31 Ekim 2013 Perşembe

Çek Cumhuriyeti'nde Sosyal Demokratların Zaferi


Çek Cumhuriyeti’nde geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan seçimler sosyal demokratların zaferi ile sonuçlandı. 2010 Mayıs’ında seçilen Petr Nečas Başbakanlığındaki merkez sağ Sivil Demokratik Parti (ODP) iktidarının, ülkede patlak veren rüşvet skandalı sonrasında 17 Haziran 2013’te dağılması neticesinde gidilen erken seçimlerde en büyük çıkışı merkez çizgideki liberal Memnuniyetsiz Vatandaşlar Hareketi (ANO) yaparken, oy oranını koruyan Çek Sosyal Demokrat Partisi (CSSD) seçimlerde zafere ulaştı.

1971 doğumlu genç sosyal demokrat siyasetçi ve eski Maliye Bakanı Bohuslav Sobotka liderliğindeki Çek Sosyal Demokrat Partisi (CSSD), seçim sonucunda % 20,45 oya ulaşırken, ikinci sırayı henüz 2011 yılında kurulmuş ve liderliğini 1954 doğumlu Slovak asıllı girişimci Andrej Babiš’in yaptığı Memnuniyetsiz Vatandaşlar Hareketi (ANO) % 18,65 oyla aldı.[1] Çek Cumhuriyeti’nin en zengin ikinci işadamı olduğu söylenen ve Agrofert gıda şirketinin sahibi olan Babiš, böylelikle ülkenin kısa demokratik tarihindeki en büyük sürprizlerden birine imza attı.[2] Seçimlerde üçüncü sırayı % 14,91 oyla Vojtěch Filip liderliğindeki sosyalist Bohemya ve Moravya Komünist Partisi (KSCM) alırken, dördüncü sırayı % 11, 99 oyla Karel Schwarzenberg liderliğindeki merkez sağ-Hıristiyan Demokrat çizgideki Gelenek Zenginlik Sorumluluk 09 Partisi (TOP 09), beşinci sırayı % 7, 72 oyla seçim öncesinde yaşanan skandal sonucu yüzde 12’nin üzerinde oy kaybeden merkez sağ çizgideki ve kadın politikacı Miroslava Němcová liderliğindeki Sivil Demokratik Parti (ODP), altıncı sırayı % 6,88 oyla aynı ANO gibi ilk kez seçime giren ve radikal demokrasi talepleriyle dikkat çeken Japon asıllı Çek işadamı Tomio Okamura liderliğindeki Doğrudan Demokrasi Şafağı Partisi (UPD), yedinci sırayı ise % 6,78 oyla Pavel Bělobrádek liderliğindeki ve merkez sağ çizgideki Hıristiyan Demokrat Birlik – Çekoslovak Halk Partisi (KDU-CSL) aldı.[3] Seçimleri kazanan Çek Sosyal Demokrat Partisi’nin genel merkezinde kutlamalar yapılırken, parti lideri Bohuslav Sobotka koalisyon görüşmelerine hazır oldukları mesajını şu sözlerle verdi; “Önümüzdeki günlerde diğer siyasi partilerle bir araya gelip istikrarlı bir hükümet kurmak için kendi parti programlarımızı ve siyasi önceliklerimizi karşılaştırmayı planlıyoruz”.[4] İkinci sırada gelmesi beklenen sosyalist çizgideki Bohemya ve Moravya Komünist Partisi’nin üçüncü olması, iktidarda bir sol koalisyon hükümetinin olacağına yönelik tüm hesapları altüst ederken, ANO ve UPD gibi yeni partilerin yüzde 5 barajını aşarak parlamentoya girmeleri, ülkeyi ilerleyen aylarda zor günlerin beklediğini ispatlar nitelikteydi.
Çek Cumhuriyeti’nde koalisyon hükümeti önümüzdeki günlerde belli olacak.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ
Girne Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanı



[1] “Czech legislative election, 2013”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 31.10.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Czech_legislative_election,_2013.

[2] “Andraj Babiš”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 31.10.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Andrej_Babiš.

[3] “Czech legislative election, 2013”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 31.10.2013, Erişim Adresi: http://en.wikipedia.org/wiki/Czech_legislative_election,_2013.
[4] “Çekler sol partilere yöneldi”, Euronews, Erişim Tarihi: 31.10.2013, Erişim Adresi: http://tr.euronews.com/2013/10/26/cekler-sol-partilere-yoneldi/

30 Ekim 2013 Çarşamba

Tunus'ta Uluslararası Konferansa Katılıyorum


10-13 Kasım 2013 tarihleri arasında Friedrich Ebert Stiftung'un organize ettiği ve Tunus'ta düzenlenecek olan "Young Leaders' Regional Thematic Network" programına katılacak ve 12 Kasım'da "Gezi Parkı olayları ve Türk modeli" konulu bir konuşma yapacağım. Programla ilgili görüntü ve videoları ilerleyen günlerde web sitem ve blogumdan takip edebilirsiniz. Saygılarımla...

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

29 Ekim 2013 Salı

Marmaray Açılış Töreni


Bugün Cumhuriyet tarihinin en büyük projelerinden olan Marmaray görkemli bir törenle açıldı. Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kabine üyesi bakanlarının yanı sıra Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Somali Cumhurbaşkanı  Hasan Şeyh Mahmud, Romanya Başbakanı Viktor Ponta ve 8 ülkeden 9 Bakan katıldı. Törende yaşanan olaylar ise ayrı bir analizi hak eder nitelikteydi.

Öncelikle farklı şekilde yansıtılmaya çalışılsa da, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir projesi olan Marmaray’ı hayata geçiren herkesi kutluyorum. Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in 150 yıllık rüyasını gerçekleştiren bu proje ile umuyorum, önemli bir metropol olmasına karşın trafik sorunu nedeniyle birçok kimsenin asla yaşamayı düşünmediği İstanbul kentinin trafik sorunu biraz olsun hafifler. Törende ilk dikkatimi çeken konu törenin tarihiydi. 29 Ekim’de milyonlarca vatandaşımız Cumhuriyet Bayramı’nı coşkuyla kutlarken, buna rakip bir kutlama ya da nazire yapar gibi Marmaray açılışını bu tarihe denk getirmek bence son derece bilinçli ve kötü niyetli bir siyasal hamledir. Bu yaklaşımın demokrasi ile de uzaktan yakından alakası yoktur ve bu girişimin ardında kutuplaştırıcı anti-demokratik bir mantık bulunmaktadır. İkinci dikkatimi çeken husus, törende sahneye çıkan Bakan Binali Yıldırım’ın son birkaç haftadır yapmaya çalıştığı şekilde yine coşkulu ve kitleye yönelik bir konuşma yapmış olmasıdır. Bunları Binali Bey’in meydan siyasetine alışma gayretleri olarak görüyor ve bu çabaların ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi adaylığının geleceğini öngörüyorum. Törendeki komik bir kare Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin toplu dua merasimi sırasında ellerini iki yana açarak Başbakan Erdoğan ve diğer gruba eşlik etme gayretleriydi. Anlaşılan Japonya Başbakanı Türkiye’den ihaleleri aldıkça daha da fazla imana gelecek…

Törende dikkatimi çeken ve beni oldukça üzen bir diğer konu ise Başbakan Erdoğan’ın artık alıştığımız, eğitimsiz halkımızın çok sevdiği ve bir Kral ya da Sultan’ı da aratmayacak şekilde verdiği bir talimatla Marmaray seferlerini 15 gün süreyle ücretsiz yapması oldu. Elbette Başbakan’ın bu jesti halkımız için hoş bir olaydır ancak olaya demokratik ve daha derin bir açıdan yaklaşırsak, bir ülke yönetiminin yönetici kişinin tamamen kişisel zevk ve tercihlerine göre ayaküstü olarak yapılması, dünyada o ülkenin idare zaafiyeti olduğu algısını yaratmakta ve o ülkenin saygınlığına gölge düşürmektedir. Eğer durumumuz gerçekten bu ise umuyorum ilerleyen günlerde Başbakan Erdoğan kararlar alırken duygularına yenik düşmez. Düşünün ki sinirli bir anında bir dış politika meselesi konusunda karar alması gerekse… Aman yarabbi, iyi ki bu kabineyle savaşa girmemişiz…

Son konu ise ilk bahsettiğim husus ile ilgili. Kıbrıs’tan bakınca genel görüntü şöyledir; Bir yanda Cumhuriyet sevincini yansıtan ve sokaklara sığmayan milyonlar, diğer yandan halkın vergileri ile yapılan önemli bir projeyi kendi ikballeri ve hesapları doğrultusunda bir şov unsuru haline getirenler... Cumhuriyet bayramının ruhunu hangisi yansıtıyor sizce?

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci

28 Ekim 2013 Pazartesi

Körfez Ülkelerinin Silah Alımları Artıyor


Son iki yıldır yaşanan Arap Baharı sürecinde bazı olumlu gelişmelere sahne olan, ancak aynı zamanda bu gelişmeler neticesinde yeni bir istikrarsızlık dönemine de giren Orta Doğu coğrafyasında birçok ülkenin silahlanmaya ayırdığı bütçeler artıyor. Yeni silah alımları konusunda en çok dikkat çeken ülkeler ise, kısaca Körfez ülkeleri olarak bilinen ve Basra Körfezi kıyısında bulunan Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman (Oman) gibi ülkeler. Bu yazıda son dönemde bu ülkelerde yapılan bazı silah alımlarını ve bu silah alımlarının jeopolitik anlamını yorumlamaya çalışacağım.
Geçtiğimiz haftalarda Körfez ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri’nden toplam 123 milyar dolar değerinde yeni silah satın alarak barış zamanlarında tarihlerinin en büyük silah anlaşmalarına imza attılar. ABD Kongresi’nin onayına sunulan anlaşmalarda Suudi Arabistan başı çekerken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Umman ve Kuveyt de benzeri anlaşmalar imzaladılar. Anlaşmalar gereği dört yıl içinde BAE 35,6, Umman 12,3 ve Kuveyt 7,1 milyar dolarlık Amerikan silahı alacak.[1] Katar ise topraklarındaki ABD askeri varlığına güvenerek şimdilik silahlanma yarışına katılmamayı seçti. Bu anlaşmalarla ABD Körfez ülkelerine savaş jetleri, helikopter, insansız hava araçları, radar ve füze savunma sistemleri sağlayacak. Krizde olan Amerikan ekonomisini rahatlatan bu gelişmelerden Başkan Obama ve muhalefetin de memnun olduğu kaydediliyor.
Körfez ülkelerinin silah alımları ABD ile de sınırlı değil. Körfez ülkelerinin Avrupa’dan silah alımları da büyük bir hızla yükselişe geçti. Alman hükümeti sözcüsü Georg Streiter daha önce yaptığı açıklamada, Katar’ın kendilerinden 200 Leopard II tankı almak istediğini belirtmiş, Alman basın-yayın organları da geçen yıl Suudi Arabistan’la Leopard tankları satışı konusunda anlaşmaya vardıklarını duyurmuştu.[2] Bunlara ek olarak Suudi Arabistan, Mayıs ayında da 72 Eurofighter Typhoon savaş uçağı satın almak için İngiltere ile 3 milyar dolarlık anlaşma imzalamıştı.[3] Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü – SIPRI’ye göre kısa bir süre önce Çin Halk Cumhuriyeti’ne geçilerek dünyanın en büyük 5. silah üreticisi ülke konumunu kaybeden İngiltere’de[4], muhafazakar Başbakan David Cameron’ın Körfez ülkelerine yapılan silah satışlarının tamamen “meşru” olduğunu belirttiği ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni Fransız Mirage uçaklarını Eurofighter Thyphoons’la değiştirmeleri için çalıştığı ifade ediliyor.[5] Ancak bu duruma tepki gösteren Avrupalılar da var. Örneğin Alman Sol Partisi-Die Linke’den Jan van Aken, insan hakları sicili bozuk ülkelere yönelik bu silah satışları nedeniyle Alman Şansölyesi Angela Merkel’i ciddi şekilde eleştiriyor.[6]
Bu yoğun silahlanmayı anlamak içinse Körfez ülkelerini güvenlik korkusu içerisine iten siyasal sebepler üzerinde durmak gerekiyor. Elbette birinci neden Körfez ülkeleri ile geleneksel olarak rekabet halindeki İran İslam Cumhuriyeti’nin yürüttüğü nükleer programın kritik bir safhaya girmesi nedeniyle İsrail’den bu ülkeye yönelen tehditler. Olası bir savaş durumunda İran’ın İsrail’e misilleme olarak Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışını engellemeye çalışması ve Körfez’deki stratejik noktalara hava saldırısı yapması mümkün gözüküyor. Bu nedenle Körfez ülkeleri İran’a karşı caydırıcı güçlerini arttırmak için özellikle hava savunma sistemleri konusunda atılım yapmak istiyorlar. Örneğin Riyad’ın satın aldığı 85 yeni F-15 jetinin bu tür hava saldırılarına karşı caydırıcılık amaçlı olduğu belirtiliyor.[7] Bazı uzmanlarca bu son silah alımlarında Körfez ülkelerinin İran’ın füze programına tepki olarak ilk kez ofansif silahları tercih ettiği ifade ediliyor. İkinci önemli neden ise Körfez ülkelerinin geçtiğimiz iki yılda yaşanan Arap Baharı sürecinde demokrasi dışı yönetimlerin kendi halklarının öfkesine nasıl kurban olduklarını görmelerinden kaynaklanıyor. Batı müttefiki olan Bin Ali ve Mübarek’in de Kaddafi ile aynı sona uğraması kuşkusuz Batı müttefiki Körfez ülkelerinin otokratlarını endişelendiriyor ve kendilerini Batı açısından daha yararlı kılma arayışına sürüklüyor. Bu durum da birkaç senedir ciddi ekonomik sorunlarla boğuşan Washington ve Avrupa ülkelerini rahatlatıyor.
Bu ve benzeri silah alımları krizdeki ABD ve Avrupa ekonomilerini ve onların desteklediği ülkelere karşıt olan diğer ülkelere silah satışı yapan Rusya Federasyonu ve benzeri ülkeleri rahatlatırken, barış yanlısı grupların cesaretini kırıyor. Doğal olarak ve ister-istemez insanın aklına ünlü Rus yazar Anton Çehov’un sözü geliyor; “Eğer oyunun birinci sahnesinde duvarda asılı bir silah varsa, o silah ilerleyen sahnelerde mutlaka patlar”…

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ
Girne Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanı


[1] “Körfez’deki Arap ülkeleri İran’a karşı silahlanıyor”, Radikal, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Erişim Adresi:http://www.radikal.com.tr/yorum/korfezdeki_arap_ulkeleri_irana_karsi_silahlaniyor-1020168.
[2] “Körfez Ülkelerinin Silah Alımı Arttı”, Ntvmsnbc, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Erişim Adresi:http://www.ntvmsnbc.com/id/25370709/.
[3] “Körfez Ülkelerinin Silah Alımı Arttı”, Ntvmsnbc, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Erişim Adresi:http://www.ntvmsnbc.com/id/25370709/.
[4] “18 Mar. 2013: China replaces UK as world’s fifth largest arms exporter, says SIPRI”, SIPRI, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Erişim Adresi: http://www.sipri.org/media/pressreleases/2013/ATlaunch.
[5] “David Cameron: UK arms sales to Gulf countries ‘legitimate’”, The Guardian, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Erişim Adresi: http://www.theguardian.com/politics/2012/nov/05/david-cameron-arms-sales-gulf.
[6] “Germany boosts arms exports to Qatar”, Deutsche Welle, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Erişim Adresi:http://www.dw.de/germany-boosts-arms-exports-to-qatar/a-17004637.
[7] “Körfez’deki Arap ülkeleri İran’a karşı silahlanıyor”, Radikal, Erişim Tarihi: 28.10.2013, Erişim Adresi:http://www.radikal.com.tr/yorum/korfezdeki_arap_ulkeleri_irana_karsi_silahlaniyor-1020168.

24 Ekim 2013 Perşembe

Bölüm Başkanlığı


Ekim 2013 itibariyle Girne Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü başkanlığına atanmış bulunmaktayım. Bölümün oluşmasında ve gelişiminde emeği geçen tüm öğretim üyelerine ve beni bu makama layık görenlere teşekkür ederim. Saygılarımla.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ