Giriş
Mekke İttifakı veya resmi adıyla Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in bugün (7 Ağustos 2026) Mekke’de gerçekleştirdikleri üçlü zirvenin ardından imzalanarak resmen yürürlüğe giren yeni bir savunma paktıdır. Bu yazıda, Türk Dış Politikası, Ortadoğu güvenlik mimarisi ve İslam dünyası adına çok önemli bir gelişme olan bu pakt hakkında yazılanlar özetlenecektir.
Sünni Eksende Kutsal İttifak
Ortadoğu coğrafyasında, İran ve Şii ekseni ile ABD/İsrail ve bazı Sünni devletlerin gruplaşmasıyla ortaya çıkan anti-İran bloku arasındaki çatışma ortamından olumsuz etkilenen Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, barışçıl dış politikalarını ve kalkınma odaklı gelişimlerini sürdürmek adına temkinli davranmayı sürdürmüş; geçtiğimiz yıl yaşanan 12 Gün Savaşı ve bu yıl yaşanan ABD/İsrail-İran Savaşı'nda (İran Savaşı) tarafsız kalarak her iki blokla da ilişkilerini sürdürmüşlerdir. Bu Sünni üçlü, Umman ve Katar gibi devletlerle birlikte savaşın durdurulması ve İran'la müzakerelerin sürdürülmesi konusunda da çeşitli düzeylerde roller üstlenmiş; bu konuda özellikle Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Pakistan Savunma Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asim Munir, başta ABD ve İran olmak üzere tüm taraflardan takdir toplayan başarılı girişimlerde bulunmuşlardır. Ayrıca, Sünni İslam inancı temelinde karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı tarihsel ilişkileri olan bu üçlü, İran ve Şiilik karşıtı olmadan, bu yıl içerisinde üçlü bir ittifak arayışına da hız vermişlerdir.
Bu kapsamda ilk olarak 17 Eylül 2025 tarihinde, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Suudi Arabistan Krallığı Veliaht Prensi Muhammed bin Salman arasında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da imzalanan savunma iş birliği anlaşması dikkatleri çekerken, Pakistan'ın nükleer silah teknolojisine sahip olması ve Suudi Arabistan'ın nükleer girişimleri nedeniyle bu anlaşma, bölge güvenlik mimarisi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Bu sürecin ardından, Bloomberg'in duyurduğu bir gelişme ile Türkiye'nin de bu pakta dahil olmak istediği iddia edilmiştir. Hatta bu gelişmelerin, özellikle Ortadoğu'da nükleer tekelini korumak isteyen İsrail güvenlik birimlerince dikkatle takip edildiği de iddia edilmiştir. İşte bu gelişmelerin ardından, bugün kutsal Mekke şehrinde imzalanan üçlü savunma anlaşması, bu haberlerin gerçek olduğunu ortaya koymuştur.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması
Kısaca "Mekke İttifakı" olarak adlandırılan Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan üçlü ittifakının temel amaçları, işleyişi ve öne çıkan stratejik özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
Kolektif Savunma Modeli: Üç devletten herhangi birine yönelik gerçekleştirilecek bir silahlı saldırı, ittifak gereği üç ülkenin hepsine yönelik olarak yapılmış kabul edilecektir.
Meşru Müdafaa Tabanı: Kolektif savunma mekanizması, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yürütülecektir.
Tamamlayıcı Yapı: Bu ittifak, saldırgan bir askeri blok değildir; aksine bölgesel caydırıcılığı arttırmayı amaçlar. Türkiye'nin NATO dâhil mevcut uluslararası taahhütlerine bir alternatif ya da çelişki de oluşturmaz.
Ulusal Karar Mekanizmaları: Anlaşma kapsamında kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları, Türkiye’nin anayasal düzeni ve kendi ulusal karar mekanizmaları (TBMM onayı vb.) çerçevesinde alınmaya devam edecektir.
Anlaşmayı imzalayan tarafların birbirlerini tamamlayıcı nitelikte devletler olması, anlaşmanın içi boş bir sözleşme olmasını da engeller niteliktedir. Öyle ki, enerji zengini Suudi Arabistan ittifaka yüklü miktarda ekonomik katkı sağlayabilecek bir devletken, Pakistan nükleer enerjisi ve geniş nüfusuyla önemli bir Sünni Müslüman gücüdür. Türkiye ise, laik Sünni Müslüman çizgisi, güçlü ordusu ve askeri/savunma sanayii alanındaki birikimleriyle ittifakın seviyesini yükseltebilecek bir ülkedir. Bu anlamda, üçlü ittifak, birbirlerini tamamlayan ve geliştirebilecek devletler arasında kurulduğu için, uygun bir ortamda işlevsel ve başarılı olabilir.
İttifakın temel amaçları ise; a-) bölgedeki ticaret ve istikrar ortamını bozan savaş ve çatışmaların sonlandırılması, b-) bu konuda saldırgan ve hatalı olan devletin durdurulmasına yönelik bir güç dengelemesi yapılması, c-) bu üç devlet arasında siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda iş birliğinin derinleştirilmesi ve ç-) büyük devletlere angaje olmadan, bölgesel iş birliği temelinde siyasi sorunlara çözüm bulunması olarak özetlenebilir. Bu, kuşkusuz, barışa ve istikrara hizmet edebilecek önemli bir girişimdir. Ancak bunun henüz bir ilk adım olduğunu ve bu tarz ittifakların ancak uzun vadede güvene dayalı ilişkiler tesis edilebilirse geçerli hale geleceğini her daim akılda tutmak gerekir.
Sonuç
Sonuç olarak, Ukrayna-Rusya Savaşı, Gazze krizi, ABD/İsrail-İran Savaşı ve Tayvan Sorunu gibi jeopolitik mücadeleler temelinde işlerin kızıştığı bir ortamda üç Sünni İslam devletinin bir araya gelerek hiçbir üçüncü tarafı hedef almadan bir iş birliği anlaşması imzalamaları, bu ülkelerin bölgelerinde istikrar ve barış ortamı istediklerinin açık bir kanıtıdır. Bu, Türkiye'nin artık yalnızca büyük bir devlet ya da bir bloka yaslanmayan, özerk ve bağımsız, çok boyutlu bir dış politikasının yeni bir veçhesidir. Bu anlamda, ittifak, NATO'ya veya Avrupa Birliği'ne bir alternatif de değildir...
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder