27 Mayıs 2024 Pazartesi

Kalkınma Yolu Projesi


Giriş

Tüm dünyada ticaret ve insan hareketliliğini kolaylaştırmak ve devletler arasındaki ekonomik, siyasal ve toplumsal/kültürel etkileşimleri arttırarak küresel barış ve refaha katkı sağlamak eğilimi güçlenirken (bu doğrultuda Çin’in Kuşak Yol İnisiyatifi, Avrupa Birliği’nin Küresel Geçit Projesi ve ABD’nin desteklediği Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru/IMEC en bilinenlerdir), Türkiye de bu trendin dışında kalmamakta ve özellikle küresel ekonomik projelerle kendi bölgesinde uyumlu işleyecek bölgesel projeler geliştirmektedir. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 Nisan ayındaki Irak (Bağdat) ziyaretinde atılan imzalarla resmi olarak ilan edilen Kalkınma Yolu Projesi, Ankara’nın stratejik hedeflerinin anlaşılması açısından son derece önemlidir. Bu yazıda, Kalkınma Yolu Projesi analiz edilecektir.

Kalkınma Yolu Projesi Nedir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın tarihli Irak ziyaretinde kamuoyuna duyurulan Kalkınma Yolu Projesi, Irak, Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirliklileri (BAE) arasında dörtlü mutabakat metniyle hayata geçirilen yeni bir ulaşım ve kalkınma projesidir. Projenin İngilizce ismi de “Development Road” veya “Iraq Development Road” olarak duyurulmuştur.[1] Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, projeyi ilk olarak 2023 yılı Eylül ayında Yeni Delhi’de düzenlenen G20 toplantısında kamuoyuyla paylaşmışlardır.[2]

Kalkınma Yolu Projesi’nin demir ve karayolu güzergâhları[3]

Türkiye-Irak yönümlü olarak 1.200 kilometrelik otoyol ve demiryolu hattını kapsayan proje[4], Irak’ın Basra şehrinde Basra Körfezi’nin Khor Abdullah burnu girişinde yer alan, Şatt’ül-Arab’ın ağzında bulunan ve Ortadoğu’nun yeni en büyük limanı olması için inşa edilen Büyük Faw Limanı’nından başlayarak[5], Nasiriye, Kadisiye, Necef, Kerbela, Samarra, Tikrit, Musul gibi yerlerden geçerek Türkiye’ye ulaşacak ve Türkiye üzerindeki mevcut hatlar yoluyla hem Avrupa, hem de Kafkasya (Asya) yönümlü olarak devam edecek kapsamlı bir kalkınma-ulaşım-ticaret hattı projesidir.[6] Proje, Türkiye üzerinden Mersin Limanı ve İstanbul gibi merkezlere bağlanacak ve bu şekilde ticaret ve insan mobilitesini hızlandıracaktır.[7]

Kalkınma Yolu Projesi, Ortadoğu’yu Avrupa’ya bağlayacak[8]

Türkiye ile birlikte Irak hükümetinin de büyük destek verdiği proje, Irak’ı Avrupa’ya bağlayacak olması bağlamında bu ülke adına çok büyük bir kazanım olacak, ayrıca Süveyş Kanalı’na alternatif bir rota oluşturacak olması bağlamında bölgedeki ticareti hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır.[9] Tarihsel kara ticaret güzergâhını kullanması nedeniyle “Yeni İpek Yolu” adı da kullanılan ve başlangıçta ismi “Kuru Kanal” (Dry Canal) olarak düşünülen proje, Çin’in Kuşak Yol İnisiyatifi ile IMEC rotalarında ihmal edilen Irak’ı da küresel ticarete kazandırması bağlamında, çok akılcı ve önemli bir jeopolitik hamledir.[10] Nitekim Irak hükümeti ve yerel bileşenlerinin tamamen destek verdiği proje hakkında, Bağdat Ticaret Odası Başkanı Firas al-Hamdani, 17 milyar dolara mâl olması beklenen -kimi kaynaklara göre 20 milyar dolar[11]- Kalkınma Yolu konusunda “Kalkınma Yolu Projesi’nde en önemli stratejik ortağımız komşu ülke Türkiye’dir. Türkiye, Irak’ın kalkınmasında da önemli bir stratejik ortağımızdır.” ifadesini kullanmıştır.[12] Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani de projeye açıktan destek verirken, projenin diğer önemli destekçileri/ortakları, Basra Körfezi’ne kıyısı olan BAE ve Katar gibi Körfez ülkeleridir. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da proje konusunda en istekli siyasi liderlerden birisi olarak sivrilirken, 13 yıl sonra Nisan ayında Irak’ı ziyaret eden Erdoğan[13], ziyaret sırasında bu proje ile Türkiye-Irak ilişkilerinin yeni bir aşamaya geçeceğini ve bunun bir “dönüm noktası olacağını” söylemiştir.[14] Türkiye, Irak’ın imarı ve projenin gerçekleştirilmesi için 5 milyar dolar ayırırken[15], projenin somutlaştırılmasında ve imzaların atılmasında kilit rolü ise Türkiye Dışişleri Bakanı ve eski MİT Başkanı Hakan Fidan oynamıştır.[16] Fidan, mekik diplomasisi yöntemiyle az konuşarak ve çok iş yaparak tarafları ikna etmiş ve imzaların atılmasını hızlandırmıştır.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ilk somut icraatı, Kalkınma Yolu Projesi’nin resmileşmesi oldu[17]

2029 yılında tam kapasite ile hayata geçirilmesi beklenen ve Çin-Avrupa yönlü ticareti hızlandırması beklenen[18] projeyi değerlendiren Türk-Alman Üniversitesi’nden Dr. Enes Bayraklı, küresel ve bölgesel çatışmaların arttığı bir dönemde bu projenin uygulanmasının Irak-Türkiye ilişkilerini güçlendireceğini ve bölgesel ve küresel açıdan yeni bir alternatif ticaret rotası yaratacağını düşünmektedir.[19] BICC uzmanı Osman Bahadır Dinçer ise, projenin zorlu bir coğrafyadan geçmesi nedeniyle destabilize edilmesi riskleriyle karşı karşıya olduğunun altını çizmektedir.[20] Bir diğer risk unsuru ise, İran ve İran’a daha yakın olan Bafel Talabani liderliğindeki KYB’nin projeye yönelik tavrı olacaktır.

Türkiye’nin Kalkınma Yolu ile Jeopolitik Hedefleri: Terör ve Savaş Yerine Ticaret, Irak’ın Toprak Bütünlüğü, Ucuz Enerji ve Bölgesel Güç Vizyonu

Ankara’nın büyük destek verdiği Kalkınma Yolu Projesi ile birkaç temel jeopolitik hedefe ulaşmaya çalıştığı söylenebilir. Bunlardan ilki, hiç şüphesiz, Kuzey Irak ve Suriye kaynaklı olarak yıllardır PKK-PYD-YPG terör örgütleri ve bunların siyasal ayrılıkçı talepleriyle yüzleşmek zorunda kalan Türkiye’nin, bu şekilde Irak-Kuzey Irak hattında sorunu ekonomik entegrasyon yöntemiyle çözmek ve gerek Irak merkezi hükümeti, gerekse de Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile iyi ilişkiler ve kazan-kazan durumları yaratarak, teröre karşı destek sağlamak istemesidir. Nitekim Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani de projeye destek vermekte, ancak güzergâh konusunda daha az maliyetli ve ekonomik açıdan daha faydalı olabilecek “Dicle’nin doğusu” seçeneğini ortaya koymaktadır.[21] Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti öncesinde Bağdat’a giden Dışişleri Bakanı Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın, Irak hükümetiyle anlaşmaya vararak PKK ile mücadele konusunda yeni bir anlaşma/mutabakat metni imzalamışlardır.[22] Bu anlamda, Ankara, terörle mücadele konusunda Suriye’deki sıkıntıları henüz gideremese de, Irak anlamında önemli bir başarı kazanmıştır.

Türkiye ve Irak heyetlerinin görüşmesi (Mart 2024)

İkinci olarak, Türkiye, Irak’ın ve Kürdistan bölgesinin kalkınmasına bu proje ile yardımcı olarak, federal Irak’ın istikrarlı ve toprak bütünlüğü sağlamış bir aktöre dönüşmesini istemekte ve bu sayede terörle mücadele ve bağımsız Kürt Devleti konusunda kendisine güvenceye almak istemektedir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, projeyle alakalı olarak yaptığı resmi konuşmalarda daima Irak’ın toprak bütünlüğüne vurgu yaparak, bu konuda Ankara’daki devlet hassasiyetine adeta sözcülük/tercümanlık yapmaktadır.[23]

Ankara açısından projeyi önemli kılan üçüncü faktör, Türkiye’nin her yıl bütçesinin çok önemli bir kalemini oluşturan enerji (petrol ve doğalgaz) giderleri konusunda Irak’la yakın çalışarak, enerji maliyetlerini ekonomik belirsizlik ortamında düşürmek istemesi bulunmaktadır. Geçmişte Musul Meselesi kaynaklı olarak Irak’ın petrol gelirlerinde hak sahibi olan Ankara, ancak o dönemde İngiltere ile girişilen diplomatik mücadelede başarılı olamamış ve Musul’daki haklarından vazgeçmek zorunda kalmıştır. Fakat Türkiye, günümüzde barışçıl yöntemler ve dostane ilişkiler yoluyla, Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile yakın iş birliğine yönelerek, enerji maliyetlerini düşürmek ve transit ülke olarak enerji gelirlerinden pay almak istemektedir.[24] Bu, Ankara’nın Rusya, Azerbaycan ve İran gibi ülkelerle geliştirdiği ve özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in vurguladığı Türkiye’nin doğalgaz transfer merkezi olması vizyonuna da benzer bir yaklaşımdır.

Son olarak, Ankara, bu şekilde bölgenin ana ticaret güzergâhı olmak ve Kalkınma Yolu Projesi’ni küresel büyük projeler (örneğin, Kuşak Yol Projesi’nin Orta Koridor ayağı) bağlayarak, dünya ticareti ve siyasetinde önemini arttırmak istemektedir. Bu, Türkiye’nin 21. yüzyılda gerçekleştirmek istediği barışçıl, terör ve savaş karşıtı bölgesel güç vizyonuyla uyumlu ve yerinde bir yaklaşımdır. Nitekim Ukrayna-Rusya ve Hamas-İsrail çatışması gibi başka konularda da, Türkiye, daima barışçıl ve tarafları uzlaşmaya ve uluslararası hukuka davet eden yaklaşımlarıyla dünya kamuoyunda takdir toplamaktadır.

Sonuç

Sonuç olarak, Türkiye’nin bölgesel güce dönüşme ve bölgesinde siyasi ve ekonomik istikrarı sağlamak konusundaki girişimleri hız kesmeden devam etmektedir. Ankara, insancıl politikalara ağırlık vermekte ve bölgesini bir barış ve refah bölgesi haline getirmeyi ummaktadır. Bu doğrultuda, terörist gruplarla mücadele için sert güç, diğer devletler ve barışçıl gruplarla ilişkilerinde ise yumuşak güç unsurlarına ağırlık veren Türkiye, bu stratejisinde başarılı olmak için üçüncü bir unsura da ihtiyaç duymaktadır. Bu son kritik unsur ise, bölge halklarına sağlanacak demokratik haklardır. Burada kritik unsur da, Kürt halklarının desteğinin sağlanması olabilir. Bu doğrultuda, anadilde eğitim ve insanca yaşam koşulları gibi haklar, Ankara’nın kolaylıkla yapabileceği ve bölgeyi daha istikrarlı ve bütüncül hale getirecek adımlar olabilir. Ancak elbette, bu konularda kesin konuşabilmek için, ciddi ön araştırmaların yapılması ve terör ve şiddeti reddeden aktörlerle iş birliği yapılması şarttır.

Kapak fotoğrafı: (Soldan sağa) Türkiye Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, BAE Enerji ve Altyapı Bakanı Mohamed Al Mazrouei, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Sudani, Katar Ulaştırma Bakanı Jassim Saif Ahmed Al Sulaiti ve Irak Ulaştırma Bakanı Razzaq Muhaibis Al-Saadawi[25]

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] Ylenia Gostoli (2024), “What's behind Turkey and Iraq's 'Development Road' project?”, The New Arab, 30.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.newarab.com/analysis/whats-behind-turkey-and-iraqs-development-road-project.

[2] Mehmet Alaca & Haydar Karaalp (2023), “Türkiye-Iraq Development Road Project: Enhancing regional connectivity, trade”, 17.09.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/en/middle-east/turkiye-iraq-development-road-project-enhancing-regional-connectivity-trade/2993555.

[3] TRT Haber (2024), “Kalkınma Yolu'nu kim, nasıl gördü?”, 26.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.trthaber.com/haber/dunya/kalkinma-yolunu-kim-nasil-gordu-853665.html.

[4] Mehmet Alaca & Haydar Karaalp (2023), “Türkiye-Iraq Development Road Project: Enhancing regional connectivity, trade”, 17.09.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/en/middle-east/turkiye-iraq-development-road-project-enhancing-regional-connectivity-trade/2993555.

[5] Mehmet Alaca (2022), “Orta Doğu'nun en büyük limanlarından Irak'taki Büyük Faw'ın inşası hız kesmeden sürüyor”, AA, 09.12.2022, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/orta-dogunun-en-buyuk-limanlarindan-iraktaki-buyuk-fawin-insasi-hiz-kesmeden-suruyor/2759271.

[6] John Calabrese (2024), “Iraq’s “Development Road”: Rough Terrain Ahead”, Modern Diplomacy, 04.05.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://moderndiplomacy.eu/2024/05/04/iraqs-development-road-rough-terrain-ahead/.

[7] TRT World (2024), “Türkiye, Iraq, Qatar, UAE sign deal to advance Development Road Project”, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.trtworld.com/turkiye/turkiye-iraq-qatar-uae-sign-deal-to-advance-development-road-project-17876699.

[8] CNNTürk (2024), “Kalkınma Yolu Projesi neden önemli? Bölgenin kaderi değişecek...”, AA, 24.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.cnnturk.com/turkiye/kalkinma-yolu-projesi-neden-onemli-2108537.

[9] Mehmet Alaca & Haydar Karaalp (2023), “Türkiye-Iraq Development Road Project: Enhancing regional connectivity, trade”, 17.09.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/en/middle-east/turkiye-iraq-development-road-project-enhancing-regional-connectivity-trade/2993555.

[10] Ylenia Gostoli (2024), “What's behind Turkey and Iraq's 'Development Road' project?”, The New Arab, 30.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.newarab.com/analysis/whats-behind-turkey-and-iraqs-development-road-project.

[11] Sabena Siddiqui (2024), “Can $20B Iraq Development Road project rival India-Middle East corridor?”, Al-Monitor, 27.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.al-monitor.com/originals/2024/04/can-20b-iraq-development-road-project-rival-india-middle-east-corridor#ixzz8bQVbol8V.

[12] Mehmet Alaca & Haydar Karaalp (2023), “Iraklılar Türkiye'nin liderlik ettiği Kalkınma Yolu Projesi'ni bekliyor”, AA, 15.09.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iraklilar-turkiyenin-liderlik-ettigi-kalkinma-yolu-projesini-bekliyor/2992494.

[13] Daily Sabah (2024), “Türkiye, Iraq, Qatar, UAE sign deal on Development Road project”, 22.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.dailysabah.com/business/economy/turkiye-iraq-qatar-uae-sign-deal-on-development-road-project.

[14] TRT World (2024), “Türkiye, Iraq, Qatar, UAE sign deal to advance Development Road Project”, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.trtworld.com/turkiye/turkiye-iraq-qatar-uae-sign-deal-to-advance-development-road-project-17876699.

[15] Mehmet Alaca & Haydar Karaalp (2023), “Türkiye-Iraq Development Road Project: Enhancing regional connectivity, trade”, 17.09.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/en/middle-east/turkiye-iraq-development-road-project-enhancing-regional-connectivity-trade/2993555.

[16] Mehmet Alaca (2024), “Turkish president's Iraq visit to boost momentum for Development Road Project”, AA, 22.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/en/middle-east/turkish-presidents-iraq-visit-to-boost-momentum-for-development-road-project/3199087.

[17] Senem Görür Yücel (2023), “5 soruda Hakan Fidan’ın Irak ziyareti”, Medyascope, 22.08.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://medyascope.tv/2023/08/22/5-soruda-hakan-fidanin-irak-ziyareti/.

[18] Feyzullah Tuna Aygün (2023), “Development Road: Iraq’s Future Vision”, ORSAM, 27.09.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.orsam.org.tr/en/development-road-iraqs-future-vision/.

[19] Yusuf Kamadan (2024), “Türkiye-Iraq Development Road Project forges new trade path”, TRT World, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.trtworld.com/turkiye/turkiye-iraq-development-road-project-forges-new-trade-path-17929034.

[20] Ylenia Gostoli (2024), “What's behind Turkey and Iraq's 'Development Road' project?”, The New Arab, 30.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.newarab.com/analysis/whats-behind-turkey-and-iraqs-development-road-project.

[21] K24 (2024), “Başbakan ​​Barzani: Kalkınma Yolu güzergahının Dicle'nin doğusundan geçmesini önerdik”, 12.05.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.kurdistan24.net/tr/story/97579-Ba%C5%9Fbakan-%E2%80%8B%E2%80%8BBarzani:-Kalk%C4%B1nma-Yolu-g%C3%BCzergah%C4%B1n%C4%B1n-Dicle%27nin-do%C4%9Fusundan-ge%C3%A7mesini-%C3%B6nerdik.

[22] Ezgi Akın (2024), “Iraq bans PKK as security ties with Turkey gain momentum”, Al-Monitor, 14.03.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.al-monitor.com/originals/2024/03/iraq-bans-pkk-security-ties-turkey-gain-momentum#ixzz8bQWO0zrz.

[23] Presidency of the Republic of Türkiye (2023), “We will turn the Development Road project into the new ‘Silk Road’ of our region”, 21.03.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.tccb.gov.tr/en/news/542/144355/-we-will-turn-the-development-road-project-into-the-new-silk-road-of-our-region-.

[24] Feyzullah Tuna Aygün (2023), “The Development Road: Connecting Iraq and Türkiye”, ORSAM, 12.05.2023, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.orsam.org.tr/en/the-development-road-connecting-iraq-and-turkiye/.

[25] Reuters (2024), “Iraq, Turkey, Qatar, UAE sign preliminary deal to cooperate on Development Road project”, 22.04.2024, Erişim Tarihi: 27.05.2024, Erişim Adresi: https://www.reuters.com/world/middle-east/iraq-turkey-qatar-uae-sign-preliminary-deal-cooperate-development-road-project-2024-04-22/.




25 Mayıs 2024 Cumartesi

Prof. Dr. Ghadir Golkarian Mülakatı: İran'daki Güncel Gelişmeler

 

İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İngilizce) bölümü öğretim üyesi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ozan Örmeci, 25 Mayıs 2024 tarihinde Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) öğretim üyesi ve UPA yazarı Prof. Dr. Ghadir Golkarian'la İran'daki güncel gelişmeler üzerine bir mülakat gerçekleştirdi. Aşağıdaki linkten bu mülakatı izleyebilirsiniz.

22 Mayıs 2024 Çarşamba

İstanbul Kent Üniversitesi'nde Düzenlenen "Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Uluslararası Türk-Rus İlişkileri Çalıştayı"ndan Gözlem ve Notlar


Giriş

İstanbul merkezli vakıf üniversitesi İstanbul Kent Üniversitesi, 21 Mayıs 2024 tarihinde önemli bir akademik/diplomatik etkinliğe sahne oldu. Üniversitenin Kağıthane kampüsünde "Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Uluslararası Türk-Rus İlişkileri Çalıştayı" ismiyle iki oturum olarak düzenlenen etkinlikle, Türkiye-Rusya ilişkilerine dair akademik ve diplomatik alanlarda çalışan önemli bazı kişiler bir araya geldiler.

Saat 13:00-17:00 arasında düzenlenen etkinliğin açılış konuşmalarını Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosu Ekselansları Sayın Andrey Buravov yaparken, ikinci açılış konuşmasını İstanbul Kent Üniversitesi İİSBF Dekanı Prof. Dr. Hasret Çomak gerçekleştirdi. Açılış konuşmalarında üçüncü sırada ise emekli Türk diplomat ve eski Moskova Büyükelçisi Sayın Halil Akıncı yer aldı. Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Ekselansları Sayın Aleksei V. Erkhov ile İstanbul Kent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Atsü ise yoğun programları nedeniyle açılış programına katılamadılar. Açılış konuşmalarının ardından İstanbul Kent Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Doğan Şafak Polat'ın moderatörlüğünde düzenlenen birinci oturumda, konuşmacı olarak; Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçilik Müsteşarı Doç. Dr. Aleksander Sotniçenko, Prof. Dr. Hasret Çomak, Yeditepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erkut Erkatal ve Rusya İhracat Merkezi Temsilcisi Timur Safin yer aldılar. Doç. Dr. Aleksander Sotniçenko'nun moderatörlüğünü yaptığı ikinci oturumda ise, konuşmacı olarak; Güney Federal Üniversitesi'nde Prof. Dr. Veronika Tsibenko, İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yaşar Onay ve İstanbul Kent Üniversitesi'nden Dr. Mesut Özel yer aldılar.

Türkiye-Rusya ilişkilerine dair dostane mesajların verildiği etkinlik, başarıyla tamamlanmış ve konuklar etkinlikten memnun olarak ayrılmışlardır. Etkinlikte, Türkiye-Rusya ilişkilerine dair önemli konular değerlendirilirken, Ukrayna Krizi ve Suriye Krizi gibi sorunlu alanlara girilmemiş ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi adına pozitif bir gündem yaratılmaya çalışılmıştır. Bu yazıda, bu önemli etkinlikte geçmişte veya günümüzde resmi diplomatik görevleri olan üst düzey kişilerce Türkiye-Rusya ilişkileri adına belirtilen bazı önemli hususlar açıklanacaktır.

Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosu Ekselansları Sayın Andrey Buravov'un Görüşleri

Etkinliğin açılış konuşmaları bölümünde uzunca bir konuşma yapan Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosu Ekselansları Sayın Andrey Buravov, Türkiye-Rusya ilişkilerinin durumu ve bunun Moskova'da nasıl algılandığına dair önemli açıklamalar yapmıştır. Sayın Başkonsolos, Türk-Rus ilişkilerini temel olarak iki dönemde değerlendirirken, 15. yüzyılın sonundan 20. yüzyıla kadar gelişen süreci daha çok husumet ve rekabetin ön planda olduğu tarihsel ilişkiler dönemi, 20. yüzyıldan itibaren başlayan yeni süreci ise iş birliği potansiyelinin öne çıktığı dönem olarak işaret etmiştir. Buravov, ilişkilerin husumet temelinde kurgulandığı ve 1568-1918 döneminde 12 farklı Osmanlı-Rus Savaşı'nın yaşandığı tarihsel süreçte bile zaman zaman Türk-Rus ilişkilerinde iş birliği ve yardımlaşmanın ön plana çıktığını Napolyon'a karşı kurulan ittifak ve 1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması örnekleriyle ifade etmiştir. Buravov, 20. yüzyılda oluşan iş birliği temelli ilişkileri ise; Batı emperyalizmine karşı Rusya'nın Türkiye'nin Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlattığı Ulusal Kurtuluş Savaşı'na verdiği destek, 1970'lerde Sovyetler Birliği'nin Türkiye'nin sanayileşmesine yönelik yaptığı ciddi katkılar, 1980'lerden itibaren iki ülke arasında gelişen enerji (bilhassa doğalgaz) ticareti, 1990'larda bavul ticareti ve insani iş birliği ile başlayan toplumsal yakınlaşma ve artan ekonomik ve insani ilişkiler, 2004 yılında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin'in Türkiye'ye yaptığı tarihi ziyaret ve 2010 yılında iki ülke arasında inşa edilen Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) mekanizması ile somutlaştırmıştır. Buravov, 2015-2016 döneminde ise iki ülke arasında dışsal faktörlerin etkisiyle krizli bir sürece girildiğinin ve "jet krizi" ve "Karlov suikastı" gibi talihsiz olayların yaşandığının altını çizmiştir.

Andrey Buravov

Buravov, ülkesinin dış politikada ülkeleri Rusya'ya karşı "yapıcı fikirli", "tarafsız" ve "dost olmayan" şeklinde üç farklı düzlemde değerlendirdiğini ifade ederken, Türkiye ile ilişkilerin Soğuk Savaş'tan başlayarak giderek "dost olmayan" kategorisinden "tarafsız" ve "yapıcı fikirli" yönünde ilerlediğini ima etmiştir. İki ülke arasındaki ilişkileri "medeniyet temelinde iş birliği" ve "çok yönlü karşılıklı yarar sağlayan ortaklık" şeklinde tanımlayan Başkonsolos, yapıcı ikili diyalog sayesinde geleceğe umutlu baktıklarını da sözlerine eklemiştir. 

Halil Akıncı'nın Görüşleri

Emekli Türk diplomat, Moskova eski Büyükelçisi ve Türk Keneşi eski Genel Sekreteri olan deneyimli Türk bürokrat Halil Akıncı da, açılış bölümünde çok  önemli bir konuşma yapmış ve diplomasi mesleğinin incelikleri ve Türk-Rus ilişkilerinin doğası adına çok değerli bilgiler paylaşmıştır. Türkiye adına son diplomatik görevinin Moskova Büyükelçiliği olduğunu belirten Akıncı, geçmişte NATO'da da görev yapmış deneyimli bir diplomat olarak, iki ülke ilişkilerinde tarih bilgisinin önemli olduğunun ve her iki ülkenin de tarihsel sembollere büyük önem verdiğinin altını çizmiştir. İki devletin de "imperium" geleneğinden beslenen devlet gelenekleri olduğunu söyleyen Akıncı, bu yaklaşımda tüm toprakların "her yer vatan" anlayışıyla korunmak ve mümkünse genişletilmek istendiğinin ve bunun İngiltere gibi farklı Batılı medeniyetlerde görülen "dominium" mantığından çok farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu bağlamda, fethettiği ülkeleri (kolonileri) daha çok bir ticari zenginlik kaynağı olarak gören Batılı ülkelerden farklı olarak, Türk ve Rus medeniyetlerinin toprağa daha çok kıymet verdiğini söyleyen Akıncı, her iki ülke için de "vatan" kavramının önemine vurgu yapmıştır.

Halil Akıncı

Konuşmanın ilerleyen bölümlerinde "Rusya'nın Batı'nın en Doğulusu, Türkiye'nin de Doğu'nun en Batılısı" olduğu şeklinde ilginç bir ifade kullanan deneyimli diplomat, her iki devletin de Batı'ya sığmayacak kadar köklü ve büyük medeniyetler olduğunu belirtmiştir. Batı'da (önce Avrupa, sonra da ABD), 1917'ye kadar Osmanlı (Türk-Müslüman) nefretinin, bu tarihten sonra da Rus nefretinin birleştirici ve mobilize edici unsur olarak kullanıldığını iddia eden Akıncı, Batı emperyalizminin askeri uygulamalar ve ekonomik uygulamalar şeklinde iki farklı yöntemi olduğunu belirtmiş ve günümüzde Rusya'ya karşı bu yöntemlerle mücadele edildiğini söylemiştir. Buna karşın, Rusya'nın sahip olduğu zengin doğal kaynaklar nedeniyle dünyanın vazgeçebileceği bir ülke olmadığını söyleyen Halil Akıncı, tedarik ekonomisi niteliği gösteren iki ülkenin de ihracatı daha çok halkını doyurmak için bir araç olarak kıymetlendirdiğini ve Japonya, Çin, Almanya gibi "tüccar devlet" niteliği göstermediklerini vurgulamıştır. Ayrıca her iki ülkede de "devletçi" eğilimlerin yüksek olduğunu belirten Akıncı, iki ülkenin geçmişte yaptıkları çok sayıda savaşın ise daha çok arazi (toprak) savaşları olduğunu, günümüzde ise böyle bir risk olmadığını ifade etmiştir. Kurtuluş Savaşı'ndaki Bolşevik (Sovyet) yardımlarından övgüyle söz eden Akıncı, buna karşın büyük önder Atatürk ve yeni Türkiye'nin daha ilk günden rejim ihracına karşı olduğunu ve bunu Moskova'ya hissettirdiğini söylemiştir. Bu bağlamda, tarihsel olarak 1921 Moskova Antlaşması'nın Musul'u da Türk toprağı olarak kabul eden bir antlaşma olduğunun altını çizen Akıncı, 1925 Türkiye-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması'nın önemini de ifade etmiştir. Akıncı, 1934 tarihli ünlü Sovyet belgeseli "Türkiye'nin Kalbi Ankara"nın ise Türkiye'de uzun süre yasaklı kaldığını, çünkü bu belgeselde Türk devlet idarecilerinin Sovyetleri öven sözlerinin Soğuk Savaş döneminde olumsuz algılandığını belirtmiştir. 1965 ziyaretiyle başlayan sanayileşme yardımları ve 1978 Siyasi Belgesi'nin de ikili ilişkilerdeki önemini vurgulayan Türk diplomat, konuşmasının son bölümünü "bundan sonra ne yapmalıyız?" sorusuna ayırmıştır. 

Akıncı'ya göre, Türkiye-Rusya ilişkilerinde krizleri önlemenin formülü olarak Türk Hariciyesi ve karşılıklı olarak Rus hariciyesi de, üç önemli ve başarılı yöntem geliştirmişlerdir. Bunlardan birincisi, Atatürk zamanından başlayarak, Soğuk Savaş döneminde zaman zaman buna aykırı hareket edilse de, Türkiye'nin topraklarını Rusya'ya yönelik saldırılara karşı kullandırtmama prensibidir. Hatta Türkiye, bu ilkeyi Batı ülkeleri ile yaptığı anlaşmalara da koydurtmaya çalışmıştır. Ancak elbette Türkiye'nin bir NATO üyesi olması ve NATO'nun Sovyet Rusya'ya karşı Avrupa'yı korumak için oluşturulmuş bir askeri alyans olması sebebiyle, bunu her zaman başarmak mümkün olamamıştır. İkinci olarak, Türk ve Rus devlet adamları, çok akıllı bir şekilde sorunları halka mâl etmemek noktasında uyum ve anlayış birliği içerisinde olmuş ve bu şekilde hareket etmişlerdir. Soğuk Savaş'ın en zor ve hararetli zamanlarında bile, Rusya'da Türk karşıtlığı veya Türkiye'de Rusofobi özel olarak desteklenmemiş ve sorunlar diplomatik ve siyasi makamlara bırakılarak, toplumsal ilişkilerin olumsuz yönde gelişmesine set çekilmiştir. Akıncı'ya göre, 2015 yılındaki jet krizi ise Türkiye adına bir hatadır ve bu olaydan sonra Rusya'da bir süre Türk karşıtlığı yükselişe geçmiş, ancak karşılıklı çabalarla kısa sürede durum düzeltilebilmiştir. Üçüncü olarak, Halil Akıncı, iki ülke siyasileri ve diplomatlarının karşılıklı çıkar (menfaat) yaratmak şeklinde bir ilke doğrultusunda hareket ederek, ilişkileri üst seviyeye çıkarabildiklerini ve karşılıklı menfaatler sayesinde ilişkilerde kopuşun önlenebildiğini söylemiştir. Ancak Akıncı'ya göre, Batı'da Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya'ya yönelik olumsuz bakış ve ambargoların arttığı bir dönemde, ekonomisi Batı'ya çok bağımlı olan Türkiye'nin seçenekleri sınırlı olabilecektir. Bu anlamda, Sayın Büyükelçi, Rusya'nın Ukrayna politikasının iki ülke ilişkilerinde yaratabileceği ciddi sıkıntıları ima etmiştir. Akıncı, Rus diplomasisinin de Türk diplomasisi gibi son derece güçlü ve sofistike olduğunu da sözlerine eklemiştir. Son olarak, Akıncı, Suriye konusunun Rusya için bir nüfuz, Türkiye için ise terör örgütleri PKK-PYD-YPG-IŞİD nedeniyle bir "ulusal güvenlik" meselesi olduğunu vurgulayarak, Moskova'nın Ankara'ya daha anlayışlı yaklaşması gerektiğini samimiyetle söylemiştir.

Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçilik Müsteşarı Doç. Dr. Aleksander Sotniçenko'nun Konuşmasından Satırbaşları

Birinci oturumda yer alan ve ikinci oturumu yöneten Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçilik Müsteşarı akademisyen Doç. Dr. Aleksander Sotniçenko, akademik olarak Ortadoğu ve Türkiye çalışan bir Rus araştırmacı ve diplomat olarak ülkemizi iyi çalıştığını ve çok iyi tanıdığını belirtirken, iki komşu devletin tarihte birbirlerine yakın komşu olmaları sebebiyle bazı sorunlar yaşamalarının çok doğal olduğunu, ancak günümüzde şartların çok farklı olduğunu söylemiştir. Her iki ülkenin de Roma emperyal geleneğinden kaynaklanan büyük medeniyetler olduğunu vurgulayan Sotniçenko, Roma, İstanbul ve Moskova'nın bu geleneği yansıtan başkentler olduğunu söylemiştir. Buna karşın, iki ülke arasında etnik (Slav vs. Türk), dini (Ortodoks Hıristiyan vs. Hanefi İslam) farklılıklara dikkat çeken Rus konuşmacı, yine de karasal (kıta) imparatorluk geleneği bağlamında iki ülkenin de birbirlerine benzer ve örneğin bir deniz imparatorluğu olan İngiltere'den farklı medeniyetler olduğunu ifade etmiştir. Sotniçenko, her iki ülkenin de ayrıca çok kültürlü, çok etnikli ve çok dinli olmalarının toplumsal zenginlik sağladığını vurgulamıştır.

Doç. Dr. Aleksander Sotniçenko

Konuşmasının son bölümünde, Batılıların Türk ve Rus halklarını daima kendi "öteki"leri olarak gördüklerini kaydeden Sotniçenko, Batılılar tarafından dışlanan ve horgörülen bu iki devlet arasındaki iş birliğinin çok önemli ve gerekli olduğunu vurgulayarak, gelecek adına umutlu konuşmuştur. Sotniçenko, soru-cevap bölümünde kendisine yöneltilen Rusya'nın Moskova'da PYD ofisi açtığı şeklinde soruya ise, bu konuda Rus ve Türk basınında çıkan haberleri görünce araştırma yaptığını, ancak bunun gerçek olmadığını öğrendiğini söylemiş ve Rusya'nın Suriye'de Türkiye ile iş birliğine açık olduğunu vurgulamıştır.

Prof. Dr. Hasret Çomak'ın Vurguları

Programın açılış ve birinci oturumunda yer alan İstanbul Kent Üniversitesi İİSBF Dekanı ve emekli üst düzey asker Prof. Dr. Hasret Çomak ise, iki ülke arasında ulaşılan Montrö dengesi ve karşılıklı uyum ve anlayış sayesinde Karadeniz'in diğer bölgelerden farklı olarak bir "barış denizi" olabildiğinin ve bu konuda iki ülke arasındaki iş birliğinin devam etmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Çomak, iki ülke arasındaki ilişkileri geleceğe taşımak ve üçüncül (dışsal) faktörlerden kaynaklanan sorunları aşabilmek adına da, İstanbul ve Antalya veya Ankara'da Türkçe, Rusça ve İngilizce eğitim verecek ve hükümetlerarası anlaşmalarla kurulacak iki yeni üniversitenin kurulmasının faydalı olacağını söylemiştir.

Prof. Dr. Hasret Çomak

Sonuç

Sonuç olarak, İstanbul Kent Üniversitesi'nde 21 Mayıs 2024 tarihinde düzenlenen "Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Uluslararası Türk-Rus İlişkileri Çalıştayı", öğrenciler ve bu konuda çalışan akademisyenler için çok faydalı bir bilimsel/diplomatik etkinlik olmuş ve iki ülkede de diplomatik ve akademik çevrelerin sorunların farkında ancak ilişkileri geliştirme niyetinde olduklarının anlaşılması bağlamında önemli bir mesaj niteliği taşımıştır. Özellikle emekli Türk diplomat Halil Akıncı ve Rusya Başkonsolosu Andrey Buravov'un konuşmaları, diplomatik bazı hususları da içermiş ve son derece öğretici ve faydalı olmuştur. Ayrıca tüm konuşmacılar ve katılımcılar ilişkileri germek ya da bozmak değil, geliştirmek ve sorunları düzeltmek noktasında uyumlu bir görünüm sergilemişler, ancak risklere de dikkat çekmişlerdir. 

Bu bağlamda, bu konuda çalışan bir akademisyen olarak, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un kısa süre önce yaptığı Rusya'nın Ukrayna'da Odessa'ya saldırması durumunda ülkesinin Ukrayna'ya asker göndereceği açıklaması ve yine ABD'den gelen bazı açıklamalar dikkate alındığında, Rusya'nın Ukrayna'ya askeri üstünlüğünü kabul ettirip ülkenin doğusundaki Rusça konuşan nüfusun güvenliğini sağladıktan sonra, Ukrayna'nın tarafsız ve Rusya ile uyumlu bir devlete dönüştürülmesi hususunda diplomatik çabalara ağırlık vermesinin tüm dünya ve bilhassa da Türkiye adına daha faydalı olacağını söyleyebilirim. Zira zıtlaşmanın çok uzaması ve ilişkilerin çatışma durumuna dönüşmesi halinde, NATO üyesi olan Türkiye, önceki anlaşmaları gereği, Rusya ile dostane ilişkilerini bozmak durumunda kalabilir. Bunun yaşanmasını istemeyen Ankara, Moskova'yı bu konuda daha sağduyulu hareket etmeye davet etmektedir ki, ABD'de birkaç ay sonra yapılacak Başkanlık seçimlerinde Rusya'ya sempatiyle bakan adayın (Donald Trump) favori durumunda olması da dikkate alındığında, Ukrayna'da krizin herkesi memnun edecek bir formülle sonuçlandırılması gayet mümkündür. Burada kritik husus ise, Rusya'ya saygı duyulması ve bu ülkeye bir nefret objesi ya da sıradan bir devlet gibi muamele edilmemesidir. Bu anlamda, Ukrayna yönetimi, geçmişteki hatalarından ders almalı ve Batı ile Rusya arasında bir tür köprü olarak hareket edebilecek yeni bir siyasete yelken açmalıdır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

20 Mayıs 2024 Pazartesi

2024 Kuzey Makedonya Seçimleri ve Yunanistan’la Gerilen İlişkiler


 Giriş

1991 yılında Yugoslavya’nın dağılması sürecinde bağımsızlığını kazanan genç bir devlet olan Kuzey Makedonya Cumhuriyeti (Severna Makedoniya), köklü tarihi ve Balkanlar gibi önemli bir coğrafyada yer alması nedeniyle uluslararası siyasette zaman zaman adı gündeme gelen bir ülkedir. Kuzey Makedonya, Makedonya adı ile kurulduktan sonra, uzun süre (27 yıl kadar) komşusu Yunanistan’la ülkenin ismine ilişkin bir diplomatik kriz yaşamış ve 2018 yılında iki ülke arasında imzalanan Prespa Antlaşması ile bu sorun çözülmüştür. Ancak şimdilerde bu sorunun yeniden depreşmesi riski bulunmaktadır. Bu yazıda, 2024 Mayıs ayında yapılan Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri ve bu seçimler sonrasında Yunanistan’la ülkenin ismi meselesi üzerinden yeniden gerilmeye başlayan ilişkiler analiz edilecektir.

Kuzey Makedonya Tarihi

Bugün Makedonya olarak bilinen geniş coğrafyada, geçtiğimiz asırlarda birçok farklı medeniyet kurulmuştur. Bunlar arasında bilinen en eski devlet Paeonia (Payonya) Krallığı olmakla birlikte, zaman içerisinde, Makedonya toprakları, Makedon Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bulgar Krallığı, Bizans ve Sırp Krallığı gibi pek çok devletin idaresi altında bulunmuştur.[1] 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilen Makedonya, bu tarihten itibaren 5 asırdan uzun bir süre boyunca (1371-1912 yılları arasında) Türk egemenliğinde kalmıştır.[2] Bu süreçte Balkanlar’daki ve Makedonya’daki Müslüman nüfus artmış ve Müslümanlar bu coğrafyanın değişmez unsurları olmuşlardır.

93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında bir süre Bulgaristan egemenliğine giren Makedonya, 1912 yılında Birinci Balkan Savaşı sırasında ise Sırbistan tarafından işgal edilmiş ve savaş sonrasında da Sırbistan’ın kontrolüne bırakılmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın (1914-1918) ardından, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallıklarının birleşmesiyle 1929 yılında Yugoslav Krallığı ilan edilmiş, bu devletin içerisinde kalan Makedonya’da da, Üsküp, Vardar idari bölgesinin başkenti olarak belirlenmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardındansa, Yugoslavya’da, Tito önderliğindeki Komünist Parti yönetimi altında federal bir devlet olarak tesis edilmiştir. 1946 yılında Makedonya topraklarına otonom statüsü tanınmış, 1963 yılında ise ülkenin ismi Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti olarak değiştirilmiştir.

Tarihi Makedonya toprakları, günümüz Yunanistan’ını da kapsıyor

Makedonya, bağımsızlığını 1991 yılında Yugoslavya’nın dağılmasıyla kazanmıştır. Ancak Yunanistan’ın, Makedonya isminin Helenistik kültüre ait olduğu iddiası nedeniyle ülkenin uluslararası arenada tanınması zorlu bir süreç sonunda gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, Makedonya, Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğini ancak 1993 yılında ve “Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti” (FYROM) adıyla gerçekleştirebilmiştir.[3] Bu sorunun temeli, Makedonya adıyla bilinen ve Büyük İskender döneminden beri önemli bir bölge kabul edilen Makedon Krallığı’nın kurulduğu bu coğrafyanın Makedonya topraklarından çok daha geniş[4] ve günümüz Bulgaristan ve Yunanistan’ını da kapsar nitelikte olmasıdır.[5]

Kuzey Makedonya bayrağı

Kuruluş döneminden itibaren Kuzey Makedonya’yı zorlayan ikinci önemli mesele ise, ülkedeki önemli bir nüfusu oluşturan Arnavutların anayasal statüsü olmuştur. ABD’nin devreye girmesiyle bir ara iç savaşa neden olabilecek kadar gerilen ilişkiler, 2001 yılında imzalanan Ohri Çerçeve Anlaşması ile büyük ölçüde çözülmüştür. Bu anlaşmayla ülkede siyasi şiddetin önüne geçilmiş, ülkenin üniter devlet yapısı ve toprak bütünlüğü korunmuş, çok kimlikli toplumsal yapı kabul edilmiş, demokrasi ve öz yönetim ilkeleri kabul edilmiş, resmi dil Makedonca dışında tüm grupların kendi ana dillerinde de eğitim yapmalarına izin verilmiş, ülke nüfusunun yüzde 20’si ve üzerinde konuşulan dillere (Arnavutça bu gruba dahildir) devlet desteği ve üniversite eğitimi hakkı verilmiş ve yine yüzde 20 kriterini sağlayan dil grubuna (Arnavutça) ikinci resmi dil statüsü sağlanmıştır.[6]

Kuzey Makedonya Siyasi Sistemi

Kuzey Makedonya’nın siyasi sistemi üniter devlet yapısı ve Westminster parlamenter demokrasi esaslarına göre düzenlenmiştir. Bu anlamda, ülkede yönetim daha ziyade Başbakan olarak bilinen kişide toplanmakla birlikte, ülkenin çeşitli yetkilere sahip bir Cumhurbaşkanı da mevcuttur. Cumhurbaşkanı, iki turlu seçimde halk oyuyla seçilmektedir.

Makedonya’da kuruluşundan itibaren görev yapan Cumhurbaşkanları ise şu kişilerdir:[7]

  1. Kiro Gligorov (1991-1999),
  2. Boris Traykovski (1999-2004),
  3. Branko Crvenkovski (2004-2009),
  4. Corge Ivanov (2009-2019),
  5. Stevo Pendarovski (2019-2024).

Ülkede görev yapan Başbakanlar ise şu kişilerdir:

  1. Nikola Klyusev (1991-1992),
  2. Branko Srvenkovski (1992-1998, 2002-2004),
  3. Lubço Georgievski (1998-2002),
  4. Hari Kostov (2004-2004),
  5. Vlado Buçkovski (2004-2006),
  6. Nikola Gruevski (2006-2016),
  7. Emil Dimitriev (2016-2017),
  8. Zoran Zaev (2017-2020, 2020-2022),
  9. Oliver Spasovski (2020-2020),
  10. Dimitar Kovačevski (2022-2024),
  11. Talat Caferi (2024-2024).

Kuzey Makedonya siyasetine birkaç parti damgasını vurmaktadır. Ülkenin bağımsızlığını kazanmasının ardından, ilk yıllardan itibaren, sosyal demokrat çizgideki Makedonya Sosyal Demokrat Birliği (SDSM)[8] ile Makedon milliyetçiliği çizgisinde hareket sağcı VMRO-DPMNE (İç Makedon Devrimci Örgütü – Makedonya’nın Ulusal Birliği Demokratik Partisi)[9] ülke siyasetine damgalarını vurmuştur. Ancak son yıllarda farklı siyasal partiler de ülke siyasetinde önemli hale gelmiş ve özellikle BDI (Demokratik Entegrasyon Birliği veya Demokratik Bütünleşme Partisi)[10] ülkede etkili bir siyasi partiye dönüşmüştür.

Kuzey Makedonya’ya Dair Önemli Veriler

Balkanlar’da denize kapalı (landlocked) bir devlet olan Kuzey Makedonya, batısında Arnavutluk, kuzeyinde Kosova ve Sırbistan, doğusunda Bulgaristan ve güneyinde Yunanistan ile sınır komşusu olan küçük bir Balkan devletidir. Başkenti yaklaşık 550.000 kişinin yaşadığı Üsküp (Skopje) şehri olan 25.713 km²’lik Kuzey Makedonya’nın toplam nüfusu ise 2,135 milyon dolaylarındadır. Bu nüfus içerisinde yüzde 58,4’lük Makedon, yüzde 24,3’lük Arnavut, yüzde 3,9’luk Türk, yüzde 2,5’lik Roman ve yüzde 1,3’lük Sırp nüfus gibi farklı etnik unsurlar bulunmaktadır.[11] Dil açısından değerlendirildiğinde, ülkedeki asli resmi dil olan Makedonca’yı ana dili olarak konuşanların oranı yüzde 61,4, anadili ülkenin ikinci resmi dili statüsündeki Arnavutça olan nüfus oranı yüzde 24,3, anadili Türkçe olan nüfus oranı yüzde 3,4 ve anadili Çingenece (Romani) olan nüfus oranı yüzde 1,7’dir.[12] Dini açıdan bir değerlendirme yapıldığında ise, ülkenin yüzde 46,1’lik en büyük kesimi Ortodoks Hıristiyan, yüzde 32,2’lik önemli bir bölümü Müslüman ve yüzde 13,2’lik diğer önemli bölümü farklı Hıristiyan mezheplerindendir (Katolik ve Protestan).[13] Bu anlamda, Kuzey Makedonya, çok kültürlü ve renkli bir ülkedir ki, bu farklılıkların iyi yönetilememesi durumunda, bu tarz ülkelerin kolaylıkla iç karışıklıklar yaşayabildiği siyasal tarih ve siyaset biliminden iyi bildiğimiz bir husustur.

Kuzey Makedonya haritası[14]

Kuzey Makedonya’nın toplam ekonomik büyüklüğü (GDP) 2024 yılı Nisan ayı itibariyle IMF verilerine göre 15,87 milyar ABD doları büyüklüğündedir.[15] Kişi başına düşen yıllık gelir (GDP per capita) ise 7.700 dolar seviyesindedir. Bu da, Kuzey Makedonya’yı orta gelirli bir ülke sınıfına sokmaktadır. Makedonya’nın dış ticarette ihracat anlamında en önemli pazarları Almanya, Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya’dır. Kuzey Makedonya, bu ülkelere daha çok reaksiyon ve katalitik ürünleri, yalıtılmış tel, elektrik, motor parçaları ve koltuk gibi ürünler satmaktadır.[16] Kuzey Makedonya’nın en önemli ithalat ortakları ise Birleşik Krallık, Yunanistan, Almanya, Sırbistan ve Çin’dir. Üsküp, bu devletlerden daha çok platin, rafine petrol, elektrik, değerli metal ve petrol gazı ithal etmektedir.[17] Dış ticaret açığı veren bir devlet olan Kuzey Makedonya, 2022 verilerine göre 9,52 milyarlık ihracat, 13,1 milyarlık da ithalat yapmaktadır.[18] Ülkenin para birimi ise Makedon Denarı’dır.[19]

Dış politikasında küçük bir devlet olmasına karşın son yıllarda önemli atılımlar yapan Kuzey Makedonya, 1993 yılında Birleşmiş Milletler’e tam üyeliğini gerçekleştirdikten sonra, sırasıyla; 1994 yılında Dünya Gümrük Örgütü (WCO), 1995 yılında Avrupa Konseyi, yine 1995 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT/OSCE), 2003 yılında Dünya Ticaret Örgütü (WTO/DTÖ), 2006 yılında Orta Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması (CEFTA), yine 2006 yılında Uluslararası Frankofoni Örgütü ve 2020 yılında NATO’ya üye olmuştur.[20] Kuzey Makedonya, 2005 yılından beri Avrupa Birliği’ne (AB) de tam üye adayı olarak kabul edilmiş ve 2020 yılında üyelik müzakerelerine başlamıştır.[21] Kuzey Makedonya’nın AB üyesi olması gerçekçi bir hedef olarak gözükmektedir. Ancak bu noktada tüm üye devletlerin desteği gerektiği için, Yunanistan’la ilişkilerin bozulmaması ve varılan Prespa Anlaşması dengesinin korunması elzemdir. Ayrıca ülkenin artan önemi, 2023 yılında AGİT Dönem Başkanlığının üstlenilmesiyle de gözlemlenmiştir.[22]

Yunanistan’la Yaşanan İsim Krizi

1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Kuzey Makedonya’nın resmi ismi Makedonya olsa da, bu ülkenin komşusu ve diplomatik açıdan etkili bir Balkan/Avrupa devleti olan Yunanistan, Makedonya’nın bu isimle kurulmasının ileride Yunanistan topraklarında hak iddia etmesine yol açabileceği düşüncesiyle buna ilk günden karşı çıkmıştır. İrredantizm argümanıyla[23] demokratik çevrelerden destek toplayan Yunan diplomasisinin etkisiyle, Kuzey Makedonya, 1993 yılında BM’ye “Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti” (FYROM) adıyla kaydolmuştur.[24] Makedonya’nın bu ismi kullanmaya devam etmesi nedeniyle, Yunanistan, bu ülkenin NATO ve AB üyeliğini bloke etmiştir.

Prespa Anlaşması başarısını sağlayan iki ülke lideri (Başbakanı): Zoran Zaev ve Aleksis Çipras

Yıllar süren diplomatik çekişme ve müzakerelerin ardından, Yunanistan ile Kuzey Makedonya, 12 Haziran 2018 tarihinde Makedonya’nın resmi isminin “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesi üzerinde anlaşmaya varmış ve 12 Şubat 2019 tarihinde, Prespa Anlaşması’nın yürürlüğe girmesini takiben Kuzey Makedonya, ülkenin yeni ismini AB’ye bildirmiştir.[25] Prespa Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinin ardından Yunanistan, Kuzey Makedonya’nın AB ve NATO üyelik süreçlerinin önüne koyduğu engeli kaldırmış ve Kuzey Makedonya NATO’ya üye olmuş, AB ile de tam üyelik müzakerelerine başlamıştır.[26] Ayrıca, Kuzey Makedonya, AB ile Vize Kolaylığı ve Geri Kabul Anlaşması’nı 1 Ocak 2008 tarihinde yürürlüğe sokmayı başarmıştır. Makedonya, 2005 yılında elde ettiği tam üye adayı statüsünü ise, Yunanistan’la yaşadığı isim sorunu nedeniyle ancak Prespa Anlaşması ile aşabilmiş ve 2020 yılında Brüksel ile tam üyelik müzakerelerini başlatmıştır.[27]

2024 Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento Seçimleri

2024 yılında hareketli bir siyasi sürece giren Kuzey Makedonya, 24 Nisan-8 Mayıs 2024 tarihlerinde iki turlu Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 8 Mayıs 2024 tarihinde parlamento seçimlerini başarıyla demokratik biçimde tamamlamıştır.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda yüzde 40 oy alan VMRO-DPMNE tarafından desteklenen Gordana Siljanovska-Davkova, ikinci turda İktidardaki Sosyal Demokratların (SDSM) adayı Stevo Pendarovski’yi yüzde 31’e karşı yüzde 69 oyla geçmiş ve ülkenin yeni ve ilk kadın Cumhurbaşkanı seçilmiştir.[28]

2024 parlamento seçimlerinde de, Hristijan Mickoski liderliğindeki VMRO-DPMNE ve onun kurduğu sağ seçim ittifakı, büyük bir başarı göstermiş ve yüzde 43,32 oyla açık farkla parlamentodaki en büyük grubu (58 koltukla) oluşturmuştur. Dimitar Kovačevski liderliğindeki SDSM ve ittifakı ise yüzde 15,37 oyda kalmış ve ancak 18 milletvekilliği kazanabilmiştir. BDI’nin başını çektiği ve Ali Ahmeti’nin lideri olduğu ittifak ise yüzde 13,67 oyla 19 milletvekilliği elde etmiştir. Bu durumda, 120 koltuklu parlamentoda hükümeti kurmak için gereken 61 oya kolayca ulaşabilecek VMRO-DPMNE’nin yeni hükümeti kurması ve Hristijan Mickoski’nin yeni Başbakan olması beklenmektedir.

Hristijan Mickoski

Yeniden İsim Krizi Mi?

Ancak bu demokratik süreçten başarıyla çıkan Kuzey Makedonya’da sağ siyasetin güçlenmesi, Yunanistan’la varılan hassas dengeleri bozmaya başlamış ve ülkenin yeniden Kuzey Makedonya yerine Makedonya ismini kullanmasına yönelik popülist hamleler peşi sıra gelmiştir. Öyle ki, ülkenin yeni ve ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Gordana Siljanovska-Davkova, yemin töreninde Kuzey Makedonya ismini kullanmaktan imtina etmiş ve ülkesinin adını Makedonya olarak söylemiştir.[29] Yeni Başbakan olması beklenen Hristijan Mickoski de bu tavrı desteklemiş ve Cumhurbaşkanı’nın davranışını “onurlu” bulduğunu ifade etmiştir.[30] Yunanistan’dan ise gecikmeden tepki gelmiş ve Başbakan Kiriakos Miçotakis, Prespa Anlaşması’na uygun olmayan söylem ve tavırlar karşısında Kuzey Makedonya’nın AB üyeliğinin yolunu tıkayacaklarını açıkça söylemiştir.

Konuyu yorumlayan İngiliz akademisyen James Ker-Lindsay, bunun yeni bir devlet politikası mı, yoksa yeni seçilen Cumhurbaşkanı’nın kendisini meşrulaştırmak ve adını duyurmak için yaptığı sansasyonel ve provokatif bir hamle mi olduğunun önemli olacağının altını çizerken, anlaşmanın (Prespa Anlaşması) bozulma ihtimalinin düşük olduğunu belirtmiştir.[31]

Sonuç

Sonuç olarak, Kuzey Makedonya ile Yunanistan arasında yaşanan isim sorunu başarılı bir şekilde çözülmüş ve NATO ve AB üyeliği yolunda önü açılan Kuzey Makedonya, kısa sürede önemli diplomatik başarılar kazanmıştır. Bu anlamda, Prespa Anlaşması faydalı ve gereklidir. Bu nedenle, anlaşmaya tarafların sadık kalması bence daha doğru bir adım olacaktır. Ancak elbette siyasette birçok farklı denge söz konusudur ve yeni Makedonya yönetiminin ne yapmak istediğini zaman gösterecektir.

Kapak fotoğrafı: Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova, BBC, https://www.bbc.com/news/articles/c3g5rj4y24do

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] İnsamer, “Makedonya”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-makedonya/.

[2] Fatih Fuat Tuncer & Burcu Demir (2020), “Makedonya’dan Kuzey Makedonya’ya: Bir Ulus Devletin Dönüşümü Üzerine Sosyal İnşacı Bir Analiz”, OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Yıl: 10, Cilt 15, Sayı: 10, s. 5340.

[3] Bakınız; https://www.securitycouncilreport.org/atf/cf/%7B65BFCF9B-6D27-4E9C-8CD3-CF6E4FF96FF9%7D/UNMembers%20ARES%2047%20225.pdf.

[4] Ege Denizi ile İnce Karasu Nehri (Haliacmon/Aliacmon) arasındaki bölge. Bakınız; Britannica, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/place/North-Macedonia.

[5] ESI, “Macedonia's dispute with Greece”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.esiweb.org/macedonias-dispute-greece.

[6] Bakınız; https://peacemaker.un.org/sites/peacemaker.un.org/files/MK_010813_Frameword%20Agreement%20%28Orhid%20Agreement%29.pdf.

[7] https://pretsedatel.mk/en/past-presidents/.

[8] Web sitesi için; https://sdsm.org.mk/.

[9] Web sitesi için; https://vmro-dpmne.org.mk/.

[10] Web sitesi için; http://www.bdi.mk.

[11] World Factbook, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/north-macedonia/#people-and-society.

[12] World Factbook, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/north-macedonia/#people-and-society.

[13] World Factbook, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/north-macedonia/#people-and-society.

[14] Britannica, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/place/North-Macedonia.

[15] IMF, “North Macedonia Datasets”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.imf.org/external/datamapper/profile/MKD.

[16] OEC, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://oec.world/en/profile/country/mkd.

[17] OEC, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://oec.world/en/profile/country/mkd.

[18] OEC, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://oec.world/en/profile/country/mkd.

[19] Özge Tepe (2023), “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Hakkında Genel Bilgiler”, Onedio, 27.03.2023, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://onedio.com/haber/kuzey-makedonya-cumhuriyeti-bayragi-nufusu-ve-tum-detaylariyla-makedonya-rehberi-1134144.

[20] North Macedonian Presidency, “Republic of North Macedonia internationally”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://pretsedatel.mk/en/republic-of-north-macedonia-internationally/; Republic of Macedonia Ministry of Finance Customs Administration, “Membership in international organizations and bodies”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://customs.gov.mk/en-GB/clenstvo-vo-megjunarodni-organi-i-tela.nspx.

[21] North Macedonian Presidency, “Republic of North Macedonia internationally”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://pretsedatel.mk/en/republic-of-north-macedonia-internationally/.

[22] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti'nin Siyasi Görünümü”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.mfa.gov.tr/makedonya-siyasi-gorunumu.tr.mfa.

[23] Bakınız; https://web.archive.org/web/20180113160107/https://www.mfa.gr/en/fyrom-name-issue/.

[24] Fatih Fuat Tuncer & Burcu Demir (2020), “Makedonya’dan Kuzey Makedonya’ya: Bir Ulus Devletin Dönüşümü Üzerine Sosyal İnşacı Bir Analiz”, OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, Yıl: 10, Cilt 15, Sayı: 10, s. 5340.

[25] North Macedonian Presidency, “Republic of North Macedonia internationally”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://pretsedatel.mk/en/republic-of-north-macedonia-internationally/.

[26] Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Başkanlığı (2024), “Kuzey Makedonya”, 13.03.2024, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.ab.gov.tr/p.php?e=267.

[27] European Commission, “North Macedonia”, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://neighbourhood-enlargement.ec.europa.eu/enlargement-policy/north-macedonia_en.

[28] Jane Bojadzievski (2024), “North Macedonia's right-wing opposition scores victory in elections”, VOA, 09.05.2024, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.voanews.com/a/north-macedonia-right-wing-opposition-scores-victory-in-elections/7604923.html.

[29] Guy Delauney (2024), “Row over North Macedonia's name flares up again”, BBC, 17.05.2024, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/articles/c3g5rj4y24do.

[30] Guy Delauney (2024), “Row over North Macedonia's name flares up again”, BBC, 17.05.2024, Erişim Tarihi: 20.05.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/articles/c3g5rj4y24do.

[31] Bakınız; https://www.youtube.com/watch?v=JmhsiUrPmM0.


19 Mayıs 2024 Pazar

Türkiye BRICS'e Katılabilir Mi?

 

Giriş

Cliff Kupchan tarafından Brezilya, Hindistan, Endonezya, Suudi Arabistan ve Güney Afrika ile birlikte 21. yüzyılın 6 kilit “salıncak devleti”nden biri olarak gösterilen[1] Türkiye, gelişmekte olan çok kutuplu dünya düzeninin şekillenmesine büyük katkı sağlayan önemli bir bölgesel güçtür. 1950'den beri Avrupa Konseyi ve 1952'den beri NATO gibi Batı’nın temel taşlarından olan kurumların tam üyesi olan Türkiye, 2005'ten beri Avrupa Birliği (AB) ile katılım müzakereleri yürütmektedir. Ancak Türkiye’nin AB üyeliği, Kıbrıs Sorunu’nun yanı sıra, Brüksel ve Ankara’yı birbirinden uzaklaştıran diğer çeşitli sorunlu konular nedeniyle, birçoklarına göre son dönemde gerçekçi bir hedef olarak görünmemektedir.

Ankara, 1960’lardan bu yana dış politikada çok boyutluluk arayışını çeşitlendirmek için 1969’da İslam İşbirliği Teşkilatı’na (daha önceki ismiyle İslam Konferansı Örgütü) ve 2009’da Türk Devletleri Teşkilatı’na üye olmuştur. Ayrıca, stratejik seçeneklerini daha da çeşitlendirmek için, Türkiye, 2008’den bu yana Afrika Birliği’ndeki stratejik ortak statüsüne ek olarak yakın zamanda Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) (2013) ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nde (ASEAN) (2017) diyalog ortağı olmuştur. Dünya Bankası (WB), Uluslararası Para Fonu (IMF), IDB (İslam Kalkınma Bankası), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO), Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ), Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (ECLAC), Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Örgütü (D-8) ve Yirmiler Grubu (G-20) gibi ekonomik örgütlerin de tam üyesi olan Türkiye’nin BRICS’e olası üyeliği konusunda ciddi siyasi tartışmalar yaşanmaktadır.

Bu çalışmada, Türkiye’nin BRICS’e olası üyeliğini analiz edecek ve tartışacağım. Ancak öncelikle BRICS’in tarihçesinin yanı sıra mevcut durumunu ve güçlü özelliklerini özetleyeceğim.

BRICS’in Tarihçesi

BRICS, küresel meselelerde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki Batı hegemonyasına meydan okuyan beş ülkeye işaret etmek için kullanılan bir kısaltmadır: Brezilya (B), Rusya (R), Hindistan (I), Çin (C) ve Güney Afrika (S). Bu beş ülkenin 2000’li yılların başında gayrı resmi olarak bir araya gelmesi, daha sonraları önemli bir hükümetler arası organizasyonun kurulmasına olanak sağladı. Süreç, 2006 yılında -ABD’nin Irak Savaşı nedeniyle dünyada çok popüler olmayan bir uluslararası aktör olduğu bir dönemde- Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin temsilcilerinin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında gayri resmi bir toplantı yapmasıyla başlamıştır. 2001 yılında Goldman Sachs ekonomisti Jim O’Neill, “Building Better Global Economic BRIC’s” adlı çalışmasında[2], 2050 yılına kadar küresel ekonomiyi domine edebilecek bu dört ülkeyi tanımlamak için ekonomik bir perspektiften bu terimi ilk kez ortaya atmıştır. BRIC toplantıları 2009 yılında bu dört devletin isteği üzerine yasal bir hükümetler arası organizasyona dönüştü ve ilk resmi toplantı Rusya’nın Ekaterinburg kentinde gerçekleşti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı meşhur konuşmanın ardından yapılan bu ilk resmi toplantıda, BRIC(S), çok kutuplu bir dünya düzenine ve küresel müdahalesizliğe bağlılık sözü verdi ve ABD dolarına alternatif olarak yeni bir küresel rezerv para birimi çağrısında bulundu. 2011 yılında Güney Afrika platformun beşinci üyesi oldu ve BRIC ismi BRICS’e dönüştü. BRICS’in ikinci toplantısı Brezilya’nın Brasilia kentinde, üçüncüsü Çin’in Sanya kentinde, dördüncüsü Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde, beşincisi Güney Afrika’nın Durban kentinde, altıncısı Brezilya’nın Fortaleza kentinde, yedincisi Rusya’nın Ufa kentinde, sekizincisi Hindistan’ın Benaulim kentinde, dokuzuncusu Çin’in Xiamen kentinde, onuncusu Güney Afrika'da, Johannesburg’da toplanmıştır, BRICS’in on birinci toplantısı Brezilya’nın Brasilia kentinde, on ikincisi Rusya’nın Saint Petersburg kentinde (COVID-19 pandemisi nedeniyle video konferans olarak), on üçüncüsü Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde, on dördüncüsü Çin’in Pekin kentinde ve sonuncusu, geçen yıl on beşincisi Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde düzenlenmiştir.[3]

BRICS, BRICS tabanlı Yeni Kalkınma Bankası (NDB) ve BRICS Bankalararası İşbirliği Mekanizması gibi kurumsallaşma yönünde bazı adımlar atmış olsa da, örgüt, üye devletler ve özellikle liderleri arasında karşılıklı anlayış ve uyum arayışına dayalı siyasi bir platform olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla, örgütün hala bir tüzüğü yok, sabit bir Sekretarya ile çalışmıyor ve faaliyetlerini finanse etmek için herhangi bir fonu yok. Ayrıca, BRICS’e katılmak için resmi bir başvuru süreci yok, bunun yerine yeni üyelerin mevcut üyeler tarafından oybirliğiyle onaylanması gerekiyor.

Ancak zaman içinde BRICS üyesi devletler, karşılıklı fayda sağlayan iş birliğinin ve daha iyi bir dünya için ortak bir vizyonun temelini oluşturan bir tür ortak değerler ve ortak çıkarlar geliştirmeyi başardılar. Güney Afrika’da düzenlenen 2023 BRICS Zirvesi’nde açıklanan 2023 Deklarasyonu’na göre, BRICS’in üyelik için yol gösterici ilkeleri şunlardır:[4]

  • BRICS’in karşılıklı saygı ve anlayış, eşitlik, dayanışma, açıklık, kapsayıcılık ve uzlaşı ruhu,
  • BRIC’'in tam istişare ve uzlaşmaya dayalı somut iş birliğini teşvik etme uygulaması,
  • BRICS’in çok taraflılığın güçlendirilmesi, çok taraflı sistemin güçlendirilmesi ve reforme edilmesi ve uluslararası hukukun korunması vizyonu,
  • BRICS, siyasi ve güvenlik, ekonomik ve mali ve kültürel ve halklar arası iş birliği olmak üzere üç sütun altında iş birliğini güçlendirmeyi hedeflemektedir,
  • İş birliğini pekiştirerek ve kurumsal gelişimi teşvik ederek BRICS’in kimliğini, tutarlılığını ve uzlaşmaya dayalı yapısını sürdürme kararlılığı,
  • Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan amaç ve ilkelerin çok taraflılığın ve uluslararası hukukun vazgeçilmez bir temel taşı olarak kabul edilmesi,
  • Coğrafi denge de dahil olmak üzere, yükselen ve gelişmekte olan ülkelerin uluslararası sistemde daha fazla temsil edilmesine ve daha önemli bir rol oynamasına destek,
  • Birleşmiş Milletler’in, Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere, daha demokratik, temsili, etkili ve verimli hale getirilmesi için kapsamlı bir reforma tabi tutulmasına ve gelişmekte olan ülkelerin Konsey üyeliklerinde temsilinin artırılmasına destek verilmesi; böylece Konsey’in mevcut küresel zorluklara yeterli şekilde yanıt verebilmesi ve Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika da dahil olmak üzere Afrika, Asya ve Latin Amerika’dan yükselen ve gelişmekte olan ülkelerin uluslararası ilişkilerde, özellikle de Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler’de daha büyük bir rol oynama yönündeki meşru isteklerinin desteklenmesi,
  • Egemen devletlerin barış ve güvenliği sürdürmek, sürdürülebilir kalkınmayı ilerletmek ve herkes için demokrasi, insan hakları ve temel özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunmasını sağlamak üzere iş birliği yaptığı bir uluslararası sistemde Birleşmiş Milletler’in merkezi rolüne bağlılık.

Bu ilkeler doğrultusunda, Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde düzenlenen 2023 BRICS Zirvesi’nde BRICS üyeleri, 6 yeni devletin üyeliğini onayladı: Suudi Arabistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Etiyopya ve Arjantin. Bu devletler arasında Arjantin, yeni Devlet Başkanı Javier Milei döneminde resmi başvurusunu geri çekti. Böylece, bu 6 devletten 5’i örgütün yeni üyesi oldu ve böylece BRICS 2024 yılına kadar 10 üye devlet sayısına ulaşmış oldu. Yeni üyelerinin onaylanmasıyla birlikte örgüt uluslararası medya tarafından BRICS+ (BRICS artı) olarak adlandırılmaya başlandı[5], ancak şu ana kadar resmi bir isim değişikliği duyurulmadı. Her geçen yıl daha önemli bir ekonomik ve diplomatik platform haline gelen BRICS+’ya bugüne kadar çok sayıda ülke üyelik başvurusunda bulundu. Güney Afrika’nın BRICS+ Büyükelçisi Anil Sooklal’a göre, 22 ülke resmi olarak üyelik başvurusunda bulundu.[6] Bu potansiyel üye ülkeler arasında Cezayir, Bahreyn, Bangladeş, Belarus, Bolivya, Küba, Kazakistan, Kuveyt, Nijerya, Pakistan, Filistin, Senegal, Tayland, Venezuela ve Vietnam yer alıyor. Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor ise, BRICS+ grubuna dünya çapında büyük bir ilgi olduğunu ve 12 farklı ülkeden potansiyel üyelikleri için çok sayıda resmi mektup aldığını söyledi.[7] Bu istekli devletler arasında Meksika, Tunus ve Türkiye’nin de bulunduğu bazı gazeteciler tarafından belirtiliyor. Bu anlamda BRICS+’nın önümüzdeki yıllarda daha da büyümesi güçlü bir olasılıktır.

Rakamlarla BRICS+

BRICS, dünya nüfusunun (3,2 milyar) % 42’sini, dünya yüzölçümünün % 30’unu, toplam küresel GSYH’nin % 23’ünü ve dünyadaki toplam ticaretin % 18’ini temsil etmektedir.[8] IMF’nin 2020 verilerine göre, BRICS, halihazırda küresel ekonominin G7’ye kıyasla çok daha büyük bir bölümünü temsil etmektedir. Buna göre, BRICS’in dünya GSYİH’sindeki payı % 34 iken, G7 ülkelerinin dünya GSYİH’sindeki payı % 29’dur.[9] 2024 yılında 5 önemli üyenin daha dahil olmasıyla BRICS’in bu kategorilerdeki rakamları daha da yükselmiştir. BRICS deneyiminin şu ana kadarki en çarpıcı özelliği, geçmişteki Avrupa Birliği (AB) deneyimine benzer olumlu ekonomik sonuçlar doğurmasıdır. BRICS üyesi ülkelerin ekonomileri 2000’li yıllardan bu yana istikrarlı bir büyüme göstererek, örgütü, yeni üyeler için bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Bu anlamda BRICS+’nın küresel ekonomideki rolü yakın gelecekte G7’ye kıyasla daha da baskın olacaktır.

Mevcut 10 üyeli BRICS+ içinde 6 ülke Asya kıtasına mensuptur; daha spesifik olarak 3 hatta 4 üye (aslında Afrika kıtasında yer alan Mısır dahil) Ortadoğu’dan, 3 üye Afrika’dan ve Brezilya da tek Güney Amerikalı üyedir. Bu anlamda BRICS+, askeri temelli yaklaşımlardan ziyade devletler arasında ekonomik bağların arttırılmasını teşvik etmesi nedeniyle gelecekte Ortadoğu ve Asya’daki siyasi krizlerin çözümünde önemli bir rol oynayabilir. Dahası, enerji üreticisi ülkelerin de dahil olmasıyla, BRICS+, artık enerji piyasasında da etkili bir rol oynayabilir ve petrol ve gazın fiyatlandırılmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, Süveyş Kanalı’nı kontrol eden Mısır ve Basra Körfezi'ni kontrol eden İran gibi önemli jeopolitik konumlara sahip ülkelerle, BRICS+, jeopolitik olarak da son zamanlarda hem jeopolitik, hem de jeoekonomik açıdan dünya meselelerinde kilit bir oyuncu haline gelmiştir.

BRICS’in genişlemesi[10]

BRICS, bugüne kadar Rusya ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde ve yerel para birimlerinin kullanımını teşvik ederek ABD dolarının küresel ticaretteki hegemonik statüsüne meydan okunmasında etkili olmuştur. Örneğin, 2023 itibariyle Çin ve Rusya arasındaki ticaretin % 80’i halihazırda ruble ve yuan ile yapılmaktadır.[11] Önümüzdeki yıllarda, BRICS, üyeleri için ticarette yerel para birimlerinin kullanımı konusunda daha fazla baskı yapacak ve bu da ABD dolarının hegemonik durumunu kesinlikle zayıflatacaktır. Ancak, ABD müdahaleciliğine ve Amerikan dolarının hegemonik konumuna karşı eleştirel bir duruş dışında, BRICS üyelerinin katı bir siyasi gündeme sahip olmadıklarını ve kendi aralarında ideolojik ve siyasi tercihler açısından pek çok farklılığa sahip olduklarını belirtmek gerekir. Örneğin, Çin ve özellikle Rusya ve Güney Afrika Batılı ülkelere karşı daha iddialı ve eleştirel bir tutum sergilerken, Brezilya ve Hindistan daha az Batı karşıtıdır ve ABD ve Avrupa ülkeleriyle yakın bağlarını korumak istemektedirler.

Türkiye’nin Potansiyel BRICS Üyeliği: Neden Olmasın?

Türkiye’nin BRICS+’ya potansiyel üyeliği 2018 yılından beri ülkede zaman zaman tartışılan bir konudur. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2018’de BRICS Zirvesi’ne katıldığı ve Türkiye’nin örgüte üyeliği için çağrıda bulunduğu unutulmamalıdır.[12] Ayrıca, Türkiye, Ankara’nın NATO üyeliği ile çelişebilecek bazı askeri özelliklere sahip olmasına rağmen, yakın zamanda ŞİÖ’ye diyalog ortağı olmuştur. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022’de, ŞİÖ’ye tam üyelikten dahi bahsetmiştir.[13] Bu anlamda askeri bir özelliği olmayan BRICS+, ŞİÖ’ye kıyasla Türkiye’nin tam üyeliği için ideal ve daha az riskli bir örgüt gibi görünmektedir.

Demircan’a göre, Türkiye’nin BRICS’e üye olması için 5 iyi nedeni vardır:[14]

(1) BRICS, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bir platformdur,

(2) Her iki taraf da dünya düzeninde çok kutupluluğu ve adaleti savunmaktadır,

(3) BRICS, Türkiye gibi yeni pazarlar arayan üretici ülkelerin birliğidir,

(4) BRICS, sömürülen ve ezilen uluslar için kurulan bir kurumdur ve Türkiye de hiçbir zaman Batılı ülkeler gibi gerçek anlamda emperyalist bir devlet olmamıştır,

(5) Hem BRICS üyeleri, hem de Türkiye genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir .

Bu terimi icat eden Jim O’Neill da Türkiye’nin ABD merkezli dünya sistemiyle olan sorunlu ilişkileri nedeniyle BRICS+’nın ideal bir üyesi olabileceğini düşünmektedir.[15]

Çin’in Ankara Büyükelçisi Ekselansları Liu Shaobin, 2023 yılında ülkesinin Türkiye’nin BRICS+ üyeliğini desteklediğini açıklamıştır.[16] Chivvis, Coşkun ve Geaghan-Breiner ise, Türkiye’nin yeni ve “360 derecelik dış politikası”nın esneklik ve stratejik bağımsızlığa dayandığını ve Ankara’nın çok boyutlu diplomatik açılımlarını klasik dış politikasına aykırı olarak görmediğini yazmıştır.[17] Diriöz ise, AB’nin tam üyelik sürecinde Ankara’ya adil davranmamasının da Ankara’nın stratejik özerklik arayışını ve BRICS’e üye olma iştahını artırdığını yazmıştır.[18] Karataş da, Ankara’nın stratejik duruşunun Batı yanlısı ya da karşıtı olmadığını, daha bağımsız görüşlü, iddialı ve ulusal çıkar temelli bir dış politikayı temsil eden “Türkiye Yüzyılı” anlayışına dayandığını düşünmektedir.[19] Ancak Karataş, Türk siyasi elitinin ülkenin NATO üyeliğini sorgulamadığını ya da AB üyelik sürecinden vazgeçmediğini de sözlerine eklemektedir. Bu nedenle, BRICS+ ile tam uyum sağlamanın riskleri nedeniyle, Türkiye’nin şimdilik BRICS+ üyeleriyle ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirmeye çalışacağı ve üyelik arayışında olmayacağı sonucuna varmaktadır.[20] Ancak Çin adına önemli bir sözcü olan Victor Gao, Ankara’nın BRICS+’ya üye olmaması için Kuran’a dayalı kutsal bir kısıtlama olmadığını, bu nedenle Türkiye ve Meksika’nın kısa süre içinde bu örgüte üye olabileceğini düşünmektedir.[21]

Benim bakış açıma göre, BRICS+ üyeliği birçok açıdan avantajlı bir adım olacaktır. Her şeyden önce, küresel ekonomi Doğu’ya (Asya’ya) doğru kayıyor ve dünyadaki hiçbir ülke bu sistemik değişim karşısında bir şey yapamıyor. Bu anlamda, BRICS+ üyeliği ve Çin ve Rusya gibi güçlü Asya devletleriyle yakın iş birliği Ankara için irrasyonel bir karar olmayacaktır. İkinci olarak, Türkiye, son dönemde Washington (ABD) ve Brüksel (AB) ile ilişkilerinde eşit ve adil muamele görmemektedir. Ankara’nın AB’ye katılımı bazı Avrupa ülkeleri tarafından engellenmiş ve tam üyelik sürecinin dondurulması Türkiye’nin demokratik ilerlemesinin durmasına yol açmış olmasına rağmen, Batı kamuoyu ve medyası tarafından bu zehirli ilişki nedeniyle sadece Ankara suçlanmıştır. Kanımca, ilişkiler asgari iki tarafı içerdiğinden, diplomaside hatalar karşılıklıdır. Bu anlamda, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini düzeltmek için stratejik özerklik arayışı ve BRICS+ üyeliği akılcı ve pragmatik bir çözümdür. Hatta belki de BRICS+ üyeliği sayesinde Ankara birgün nihayet AB’ye tam üye olma şansını yakalayabilir.

Üçüncü ve son olarak, Türkiye’nin BRICS+ üyeliği, dünyada barış ve istikrarın korunması için kesinlikle gerekli görünen BM reformuna yönelik talep ve çabaları tetikleyebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, son birkaç yıldır “Dünya Beşten Büyüktür” sloganıyla bu tür bir dış politika uygulamakta ve soykırımları, katliamları ve savaşları önlemek için hiçbir şey yapamayan BM Güvenlik Konseyi’nin yapısını eleştirmektedir.

Ancak böyle bir hamlenin risklerinin de farkında olmak gerekir. Bu anlamda temel risk, Ankara’nın Batılı kurumlardan ve/veya bu kurumlar içinde giderek yalnızlaşması olacaktır. Ancak Türkiye’nin Batı ile olan samimi bağları -hâlâ- tartışmasız NATO üyeliği nedeniyle devam edeceğinden ve BRICS+ herhangi bir güvenlik/askeri özellik taşımadığından, bu hamlenin sonuçları Ankara için o kadar da riskli olmayabilir. İkinci olarak, siyasi sistemini demokrasi ve serbest piyasa sınırları içinde tutmaya çalışan Ankara’nın Batı’dan uzaklaşıp Doğu’ya yaklaşması, yönetişim ve demokrasi açısından ekstra yükler ve yeni sorunlar yaratabilir. Ancak iki büyük demokrasi olan Brezilya ve Hindistan’ın konumu düşünüldüğünde, Ankara BRICS+ üyeliği ile demokrasisini pekâlâ koruyabilir ve hatta geliştirebilir. Ne de olsa BRICS+ üye ülkelerin iç siyasetine müdahale etmiyor ve devletleri rekabet yerine birbirleriyle iş birliği yapmaya teşvik ediyor.

Sonuç

Sonuç olarak, adil ve iyi işleyen bir dünya düzeninin sağlanamaması nedeniyle ABD ve müttefikleri sürekli güç kaybetmekte ve dünya yeni bir çok kutupluluğa doğru ilerlemektedir. Böyle bir sistemde, geniş ticaret ağlarına, jeopolitik avantajlara ve istikrarlı iç siyasi sistemlere sahip ülkeler daha etkili olacaktır. Bu anlamda, Türkiye, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle diplomatik ilişkilerini daha da zenginleştirebilirse, küresel cazibeye sahip bölgesel bir güç olma potansiyeline sahiptir. Türkiye, Suriye iç savaşı örneğinde olduğu gibi Batı’nın tuzaklarına düşmediği takdirde, bunu başarabilecek gerçek bir potansiyele sahiptir. Bu anlamda Türkiye’nin BRICS+ üyeliği bir an önce gerçekleşmelidir ki, Ankara, Batılı müttefiklerine dış politikadaki bu “yeni denge” konusunda ne kadar ciddi olduğunu gösterebilsin. Öte yandan, Türkiye’nin BRICS içindeki rolü, Lula’nın Brezilya’sı gibi, daha iyi entegre olmuş ve Batı ile iyi ilişkilere sahip, ancak “küresel güney”in gücünü göz ardı etmeyen veya küçümsemeyen, aksine güçlendiren biçimde olabilir. Son olarak, özellikle Çin’in Türkiye’nin BRICS’e katılımına katkısı her iki taraf için de büyük bir kazanç olabilir; zira Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) projesini daha da geliştirmek ve başarıyla uygulamak için güçlü bölgesel ortaklara, Türkiye’nin de ekonomisini geliştirmek için güçlü yatırımcılara ihtiyacı var.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] Cliff Kupchan (2023), “6 Swing States Will Decide the Future of Geopolitics”, Foreign Policy, 06.06.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://foreignpolicy.com/2023/06/06/geopolitics-global-south-middle-powers-swing-states-india-brazil-turkey-indonesia-saudi-arabia-south-africa/.

[2] Jim O’Neill (2001), “Building Better Global Economic BRICs”, Goldman Sachs, Kasım 2001, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.goldmansachs.com/intelligence/archive/building-better.html.

[3] Ozan Örmeci (2024), “BRICS’in Genişlemesi ABD Hegemonyasına Bir Meydan Okuma Mı?”, Uluslararası Politika Akademisi, 05.01.2024, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2024/01/05/bricsin-genislemesi-abd-hegemonyasina-bir-meydan-okuma-mi/.

[4] BRICS 2023 (2023), “BRICS Membership Expansion: Guiding Principles, Standards, Criteria and Procedures”, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://brics2023.gov.za/wp-content/uploads/2023/11/BRICS-Membership-expansion-guiding-principles-criteria-and-standards-2023.pdf.

[5] José Antonio W. Cai (2023), “BRICS+: An alternative to the Western bloc?”, Aceprensa, 28.10.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aceprensa.com/english/brics-an-alternative-to-the-western-bloc/.

[6] Kate Bartlett (2023), “40 More Countries Want to Join BRICS, Says South Africa”, Voice of America, 21.07.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.voanews.com/a/more-countries-want-to-join-brics-says-south-africa-/7190526.html.

[7] WION (2023), “South Africa’s Foreign Minister Naledi Pandor sees India’s G20 leadership as opportunity for Global South”, 05.03.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.wionews.com/world/south-african-foreign-minister-naledi-pandor-sees-indias-g20-leadership-as-opportunity-for-global-south-568817.

[8] BRICS 2023 (2023), “Evolution of BRICS”, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://brics2023.gov.za/evolution-of-brics/.

[9] Necati Demircan (2023), “Is it possible to see Türkiye into BRICS?”, Modern Diplomacy, 26.07.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://moderndiplomacy.eu/2023/07/26/is-it-possible-to-see-turkiye-into-brics/.

[10] Marcus Lu (2023), “Visualizing the BRICS Expansion in 4 Charts”, Visual Capitalist, 24.08.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.visualcapitalist.com/visualizing-the-brics-expansion-in-4-charts/.

[11] Necati Demircan (2023), “Is it possible to see Türkiye into BRICS?”, Modern Diplomacy, 26.07.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://moderndiplomacy.eu/2023/07/26/is-it-possible-to-see-turkiye-into-brics/.

[12] Turkish Minute (2023), “[OPINION] Is Turkey serious about joining BRICS?”, 02.08.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.turkishminute.com/2023/08/02/opinion-is-turkey-serious-about-joining-brics/.

[13] Barış Balc & Selcan Hacaoğlu (2022), “Turkey Seeks to Be First NATO Member to Join China-Led SCO”, Bloomberg, 17.09.2022, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.bloomberg.com/news/articles/2022-09-17/turkey-seeks-china-led-bloc-membership-in-threat-to-nato-allies.

[14] Necati Demircan (2023), “Is it possible to see Türkiye into BRICS?”, Modern Diplomacy, 26.07.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://moderndiplomacy.eu/2023/07/26/is-it-possible-to-see-turkiye-into-brics/.

[15] Gökhan Kurtaran (2023), “Türkiye obvious nation for expanded BRICS, says leading economist”, Anadolu Ajansı, 12.05.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkiye-obvious-nation-for-expanded-brics-says-leading-economist/2896122.

[16] Press Tv (2023), “China announces desire for Turkey to join BRICS”, 02.09.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.presstv.ir/Detail/2023/09/02/710130/China-BRICS-Turkey-membership-idea-envoy.

[17] Christopher S. Chivvis & Alper Coşkun & Beatrix Geaghan-Breiner (2023), “Türkiye in the Emerging World Order”, Carnegie Endowment for International Peace, 31.10.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi https://carnegieendowment.org/2023/10/31/t-rkiye-in-emerging-world-order-pub-90868.

[18] Ali Oğuz Diriöz (2023), “What should be Türkiye’s approach to BRICS?”, Daily Sabah, 19.09.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/what-should-be-turkiyes-approach-to-brics.

[19] İbrahim Karataş (2023), “Should Turkey Join BRICS?”, Politics Today, 04.09.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://politicstoday.org/should-turkey-join-brics/.

[20] A.g.e.

[21] Burak Ünveren (2023), “Türkiye’nin BRICS’e katılamayacağı Kur’an’da yazmıyor”, DW Türkçe, 10.12.2023, Erişim Tarihi: 07.03.2024, Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyenin-bricse-kat%C4%B1lamayaca%C4%9F%C4%B1-kuranda-yazm%C4%B1yor/a-67682398.