3 Şubat 2014 Pazartesi

Les Réactions contre la Mondialisation: L’Isolationnisme ou L’Opposition Mondiale


L’idée et l’idéologie de la mondialisation est devenu très efficace dans les dernières décades spécialement après le renversement de l’Union Soviétique en 1990. Malgré son pouvoir, la mondialisation pour l’instant est loin de créer un monde plus démocratique et en paix. Au contraire, les réactions contre la mondialisation ont commencé à s’intensifier dans les dernières années.

Manfred B. Steger, dans son livre “A Very Short Introduction to Globalization”[1], explique les réactions contre la mondialisation dans deux grandes catégories; l’isolationnisme et l’opposition mondiale. D’après Steger, le premier genre des réactions contre la mondialisation spécule sur l’existence de l’état-nation. Steger appelle ces réactions, “le protectionnisme particulier” (particularist protectionism en Anglais). Les idées de Patrick Buchanan et H. Ross Perot aux Etats-Unis sont les meilleurs modèles du protectionnisme particulier. L’extrême droite en Europe (Jörg Haider en Autriche, Jean Marie-Le Pen et maintenant sa fille Marine Le Pen en France et Gerhard Prey en Allemagne) est un modèle typique de l’isolationnisme et du protectionnisme particulier. D’après Steger, même l’ancien chef de l’état socialiste de Venezuela Hugo Chavez et le leader décédé d’Al-Qaida, l’organisation terroriste Islamiste et fondamentaliste, Oussama ben Laden peux être compté dans cette catégorie si l’on considère qu’ils détestent la mondialisation et défendent l’isolationnisme. Les réactions isolationnistes survivent grâce à de nouveaux problèmes sociologiques comme la migration, les nouvelles demandes ethniques des minorités, la formation d’une classe capitaliste sans patrie au-dessus des états, la déformation des cultures nationales et l’insuccès des états à combattre leurs problèmes. Les isolationnistes aspirent d’arrêter la mondialisation, sinon la ralentir du moins. Ils possèdent aussi un ton anti-Américaniste car ils présument que la mondialisation profites aux Etats-Unis et affaiblie les pays Européens. Le succès des régimes populistes dans quelques pays en Amérique du Sud et la promotion des mouvements Islamistes en Afrique du Nord et au Moyen-Orient sont des exemples de réactions isolationnistes les plus récents. 

D’après Steger, la deuxième réaction contre la mondialisation est l’opposition mondiale ou «le protectionnisme mondiale» (universalist protectionism en Anglais). L’opposition mondiale se différencie de l’isolationnisme sous différentes formes. D’abord les réactions de l’opposition mondiale espèrent une émancipation mondiale grâce aux nouveaux mouvements sociaux comme les altermondialistes ou les protectionnistes de l’environnement, au lieu de chercher la solution au sein de l’état nation. Le mouvement Zapatista au Mexique et le mouvement Chipko en l’Inde sont des exemples historiques de réactions mondiales de l’opposition. Ce type de criticisme se condense avec l’inégalité du système mondiale à cause du néolibéralisme qui anime le capitalisme sauvage. Le Forum Social Mondial qui s’est assemblé premièrement en 2001 à Porto Alegre au Brésil est le plus grand succès des altermondialistes vu jusqu’à présent. La plus grande difficulté de ce groupe est de conduire et de diriger l’opposition mondiale qui s’est dispersé dans différents pays, loin les uns des autres.

Comme on peut facilement voir de ces réactions, la mondialisation a des effets dangereux et négatifs ainsi que des effets émouvant comme la liberté de voyager, connaitre les différents cultures du monde et de trouver la main-d’œuvre bon marché dehors pour le capital. Puisque l’isolationnisme peut créer une table politique très dangereuse qui ouvre les portes pour de nouvelles guerres civiles et ethniques dans le pays et entre les pays aussi, on doit réfléchir plus pour en améliorer les manques de l’opposition mondiale qui peut vraiment réformer et remédier au capitalisme au lieu de l’annihiler.


Dr. Ozan ÖRMECİ




[1] Steger, Manfred B. (2003), Globalization: A Very Short Introduction, New York: Oxford University Press. Pour acheter; http://www.amazon.com/Globalization-Very-Short-Introduction-Introductions/dp/0199662665/.

22 Ocak 2014 Çarşamba

İsrail-Kazakistan İşbirliği Derinleşiyor


Dünya medyasında fazla yer etmese de, son dönemde dünya politikasında yaşanan en önemli jeopolitik hadiselerden birisi de, İsrail ile Kazakistan arasında gelişmeye başlayan ilişkilerdir. Geçtiğimiz gün Kazakistan Savunma Bakanı Adilbek Jaksıbekov’un resmi temaslarda bulunmak üzere Tel Aviv’e gitmesi ve burada iki ülke arasında askeri ve teknik işbirliği anlaşmaları imzalanmasının söz konusu olması[1] bu gelişen ve derinleşen ilişkilerin son somut kanıtıdır. Bu yazıda Kazakistan-İsrail işbirliğini analiz etmeye çalışacağım.
İki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin tarihçesine baktığımızda; iki ülkenin birbirlerini tanıması ve Büyükelçilik seviyesinde diplomatik ilişki kurmasının Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasının hemen ardından 1992 yılında olduğu görülmektedir. Aynı yıl içerisinde İsrail’in Kazakistan’da bir Büyükelçiliği açılırken, Kazakistan’ın İsrail’deki Büyükelçiliği de 1996 yılında hizmet vermeye başlamıştır.[2] İlişkilerin ilk yıllarında karşılıklı olarak yüksek bir profil sergilenmezken, ilerleyen yıllarda iki ülke arasındaki savunma ve istihbarat alanlarındaki işbirliği derinleşmeye başlamıştır.[3] 2009 yılında İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in bu ülkeye birçok Bakanla birlikte yaptığı ziyaret, bu açıdan bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.[4]İlişkilerin tarihi ve dini bir boyutu da vardır. Kazakistan’da halen birkaç bin Kazak Yahudisi yaşamakta ve ülkede yaygın bir anti-Semitizm görülmemektedir.[5] Kazakistan’daki ilk sinagog 1884 yılında açılmıştır ve toplumsal uyum neticesinde Kazak Yahudileri İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı ülkelerinin safında savaşmışlardır.[6] Bu da ilişkilerin derinleşmesini destekleyen tarihi bir motivasyon faktörüdür.
Ariel Cohen’e göre İsrail ile enerji alanındaki yeni “Büyük Oyun”un sergilendiği Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında önemli işbirliği imkanları bulunmaktadır. Bunlardan ilki; hem İsrail, hem de Orta Asya’daki post-komünist devletlerin radikal İslam ve terörizme karşı geliştirdikleri tehdit algılamalarıdır.[7]Cohen’e göre İsrail ancak bu devletlerle ilişkilerini geliştirerek Büyük Oyun’a dahil olabilir. Yine Cohen’e göre İsrail ve Orta Asya Türk devletleri arasındaki ilişkiler birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Orta Asya Türk devletleri enerji açısından son derece zengin ve yüksek potansiyellidir. İsrail bu ülkelere güneş, sulama, zirai, tıbbi ve daha birçok konuda yüksek teknolojisini ve “know-how”ını vererek, karşılığında bu ülkelerden uygun koşullarda enerji alımına yönelebilir. Yine İsrail’in yüksek askeri teknolojisi, çeşitli güvenlik riskleriyle karşılaşmaya başlayan bu ülkeler açısından cazip bir faktör haline gelebilir.[8] Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in 1994 yılında ülkesinin nükleer silah yapımı konusunda çabalarına son vermesi ve aynı çağrıyı İran’a da yapması gibi faktörler de İsrail’in gözünden kaçmamış ve ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmuştur.[9] Önceki gün gerçekleşen son gezide de; İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, iki ülkenin silahlı kuvvetleri arasında Kazakistan poligonlarında ortak tatbikat yapılmasını önermiştir.[10] Ayrıca basında çıkan bazı haberlerde Kazakistan’ın İsrail’den drone (insansız hava aracı) satın almak istediği vurgulanmıştır.[11]
Ancak iki ülke arasındaki ilişkilerde halen sorun yaratabilecek önemli konular bulunmaktadır. İlk olarak, İsrail’in zaman zaman terörle mücadele boyutlarını aşan Filistin politikası nedeniyle tüm dünya ülkelerinden olduğu gibi Kazakistan’dan da tepki alması ve bu durumun ilişkileri bozması olasıdır. Örneğin, yakın geçmişte 2012 yılının Kasım ayında Gazze’ye başlatılan operasyon sonrasında Kazakistan Dışişleri Bakanı Yerlan İdrisov, İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırıları kınadıklarını söylemiştir.[12] Filistin sorununda yeni gerilimler ve aşırı güç kullanımı, İsrail’i dünya kamuoyu önünde zor durumda bırakmakta ve bu durum ülkenin birçok ülke ile olan ilişkisini de zayıflatmaktadır. Bir diğer önemli sorun ise, elbette Sovyetler Birliği’nin çökmesine rağmen halen bölgenin ağabeyi konumundaki ve Kazakistan’ın da en önemli ticari ve siyasi partneri olan Rusya Federasyonu’nun bu gelişen ilişkilere karşı tavrı olacaktır. Cohen’e göre Kazakistan’la Rusya’nın ilişkilerinin gerilmesi durumunda bu ülkede yaşayan Rus kökenli vatandaşlar Kazakistan’ın zayıf karnı haline gelebilir.[13] Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) kurucu üyelerinden olan Kazakistan, bugüne kadar Batı ve Doğu dengesini iyi götürebilmiş bir ülkedir. Ancak Batı ittifakının bir parçası olarak görülen İsrail’le ilişkileri askeri müttefiklik seviyesine gelmesi, ŞİÖ içerisinde Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi Kazakistan’la yoğun ekonomik ilişkileri olan ülkeler tarafından zaman içerisinde sorgulanmaya başlayabilir. Dahası 2015 yılında Avrasya Birliği'nin kurulacak olması Rusya'nın yeniden eski Sovyet coğrafyasında Batı'ya meydan okuyan bir tavrı olarak görülebilir. Bu nedenle Doğu-Batı blokları arasında gerilimin artması birçok konuda olduğu gibi Kazakistan-İsrail ilişkilerinde de olumsuz bir faktör haline gelebilir.
Son olarak, Türk dış politikası açısından değerlendirdiğimizde; dünyanın geleceğindeki güç dengelerinin belirleneceği Asya’daki mücadele ve jeopolitik hamleler yani “Büyük Oyun” derinleşirken, Türkiye’nin salt bir Orta Doğu ve Kuzey Afrika gündemine boğulmasının, cehalet değilse büyük bir başarısızlık örneği olarak algılanması gerektiği vurgulanmalıdır.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ



[1] “Kazakistan İsrail ile anlaşacak”, Haber7, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi:http://www.haber7.com/asya/haber/1118494-kazakistan-israil-ile-anlasacak.
[2] “Israel-Kazakhstan relations”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Israel%E2%80%93Kazakhstan_relations.
[3] “Kazakhstan: Military hardware bought from Israel flawed”, Haaretz, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi: http://www.haaretz.com/news/kazakhstan-military-hardware-bought-from-israel-flawed-1.274055.
[4] “Israel-Kazakhstan relations”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Israel%E2%80%93Kazakhstan_relations.
[5] “Kazakistan’daki Yahudilerin tarihi”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi:http://tr.wikipedia.org/wiki/Kazakistan’daki_Yahudilerin_tarihi.
[6] Galym Orazbakov (2009), “Kazakhstan and Israel: Good friends and reliable partners”, The Jerusalem Post, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi: http://www.jpost.com/Opinion/Op-Ed-Contributors/Kazakhstan-and-Israel-Good-friends-and-reliable-partners.
[7] Ariel Cohen (2009), “Kazakhstan: Israel’s Partner in Eurasia”, Jerusalem Center for Public Affairs, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi: http://jcpa.org/article/kazakhstan-israels-partner-in-eurasia/.
[8] Ariel Cohen (2009), “Kazakhstan: Israel’s Partner in Eurasia”, Jerusalem Center for Public Affairs, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi: http://jcpa.org/article/kazakhstan-israels-partner-in-eurasia/.
[9] Ariel Cohen (2009), “Kazakhstan: Israel’s Partner in Eurasia”, Jerusalem Center for Public Affairs, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi: http://jcpa.org/article/kazakhstan-israels-partner-in-eurasia/.
[10] “İsrail Kazakistan’a ortak tatbikat önerdi”, Rusya’nın Sesi, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi:http://turkish.ruvr.ru/2014_01_21/israil-kazakistana-ortak-tatbikat-onerdi/.
[11] “Israel, Kazakhstan Propose Joint Military Exercises”, Eurasianet, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi: http://www.eurasianet.org/node/67962.
[12] “Kazakistan İsrail’i kınadı”, Yeni Şafak, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi:http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/kazakistan-israili-kinadi-15.11.2012-423940.
[13] Daha önce dönemin Başbakan Yardımcısı Sergey İvanov ve Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in yaptığı açıklamalar da bunu doğrulamaktadır. Bkz; Ariel Cohen (2009), “Kazakhstan: Israel’s Partner in Eurasia”, Jerusalem Center for Public Affairs, Erişim Tarihi: 22.01.2014, Erişim Adresi:http://jcpa.org/article/kazakhstan-israels-partner-in-eurasia/.

17 Ocak 2014 Cuma

Fog Tv'de Katıldığım Tv Programları



2013'ün Kasım ve Aralık ayında Fog Tv'de katıldığım canlı yayınlarda Türkiye'deki siyasi gelişmeleri yorumlamaya çalıştım. Aşağıdaki linklerden bu programların görüntülerine ulaşabilirsiniz. Kıbrıs'tan sevgilerle...


 

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci

16 Ocak 2014 Perşembe

Türkiye'nin Yumuşak Gücü?


21. yüzyıl dünyasında artık devletler arasındaki sorunlar yalnızca topla tüfekle çözülmüyor. Devletlerin birbirleriyle olan rekabetlerinde avantajlı duruma geçmek için kullandıkları en önemli stratejilerden birisi de, günümüz dünyasında bir zorunluluk haline gelen yumuşak güç kavramı yani İngilizcesiyle “soft power”dır. Bu yazıda yumuşak güç kavramını sorgulayacak ve Türkiye’nin yumuşak güç unsurlarını ele alacağım.
Harvard Üniversitesi’nden Joseph Nye’ın[1] ilk kez 1990 tarihli Bound to Lead: The Changing Nature of American Power[2] adlı kitabında ele aldığı yumuşak güç kavramının ilerleyen yıllarda dünya siyasetindeki önemi ve akademik literatürdeki yeri artınca, Nye 2004 yılında Soft Power: The Means to Success in World Politics[3] adlı yeni bir kitap yazarak düşüncelerini daha da geliştirmiştir. Yumuşak güç kavramı, daha çok sivil toplum ve sinema ve müzik endüstrilerinin gelişmiş olduğu Amerika Birleşik Devletleri ve Batı dünyası ile ilişkilendirilse de, Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao’nun 2007 yılında Çin Komünist Partisi’nin kurultayında ülkenin cazibesinin arttırılması gerektiğini ifade etmesi bu kavramın Doğu dünyasında da önem kazanmaya başladığını göstermektedir.[4]
Yumuşak güç kavramı kısaca şöyle tanımlanabilir. Siyaset bilimi literatüründe güç; istenilen sonuçları elde etme becerisi şeklinde tanımlanır. Bu istenilen hedefleri elde etmekte ise birbirinden çok farklı unsurlar kullanılabilmektedir. Birinci tip güç, coercion (zorlama, cebir) adını verdiğimiz ve ülkelerin askeri güç kullanımı ya da askeri güç kullanma tehditlerine dayalı olan eski tip ve realizm anlayışı içerisinde daha önemli bir yer tutan güç kullanma yöntemidir. Buna göre bir devlet diğer bir devlete istediğini yaptırmak için savaş ilan edebilir ya da savaş tehdidi ile bu ülkeden istediğini koparabilir. Rusya Federasyonu’nun Güney Osetya Savaşı (2008 Rusya-Gürcistan Savaşı) döneminde Gürcistan’a karşı uyguladığı taktik ya da Amerika Birleşik Devletleri’nin enerji kaynaklarını kontrol etmek ve diktatoryal rejimi değiştirmek adına Irak’a müdahale etmesi buna örnek gösterilebilir. Dünyaya bu “sert güç” perspektifinden bakıldığında, ABD’nin dünyada uzak ara liderliğinin olduğu, ancak Soğuk Savaş dönemindeki silahlanma rekabeti ve güçlü askeri endüstrisi nedeniyle önemli avantajları olan Rusya’nın da çok dişli bir sert güç profili çizdiği söylenebilir.
İkinci tip güç; idealizm anlayışı içerisinde kendisine en üst düzey yer bulan ekonomik ilişkilere dayalı güç kullanımıdır. Bu güç kullanımında bir ülkenin stratejik ekonomik enstrümanları devreye girer; ekonomik krizdeki bir ülkeye ekonomik yardım sağlanması ya da bir ülkenin diğer bir ülkede büyük yatırımlarının olması kuşkusuz o ülkeye diğer ülkenin içsiyasetinin tanzim edilmesi noktasında da avantajlar sağlayacaktır. Bir ülkeye ekonomik yaptırımlar uygulamak da bu ikinci tip güce örnektir. ABD’nin, İran’a yönelik ekonomik yaptırımları ile bu ülkeyi sert güç olma yolunda adımlar attığı nükleer programını barışçıl amaçlarla sınırlandırmaya zorlaması, bu gücün iyi kullanımına bir örnek olarak gösterilebilir. Rusya’nın doğalgaz kartını kullanarak Ukrayna’daki içsiyaseti yönlendirmesi de iyi bir ekonomik güç kullanımı örneği olarak verilebilir.
Nye’ın dikkat çektiği üçüncü tip güç ise[5]; ülkelerin devlet politikalarından ziyade, yarattıkları özgür sivil toplum içerisinde girişimcilik ruhuyla gelişen endüstriler ve toplumsal hareketler sayesinde diğer ülkelerin önünde pozitif bir imaja sahip olmaları ve bu nedenle yarattıkları sevgi ve cazibeye dayalı olarak diğer ülkeleri de kendi istedikleri şekilde yönlendirmeleri yani kendi istediklerini istemelerini sağlamalarıdır. Nye’a göre dünya, gücün yeniden Asya’ya kaydığı bir çok kutupluluğa geçiş dönemindedir ve bu sayede dünyada artık eski tip zero-sum game (bir tarafın kazanacağı, diğer tarafın kaybedeceği durum) durumları yerine aynı anda birçok tarafın farklı oranlarda kazanabileceği win-win (kazan-kazan) durumları ortaya çıkmaktadır.[6]Bu nedenle Nye’a göre yumuşak güç kavramı, devletlerin zayıfladığı ve sivil toplumun güçlendiği yeni yüzyılda daha da önem kazanacaktır.

Monocle top 20 soft power listesi (2012)
Monocle dergisinin 2012 yılında yayınladığı 3. yumuşak güç sıralamasında ilk 10 sırayı İngiltere (Birleşik Krallık), ABD, Almanya, Fransa, İsveç, Japonya, Danimarka, İsviçre, Avustralya ve Kanada alırken, Türkiye de 20. sırada kendisine yer bulmuştur.[7] Bu sıralamada etkili olan faktörler; yönetim standartları, diplomatik gelenek, kültürel etki, eğitim kapasitesi ve işdünyası açısından kolaylıklar gibi en önemli yumuşak güç unsurlarıdır.[8] Elbette Türkiye’nin yumuşak güç anlamında üst sıralara çıkabilmesinin nedeni yalnızca büyüyen ekonomisi değildir. Türkiye’nin son dönemde televizyon dizileri ve sinema alanında önemli atılım yapan bir ülke olduğu[9] ve özellikle eski Osmanlı coğrafyası olarak nitelendirilen Balkanlar ve Ortadoğu’da halklar tarafından ilgiyle takip edilen bir ülke haline gelmeye başladığı söylenebilir. 2008 yılında “Gümüş” dizisiyle başlayan bu süreç, bugün önemli bir endüstri yaratmayı da başarmıştır. Bu gibi yumuşak güç unsurları Türkiye’nin turizmine de büyük katkı sağlamaktadır. Son yıllarda bu dizilerin gösterildiği ülkelerden Türkiye’ye yönelik yoğun bir turist akışının sağlandığı görülmektedir. Bu noktada Türkiye’nin Müslüman kimliği ile çağdaşlığı ve demokrasiyi birleştirebilen ideal bir rejim kurmasının yakın geçmişe kadar çok başarılı olduğu, ancak son dönemde bu modelden sapılarak otoriter bir rejime yönelindiği için bu modelin zayıflamakta olduğu söylenebilir.

Türk Hava Yolları
Bu konuda kafa yorarken, Türkiye’nin son yıllarda tarihinde ilk kez küresel markalar yaratmaya başladığı da vurgulanmalıdır. Örneğin, Türk Hava Yolları (THY) bu açıdan son dönemde cidden başarılı bir grafik çizmekte ve özellikle reklam filmleri ve kaliteli hizmetiyle dünyada Türk bayrağını başarıyla dalgalandırmaktadır. Türkiye’nin bir diğer önemli gücü ise, şu sıralarda Türkiye’de yoğun bir siyasi tartışmaya konu olan Gülen cemaatine ait okullardır. Sayıları 1000’i bulan bu okulların Türkiye’ye önemli bir güç ve tanınırlık sağladığını söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.[10] Bu anlamda son dönemde yaşanılan tartışmaların içsiyasetteki boyutu kadar, dışarıda Türkiye’yi zayıflatma amacı güttüğü ve Türk hükümetinin Türkiye’nin yumuşak gücünü azaltmaya yönelik ülke aleyhinde bir tavır aldığı söylenebilir. Türk dış politikası da, “komşularla sıfır sorun”dan cayan ve tüm komşularımızla kavgalı hale geldiğimiz son durumu itibariyle Türkiye’nin yumuşak güç stratejisi açısından büyük bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa AKP iktidarının ilk yıllarında Türkiye’yi bir Amerikan uydusu görüntüsünden kurtaran ve Avrupa Birliği üyeliği yolunu açan şimdinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kontrolündeki Türk dış politikasının Türkiye’ye sağladığı katkılar ve elde ettiği başarılar ortadadır.[11] Bu nedenle Türk dış politikasının ivedilikle eski çizgisine dönmesi ve içeride demokratikleşme, dışarıda barış isteyen bir temele oturması gerekmektedir. Aksi takdirde, büyük emeklerle hazırlanan yumuşak güç stratejisi olgunluğa erişemeden kaybolacaktır.
Son olarak, yumuşak gücün 21. yüzyıl dünyasında artan önemine paralel olarak, Türkiye’nin kültür-sanat politikalarını da yeniden gözden geçirmesi ve daha iddialı ve dış dünyaya dönük yeni bir anlayış belirlemesinin gerektiği vurgulanmalıdır. Milli değerlerle küresel eğilimleri bir potada eritebilen modern bir sentez, Türkiye’ye yeni dünya düzeninde kuşkusuz daha iyi bir pozisyon sağlayabilecektir. Bunun yolu da, otoriterleşme eğilimlerinden uzaklaşılarak içeride daha reformist ve özgürlükçü, dışarıda da daha barışçıl ve istikrar yanlısı bir politika izlemekten geçmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ



[1] Joseph Samuel Nye Jr. (1937-)  Harvard Üniversitesi’nde John F. Kennedy Okulu’nun Dekanlığını yapmış Amerikalı ünlü bir siyaset bilimcidir. 2011 yılında Foreign Policy dergisi tarafından dünyanın en önemli düşünürlerinden biri olarak ilan edilmiştir. Nye’ın akademik literatüre en önemli katkısı kuşkusuz “yumuşak güç” kavramıdır. Detaylar için; http://en.wikipedia.org/wiki/Joseph_Nye, Erişim Tarihi: 16.01.2014.
[4] “Soft Power”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 16.01.2014, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Soft_power.
[5] “Joseph Nye ile küresel güç değişimleri üzerine”, TED Talks, Erişim Tarihi: 16.01.2014, Erişim Adresi:http://www.ted.com/talks/joseph_nye_on_global_power_shifts.html.
[6] “Joseph Nye ile küresel güç değişimleri üzerine”, TED Talks, Erişim Tarihi: 16.01.2014, Erişim Adresi:http://www.ted.com/talks/joseph_nye_on_global_power_shifts.html.
[8] “Soft Power”, Wikipedia, Erişim Tarihi: 16.01.2014, Erişim Adresi:http://en.wikipedia.org/wiki/Soft_power.
[9] Bu konuda bir yazı için; Melis Alphan, “Türkiye’nin yumuşak gücü: Dizileri”, Hürriyet, Erişim Tarihi: 16.01.2014, Erişim Adresi: http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/19414165.asp.
[10] Cüneyt Özdemir, “Cemaat okulları Türkiye’nin dünyadaki ‘yumuşak gücü’ mü?”, Radikal, Erişim Tarihi: 16.01.2014, Erişim Adresi:http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/cemaat_okullari_turkiyenin_dunyadaki_yumusak_gucu_mu-1108995.
[11] Bu konuda bir yazı için; Şahin Alpay, “Türkiye’nin ‘yumuşak’ gücü”, Zaman, Erişim Tarihi: 16.01.2014, Erişim Adresi: http://www.zaman.com.tr/sahin-alpay/turkiyenin-yumusak-gucu_464645.html.

14 Ocak 2014 Salı

Mısır'da Anayasa Referandumu


3 Temmuz 2012 tarihinde gerçekleşen Mısır darbesinden bu yana yaklaşık 6 ay geçti. Bu süre zarfında ülkede birçok katliam ve önemli siyasi gelişme yaşandı. Şimdi ise Mısırlılar 2 gün sürecek bir anayasa referandumu ile karşı karşıya. Bu yazıda Mısır’daki anayasa referandumu sürecini ve Mısır’ın geleceğine dair senaryoları sizlere aktaracağım.
Devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi taraftarları ve genel olarak Müslüman Kardeşler örgütünün boykot ettiği ve 2 gün sürecek olan referandumda, Mısırlılardan demokratik açıdan pek çok eksikliği olan otoriter bir anayasa ile siyasal açıdan birçok belirsizlik ve istikrarsızlığa gebe bilinmez bir gelecek arasında seçim yapması bekleniyor. Sonucu tahmin etmek elbette zor değil… Bizdeki 1982 anayasası referandumuna benzeyen bir süreç Mısır’da da yaşanıyor ve bu nedenle büyük ihtimalle Mısır halkı da geçmişte Türk halkının yaptığı gibi seçimlerini otoriter de olsa anayasal bir düzenden yana koyacaklardır. Yeni Mısır anayasasında[1] İslamiyet devlet dini olarak kabul ediliyor, ama tüm inançların özgürlüğünü vurguladığı gibi, Mısır’da hiçbir siyasi partinin din esasına dayalı olamayacağı ilan ediliyor.[2] Böylece Müslüman Kardeşler’in yeniden bir parti olarak faaliyete geçmesinin bir anlamda önü kesiliyor. Zaten bu nedenle yüzbinlerce kişi anayasa referandumu boykot ediyor ve halen devam eden çatışmalarda birçok kişinin öldüğü kaydediliyor. Anayasada kadın-erkek eşitliğinin vurgulanması ise olumlu bir gelişme.[3] Yeni anayasa ile Cumhurbaşkanı’na 4 yıl süreyle ve en fazla 2 dönem görev yapma hakkı tanınıyor. Ayrıca askere tanınan bazı özel yetkiler de mevcut. Örneğin Savunma Bakanı’nın ordu tarafından atanması öngörülüyor ve sivil otoritenin askeri bütçeye müdahale yetkisi kısıtlanıyor.[4] Buna karşılık yeni anayasada Cumhurbaşkanı’nın parlamento tarafından güvensizlik oyu verilerek azledilebileceği ve aleyhinde soruşturma açılabileceği gibi olumlu adımlar da var.[5]
Anayasa komisyonu başkanlığını yapan eski diplomat Amr Musa’ya göre, bu yeni belge Mısır’da demokrasinin ve istikrarın yolunu açacak. Ancak kendisi de bunun kolay olmayacağını, zamana ihtiyaç olduğunu kabul ediyor.[6] Aslına bakılırsa, anayasa referandumundan sonra Mısır’ı daha iyi günlerin beklediğini söylemek mümkün. Zira anayasanın kabulünün ardından geçici olarak Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan Adli Mansur’un yerine geçecek Cumhurbaşkanı ve Mısır Parlamentosu için seçimler yapılacak. Ancak burada kimin Cumhurbaşkanı olacağı da çok önemli. Amr Musa ve Muhammed El Baradey gibi yurtdışında tanınan isimlerin dışında, geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur’un da adı Cumhurbaşkanlığı için geçiyor. Ancak seçimlerin favori ismi kuşkusuz bir devrim olarak nitelendirdiği darbenin mimarı olan General Abdülfettah el Sisi. Bu nedenle Sisi’ye biraz daha yakından bakmakta fayda var.
Mısır’ın efsanevi lideri Cemal Abdül Nasır’ın başa geçmesinden 2 yıl önce 1954’te dünyaya gelen Sisi, ABD’nin en prestijli asker okullarından Birleşik Devletler Ordu Savaş Üniversitesi’nde eğitim görmüş önemli bir askeri lider.[7] Oldukça muhafazakâr bir dünya görüşü olan Sisi’nin, bu sayede El Ezher ve Körfez ülkelerinin desteğini alabildiği vurgulanıyor. Kişisel olarak ketum bir profil çizen Sisi, kısa bir süre önce Cumhurbaşkanlığı yarışı için hazır olduğunu vurgulamıştı.[8] Birkaç ay önce UPA adına mülakat gerçekleştirdiğim Amerikalı ünlü akademisyen Profesör Daniel Pipes’ın da Mısır’ın geleceği adına Sisi’yi işaret ettiğini hatırlatmak isterim.[9] Bu nedenle şu an Savunma Bakanı olan General Sisi’nin kısa bir süre sonra Mısır’ın başında olacağını düşünebiliriz.
Son olarak Mısır’da yaşananlar demokrasi adına trajik olsa da, Müslüman Kardeşler döneminde yapılan hataların bu sonuca yol açtığını söylemek yanlış olmaz. Bu nedenle Mısır’ı anayasanın reddi durumunda bekleyen istikrarsız içsavaş ortamındansa, ordu kontrolünde sivil demokratik hayata geri dönüş, Mısır halkı ve tüm dünya için her şeye rağmen daha cazip bir seçenek olacaktır gibime geliyor.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] Mısır’ın geçmiş anayasaları için; Örmeci, Ozan (2013), “Mısır Darbesini Nasıl Yorumlamalı?”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/misir-darbesini-nasil-yorumlamali/.
[2] Kohen, Sami (2014), “Askerin gölgesinde oylama”, Milliyet, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi:http://dunya.milliyet.com.tr/askerin-golgesinde-oylama/dunya/ydetay/1822087/default.htm.
[3] “Egypt referendum: Second day of voting on new constitution”, BBC, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-25739477.
[4] Kohen, Sami (2014), “Askerin gölgesinde oylama”, Milliyet, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi:http://dunya.milliyet.com.tr/askerin-golgesinde-oylama/dunya/ydetay/1822087/default.htm.
[5] “Egypt referendum: Second day of voting on new constitution”, BBC, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi: http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-25739477.
[6] Kohen, Sami (2014), “Askerin gölgesinde oylama”, Milliyet, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi:http://dunya.milliyet.com.tr/askerin-golgesinde-oylama/dunya/ydetay/1822087/default.htm.
[7] “Mursi’nin ipini hazırlayan adam”, Ntvmsnbc, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi:http://www.ntvmsnbc.com/id/25461496/.
[8] “El-Sissi said to ready for Egypt presidential bid”, Times of Israel, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi: http://www.timesofisrael.com/?p=813836.
[9] “Profesör Daniel Pipes’la Mülakat”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Tarihi: 15.01.2014, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/profesor-daniel-pipesla-mulakat/.