18 Haziran 2026 Perşembe

ABD-İran Mutabakatı İmzalandı

 

28 Şubat 2026 tarihinde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin (kısaca ABD) İran İslam Cumhuriyeti (kısaca İran) topraklarındaki seçili hedeflere yaptığı sürpriz saldırılarla başlayan 2026 İran Savaşı, İran'ın Körfez ülkelerini de içeren karşı taarruzları ve Hürmüz Boğazı üzerinde yaşanan denetim krizi ardından bugün (18 Haziran 2026) imzalanan mutabakatla şimdilik sona ermiş gibi görünüyor. Nitekim G7 Zirvesi kapsamında Fransa'nın başkenti Paris'te bulunan ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Versay Sarayı'nda onuruna verdiği yemekte 14 maddelik mutabakat metnini imzaladı. Aynı saatlerden İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan da imzaladığı mutabatı sosyal medya hesaplarından paylaştı.

Başkan Trump mutabakat metnini imzalıyor

Anlaşma kapsamında tarafların üzerinde uzlaşmaya vardıkları 14 maddelik mutabakat şu şekildedir:

1. İran ve ABD, müttefikleriyle birlikte ateşkes anlaşması imzaladı. Taraflar, Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerdeki askeri operasyonları derhal ve kalıcı olarak sonlandırıyor. Söz konusu devletler, bundan böyle birbirlerine karşı savaş başlatmayacaklarını ve güç kullanma tehdidinden kaçınacaklarını taahhüt ediyor. İlgili taahhütler, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini güvence altına alıyor. Nihai anlaşma, birinci maddedeki hükümlerin kalıcı olarak uygulanmasını teyit edecek.

2. ABD ve İran, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi taahhüt ediyor. Taraflar, iç işlerine müdahale etmekten kesinlikle kaçınacak.

3. ABD ve İran, ateşkes anlaşması sonrası nihai anlaşmayı en geç 60 gün içinde müzakere ederek sonuçlandıracak. Taraflar, belirlenen zaman dilimini karşılıklı rızayla uzatma hakkını saklı tutuyor.

4. Mutabakat zaptının ve ateşkes anlaşması maddelerinin imzalanmasıyla, ABD, bölgedeki deniz ablukasını derhal kaldıracak. İran tarafına yönelik tüm engellemeler 30 gün içinde tamamen sona erecek. Ablukanın kalktığı dönemde gemi trafiği İran tarafından savaş öncesi seviyelerle orantılı şekilde yeniden tesis edilecek. Ayrıca, ABD, nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde askeri güçlerini İran coğrafyasının sınırlarından çekecek.

5. İran, mutabakat zaptının imzalanması üzerine ticari gemilerin geçişi için düzenlemeler yapacak. Gemiler, Basra Körfezi üzerinden Umman Denizi yönüne 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli bir şekilde geçiş yapacak. Ticari gemilerin trafiği derhal başlayacak. İran, mayın temizleme ve askeri engellerin kaldırılması operasyonlarını 30 gün içinde tamamlayacak. İran, uluslararası hukuk kuralları doğrultusunda diğer Basra Körfezi kıyı devletleriyle görüşecek. Yetkililer, Hürmüz Boğazı idaresini tanımlamak için Umman Sultanlığı ile diyalog kuracak.

6. ABD, bölgesel ortaklarıyla birlikte İran ekonomisinin yeniden inşası için fon oluşturacak. Taraflar, en az 300 milyar doları kapsayan kesin ve karşılıklı kabul edilebilir bir kalkınma planı geliştirecek. Ateşkes anlaşması sonrasında yeniden inşa planının uygulama mekanizması 60 gün içinde sona eriyor. İlgili finansal işlemler için gereken tüm lisanslar ve izinler ABD yönetimi tarafından eksiksiz olarak verilecektir.

7. ABD, tüm birincil ve ikincil tek taraflı yaptırımları sonlandırmayı taahhüt ediyor. Karar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ambargolarını kapsıyor. Yaptırımların kalkması nihai anlaşmanın bir parçası olarak belirlenen takvime göre şekillenecek. İran ve ABD ambargoların sonlandırılması konusunun kritik önemini kabul ediyor. Taraflar, karşılıklı anlaşmaya varmak amacıyla müzakerelerde mevcut sorunları derhal ele alacak.

8. İran, nükleer silah tedarik etmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini bir kez daha teyit ediyor. ABD ve İran, ateşkes anlaşması metni uyarınca zenginleştirilmiş materyal tasfiyesini onayladılar. Tasfiye süreci, yedinci maddede belirtilen takvime uygun olarak yürütülecektir. İran, söz konusu materyali, asgari metodoloji olarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde sahada seyreltecek. Taraflar, İran'ın nükleer ihtiyaçlarıyla ilgili zenginleştirme konusunu tatmin edici bir çerçevede tartışacak. Nihai anlaşma sekizinci maddenin hükümlerini doğrulayacak. Taraflar, nükleer konuların kritik önemini kabul ederek müzakerelerde hızla masaya oturacak.

9. Nihai anlaşma sağlanana kadar ateşkes anlaşması yürürlükte kalacak ve taraflar mevcut statükoyu koruyacak. İran, nükleer programının sınırlarını koruyacak ve ABD yeni yaptırımlara karşı çıkarak bölgeye ek kuvvet göndermeyecek.

10. ABD Hazine Bakanlığı, İran ham petrolü ile petrokimya ürünleri ve türevlerinin ihracatı için muafiyetler yayımlayacak. Bakanlık, muafiyetleri bankacılık işlemleri, sigorta ve taşımacılık dahil olmak üzere bağlantılı tüm hizmetler için uygulayacak.

11. ABD, ateşkes anlaşması uygulanması üzerine dondurulmuş fonları tamamen kullanıma sunmayı taahhüt ediyor. ABD ve İran, müzakereler sırasında fonların serbest bırakılma prosedürleri konusunda karşılıklı mutabakata varacak. İran Merkez Bankası, fonları orijinal hesapta tutacak veya doğrudan transfer edecek. İran Merkez Bankası fonların kullanılabilir hale geleceği nihai lehtarı doğrudan belirleyecek. ABD, ilgili işlemlere uygun olarak gerekli tüm lisansları ve yetkilendirmeleri sağlayacaktır.

12. ABD ve İran, ateşkes anlaşmasının kurallarının başarılı bir şekilde uygulanmasını izleyecek. Taraflar, nihai anlaşmanın gelecekteki uyumunu denetlemek amacıyla bağımsız bir yürütme mekanizması kuracak.

13. Taraflar, nihai anlaşmaya yönelik müzakerelere belirli şartların sağlanmasının ardından başlayacak. Süreç, mutabakatın birinci, dördüncü, beşinci, onuncu ve on birinci maddelerinin uygulanmasına bağlı olacaktır. Ateşkes anlaşması imzalandıktan sonra ilgili önlemlerin sürekli olarak yürütülmesi nihai anlaşma görüşmelerinin zeminini oluşturacak.

14. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi nihai anlaşmayı bağlayıcı bir karar ile onaylayacak.

İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan imzaladığı mutabakatı basın mensuplarına gösteriyor

Anlaşmaya dair uluslararası basında yazılanlar incelendiğinde, anlaşma sayesinde ülkesinin ekonomisi ve küresel ekonomiyi daha da büyük bir felakete sürüklemeyerek Trump'ın doğru hareket ettiği, ancak savaşın daha çok kazanan tarafının İran olduğunu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, İran'ın nükleer programının sınırlanması ABD ve İsrail adına en önemli kazanım olurken, Hürmüz Boğazı'nın yeniden ücretsiz ve seyrüsefer serbestisi ilkesi doğrultusunda açılması da bir diğer önemli başarı olarak öne çıkabilir. İran ise, ABD güçlerini bölgeden çekilmeye ikna etmesinin yanı sıra, savaş nedeniyle oluşan ağır yaralarını ödenecek tazminat ve kaldırılacak yaptırımlar sayesinde kısa sürede sarma umudu taşıyor. Bu anlamda, Tahran, halkına "yenilmedik" mesajının yanı sıra, ekonomik olarak daha iyi günler de vaat edebilecek. Zira dünyanın en önemli enerji zengini devletlerinden biri olmasına karşın, İran, uygulanan ağır yaptırımlar nedeniyle ekonomik potansiyelinden yıllardır yeterince istifade edememektedir.

BM Güvenlik Konseyi tarafından da onaylanacak olan mutabakat, bu şekilde iki tarafa da bazı kazanımlar sağlamasına karşın, bunun "soğuk bir barış" ve "kırılgan bir ateşkes" olduğunu söylemek gerekir. Zira hem İsrail'in Lübnan'dan çekilmeye yanaşmaması hem de tarafların birbirlerine güven duymaması nedeniyle, ilerleyen haftalar ve aylarda anlaşmanın kadük hale gelmesi ihtimal dahilinde. Bu bağlamda, halkların yönetimleri üzerinde kuracağı barış baskısı ve özellikle ABD'deki demokratik seçimlerin hükümeti sınırlandırıcı etkisinden övgüyle söz etmek gerekir. Zira ancak bu sayede kırılgan bir barışın şartları olgunlaşmaktadır. Bu bağlamda, bu anlaşmanın hayata geçirilmesinde büyük katkıları olan Pakistan devleti ve Başbakan Şahbaz Şerif'ten de iftiharla söz etmek gerekir. 

Diliyoruz, bu anlaşma kalıcı olur, İran nükleer silahlar yerine ticarete ve halkının refahına yönelir, ABD ve İsrail de bölgedeki askeri hareketliliklerine son verirler. Çünkü barış, halkların en büyük özlemidir...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

17 Haziran 2026 Çarşamba

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Holguin'in Temasları Sürüyor

 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Özel Temsilcisi olan eski Kolombiya Dışişleri Bakanı (2000-2018) Maria Angela Holguin Cuellar, uluslararası hukuk ve BM düzeninin tartışmaya girdiği çatışmalı, karanlık ve zor bir dönemde, Kıbrıs'ta tarafları müzakere masasında buluşturmak ve siyasi sorunların diplomasi yoluyla çözümlenebileceğini göstermek için şu sıralar yoğun çaba göstermekte ve çeşitli temaslarda bulunmaktadır. Holguin'in temasları, Kıbrıs'taki iki taraf ve garantör devletlerin (Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan) katılımıyla planlanan genişletilmiş 5+1 toplantısının Temmuz ayı sonu veya Ağustos ayı başında düzenlenmesiyle ilgilidir.

Ada'da taraflarla yürütülen istişarelerin ve Holguin'in önceki günlerde gerçekleşen Ankara/Atina temaslarının öne çıkan detayları şu şekildedir:

Kıbrıs'ta Liderlerle Görüşmeler: Maria Holguin, Kıbrıs'ta KKTC Cumhurbaşkanı ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile ayrı ayrı kritik görüşmeler gerçekleştirmiştir. Bu görüşmelerde, Rum Yönetimi, yapılacak genişletilmiş toplantının doğrudan resmi müzakerelerin yeniden başlamasını ilan etmesini hedeflemektedir. Bu kapsamda, Holguin'e yeni geçiş noktalarının açılması gibi başlıkları içeren 5 maddelik bir paket de sunulmuştur. KKTC kanadı ise (Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman), önceden açıklanan yeni metodoloji doğrultusunda, sadece "toplantı yapmak için" 5+1 masasına oturulmaması gerektiğini ve sonuç odaklı olması zorunlu olan bu toplantı öncesinde konuların Ada'da olgunlaşması gerektiğini vurgulamaktadır

Garantör Ülkeler ve Başkentler Turu: Ada temaslarının ardından Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantör devletlerinden biri olan Türkiye’ye geçen Holguin, T.C. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya gelmiştir. Görüşmede, Fidan, Kıbrıs meselesinde en gerçekçi çözümün Ada'daki iki devletin yan yana var olmasından (iki devletlilik) geçtiğini ve Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ile eşit uluslararası statüsü teslim edilmeden bir sonuç alınamayacağını vurgulamıştır. Ankara'nın ardından Yunanistan'a geçen Holguin, burada Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis (Gerapetritis) ile bir araya gelerek süreçteki ivmenin korunmasını görüşmüştür. Görüşmenin ardından Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Yerapetritis'in, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs Sorunu'na kapsamlı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasına yönelik çabalarına Atina'nın duyduğu güven açıklanmış ve çözümün BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde bulunması gerektiği vurgulanarak, son 2,5 yılda Kıbrıs Sorunu konusunda oluşturulan ivmenin korunmasının önemine dikkat çekilmiştir.

Holguin ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis

AB'den Destek: Üye devletler Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan ile aday ülke statüsündeki Türkiye üzerindeki etkisi nedeniyle son yıllarda sorunun bir mutabatı olarak hareket eden Avrupa Birliği'ni (AB) de sürece dahil etmek isteyen Holguin, BM'nin Kıbrıs Sorunu'na ilişkin yürüttüğü yeni girişimi şekillendirmek ve AB'nin sürece daha aktif katkısını görüşmek üzere Brüksel'de de diplomatik temaslarda bulunacaktır. Fileleftheros gazetesinin haberine göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Avrupa (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa ve Avrupa (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, çözüm çabalarına yardımcı olacağı kanaatiyle Kıbrıs Sorunu'nu Türkiye-AB ilişkilerine bağlama yöntemlerini görüşmektedirler. Kulislere göre, Brüksel, Türkiye'nin uluslararası hukuka uygun olarak Kıbrıs'ta müzakere sürecini desteklemesine paralel olarak, AB ile ilişkilerini geliştirecek Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize muafiyeti, Türkiye’nin SAFE olarak bilinen Avrupa Savunma Programı'na katılması  ve mali yardım gibi konuları içeren bir paket hazırlamaktadır. 

Dileğimiz, Kıbrıs Türk halkının normal bir devlette yaşamalarını sağlayacak siyasi çözümün, hangi formül en uygunsa, bir an önce sağlanmasıdır. Çünkü hiçbir devlet, gençlerinin, iş insanlarının ve genel olarak vatandaşlarının dünyadan izole halde yeteneklerini sergileyemeden bir köşede kalmalarını istemez. Ancak elbette Türkiye olarak öncelikli tercihimiz, "iki devletlilik" formülüyle çözümdür... Bu olamıyorsa ise, Kıbrıs Türk halkının esenliği ve Türkiye'nin çıkarlarına uygun şekilde federasyon görüşü de tartışılabilir ve müzakere edilebilir. 

Kapak fotoğrafı: Holguin ile Hakan Fidan

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

15 Haziran 2026 Pazartesi

Prof. Dr. Ozan Örmeci Tercüman İçin Yazdı: "ABD-İran Barışı Yakın Mı?"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 15 Haziran 2026 tarihinde Tercüman.com haber portalı için bu Cuma günü İsviçre'de imzalanması beklenen ABD-İran anlaşmasını yorumladı.

Tercüman

11 Haziran 2026 Perşembe

Kıbrıs'ta Siyasi Çözüm İçin 'Yaz Diplomasisi'

 

Onlarca yıldır ilgili taraflar arasında devam eden federasyon müzakerelerinde bir türlü olumlu netice elde edilemeyen Kıbrıs'ta, son yıllarda baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Bu yazıda, Kıbrıs'ta son yıllarda yaşanan önemli gelişmeleri kısaca hatırlattıktan sonra, bu yaz aylarında başlaması muhtemel diplomasi sürecini anlatacağım.

Kıbrıs'ta günümüzdeki statükoyu yol açan gelişmeleri kısaca özetlemek gerekirse, şu hususlar üzerinde durulabilir; 2000'lerden itibaren Güney Kıbrıs Rum Kesimi/Yönetimi'nin çeşitli devletlerle yaptığı deniz yetki alanı anlaşmaları, benzer şekilde büyük enerji şirketleriyle yaptığı enerji anlaşmaları ve bütün adayı temsilen Avrupa Birliği (AB) tam üyesi olarak başlattığı dış politika açılımıyla yakaladığı ivmeli grafik, KKTC ve Türkiye'nin 2020'lerde "iki devletlilik" formülünü gündeme getirmesiyle birlikte Güney Lefkoşa'nın diplomaside giderek daha meşru ve etkili bir aktör haline gelmesine yol açtı. Öyle ki, o güne kadar geçmişte Kıbrıslı Rum fanatiklerin Kıbrıslı Türklere yaptığı katliamlar nedeniyle mağdur durumda olan ve uluslararası kamuoyunda da genelde bu şekilde algılanan Türk tarafı, "iki devletlilik" tezinin yaygın şekilde dillendirilmeye başlamasıyla birlikte barış ve çözüm sürecini tıkayan aktör olarak dünyadan tepki görmeye başladı. Hatta bu durum, Kıbrıslı Rumların Türkiye'nin soydaşlık bağıyla yakın ilişkileri olan Türk devletleriyle bile ilişkilerini stratejik seviyeye yükseltmesine imkân sağladı. Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı demokratik gerileme ve AB ile bozulan ilişkiler de bu süreçte Rumların elini kuvvetlendirirken, Türkiye'de bürokratik kurumların (silahlı kuvvetler ve Dışişleri Bakanlığı) esneklikten uzak katı yaklaşımları da Ankara'ya sürekli bir güç kaybı olarak yansıdı. Bu şekilde, "iki devletli çözüm" diye yola çıkan Ankara, Kıbrıs Rum Kesimi'nin tarihinin en güçlü ve meşru haline getirmeyi başardı!

Kıbrıs'ta devam eden sorun, günümüzde yalnızca Türkiye-AB ilişkilerini bozmanın da ötesinde, Batı'nın en önemli iki ittifakı olan NATO ile AB arasında bilgi paylaşımının yapılmasına bile engel olacak düzeyde önemli bir problem haline geldi. Bu nedenle, Kıbrıs'taki sorunun çözümü noktasında stratejik vizyon sahibi kişilerin sayısı da giderek artmaya başladı. Tesadüfi değildir ki, Kıbrıslı Türkler de gidişatı fark ederek, geçtiğimiz yıl yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açıktan federasyonu savunan Tufan Erhürman'ı yeni liderleri seçtiler. Türkiye de, bürokrasinin gerçekliklerden uzak tavırlarının ötesinde, yeni sistemin tek merkezi olan T.C. Cumhurbaşkanlığı kanalıyla müzakerelere yeşil ışık yakan mesajlar vermeye başladı. Bu, elbette Ankara'nın milli davalardaki zayıf duruşundan değil, AB kanalıyla uygulanan uluslararası baskıdan kaynaklanıyor. Zira Türkiye'nin en yoğun ticari ilişkileri olan AB ile ilişkilerinin Kıbrıs nedeniyle kopma noktasına gelmesi, ekonomik durumun zaten iyi olmadığı bir ortamda felaket senaryolarına neden olabilir. Bu nedenle, Ankara, Kıbrıs'taki müzakere sürecini kullanarak Batı ile güven tazelemeyi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve T.C. vatandaşlarına vize muafiyeti gibi bazı hakları elde etmeyi ve bir ihtimal AB üyelik sürecini yeniden canlandırmayı istemektedir. 

Bu noktada, geçtiğimiz aylarda BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve onun Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Angela Holguin'in girişimleriyle başlayan Hristodulidis-Erhürman görüşmeleri, bu yaz aylarında garantör devletleri de içerecek yeni bir formatta ilerleyecek ve federal çözüm seçeneği ciddiyetle masaya yatırılacak gibi görünüyor. Kıbrıs Rum basını,  Rum lider Nikos Hristodulidis'in görüşmeler için "hazır", Erhürman'ın ise "mütereddit" olduğunu yazarken, Holguin'in yaz aylarında garantör devletleri de içeren 5+1 görüşmeleri için Ankara, Atina ve Londra'yı ziyaret edeceği belirtiliyor. Bunun için Temmuz veya Ağustos ayları işaret edilirken, kapsamlı müzakerelerin de sonbahar aylarında (Eylül veya Ekim) başlayabileceği öngörülüyor. Bu şekilde, Kıbrıs konusunda sıcak bir "yaz diplomasisi" bizleri beklerken, Türkiye'nin meseleyi kendi kamuoyuna doğru şekilde lanse etmesinin artık kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiği görülüyor. 

Dileğimiz, KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı'nın Türkiye ile uyumlu şekilde federasyonu samimiyetle müzakere ederek, barışa engel olanın Türk tarafı olmadığını ispatlaması ve bu sayede ya federal çözüme ya da Erhürman'ın metodolojisinde dile getirdiği bazı açılımlara kapı aralamasıdır. Çünkü her şeyi başarmaya muktedir olan Kıbrıslı Türklere yapılabilecek en büyük kötülük, onları çözümsüzlük ve çaresizliğe mahkum etmektir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

10 Haziran 2026 Çarşamba

Macaristan Başbakanı Peter Magyar'ın İlk İcraatları

 

Orta Avrupa'nın etkili ülkesi Macaristan'da, 16 yıllık güçlü Viktor Orban iktidarını yıkarak ülkenin yeni Başbakanı olan genç siyasetçi Peter Magyar, bu tarihten itibaren uluslararası gözlemcilerin ve demokrasi yanlılarının dikkatle takip ettiği yeni bir siyasi figür haline geldi. Bu anlamda, Magyar'ın ülkesinde iktidara geldikten sonra uyguladığı politikalar ve yaptığı ilk icraatlar, birçok kesim tarafından ilgiyle takip edilmektedir.

Başbakan seçildikten sonra ilk yurt dışı ziyaretlerini Varşova (Polonya) ve Viyana’ya (Avusturya) gerçekleştiren Magyar, ülkesinin dondurulmuş Avrupa Birliği (AB) fonlarını serbest bırakmaya ikna etmek üzere Brüksel'i de ziyaret etmeyi planlamaktadır. Magyar, ayrıca Vişegrad Grubu ile ülkesinin ilişkilerini geliştirmeyi ve Orban dönemine kıyasla daha Avrupa-merkezli bir dış politika belirlemeyi planlamaktadır. Ek olarak, Macaristan'ın genç Başbakanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tutuklama kararlarına saygı duyulacağını ve yasadışı göçe karşı güney sınır çitinin korunarak eksikliklerin giderileceğini belirtmiştir.

Magyar, oldukça merakla beklenen Ukrayna politikası konusunda ise, Kiev ile ilişkilerin iyileştirilmesini desteklemiş, ancak Macaristan'ın bu ülkeye silah veya asker göndermeme politikasını sürdüreceğini ifade etmiştir. Magyar, bunun yanı sıra, Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne de destek veren bazı açıklamalar yapmıştır. Magyar'ın bu sene Temmuz ayı başlarında Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılması ve bu şekilde önemli devlet adamlarıyla ilk kez birlikte poz vererek dünya liderleri arasına katılması beklenmektedir. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Mayıs ayı sonunda Brüksel'de bir araya gelen Magyar'a, bu görüşmede Rutte tarafından bu önemli zirvenin hazırlıkları hakkında bizzat bilgi verilmiştir. Görüşmenin temel amacı, müttefiklerin savunma yatırımlarını arttırma, savunma üretimini hızlandırma ve Ukrayna'ya yönelik yardımları sürdürme gibi taahhütlerini Ankara'da somut sonuçlara dönüştürmesini sağlamaktır. Magyar da, bu doğrultuda ülkesinin müttefiklere olan desteğini vurgulamıştır.

Magyar, ülke içerisinde ise, seçim kampanyasında vurguladığı şekilde yolsuzlukla mücadele, kurumların yeniden güçlendirilmesi ve şeffaflık vaatlerini hayata geçirebilmek için bazı somut adımlar atmıştır. Örneğin, kısa süre önce milletvekili maaşlarını yüzde 40 oranında azaltma yönünde bir karar alan Magyar, bu şekilde ekonomik sorunların olduğu ülkesinde temiz siyaset ve mütevazı duruş mesajlarıyla halkın gönlünde taht kurmayı başarmıştır. En önemlisi, 16 yılın ardından ülkede yeniden demokrasi ve rekabet kanallarını işletmeye başlayan Magyar, bu yönüyle Macaristan'a ve genel olarak Avrupa'ya büyük bir dinamizm kazandırmıştır.

Tüm bu nedenlerle, Peter Magyar'ın ülkesi Macaristan'da henüz yeni başlayan liderliği, büyük değişim ve dönüşümlere gebe görünmektedir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ