) kullanmakta ısrarcı gözükmüyor, ancak ikinci yol olarak kabul edilen ve daha çok Avrupa’da sağ partilerin benimsediği Thatcherizm ve neo-liberal varyantlarına da mesafeli durmaya devam ediyor.[8] Bu aslında sosyal demokrat bir partinin tam da ihtiyacı olan Anthony Giddens’in deyimiyle bir “üçüncü yol” çizgisi haline gelebilir. Ancak Avrupa solunun son dönemde bir ideolojik kitab-ı mukaddesi olmadığı ve politikalar netleştirilemediği için seçmene sunulan kararsız fotoğraf, oy oranlarının düşmesine neden oluyor. Hollande’ın oy oranları son anketlere göre hızla yükselen aşırı sağcı Marine Le Pen’in dört puan aşağısında ve gerilemekte.[9] Zira aşırı sağın argümanları çok rahatsız edici olmasına karşın son derece net ve tutarlı. Seçmenler de kararsız ama demokratik sol karşısında kararlı ama faşizan sağa kolaylıkla yönelebiliyor. Dahası eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’i özleyenler Fransa’daki hala en büyük grubu oluşturuyor.[10] Bu da Jean-François Copé liderliğindeki UMP’nin Copé ya da Sarkozy ile bir dahaki seçimde yeniden iddialı olabileceğini gösteriyor.

Seçildikten sonra ilk iş olarak Jean-Marc Ayrault’yu Başbakanlığa atayan Hollande, ilk yurtdışı gezisini yaptığı Almanya’ya giderken uçağına yıldırım düşmesi nedeniyle korkulu anlar yaşamıştı.[11] Hollande’ın ilk somut icraatı solun halkla bütünleşmesini sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanı, Başbakan ve kabine üyelerinin maaşını % 30 oranında kesmek olmuştu.[12] Ancak bu popülist jeste karşın Hollande’ın en çok başını ağrıtan konu yine ekonomi oldu. Geçtiğimiz günlerde açıklanan rakamlar Fransa’da işsizliğin Ocak 1996’dan beri rekor seviyeye (% 11,5) ulaştığını gösteriyor.[13] Ülkedeki ekonomik sorunlar Hollande’ın popülaritesinin hızlı düşüşündeki en önemli etken olarak gözüküyor.



Hollande’ın bir yıllık iktidarında işsizlik kadar önemli bir diğer ekonomik sorun da bütçe açığı oldu. Hollande bu sorunu aşabilmek için düzenli vergilendirme politikası uygulamalarına yönelerek yeni bir varlık vergisi yasalaştırınca, yüksek geliri nedeniyle daha yüksek vergi vermek zorunda kalacak olan Gérard Dépardieu ve Catherine Deneuve gibi bazı ünlülerin ve zenginlerin tepkisini çekti. Hatta Dépardieu bu sebeple ülkeden ayrılarak Rusya vatandaşlığına geçti.[14] 1 milyon euronun üzerinde kazananlardan % 75 civarında hayli yüksek bir vergi almayı gören bu yeni varlık vergisi (ISF - Impôt de Solidarité sur la Fortune), Hollande’a göre daha da genişletilebilirse Fransa 2017 yılında bütçe açığı vermekten kurtulabilecektir.[15] Bu nedenle Hollande bu vergileri ateşli bir şekilde savunmaktadır.[16] Ayrıca Fransızların ünlü otomotiv firması Peugeot-Citroën bu vergilendirme sistemini protesto ederek Paris’teki fabrikasını kapatacağını duyurmuştur. Bu nedenle halka benzerliği ve Sarkozy gibi aşırılıkları olmaması sebebiyle “Bay Normal (Monsieur Normal)” olarak nitelendirilen Hollande, son dönemde “Bay Zayıf (Monsieur Faible)” şeklinde adlandırılmaya başlanmıştır.[17]

Hollande döneminin ikinci önemli gelişmesi dış politikada yaşanmıştır. NATO’nun askeri kanadına geri dönmek için büyük çaba harcayan Sarkozy kadar iyi bir Atlantikçi olmadığı gözlemlenen Hollande, önce Fransız askerlerinin Afganistan’dan geri çekilmesini sağlamış, daha sonra Mali'de İslamcı militanların ülkeyi ele geçirmesini önlemek için askeri müdahalede bulunmuştur. 12 Ocak’ta başlatılan “Serval Operasyonu”, Mali halkından büyük ölçüde destek görmüş ve başarıyla sonuçlandırılmıştır. Ancak solcu Hollande’ın imajını bu askeri müdahale bile sağ seçmen gözünde yeterince muteber bir konuma getirememiştir.



Hollande döneminin en çok dikkat çeken ve medyada en yoğun yer alan konularından birisi de eşcinsel evliliğe ve eşcinsel ebeveynlerin evlat edinmesine yönelik yasa çıkarması olmuştur.[18] Olay bazı kesimlerde mutluluk yaratırken, yasayı protesto için Fransa’da sokağa çıkıp gösteri yapan çok sayıda vatandaş da dikkat çekmiştir. Hollande ayrıca Sarkozy döneminde 65’e çıkarılan emeklilik yaşını 60’a düşüreceğini vaat etmiştir. Hollande’ın başını son dönemde en çok ağrıtan konu ise, önceki Maliye (Bütçe) Bakanı Jérôme Cahuzac’ın vergilendirmeden kaçmak amacıyla milyon dolarlık servetini İsviçre’de gizli bir kasada sakladığını itiraf etmesi olmuştur.[19] Hollande ayrıca yenilenebilir enerjiyi yaygınlaştırmak için, elektrik üretiminde kullanılan nükleer enerji payının % 75’ten % 50’ye düşürmeyi planladığını açıklamıştır. Le Nouvel Observateur dergisi yakın tarihte Hollande’ın verdiği 60 sözün 1 yıllık iktidarı içerisinde ne ölçüde başarıldığını inceleyen bir dosya yayınlamıştır.[20] Ayrıntılı bilgilere buradan da ulaşılabilir.

François Hollande’ın anketlerde şu an için oldukça düştüğü gözlemlenen popülaritesi, bir ekonomik toparlanma yaşanması halinde kısa sürede düzelebilecektir. Hollande’ın Türkiye açısından önemi ise 2015 yılına doğru gidilirken Ermeni iddiaları karşısında göstereceği tavır ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda izleyeceği politikalardır.   


Dr. Ozan ÖRMECİ





[1] “François Hollande”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Hollande.
[2] “François Hollande”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Hollande.
[3] “François Hollande”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Hollande.
[4] “François Hollande”, Vikipedi, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Hollande.
[5] “François Hollande”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Hollande.
[6] “François Hollande Biography”, Biography.com, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.biography.com/people/fran%C3%A7ois-hollande-20849813.
[7] Bazı kitaplarına şuradan bakılabilir; http://www.amazon.co.uk/s/ref=ntt_athr_dp_sr_1/275-9386710-9752958?_encoding=UTF8&field-author=Fran%C3%A7ois%20Hollande&search-alias=books-uk&sort=relevancerank.
[8] “What Now For François Hollande?”, Le Monde Diplomatique, Erişim Tarihi: 01.05.2013, Erişim Adresi: http://mondediplo.com/openpage/what-now-for-francois-hollande.
[9] “François Hollande 'would lose to Marine Le Pen tomorrow'”, The Telegraph, Erişim Tarihi: 01.05.2013, Erişim Adresi: http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/francois-hollande/10030885/Francois-Hollande-would-lose-to-Marine-Le-Pen-tomorrow.html.
[10] “Fransızların Sarkozy Özlemi Artıyor”, Haberler.com, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.haberler.com/fransizlarin-sarkozy-ozlemi-artiyor-4577039-haberi/.
[11] “Hollande's plane hit by lightning, reports say”, BBC News, Erişim Tarihi: 01.05.2013, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-18074342.
[12] “François Hollande”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Hollande.
[13] “Fransa’da Ekonomik Sıkıntılar 1 Mayıs’a Gölge Düşürdü”, Haberler.com, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.haberler.com/fransa-da-ekonomik-sikintilar-1-mayis-a-golge-4581703-haberi/.
[14] “Gerard Depardieu resmen Rus Vatandaşı”, CNN Türk, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.cnnturk.com/2013/yasam/02/23/gerard.depardieu.resmen.rus.vatandasi/697670.0/index.html.
[15] “François Hollande”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Hollande.
[16] “Francois Hollande defends 75 per cent tax rate”, The Telegraph, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/francois-hollande/9773686/Francois-Hollande-defends-75-per-cent-tax-rate.html.
[17] “François Hollande: from Mr Normal to Mr Weak”, The Guardian, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.guardian.co.uk/world/2013/apr/28/francois-hollande-mr-normal-mr-weak.
[18] “Rainbow Warriors”, The Economist, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.economist.com/news/europe/21576692-frances-parliament-votes-legalise-gay-marriage-and-adoption-rainbow-warriors?zid=309&ah=80dcf288b8561b012f603b9fd9577f0e.
[19] “François Hollande: from Mr Normal to Mr Weak”, The Guardian, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://www.guardian.co.uk/world/2013/apr/28/francois-hollande-mr-normal-mr-weak.
[20] “Les 60 promesses de Hollande, un an après”, Le Nouvel Observateur, Erişim Tarihi: 02.05.2013, Erişim Adresi: http://tempsreel.nouvelobs.com/hollande-un-an-a-l-elysee/20130430.OBS7741/les-60-promesses-de-hollande-un-an-apres.html.

29 Nisan 2013 Pazartesi

GAÜ’deki 1. Kıbrıs Çalıştayımız Sona Erdi



Danışmanı olduğum Girne Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkileri Kulübü – GAÜSBUİK’in düzenlediği “1974’ten 2013’e Kıbrıs Sorunu ve Doğu Akdeniz Enerji Güvenliği” konulu 1. Kıbrıs çalıştayı önceki gün Girne Amerikan Üniversitesi Milenyum Senato Kongre Salonu’nda düzenlendi. AK Parti Malatya milletvekili Ömer Faruk Öz, CHP Kocaeli milletvekili Haydar Akar, LDP Genel Başkanı Cem Toker ve emekli büyükelçi Dr. Onur Öymen’in katıldığı ve sabah saat 10.00’da başlayıp akşam 16.30 dolaylarında sona eren çalıştayda Kıbrıs sorunu tüm yönleriyle masaya yatırıldı. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu ise yoğun programı nedeniyle çalıştaya katılım gösteremedi. Bu yazıda size çalıştaydan akıllarda kalan hususları aktarmaya çalışacağım.

Ben ve öğrencilerimin mesaisi aslına bakılırsa çalıştaydan bir gün önce konukların Lefkoşa Ercan Havaalanı’ndan karşılanması ve Merit Hotel’e yerleştirilmesiyle başladı. Sabah saatlerinde emekli büyükelçi Sayın Dr. Onur Öymen, sonrasında öğle vakitlerinde LDP Genel Başkanı Sayın Cem Toker ve gece geç saatlerde AK Parti Malatya milletvekili Sayın Ömer Faruk Öz üniversitemizin desteği ve öğrencilerimizin yoğun çabalarıyla kulübümüzce karşılanarak otele yerleştirildi. CHP Kocaeli milletvekili Sayın Haydar Akar ise çalışmaları nedeniyle çalıştaya Pazartesi günü günübirlik katılım gösterebildi. Pazar günü akşam yemeğinde Girne sahilde yer alan Grand Akpınar adlı restoranda Onur Öymen ve eşi, Cem Toker, ben ve eşim, kulüp başkanımız Mehmet Güldal ve kulüp yöneticimiz Burcu Yürik yemek için bir araya geldik. Son derece keyifli bir ortamda gerçekleşen yemek sonrasında Girne sahilde biraz yürüyüş yaparak Onur Bey’in isteğiyle Galatasaray maçının son yarım saatini izledik ve hep beraber dondurma yiyerek Kıbrıs’a özgü “Con” kahvelerimizi içtik. Onur Bey’i gazete ve televizyonlardan tanıyanlar zaman zaman meraklı gözlerle bizi izledi ya da masamıza gelerek selam verdiler. Onur Bey ve Cem Bey anılarıyla hem öğretici, hem de eğlenceli bir sohbet yapmamızı sağladılar. Onur Bey’in eşi Nedret Hanım da diplomat eşi olmanın çeşitli zorluklarını bizlerle paylaştı. İlerleyen saatlerde ertesi gün çalıştayda buluşmak üzere vedalaştık.

Pazartesi günü çalıştay için GAÜ Milenyum Senato Kongre Salonu önünde öğrencilerimle saat 09.30 dolaylarında buluşarak hazırlıklarımızı tamamladık. Onur Bey’in Kıbrıs merkezli televizyon kanalı Fog Tv ile yaptığı röportaj sonrasında salonda yerlerimizi aldık. GAÜ Rektörü Prof. Dr. Yıldırım Öner saat 10.00 dolaylarında açılış konuşmasını yaparak çalıştayımızı başlattı. Ardından alkışlar sahneye çıkan Dr. Onur Öymen 1 saat 15 dakika kadar süren uzun ve anılarıyla renklendirilmiş güzel bir konuşma yaptı. Onur Bey’in gerek yemekte, gerekse çalıştayda söylediği bazı önemli konuları burada sizinle de paylaşmak isterim. Öncelikle Öymen Kıbrıs sorunu ve diğer tüm meselelerde Türkiye’nin sabırlı ve dirençli olması gerektiğini, ancak son yıllarda Türkiye’de yaratılan atmosfer nedeniyle özeleştirinin Türkiye’de güreş ve futboldan sonra 3. milli sporumuz haline geldiğini belirterek, dış politikada sonuç almanın onyıllar hatta yüzyıllar sürebileceğini çeşitli örnekler vererek açıkladı. Annan Planı’nın Kıbrıslı Türkler açısından iyi bir plan olmadığı halde, Kıbrıslı Türklerin yakın geçmişte 9000 sayfalık bu raporu tam olarak okumadan ve anlamadan sürece destek verdiklerini hatırlatan Öymen, çözüme karşı olmadığını ancak çözümün ancak hakkaniyetli olması durumunda başarılı olacağını belirtti. KKTC’ye baktığında büyük bir başarı gördüğünü belirten Onur Başaran Öymen, 1974’te devlet görevi nedeniyle ilk geldiği dönemdeki Kıbrıs’la bugünkü Kıbrıs’ı karşılaştırdığında müthiş bir gelişim gördüğünü ve ambargolara rağmen bu duruma gelinmesinin Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin yarattığı bir mucize olduğunu söyledi. Rahmetli Rauf Denktaş ve arkadaşlarının mücadelesi ile Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere siyasi desteği ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı olmasa Kıbrıslı Türklerin tarih sahnesinden silinmiş olabileceğini söyleyen Öymen, bu nedenle Denktaş ve arkadaşlarına yönelik saygısız tutumların çok haksız olduğunu belirtti. Türkiye’de son dönemde demokrasinin kötü bir dönemden geçtiğini belirten Öymen, bu nedenle KKTC’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine Türkiye’den daha iyi bir “model ülke” haline geldiğini belirtti. Kıbrıslı Türk akademisyen Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Işıksal’ın bir sorusu üzerine “Kıbrıs’ta sizin hapiste kaç gazeteciniz var?”şeklinde bir karşı soru soran ve buradan yola çıkarak KKTC demokrasisinin geldiği ileri seviyeyi gösteren Öymen, KKTC’nin de Türkiye’ye benzer şekilde demokrasisinin gerilememesi için Kıbrıslı Türklerin özgürlüklerini korumalarını ve demokrasiye sahip çıkmalarını tavsiye etti. Enerji faktörünün son dönemde ortaya çıkan yeni bir gelişme olduğunu ancak siyasetin ve ideolojik fanatizmin özellikle Rumlar açısından Kıbrıs’ta ön plana çıktığını belirten Öymen, bu nedenle Kıbrıs’ta çözümün kolay olmadığını söyleyerek alkışlar arasında konuşmasını tamamladı. Onur Bey’in önceki gün yaptığımız sohbetlerden aklımda kalan en önemli vurgusu, İran’ın nükleer programı nedeniyle İran-İsrail gerginliğinin önümüzdeki birkaç ayda şiddetlenebileceği ve bu doğrultuda Türkiye’nin savaşa sokulmak istediği oldu.

Sahneye ikinci olarak çıkan ve yoğun programı nedeniyle konuşmasının ardından hemen ayrılması nedeniyle şahsen konuşma şansı bulamadığım Ak Parti Malatya milletvekili Ömer Faruk Öz, Kıbrıs’ın kendilerine rahmetli Necmettin Erbakan’dan miras kalan önemli bir konu olduğunu ve bu nedenle iktidar partisinin Kıbrıs’ın geliştirilmesi için büyük gayret gösterdiğini ifade etti. Konuşmasında üç defa Türkiye’den KKTC’ye gönderilen yardım miktarına dikkat çeken Öz, AKP’nin her konuda olduğu gibi Kıbrıs sorunu konusunda da barış ve çözüm yanlısı olduğunu belirterek, önümüzdeki yıllarda müzakerelerde yeni bir aşamaya gelinmesi durumunda geçmişte Annan Planı döneminde olduğu gibi iktidarın çözüme destek vereceğini belirtti. Bir soru üzerine Türkiye’de yaşanan ve “barış süreci” adı verilen PKK ile müzakere sürecini savunan Öz, bu sürecin başarıyla tamamlanması durumunda Türkiye’nin çok daha zengin ve güçlü bir ülke haline geleceğini iddia etti. Başbakan Erdoğan’ın Türkiye için bir şans olduğunu belirten Öz, Kıbrıs sorunu ya da Kürt sorunu gibi konuların partiler üstü ve milli bir yaklaşımla ele alınmasını gerektiğini belirterek, yurtiçinde yaptığı gezilerde CHP ve MHP tabanında dahi bu sürece yoğun destek gördüğünü iddia etti. Buna tepki gösteren protokoldeki CHP Kocaeli milletvekili Haydar Akar, söz alarak kendisinin de sürekli yurtiçinde geziler yaptığını ve böyle bir desteğe şahit olmadığını belirtti. Sorular bölümünde söz alan LDP Genel Başkanı Cem Toker Başbakan’ın çözüm sürecine karşı çıkan herkese çok sert eleştiriler getirdiğini ancak tabloya bakıldığında Türkiye’deki onlarca siyasi parti arasında bu sürece destek olan sadece iki parti (AKP ve BDP) olduğunu belirterek, sürecin demokratik açıdan meşruiyet sorununa dikkat çekti.

Sahneye üçüncü olarak CHP Kocaeli milletvekili Haydar Akar çıktı. Bu oturumun moderatörlüğünü de ben gerçekleştirdim. Uçağa yetişecek olması nedeniyle sözü uzatmadan çalıştaya çeşitli notlarla hazırlıklı olarak geldiği anlaşılan Haydar Bey’e bıraktım. Konuşmasına Türkiye’nin enerji açığı olan ve bu nedenle dış ticarette verdiği büyük açığa dikkat çekerek başlayan Akar, bu sorunun düzeltilmesi adına çeşitli seçenekler olduğunu belirterek, Türkiye’nin özellikle güneş ve rüzgâr enerjisi gibi alternatif enerji yollarını kullanması gerektiğini ancak bu konuda hükümetin ciddi çalışmalar içerisinde olmadığını belirtti. Kıbrıs sorununda enerji faktörünün önümüzdeki dönemde yeni gelişmelere gebe olduğunu belirten Akar, İsrail’in son özür meselesini de bu süreçle alakalı gördüğünü belirtti. Kendisinden önce konuşan Ömer Faruk Öz’ün bazı sözlerine cevap veren Akar, CHP’nin barışa hem Kıbrıs’ta, hem de Türkiye içerisinde destek verdiğini ancak AKP’nin başlattığı sürecin barışa hizmet etmediğini belirtti. Öğle yemeğindeki sohbetlerimizde yoğun yurtiçi geziler yaptığını ve AKP’nin bu süreçte oyunun düştüğünü gözlemlediğini belirten Akar, medyanın olayları farklı yansıtması ve AKP’nin müthiş algı yönetimi sayesinde Türkiye’de yanlışların doğru, doğruların yanlış olarak sunulabildiğini ifade etti. Uçağa yetişecek olması sebebiyle sunumunu kısa tutan Akar, öğrencilerimizin alkışları arasında bizimle vedalaşarak üniversitemizden ayrıldı.

Sahneye son olarak LDP Genel Başkanı Cem Toker çıktı. Önceki gün yemekte de fark ettiğim üzere LDP’nin eski Genel Başkanı ve Kıbrıs’ta önemli yatırımları olan işadamı Besim Tibuk’u aratmayacak şekilde esprili ve dikkat çekici konuşmalar yapabilen Cem Toker, Türkiye’de bugüne kadar köksüz kalan bir ideoloji olan liberalizmin özellikle üniversite öğrencileri çevresinde yayılmasına katkıda bulunabilecek karizmatik bir isim. Teknolojiye oldukça hâkim olan Toker, Twitter ve Facebook gibi sosyal medya araçlarını aktif olarak kullanıyor ve bunun yanında blues, soul ve caz müzik hakkında üst düzey bilgisiyle de dikkat çekiyor. Sohbeti de oldukça hoş olan Toker, 17 yaşında ilk kez öğrenci olarak gittiği Amerika Birleşik Devletleri’ndeki anılarından yola çıkarak ABD siyasal sistemine dair bazı saptamalarda bulundu. Türkiye’de Başkanlık sistemini savunduğunu ancak bunun AKP’nin önerdiği Başkanlık sistemi olmadığını belirten Toker, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde başa geçen Nikos Anastasiadis’in makul bir isim olduğunu ve bu nedenle enerji faktörünün her iki tarafta da kazanç sağlayabilecek bir ortam yaratması sebebiyle barışın Kıbrıs’ta mümkün olduğunu söylüyor. Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren ve aksi halde Türkiye’nin demokrasi rotasından tamamen çıkabileceğinden endişe ettiğini ifade eden Toker, Rumlarla ilişkilerde jest niteliğindeki ufak adımların karşı tarafta da yankı bulabileceğini iddia etti. Daha önce Ermenistan’a yaptığı ziyaretlerde de benzer şeyleri görüp yaşadığını söyleyen Toker, Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” politikasının son dönemde “komşularla sırf sorun” politikasına dönüştüğüne dikkat çekerek, yeniden komşularımızla iyi ilişkiler kurmamız gerektiğini belirtti. Kendisinin çeşitli ortamlarda “sen nasıl liberalsin” şeklinde eleştirilere maruz kaldığını söyleyen Toker, kendisinin kapitalizmi savunan iyi bir liberal olduğunu ancak liberalizmin Türkiye’nin bölünmesi ya da Türkiye’nin dış politikada çıkarlarının savunulmaması anlamına gelmediğini söyledi. Şahsi sohbetlerimizde çözüm sürecinin de son derece otoriter bir şekilde yönetildiğini ifade eden Toker, medyadaki üst düzey bazı yönetici ve programcıların kendisine “sürece destek olacaksan seni programa çıkaracağız” şeklinde yaklaştığını ve sırf bunun bile bu sürecin ne kadar demokrasiden uzak olduğunu gösterdiğini söyledi. 

Cem Toker’in konuşmasının ardından saat 16.30 dolaylarında çalıştayımız sona erdi. Ardından bir yarım saat kadar Cem Bey, Onur Bey ve eşi ile Redroom Kafe’de birer çay içerek çalıştayı değerlendirdik. Bizim için oldukça yorucu ancak sonuçta son derece keyifli ve başarılı bir çalıştay oldu. Eksiklerimize karşın üniversitemizde bu tip faaliyetlerin gelişmesi ve KKTC’nin Türkiye ve dünya medyasında daha fazla yer alması adına bu gibi çalışmalarımızı üniversitemizin de desteğiyle arttırmayı umuyoruz. Kıbrıs’tan sevgilerle…


Dr. Ozan ÖRMECİ

25 Nisan 2013 Perşembe

GAÜSBUİK 1. Kıbrıs Çalıştayı


Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü Dr. Ozan Örmeci'nin danışmanı olduğu Girne Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulübü - GAÜSBUİK, 29 Nisan Pazartesi günü "1974'ten 2013'e Kıbrıs Sorunu ve Doğu Akdeniz Enerji Güvenliği" konulu bir çalıştay gerçekleştirecektir. Uluslararası Politika Akademisi - UPA'nın desteğiyle gerçekleştirilecek olan organizasyon hakkında kulüp başkanı Mehmet Güldal önceki gün Kıbrıs basınına bilgiler verdi. Mehmet Güldal çalıştaya birçok önemli ismin katılacağını belirterek, amaçlarının öğrencilerde bir farkındalık yaratmak ve Kıbrıs sorununa dikkat çekmek olduğunu söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu’nun açılış konuşmasıyla katılacağı organizasyonda; 1974 sürecinde Lefkoşa’da diplomat olan emekli Büyükelçi Sayın Dr. Onur Öymen, TBMM KKTC Dostluk Grubu Başkanı Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Malatya Milletvekili Sayın Ömer Faruk Öz, Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Başkanı Sayın Cem Toker, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kocaeli Milletvekili Haydar Akar katılım göstereceklerdir. Organizasyon Milenyum Senato Kongre Merkezi'nde düzenlenecektir.

Çalıştay Programı; 

09.30 KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş EROĞLU açılış konuşması
10.00 Onur ÖYMEN söyleşisi
11.30 Ömer Faruk ÖZ söyleşisi
14.00 Haydar AKAR söyleşisi
16.00 Cem TOKER söyleşisi
17.30 Kapanış Töreni