21 Mart 2024 Perşembe

2024 Haiti Olayları


Giriş

Orta Amerika’daki bir ada ülkesi olan Haiti, son günlerde yaşanan şiddet olayları nedeniyle uluslararası basında adından söz ettiriyor. Son yıllarda yaşadığı deprem ve kasırga gibi doğal felaketlerle bilinen Haiti, son haftalarda ise ülke genelinde yaşanan sokak çatışmaları ve asayiş olaylarıyla dikkat çekmektedir. Bu yazıda, ülkemizde neredeyse hiç tanınmayan Haiti hakkında bazı temel bilgileri özetleyerek, bu ülkenin karşılaştığı siyasi ve ekonomik zorlukları anlatacağım.

Haiti Tarihi

Haiti, siyahi (zenci) nüfus açısından son derece önemli ve sembolik devlettir. Bunun sebebi ise, geçmişte Fransız sömürgesi olan Haiti’nin tarihte bağımsızlığını kazanan ilk siyahi devleti olmasıdır.[1] Amerika kıtasının keşfinin ardından bir dönem İspanyolların hâkimiyet sağladığı Haiti, Kristof Kolomb’un 1492 yılında bölgeyi keşfetmesinin ardından “La Isla Española” veya “Hispaniola” (İspanyol Adası) adını almıştır.[2] 17. yüzyıldan itibaren Fransız hâkimiyetine girmiş ve Saint-Domingue adını almıştır. İlerleyen dönemde bağımsızlığını kazanmasından sonra ise, ada için sonradan kullanılmaya başlayan Haiti adı yaygınlaşacak ve Saint-Domingue sözü unutulacaktır. Haiti sözü ise, Taino Arawak dilinde “dağlık bölge” anlamına gelmektedir.[3]

Haiti, Fransız sömürgeciliği döneminde kahve ve şeker üretimi açısından önemli bir merkez haline gelmiş ve köleciliğin yanı sıra, bu iki ürünün üretimi ve ticareti anlamında da jeoekonomik bir değer kazanmıştır. Öyle ki, İnsamer’in raporuna göre, 18. yüzyılda Fransız Krallığı’nın en zengin sömürgelerinden biri haline gelen Haiti, Avrupa’nın kahve ve şeker ihtiyacını karşılayan temel üretici haline gelmiştir.[4] Jon Henley’nin belirttiğine göre de, 18. yüzyılda “Antillerin incisi” olarak adlandırılan Haiti, Avrupa’da tüketilen kahvenin yüzde 60’ını ve şekerin ise yüzde 40’ını ihraç ediyordu.[5]

1789 tarihli Fransız Devrimi’nin ardından Toussaint Louverture ve Jean-Jacques Dessalines öncülüğünde Afrika’dan köle olarak getirilen siyahiler, silahlı bir ayaklanmayla Haiti’de devrim gerçekleştirmiş, köleliği kalıcı olarak yasaklamış[6] ve 1804 yılı itibariyle de Haiti dünyadaki ilk siyahi devleti olarak kurulmuştur.[7] Britannica.com’a göre, devrimin temel nedenleri arasında 1789 Fransız Devrimi sonrasında tüm dünyada ve özellikle Haiti’de hız kazanan milliyetçi ve anti-emperyalist ruhun Voodoo törenleri sırasında kitleselleşen kölelik karşıtı retorikle popüler hale gelmesi ve Vincent Ogé gibi reform savunucularına yönelik işkence edilerek öldürülmesinin halkta yarattığı tepkiler gibi faktörler vardır.[8] Toussaint Louverture’ün başlattığı devrim mücadelesinin ardından yardımcısı Jean-Jacques Dessalines tarafından 1 Ocak 1804 tarihinde bağımsız bir devlet olarak kurulan Haiti, bağımsızlığı karşılığında uzun yıllar boyunca Fransa’ya ödediği borçlar[9] ve ABD’nin bu ülkenin bağımsızlığına yönelik negatif tavrı nedeniyle oldukça zor dönemlerden geçmiştir. Öyle ki, ABD, Haiti’nin bağımsızlığını 1862 tarihine kadar tanımamış, daha sonra 1915-1934 yılları arasında ülkeyi bilfiil işgal etmiş, 1947 yılına kadar da Haiti’yi ekonomik denetim altında tutmuştur.[10]

Haiti Devrimi’nin kahramanlarından Toussaint Louverture (1805)

Sömürge ve ABD baskısı döneminin ardından 1957-1971 yılları arasında “Papa Doc” olarak bilinen François Duvalier tarafından yönetilen Haiti’de, halk, zor geçen bu dönemde kendisine yönelik darbe tehditleri nedeniyle Duvalier’nin kurduğu ve toplumu terörize eden “Tontons Macoutes” (Öcüler) adlı paramiliter yapı nedeniyle büyük sıkıntılar çekmiştir. Bu dönemde iktidarını pekiştirmek ve “mulatto” adı verilen melez elitler yerine siyahileri bürokraside yükseltmek isteyen Duvalier, Voodoo inancını istismar ederek, Haiti’de halkı Tontons Macoutes’un kendisinin dirilttiği zombiler olduğuna inandırmış ve 1964’te de kendisini ömür boyu Başkan seçmiştir.[11] Britannica.com, bu dönemde Haiti’deki iktidarın bir tür “polis devleti” olduğunu vurgulamaktadır.[12] François Duvalier, bir doktor olmasına karşın voodoo inancına merakı ve zencileri (siyahileri) kayırması çok ilginç ve tartışmalı bir tarihsel figür olmuştur ve ulusal bütünlüğü sağlamak adına zenci milliyetçiliği destekli kült liderliğini oluşturmaya gayret etmiştir. Ancak ülkede siyasi baskıların artması nedeniyle bu dönemde Haiti’nin turizm gelirleri azalmış ve beklenen başarı sağlanamamıştır.

François Duvalier nam-ı diğer Papa Doc

Duvalier’nin 1971 yılındaki ölümünden sonra ise, Haiti, 1986 yılına kadar “Bebe Doc” lakaplı oğlu Jean-Claude Duvalier tarafından yönetilmiştir.[13] Baba Duvalier, ölümü öncesinde oğlunun başa geçeceğini ilan etmiş ve toplumu bu yönde hazırlamıştır. Bu dönemde babasının kurduğu baskı rejimini kısmen gevşetmeyi başaran ve ülkesinin turizm gelirleri ile uluslararası camiadaki görünürlük ve saygınlığını arttıran Jean-Claude Duvalier, buna karşın rejimin baskıcı doğasını değiştirmemiş ve bu dönemde de Haiti’de binlerce kişi öldürülmüş, işkence görmüş ve ülkeden kaçmak zorunda kalmıştır.

Jean-Claude Duvalier

1987 yılında Jean-Claude Duvalier’nin ABD desteğiyle Fransa’ya kaçmasıyla Haiti’de demokratik rejim umutları yeşermesine karşın, anayasa yapım süreci tamamlanamamış ve Leslie Manigat (1988) ile Korgeneral Prosper Avril’in (1990) Başkanlıkları da kısa süreli olmuştur.[14] Ayrıca Duvalier’ler döneminde kurulan “Tontons Macoutes” (Öcüler) yapısı çetelere dönüşerek ülkedeki gücünü korumuş ve siyasete ve ekonomiye yön vermeye devam etmiştir. Bu nedenle, Haiti’de istikrarlı bir siyasi sistem ve efektif bir ekonomik düzen kurmak mümkün olamamıştır.

Jean Bertrand Aristide

1990 yılında ülkedeki ilk demokratik seçim yapılırken, seçimi kazanan solcu Katolik rahip Jean Bertrand Aristide, bir yıl sonra kendisine karşı düzenlenen bir askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu süreçte Haiti’ye askeri kuvvetlerini gönderen ABD, 1994 yılında Aristide’i görevine iade ederken, Aristide, 1991-2004 döneminde ülkede görece istikrarlı bir yönetim kurmayı başarmıştır.[15] Buna rağmen, yaygın ve derin ekonomik sorunlar ve siyasal şiddet kültürünün popülerliği nedeniyle Haiti’de henüz kurumsallaşmış demokratik bir rejimden söz etmek mümkün değildir. Ayrıca Jean Bertrand Aristide döneminde Haiti’de AIDS hastalığının yaygınlaşması ve yolsuzluk olayların sıradanlaşması gibi eğilimler de gözlemlenmiştir. Aristide dönemi sonlarında siyasi istikrarsızlık ve çatışmaların artması nedeniyle BM Haiti Barış Gücü Misyonu (MINUSTAH) Haziran 2004’te Haiti’de görev yapmaya başlamıştır. Bu süreçte ülkede René Préval (2006-2011), Michel Martelly (2011-2016) ve Jovenel Moïse (2017-2021) gibi Başkanlar görev yapmışlardır.[16]

Ariel Henry

Ülkedeki çete şiddeti, 2021 yılında Başkan Moïse’in öldürülmesine neden olmuştur. Bu olayın ardından Başbakan Ariel Henry ülkeyi Cumhurbaşkanı gibi tam yetkiyle yönetmeye başlarken, polislikten ayrılan ve “Barbekü” lakabıyla tanınan suç örgütü lideri Jimmy Cherizier de, alternatif bir iktidar odağı olarak, 9 çetenin bir araya gelerek oluşturduğu G9 yapısı içerisinde ülkenin sokaklarını yönetmektedir.[17] Bu nedenle, Haiti’de şiddet olaylarına son vermek mümkün olmamış ve özellikle 2023 yılının son aylarından itibaren ülke genelinde şiddet sarmalı derinleşmiştir. Ülkede yalnızca 9.000 resmi polisin görev yapması da, asayiş olaylarının neden bu kadar yaygın olduğuna dair açıklayıcı bir veridir.

Çete lideri Jimmy Cherizier, Haiti sokaklarını yöneten bir devrimci lider profili sergiliyor

Haiti Hakkında Temel Bilgiler

27.750 km2’lik yüzölçümü olan Haiti, yaklaşık 12 milyonluk nüfusuyla Karayipler’deki en kalabalık devlet durumundadır. Haiti nüfusunun yüzde 95’i Afrika kökenli siyahi nüfustan oluşmakta, kalan yüzde 5’lik dilimi de beyaz ve melez nüfus oluşturmaktadır. Resmi dilleri Fransızca ve Kreol (Creole) olan ülke, yüzde 55 Katolik, yüzde 29 Protestan, yüzde 2,1 Vudu/Vodun (Voodoo) inancına mensup kişiler, yüzde 10 herhangi bir dine mensup olmayanlar ve yüzde 4,6 da diğer dinlere mensup kişilerden oluşmaktadır.[18]

Tropikal iklimin hâkim olduğu Haiti, Karayipler bölgesinde Karayip Denizi ve Atlantik Okyanusu arasında Dominik Cumhuriyeti’nin batısı, Küba ve Jamaika’nın doğusunda yer alır ve Dominik Cumhuriyeti ile birlikte bir ada oluşturur.[19] Başkenti nüfusu 1 milyonu aşan Port-au-Prince şehri olan Haiti, yarı-Başkanlık sistemiyle yönetilmektedir.

Dünyada Haiti[20]

Yarı-başkanlık sistemiyle yönetilen Haiti, iki kamaralı bir parlamentoya sahiptir. Bu parlamento, 30 üyeli Senato ve 118 üyeli Temsilciler Meclisi’nden oluşmaktadır.[21] ABD siyasal sistemine benzer şekilde Senatörler 6 yıllığına seçilmekte ve her 2 yılda bir Senato üçte bir oranında yenilenmektedir. Temsilciler ise 4 yıllığına seçilmekte ve her 4 yılda bir Temsilciler Meclisi toptan yenilenmektedir. Haiti’de 20 Kasım 2016 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini oyların yüzde 55,67’sini alan merkez sağ çizgideki Haiti Tet Kale Partisi-PHTK’nin adayı Jovenel Moïse kazanmış ve 7 Şubat 2017’de görevine başlamıştır. Cumhurbaşkanı Jovenel Moïse, 7 Temmuz 2021 tarihinde evinde uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir. Cinayet henüz tam olarak aydınlatılamasa da, bu olay nedeniyle ABD’de 3 Haitili Amerikalı ve bir Kolombiyalı suçlanmıştır.[22] Bu nedenle, 5 Temmuz 2021 tarihinde Başbakanlık görevine atanan aslen beyin cerrahı olan bağımsız siyasetçi Ariel Henry, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini devralmıştır. Başbakan Ariel Henry 20 Temmuz 2021 tarihinde yemin ederek görevine başlamıştır. Ancak Henry’nin cinayete adı karışan Joseph-Félix Badio ile yakınlığı iddiası nedeniyle ilk günden itibaren işi kolay olmamıştır.[23]

Haiti haritası

Haiti ekonomisinin büyüklüğü 28 trilyon dolar civarında olup, yıllık ortalama 2.260 dolarlık ortalama kişi başına düşen gelirle, ülke, çok fakir bir devlet görünümü arz etmektedir.[24] Öyle ki, ülkedeki nüfusun yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında yaşamakta ve yine işsizlik oranları da yüzde 60’ları bulmaktadır.[25] 2021 verilerine bakıldığında, Haiti’nin en önemli ihracat ortağı ise Amerika Birleşik Devletleri-ABD’dir. Haiti’nin toplam ihracatının yüzde 83’ünü yaptığı ABD’nin yanı sıra, Kanada (yüzde 4) ve Meksika (yüzde 3), bu ülkenin diğer önemli dış ticaret (ihracat) ortaklarıdır.[26] Haiti’nin temel ihraç maddeleri ise; kıyafet, hurda metal, bitkisel yağ ve kakaodur.[27] Yine 2021 yılı verileri esas alınırsa, Haiti’nin en önemli ithalat ortakları ise; ABD (yüzde 26), Dominik Cumhuriyeti (yüzde 23), Çin Halk Cumhuriyeti (yüzde 19), Türkiye (yüzde 3) ve Endonezya’dır (yüzde 3).[28] Türkiye, Haiti’den bitkisel yağ ithal ederken, Haiti de Türkiye’den demir-çelik ve çimento gibi inşaat malzemeleri olmak üzere buğday, makarna, bulgur ve maya gibi temel gıda maddeleri almaktadır.[29] Haiti’nin ithal ettiği başlıca ürün ise mineral yakıt ve benzindir. Haiti, bu konudaki ihtiyacını ABD, Dominik Cumhuriyeti ve Venezuela gibi ülkelerden karşılamaktadır.[30] Ülkenin diğer önemli ithalat kalemleri ise; elektrikli makineler, mekanik cihazlar, araç ve otomotiv parçaları ve eczacılık ürünleridir.[31]

Haiti bayrağı

2024 Haiti Olayları

Son yıllarda yaşadığı doğal afetlerle uluslararası kamuoyunun gündemine gelen Haiti, Batı yarımkürenin en yoksul ülkesi durumundadır. Yoksulluk, yolsuzluk ve siyasi istikrarsızlığın yanı sıra, ülkenin son yıllarda üst üste yaşadığı deprem, kolera ve kasırga gibi felaketler de Haiti’nin belini doğrultmasına engel olmaktadır. Öyle ki, 2010 yılında 300.000’in üzerinde insanın ölümüne neden olan büyük bir depremin ve 2016 yılında Matthew Kasırgası’nın dağıttığı Haiti, 16 Ağustos 2021 tarihinde ise 7,2 büyüklüğünde bir depremle sarsılmış ve binlerce yurttaşının ölmesine ve büyük ekonomik zararın oluşmasına katlanmak durumunda kalmıştır.[32] İngiliz gazeteci Jon Henley, daha 2010 yılında Haiti’nin trajedisinin kötü şans ve coğrafyadan kaynaklandığından yakınmış ve The Guardian gazetesindeki makalesinde bu ülkenin makus talihine dikkat çekmiştir.[33] İşte bu ortamda, ekonomik krizin daha da derinleşmesi nedeniyle, ülkede fakir nüfusun bir araya gelerek oluşturduğu sokak çeteleri, başkent Port-au-Prince’de lüks mahallelerde bulunan dükkanlara, konutlara ve burada yaşayan varsıl kişilere yönelik silahlı saldırılar düzenlemektedir.[34] Onlarca kişinin öldürüldüğü şiddet olaylarını önlemekte polis güçleri yetersiz kalırken, olayları durdurmak adına sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.

Olaylar nedeniyle Mart ayında yıllardır Cumhurbaşkanı gibi görev yapan Haiti Başbakanı Ariel Henry görevinden istifa etmiştir.[35] Ülkedeki şiddet olayları nedeniyle, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, tüm AB personelinin ülke dışında güvenli bir yere tahliye edildiğini açıklamıştır.[36] Olayların münferit olmadığı ve sistematik bir şekilde derinleşerek geliştiği noktasında önemli bir veri ise, Birleşmiş Milletler (BM) Haiti Entegre Ofisi tarafından 2 Şubat'ta hazırlanan raporda vurgulanmıştır. Öyle ki, rapora göre, 2023’ün son üç ayında Haiti’de 2.300’den fazla kişinin öldürülmüş, yaralanmış veya kaçırılmıştır ve bu rakamın bir önceki çeyreğe göre yüzde 10 arttığı belirtilmiştir.[37] Benzer şekilde, Uluslararası Göç Örgütü’ne göre, geçen yıl içerisinde Haiti’de 100.000’den fazla kişi evlerini terk etmiştir.[38] Bu anlamda, Haiti’deki şiddet sarmalı sistematik ve yapısal bir soruna işaret etmektedir.

Sonuç

Sonuç olarak, Haiti’de oturmamış siyasal sistem, derin ve yapısal ekonomik sorunlar ve şiddete imkân tanıyan hâkim politik (siyasi) kültür nedeniyle şiddet olaylarının devam edeceğini öngörmek gerekir. Bunu önlemek için ise, öncelikle ülkede siyasal istikrarın sağlanması ve işlerin normale dönmesi, çetelerle bir uzlaşı sağlanarak veya bu yapıların güçleri kırılarak sokakların güvenli hale getirilmesi, daha sonra da ABD ve diğer bölge ülkelerinin desteğiyle halkın sosyoekonomik durumunun geliştirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, korkumuz odur ki, Haiti’deki şiddet sarmalı, artarak ve diğer bölge ülkelerini de olumsuz etkileyerek derinleşecektir.

Kapak fotoğrafı: https://www.sozcu.com.tr/haiti-savas-yerine-dondu-cok-sayida-olu-ve-yarali-var-p21114

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

 

DİPNOTLAR

[1] Anadolu Ajansı (2017), “Haiti”, 04.10.2017, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/ulke-profilleri/haiti/926403.

[2] İnsamer, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-haiti/; Selay Dalaklı (2022), “Sömürgecilikten günümüze: Haiti tarihi”, Biameg, 21.04.2022, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://bianet.org/yazi/somurgecilikten-gunumuze-haiti-tarihi-249360.

[3] David Geggus (1997), “The Naming of Haiti”, NWIG: New West Indian Guide / Nieuwe West-Indische Gids, Cilt 71, Sayı: ½, s. 44.

[4] İnsamer, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-haiti/.

[5] Jon Henley (2010), “Haiti: a long descent to hell”, The Guardian, 14.01.2010, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/world/2010/jan/14/haiti-history-earthquake-disaster. Aktaran: Selay Dalaklı (2022), “Sömürgecilikten günümüze: Haiti tarihi”, Biameg, 21.04.2022, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://bianet.org/yazi/somurgecilikten-gunumuze-haiti-tarihi-249360.

[6] Julia Gaffield (2020), “Haiti was the first nation to permanently ban slavery”, The Washington Post, 12.07.2020, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.washingtonpost.com/outlook/2020/07/12/haiti-was-first-nation-permanently-ban-slavery/.

[7] Anadolu Ajansı (2017), “Haiti”, 04.10.2017, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/ulke-profilleri/haiti/926403.

[8] Britannica, “History of Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/topic/history-of-Haiti.

[9] Selay Dalaklı (2022), “Sömürgecilikten günümüze: Haiti tarihi”, Biameg, 21.04.2022, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://bianet.org/yazi/somurgecilikten-gunumuze-haiti-tarihi-249360.

[10] İnsamer, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-haiti/.

[11] Selay Dalaklı (2022), “Sömürgecilikten günümüze: Haiti tarihi”, Biameg, 21.04.2022, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://bianet.org/yazi/somurgecilikten-gunumuze-haiti-tarihi-249360.

[12] Britannica, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.britannica.com/place/Haiti.

[13] İnsamer, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-haiti/.

[14] Selay Dalaklı (2022), “Sömürgecilikten günümüze: Haiti tarihi”, Biameg, 21.04.2022, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://bianet.org/yazi/somurgecilikten-gunumuze-haiti-tarihi-249360.

[15] AlJazeera (2021), “Haiti’s turbulent political history – a timeline”, 07.07.2021, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aljazeera.com/news/2021/7/7/haitis-turbulent-political-history-a-timeline.

[16] BBC News (2019), “Haiti profile – Timeline”, 11.02.2019, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/world-latin-america-19548814.

[17] Vanessa Buschschlüter (2024), “Haiti'de neler oluyor, çeteler ülkeyi nasıl ele geçirdi?”, BBC News Türkçe, 05.03.2024, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/articles/crgvl5ze4nzo.

[18] World Factbook, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/haiti/#people-and-society.

[19] İnsamer, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-haiti/.

[20] Maphill, “Physical Location Map of Haiti, within the entire continent”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: http://www.maphill.com/haiti/location-maps/physical-map/entire-continent/.

[21] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Haiti’nin Siyasi Görünümü”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.mfa.gov.tr/haiti-siyasi-gorunumu.tr.mfa#:~:text=Haiti%2C%20yar%C4%B1%20ba%C5%9Fkanl%C4%B1k%20sistemi%20ile,%C3%BCyeli%20Temsilciler%20Meclisi'nden%20olu%C5%9Fmaktad%C4%B1r.

[22] BBC News (2023), “Haiti president's assassination: What we know so far”, 01.02.2023, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/world-latin-america-57762246.

[23] AP (2021), “Haiti faces fresh instability as PM comes under scrutiny”, 16.09.2021, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://apnews.com/article/port-au-prince-haiti-f57d0c530cd01452f357d020b8926324.

[24] International Monetary Fund, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.imf.org/external/datamapper/profile/HTI.

[25] Anadolu Ajansı (2017), “Haiti”, 04.10.2017, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/ulke-profilleri/haiti/926403.

[26] Statista.com, “Haiti: Main export partners in 2021”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.statista.com/statistics/576486/most-important-export-partner-countries-for-haiti/.

[27] Trading Economics, “Haiti Exports”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://tradingeconomics.com/haiti/exports#:~:text=Haiti%20mostly%20exports%20clothing%2C%20scrap,80%20percent%20of%20total%20exports.

[28] Statista.com, “Haiti: Main import partners in 2021”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.statista.com/statistics/576475/most-important-import-partners-of-haiti/.

[29] İnsamer, “Haiti”, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.insamer.com/tr/ulke-profili-haiti/.

[30] International Trade Council (2021), “The Major Imports of Haiti”, 11.10.2021, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://tradecouncil.org/the-major-imports-of-haiti/#:~:text=Mineral%20fuels%20and%20oils%20hold,Venezuela%2C%20and%20the%20Dominican%20Republic.

[31] International Trade Council (2021), “The Major Imports of Haiti”, 11.10.2021, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://tradecouncil.org/the-major-imports-of-haiti/#:~:text=Mineral%20fuels%20and%20oils%20hold,Venezuela%2C%20and%20the%20Dominican%20Republic.

[32] Selay Dalaklı (2022), “Sömürgecilikten günümüze: Haiti tarihi”, Biameg, 21.04.2022, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://bianet.org/yazi/somurgecilikten-gunumuze-haiti-tarihi-249360.

[33] Jon Henley (2010), “Haiti: a long descent to hell”, The Guardian, 14.01.2010, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/world/2010/jan/14/haiti-history-earthquake-disaster.

[34] Euronews (2024), “Haiti: Çeteler başkentteki lüks bölgelere saldırdı; onlarca ölü var”, 19.03.2024, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://tr.euronews.com/2024/03/19/haiti-ceteler-baskentteki-luks-bolgelere-saldirdi-onlarca-olu-var.

[35] Sinan Doğan (2024), “Haiti Başbakanı Ariel Henry, görevinden istifa etti”, Anadolu Ajansı, 12.03.2024, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/haiti-basbakani-ariel-henry-gorevinden-istifa-etti/3161937.

[36] Melike Pala (2024), “AB, şiddet olayları nedeniyle Haiti'deki personelini tahliye etti”, Anadolu Ajansı, 11.03.2024, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ab-siddet-olaylari-nedeniyle-haitideki-personelini-tahliye-etti/3161815.

[37] Sözcü (2024), “Haiti savaş yerine döndü: Çok sayıda ölü ve yaralı var”, 08.02.2024, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.sozcu.com.tr/haiti-savas-yerine-dondu-cok-sayida-olu-ve-yarali-var-p21114.

[38] Vanessa Buschschlüter (2024), “Haiti'de neler oluyor, çeteler ülkeyi nasıl ele geçirdi?”, BBC News Türkçe, 05.03.2024, Erişim Tarihi: 21.03.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/articles/crgvl5ze4nzo.

20 Mart 2024 Çarşamba

Freedom House’a Göre Dünyada Demokrasi-Otokrasi Dengesi

 

1941 yılında kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan Freedom House (Özgürlük Evi)[1], dünyada demokrasi ve insan haklarının yayılması ve korunması için çaba göstermektedir. Büyük ölçüde ABD hükümetince finanse edilen Freedom House, son yıllarda yayınladığı demokrasi endeksiyle de dikkat çekmekte ve ülkeleri demokratikleşme yolunda adımlar atmaları konusunda cesaretlendirmektedir. Freedom House’un 2024 yılı raporu[2], son yıllarda demokratik rejimlerin çeşitli sebeplerle düşüşe geçtikleri ve otoriter rejimlerin daha başarılı ve popüler olduklarına dair görüşün test edilmesi açısından önemli bir veri seti oluşturmaktadır. Bu yazıda, Freedom House 2024 raporuna göre dünyadaki farklı ülkelerin tamamına bakarak, küresel sistemdeki demokrasi-otokrasi dengesini analiz etmeye çalışacağım.

Freedom House

Öncelikle şunu hatırlatmak gerekir ki, Freedom House, dünyadaki farklı siyasal rejimleri: 1. Özgür (Free), 2. Kısmen Özgür (Partly Free) ve 3. Özgür Değil (Not Free) şeklinde kategorize etmektedir. Bu bağlamda, dünyadaki Özgür rejimlerin sayısı 81[3], Kısmen Özgür rejimlerin sayısı 50[4] ve Özgür Değil kategorisindeki rejimlerin sayısı da 63’dür[5].[6] Bu anlamda, dünyadaki rejimlerin büyük bir çoğunluğunun halen demokratik rejim kategorisinde olması dikkat çekici bir durumdur. Ancak nüfus yoğunluğu açısından bakıldığında, elbette, Çin Halk Cumhuriyeti gibi 1,4 milyarlık bir ülkenin Özgür Değil, 1,5 milyara yakın nüfusu olan Hindistan’ın da Kısmen Özgür kategorisinde olması nedeniyle, demokrasilerin nüfus çoğunluğu fazla değildir. Nitekim çok nüfusu olan ülkelerden Özgür statüsündeki ABD, Almanya, Brezilya, Japonya ve Meksika dışında Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Nijerya, Pakistan ve Tayland Kısmen Özgür, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, İran, Mısır, Rusya, Türkiye ve Vietnam ise Özgür Değil statüsündedir. Bu da, nüfus seviyesi yüksek ülkelerde demokratik rejimin işleyişine dair zorlukları göstermektedir.

Coğrafi açıdan yaklaşıldığında ise, Özgür ülkelerin 34 tanesi Avrupa kıtasında (Birleşik Krallık ve İzlanda da Avrupa’ya dahil edilmiştir)[7], 12’si Okyanusya’da[8], 12’si Orta Amerika’da[9], 9’u Afrika’da[10], 8’i Güney Amerika’da[11], 5’i Asya (1’i Ortadoğu’da-İsrail)[12] ve 2’si de Kuzey Amerika[13] kıtasındadır. Bu durum, demokrasinin daha çok Anglo Sakson ve Avrupalı hâkimiyetinde gelişmiş bir rejim olduğunu düşündürmesine karşın, her kıtada birden çok demokrasinin olması da yadsınmaması gereken bir gerçektir.

Ekonomik açıdan bakıldığında; dünyanın en büyük 20 ekonomisinden tanesi 13’ü Özgür[14], 3 tanesi Kısmen Özgür[15] ve 4 tanesi Özgür Değil[16] kategorisindedir. Bu da, Özgür rejimlerin veya demokrasilerin iktisadi olarak daha başarılı oldukları görüşünü pekiştirmektedir. Ancak bu noktada temel siyasi motivasyonunu yayılmacılık veya askeri güç yerine kalkınma üzerine kuran Çin Halk Cumhuriyeti gibi Özgür Değil kategorisindeki devletlerin orta sınıf yaratma konusunda gösterdikleri istisnai başarıya da dikkat çekmek gerekir.

Topraklarının yaklaşık yüzde 3’ü Avrupa kıtasında, yüzde 97’si Asya kıtasında (Ortadoğu’nun uzantısı olarak) yer alan Türkiye ise, kuşkusuz, Asya ülkelerinde çok yaygın olarak görülen otoriter rejim modelinden fazlasıyla etkilenmekte ve Batı’dan uzaklaştıkça ve ekonomik sorunları arttıkça demokrasi çıtası düşmektedir. Türkiye’nin komşuları açısından da demokrasi olması çok mümkün değildir. Zira Türkiye’nin yakın komşuları olan İran İslam Cumhuriyeti, Irak ve Suriye, Freedom House’a Özgür Değil kategorisinde olan ülkelerdir. Türkiye’nin, komşularından Kısmen Özgür durumunda olan Ermenistan ve Özgür statüsündeki Yunanistan’la ilişkileri ise tarihsel husumet ve jeopolitik gerginlikler üzerine kuruludur. Türkiye’nin Özgür statüsündeki komşuları Bulgaristan ve Romanya ile ilişkileri ise oldukça dostanedir. Bu anlamda, Türkiye’nin coğrafyası da Özgür bir rejim kurulmasına çok olanak sağlayan bir yapıda değildir.

Sonuç olarak, demokrasi günümüzde bir ülke için en temel şart ve adeta bir kutsal/sihirli rejim olarak kabul edilmesine karşın, elbette bir rejimin başarısını ölçen tek faktör değildir. Kalkınma hızı ve orta sınıflaşma, temel insani ihtiyaçların sağlanabilmesi ve gelir eşitsizliği vs. gibi başka faktörler de bir rejim için eşit derecede önemli verilerdir. Bu bağlamda, son yıllarda otoriter rejimlerin Çin örneğindeki gibi çok başarılı kalkınma modelleri geliştirmesi dikkat çekerken, demokratik ve özgür siyasal sistemleri olan, ancak halkının temel ihtiyaçlarını gideremediği ve yoksulluğun derinleştiği ülkeler de bulunmaktadır. Bu nedenle, demokrasiyi önemsemekle birlikte, bu konuyu siyasetteki tek kutsal haline getirmemek ve diğer faktörleri de önemsemek gerekir. Ayrıca son dönemde demokrasilerin yozlaşması ve hızla yükselen popülizm/popülist liderler gibi sorunlar da, Özgür statüsündeki ülkelerin geleceklerinin o kadar da parlak olmayabileceğine dair önemli bir tespittir. Bu anlamda, Türkiye’nin hem demokratik rejimini belli bir seviyede tutan, hem de ekonomik kalkınma odaklı bir dış ve iç politika stratejisi belirlemesi şarttır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] Bakınız; https://freedomhouse.org/.

[2] https://freedomhouse.org/countries/freedom-world/scores.

[3] Bu ülkeler şunlardır (alfabetik sıraya göre); Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Andorra, Antigua ve Barbuda, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Bahamalar, Barbados, Belçika, Belize, Birleşik Krallık, Botsvana, Brezilya, Bulgaristan, Cabo Verde, Çekya, Danimarka, Dominika, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gana, Grenada, Guyana, Güney Afrika, Güney Kore, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Jamaika, Japonya, Kanada, Kıbrıs Cumhuriyeti, Kiribati, Kolombiya, Kosta Rika, Lesotho, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Marshall Adaları, Mauritius, Mikronezya, Moğolistan, Monako, Namibya, Nauru, Norveç, Palau, Panama, Polonya, Portekiz, Romanya, Samoa, San Marino, São Tomé ve Principe, Seyşeller, Slovakya, Slovenya, Solomon Adaları, St. Kitts ve Nevis, St. Lucia, St. Vincent ve Grenadinler, Surinam, Şili, Timor-Leste, Tonga, Trinidad ve Tobago, Tuvalu, Uruguay, Vanuatu, Yeni Zelanda, Yunanistan.

[4] Bu ülkeler şunlardır (alfabetik sıraya göre); Arnavutluk, Bangladeş, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, El Salvador, Endonezya, Ermenistan, Fas, Fiji, Fildişi Sahili, Filipinler, Gambiya, Gine-Bissau, Guatemala, Gürcistan, Hindistan, Honduras, Karadağ, Kenya, Kosova, Kuveyt, Kuzey Makedonya, Letonya, Liberya, Lübnan, Macaristan, Madagaskar, Malavi, Maldivler, Malezya, Meksika, Moldova, Moritanya, Mozambik, Nepal, Nijer, Nijerya, Pakistan, Papua Yeni Gine, Paraguay, Peru, Senegal, Sırbistan, Sri Lanka, Tanzanya, Tayland, Togo, Tunus, Ukrayna, Zambiya.

[5] Bu ülkeler şunlardır (alfabetik sıraya göre); Afganistan, Angola, Azerbaycan, Bahreyn, Belarus (Beyaz Rusya), Benin, Birleşik Arap Emirlikleri, Bolivya, Bosna Hersek, Brunei, Burkina Faso, Burundi, Butan (Bhutan), Cezayir, Cibuti, Çad, Çin, Ekvator Ginesi, Eritre, Esvatini, Etiyopya, Gabon, Gine, Güney Sudan, Haiti, Irak, İran İslam Cumhuriyeti, Kamboçya, Kamerun, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, Komorlar, Kongo Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Kuzey Kore, Küba, Laos, Libya, Mali, Mısır, Myanmar, Nikaragua, Orta Afrika Cumhuriyeti, Özbekistan, Ruanda, Rusya Federasyonu, Sierra Leone, Singapur, Somali, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan, Uganda, Umman, Ürdün, Venezuela, Vietnam, Yemen, Zimbabve.

[6] Tartışmalı ve Birleşmiş Milletler’e kayıtlı olmayan bölgeler ve devletler klasmana dahil edilmemiştir.

[7] Almanya, Andorra, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kıbrıs Cumhuriyeti, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, San Marino, Slovakya, Slovenya, Yunanistan.

[8] Avustralya, Kiribati, Marshall Adaları, Mikronezya, Nauru, Palau, Samoa, Solomon Adaları, Tonga, Tuvalu, Vanuatu, Yeni Zelanda.

[9] Antigua ve Barbuda, Bahamalar, Barbados, Belize, Dominika, Grenada, Jamaika, Kosta Rika, Panama, St. Kitts ve Nevis, St. Lucia, St. Vincent ve Grenadinler.

[10] Botsvana, Cabo Verde, Gana, Güney Afrika, Lesotho, Mauritius, Namibya, São Tomé ve Príncipe, Seyşeller.

[11] Arjantin, Brezilya, Guyana, Kolombiya, Surinam, Şili, Trinidad ve Tobago, Uruguay.

[12] Güney Kore, İsrail, Japonya, Moğolistan, Timor-Leste.

[13] ABD, Kanada.

[14] ABD, Almanya, Avustralya, Birleşik Krallık, Brezilya, Fransa, Güney Kore, Hollanda, İspanya, İsviçre, İtalya, Japonya, Kanada,

[15] Endonezya, Hindistan, Meksika.

[16] Çin, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye.

19 Mart 2024 Salı

Türkiye’de Yerel Seçim Heyecanı

Son yıllarda demokratik kalitesi düşen yönetim sistemi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda oynamaya çalıştığı arabulucu rolü, halkının yaşadığı ciddi ekonomik sorunlar[1] ve Suriye ve Irak’taki bazı terör örgütlerine yönelik askeri müdahaleleriyle daha çok uluslararası kamuoyunun gündemine gelen Türkiye, 2023 yılında çok kritik bir Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimine sahne olmuştur. Seçimden zaferle çıkan 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (2014-) ve İslamcı/sağ/muhafazakâr çizgideki partisi Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile aşırı sağcı/milliyetçi/Türkçü Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) temelini oluşturdukları Cumhur İttifakı bloku[2], 100. yıldönümünü kutlayan Türkiye’de beklenmedik rahat bir zafer kazanmış ve seçim sonrasında ülkeyi istedikleri doğrultuda dönüştürmeye başlamışlardır. Bu bağlamda, sağ iktidarın güçlendiği Türkiye’de milliyetçilik, muhafazakâr/İslamcı düşünce ve otoriter yönetim pratikleri derinleşirken, ilginçtir ki toplumun ekonomik sorunları artmış, ülkenin demokrasi notu düşmüş ve özellikle iyi eğitimli ve seküler kesimin yurt dışına göç fenomeni hızlanmıştır[3]. Hatta öyle ki, Suriye iç savaşı nedeniyle 2011’den beri yoğun göç alan[4] Türkiye, bu şekilde kendi yetiştirdiği eğitimli nüfusu yurt dışına kaçıran ve yerine Ortadoğu coğrafyası ve Afganistan-Pakistan gibi ülkelerden düşük eğitimli göç alan bir ülkeye dönüşmeye başlamıştır. Buna karşın, Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmatik liderliği, AK Parti’nin güçlü ve üye sayısı çok yüksek teşkilat yapısı[5], AK Parti ile MHP’nin sağ tabanı tutabilmekteki başarıları ve yerli ve milli savunma sanayisi alanında yapılan atılımlar gibi temalar üzerinden, Erdoğan ve sağ blok, gücünü ve popülaritesini günümüze kadar korumayı başarmıştır. Erdoğan, seçim sonrası kurduğu yeni hükümette de Dışişleri Bakanlığına Hakan Fidan, Ekonomi Bakanlığına Mehmet Şimşek ve MİT Müsteşarlığına İbrahim Kalın gibi uluslararası toplumda saygı gören iyi eğitimli ve yüksek profilli kişileri getirerek, yeni dönemde atılım yapmayı ve fiili olarak kurduğu sistemi kalıcı hale getirecek adımlar atmayı amaçlamıştır.

İşte böyle bir arka planda gidilen 31 Mart 2024 yerel seçimleri, yapılan anket çalışmaları ve ülke genelinde oluşan siyasal atmosfer göstermektedir ki, partilerin oy potansiyelleri anlamında ulusal çapta çok büyük değişimlerin yaşanmayacağı, fakat AK Parti’nin özellikle geçim sıkıntısının yoğun olarak hissedildiği büyükşehirlerde seçmen tarafından cezalandırılacağı bir sürece sahne olacaktır. Bu bağlamda, AK Parti’nin 2015 Kasım seçimlerinden beri oy kaybettiği de her zaman akılda tutulmalıdır. Öyle ki, 2015 Kasım’ında halen parlamenter sistem sürerken yüzde 49,5 oy alan AK Parti, 2018 genel seçimlerinde oyunu yüzde 42,5’e, 2023 genel seçimlerinde de yüzde 35,62’ye düşürmüştür. Yerel seçimler bağlamında da, 2014’te yüzde 43,4 oy alan AK Parti’nin oyu 2019’da yüzde 42,72’ye düşmüştür ki, bu seçimde de partinin destek oranının yüzde 30’lar seviyesine inmesi beklenmektedir. Partisinin oy oranındaki kan kaybını milliyetçi bloku (MHP) Cumhur İttifakı çatısı altında tutarak kısmen durdurmayı başaran Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi, büyükşehirlerde ise popüler ve parlak aday bulmak konusunda yine beklentileri karşılayamamıştır. Özellikle seçimin kalbinin attığı İstanbul’da, AK Parti, elindeki merkezi güç sayesinde CHP’li popüler belediye başkanı Ekrem İmamoğlu ile boy ölçüşebilecek bir aday bulmakta zorlanmış ve Çevre ve Şehircilik eski Bakanı olan ama ülke genelinde pek tanınmayan genç siyasetçi Murat Kurum’u aday yapmıştır. Fakat ülke genelinde AK Parti’nin Türkiye’nin neredeyse tüm seçim bölgelerinde ya birinci, ya da ikinci parti durumunda olmayı başaran tek siyasal oluşum olduğunu ve bölgesel parti karakteristiği gösteren tüm diğer siyasal partilerden bu yönüyle ayrıştığını da belirtmek gerekir.

Seçim öncesinde yapılan anketler incelendiğinde[6], genel oyu yüzde 30’lar (yüzde 35 ve altı) seviyesine inmesi beklenen AK Parti’nin, buna rağmen ülke genelinde en çok belediye kazanan parti olmasına kesin gözüyle bakılmaktadır. Anketlere göre, AK Parti’nin seçimi kazanmasının çok yüksek olasılıklı olduğu şehirler şunlardır: Adıyaman, Afyon, Aksaray, Amasya, Antalya, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bilecik, Bingöl, Burdur, Çankırı, Çorum, Düzce, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Kilis, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Nevşehir, Niğde, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon, Uşak, Yozgat, Zonguldak. Bu şekilde, AK Parti, neredeyse 50’ye yakın şehirde kazanmaya oldukça yakın durumdayken, Balıkesir, Bursa, Denizli, Edirne, Eskişehir, Hatay, Şanlıurfa ve Yalova’da da kazanma şansı ciddi ölçüde vardır. Ayrıca 4-5 şehirde de, AK Parti, MHP’nin kazanmaya yakın durumda olan adaylarını desteklemektedir ki, bu şekilde Cumhur İttifakı kontrolündeki belediyelerinin sayısının 60’a yaklaşması mümkündür. AK Parti’nin nihai bir zafer kazanması için ise, İstanbul’u CHP’den alabilmesi ve genel oy oranını yüzde 40’ın üzerine çıkarması gereklidir. Bu iki ihtimal ise şimdilik zor gözükmektedir.

Seçime lider değişikliği yaparak giren ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimini Erdoğan’a karşı kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu’nun yerine Özgür Özel’i Genel Başkanlığa seçen ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yine büyükşehirler ve kıyı şehirlerinde daha etkili olabilen bir parti olarak dikkat çekmekle birlikte, özellikle üç büyükşehirdeki (İstanbul, Ankara, İzmir) üstünlüğünü korumaktadır. Anketlere göre, CHP, Adana, Ankara, Aydın, Bolu, İzmir, Kırklareli, Mersin, Muğla ve Tekirdağ gibi şehirlerde belediyeleri rahat şekilde kazanabilecek durumdadır. Ancak 2019 seçimlerinde 11 büyükşehir belediyesi kazanan CHP, bu seçimde Çanakkale, Edirne, Eskişehir ve Hatay gibi kazanma ihtimali yüksek bazı seçim bölgelerini kaybedebilecek durumdadır. Bunun nedeni ise aday belirleme sürecinde yeni yönetimin eski yönetime karşı sert tutum takınması ve Kurultay'da eski yönetime destek veren başarılı belediye başkanlarını tasfiye etmesi ve kuşkusuz Millet İttifakı seçim iş birliği platformunun sürdürülememiş olmasıdır. Buna karşın, seçime kendi başına giren CHP, Balıkesir, Bursa ve İstanbul’da da zafere ulaşmayı başarırsa, bu kayıplara rağmen gücünü korumuş sayılacaktır. CHP’nin Denizli gibi bazı şehirlerde sürpriz bir zafer kazanma ihtimali de ciddi anlamda bulunmaktadır. Özellikle üç büyükşehirde kazanılacak başarı, CHP’nin normal takvimde 2028’de düzenlenecek sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde iddiasını korumasını sağlayacaktır. Bu bağlamda en stratejik seçim bölgesi ise kuşkusuz İstanbul’dur. Yaklaşık 20 milyon kişinin yaşadığı Türkiye’nin ekonomik açıdan kalbi durumundaki İstanbul’u, ana muhalefet partisi CHP, Ekrem İmamoğlu ile 2019’dan sonra yeniden kazanmayı başarırsa, hem siyasi, ekonomik ve moral anlamında güçlenecek, hem de İmamoğlu ile birlikte sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Cumhur İttifakı’na karşı çok güçlü bir aday kazanmış olacaktır.

Sık sık kapatılan veya isim değiştirmek zorunda kalan Kürt siyasal hareketi ise, HDP ve YSP deneyimlerinden sonra bu seçimde DEM Parti (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) adıyla yarışacaktır. DEM Parti’nin Ağrı, Batman, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Iğdır, Mardin, Muş, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van gibi seçim bölgelerinde ipi göğüslemesi ve belediyeleri kazanması beklenmektedir. Parti, Kars belediyesini de alabilecek potansiyele sahiptir. Bu da, DEM’i, Türk siyasal hayatında çok önemli bir bölgesel parti haline getirmekte ve partinin özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki gücünü göstermektedir. Ayrıca, DEM, İstanbul, Mersin, Antalya gibi stratejik seçim bölgelerinde de kendisi oyun kurucu olamasa da, kendisine koşulsuz destek veren Kürt seçmenler sayesinde, siyasette kral atayıcı (kingmaker) bir etkiye sahiptir. Nitekim İstanbul ve Mersin gibi yerlerde Kürt siyasal hareketine soğuk ve ön yargılı yaklaşmayan CHP’li adaylara yönelmesi beklenen DEM Parti tabanı, Antalya’da ise CHP’li adaya seçimi kaybettirebilecek güçtedir.

AK Parti’nin Cumhur İttifakı’ndaki ortağı olan deneyimli siyasetçi Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP, 30 büyükşehir ve 29 şehirde AK Parti ile ittifak yapmış; bu şekilde ya kendisi, ya da AK Parti’nin aday çıkarmamasını sağlamıştır. Manisa ve Mersin gibi büyükşehirlerde kendi adayını AK Parti’ye kabul ettiren MHP, özellikle Manisa’da kazanmaya çok yakındır. MHP’nin ayrıca Bartın, Erzincan, Kars ve Osmaniye belediyelerini kazanma şansı da hayli yüksektir. Bu şekilde, 1 büyükşehir ve 4 il belediyesi ile, MHP de seçimden başarılı bir şekilde ayrılabilecektir.

CHP ile Millet İttifakı çatısı altında kurduğu birlikteliğin kendisine sağ siyasette zemin kaybettirdiğini düşünerek son dönemde bağımsız bir siyasal çizgiye yelken açan İYİ Parti ise, bu seçimde özellikle Çanakkale ve Ordu belediyelerini kazanabilecek durumdadır. İYİ Parti’nin bu iki şehri kazanması, partinin ve lideri Meral Akşener’in gelecek iddiası adına çok önemlidir.

Son dönemin popüler partisi Yeniden Refah (YRP) ise, Şanlıurfa’da sürpriz bir zafere imza atarak gücünü arttırabilir. YRP'nin asıl çıkışı ise, kuşkusuz, Erdoğan aktif siyasetten ayrılırsa veya AK Parti sağ tabanı konsolide etmekte zorlanmaya başlarsa olacaktır. 

Seçimde dikkatle takip edilmesi ve çok çekişmeli geçmesi beklenen belediye seçimleri ise; Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Denizli, Edirne, Eskişehir, Hatay, İstanbul, Manisa, Ordu, Şanlıurfa ve Yalova’da olacaktır. 

Sonuç olarak, 2024 Türkiye yerel seçimleri, ülke genelindeki sağ/muhafazakâr çizginin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti-MHP koalisyonunun artan ekonomik sorunlara rağmen ayakta kalacağı, ancak devletin tüm çabasına rağmen Kürt siyasal hareketinin bölgesel olarak güçlenmeye devam ettiğinin anlaşılması ve İstanbul (Ekrem İmamoğlu) ve Ankara’da (Mansur Yavaş) CHP adaylarının seçimi kazanmaları halinde otomatik olarak 2028 seçimleri için potansiyel Cumhurbaşkanı adayları haline gelmeleri bağlamında önemli olacaktır. Ülke genelindeki kutuplaşma ve AK Parti dışındaki partilerin bölgeselleşme eğilimleri ulusal birlik açısından olumsuz bir gelişme olmakla birlikte, özellikle eğitim ve gelir seviyesi yüksek büyükşehirlerde (metropollerde) CHP’nin ağır basması, bu partinin geleceği adına önemli ve pozitif bir veridir. Bu sonuçlardan yola çıkarak siyasal partilere verilecek en iyi tavsiye ise, tüm bölgelerde iddialı olabilecek ulusal partiler olmaya çalışmalarıdır. Bu bağlamda, AK Parti’nin seküler yaşam hassasiyeti çevrelere ve büyükşehirlere yönelmesi, CHP’nin de milliyetçi/muhafazakâr ve Kürt seçmenin yoğun olduğu bölgelere açılması bu iki büyük parti adına gayet mantıklı adımlar olacaktır. Diğer siyasal partiler ise, bu iki ana eksen partisi etrafında konumlanmaya devam edecek gibi gözükmektedirler. Ancak özellikle Fatih Erbakan ile son dönemde büyük bir çıkış yakalayan YRP, AK Parti’nin kay kaybı devam eder, Cumhurbaşkanı Erdoğan ilerleyen yıllarda aktif siyasetten ayrılır ve kendisi de daha merkez bir çizgiye yanaşmayı başarırsa, daha önce DEVA, Gelecek ve İYİ Parti’nin başaramadığını yaparak sağdaki büyük aktör haline gelme potansiyeline sahiptir.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] 2023 yılında Türkiye’de enflasyon düzeyi TÜİK’in resmi verilerine göre yüzde 64 düzeyinde olurken, bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu'na göre (ENAG) yüzde 127 düzeyinde olmuştur. Bakınız; https://www.bbc.com/turkce/articles/c9927ve14xdo.

[2] 2023 seçimlerinde bu blokta İslamcı Yeniden Refah Partisi (YRP), aşırı milliyetçi Büyük Birlik Partisi (BBP), Kürt milliyetçisi/İslamcı Hür Dava Partisi (HÜDAPAR) ve merkez sol Demokratik Sol Parti (DSP) de yer almışlardır.

[3] TÜİK’in açıkladığı resmi 2022 yılı Uluslararası Göç İstatistikleri’ne göre, Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2022 yılında bir önceki yıla (2021) göre rekor düzeyde -yüzde 62,3- artarak 466.914 olmuş ve en fazla göç eden grubun da 25-29 yaş arası genç ve eğitimli nüfus olması dikkat çekmiştir. Detaylar için bakınız; https://www.ntv.com.tr/galeri/turkiye/turkiyeden-yurt-disina-goc-yuzde-62-3-artti-tuik-2022-yiliuluslararasi-goc-istatistiklerini-acikladi,vXGEvLV8QUClWdxXVcDyAg/ySW2csXvwU25JWoyNk_-1g.

[4] Uluslararası kuruluşların güncel raporlarına göre, ülkede 3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere toplam 5,1 milyon civarında sığınmacı olduğu tahmin ediliyor. Bakınız; https://dtm.iom.int/reports/turkiye-migrant-presence-monitoring-situation-report-march-2023#:~:text=According%20to%20the%20latest%20available,been%20granted%20temporary%20protection%20status..

[5] Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarına göre, AK Parti’nin sadece üye sayısı bile 11 milyonun üzerindedir ve parti, açık farkla Türkiye’nin en çok üyesi olan siyasi oluşumudur. Bakınız; https://www.yargitaycb.gov.tr/icerik/1095.

[6] Çalışmada kullanılan anket çalışmaları için, bakınız;

  1. Sonar - https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/galeri-istanbul-erzurum-mugla-samsun-sonar-arastirmanin-son-yerel-secim-2185490
  2. Vikipedi - https://tr.wikipedia.org/wiki/2024_T%C3%BCrkiye_yerel_se%C3%A7imleri_i%C3%A7in_yap%C4%B1lan_anketler
  3. ORC Araştırma - https://sputniknews.com.tr/20240318/son-secim-anketinde-chp-iki-belediyeyi-kaybediyor-kaleleri-el-mi-degistirecek-1081806110.html



18 Mart 2024 Pazartesi

La Turquie peut-elle rejoindre BRICS+ ?

Introduction

Considéré par Cliff Kupchan[1] comme l’un des six « États swing » (swing states) clés du 21e siècle - avec le Brésil, l’Inde, l’Indonésie, l’Arabie saoudite et l’Afrique du Sud -, la Turquie est une puissance régionale importante qui contribue grandement à la formation de l’ordre mondial multipolaire émergent. Membre à part entière des institutions occidentales en construction, notamment le Conseil de l’Europe depuis 1950 et l’OTAN depuis 1952, la Turquie est également en pourparlers d’adhésion avec l’Union européenne (UE) depuis 2005. Toutefois, l’adhésion de la Turquie à l’UE ne semble pas être un objectif réaliste ces derniers temps en raison du problème chypriote et de diverses autres questions problématiques qui éloignent Bruxelles et Ankara.

Pour diversifier sa recherche du multi-dimensionnalisme en politique étrangère depuis les années 1960, Ankara est également devenue membre de l’Organisation de coopération islamique (OCI) en 1969 (anciennement l’Organisation de la conférence islamique) et de l’Organisation des États turciques en 2009. En outre, pour diversifier davantage ses options stratégiques, la Turquie est récemment devenue un partenaire de dialogue de l’Organisation de coopération de Shanghai (OCS) (2013) et de l’Association des nations de l’Asie du Sud-Est (ASEAN) (2017), en plus de son statut de partenaire stratégique de l’Union africaine (UA) depuis 2008. En tant que membre à part entière d'organisations économiques telles que la Banque mondiale (BM), le Fonds monétaire international (FMI), la BID (Banque islamique de développement), l’Organisation de coopération et de développement économiques (OCDE), la Coopération économique de la mer Noire (OCEMN/BSEC), la Commission économique pour l’Amérique latine et les Caraïbes (CEPALC), l’Organisation des huit pays en développement pour la coopération économique (D-8) et le Groupe des vingt (G20), la Turquie fait actuellement l’objet de discussions politiques sérieuses sur son éventuelle adhésion aux BRICS+.

Dans cet article, je vais analyser et discuter de l’adhésion potentielle de la Turquie aux BRICS+. Mais tout d’abord, je vais résumer l’histoire des BRICS+ ainsi que leur statut actuel et leurs puissantes caractéristiques.

L’histoire des BRICS

BRICS est une abréviation utilisée pour désigner cinq pays qui contestent l’hégémonie occidentale dirigée par les États-Unis dans les affaires mondiales : Brésil, Russie, Inde, Chine et Afrique du Sud. Le regroupement informel de ces cinq pays au début des années 2000 s’est ensuite transformé en une importante organisation intergouvernementale. Le processus a commencé en 2006, lorsque - à un moment où les États-Unis étaient un acteur international très impopulaire dans le monde en raison de la guerre en Irak - des représentants du Brésil, de la Russie, de l’Inde et de la Chine ont tenu une réunion informelle lors de l’Assemblée générale des Nations unies.[2] C'est l’économiste de Goldman Sachs Jim O’Neill qui a inventé le terme pour la première fois en 2001, d’un point de vue économique, dans son étude intitulée « Building Better Global Economic BRICs »[3], pour décrire ces quatre pays qui pourraient dominer l’économie mondiale d’ici 2050. En 2009, les réunions des BRIC sont devenues une organisation intergouvernementale légale sur la base des souhaits de ces quatre États et la première réunion officielle a eu lieu à Ekaterinbourg, en Russie. Lors de cette première réunion officielle, qui fait suite au discours tristement célèbre du président russe Vladimir Poutine lors de la Conférence sur la sécurité de Munich en 2007[4], le BRIC s’est engagé en faveur d’un ordre mondial multipolaire et de non-interventionnisme mondial et a appelé à la création d’une nouvelle monnaie de réserve mondiale pour remplacer le dollar américain.[5] En 2011, l’Afrique du Sud est devenue le cinquième membre de la plateforme, le nom BRIC devenant BRICS. La deuxième réunion des BRICS s’est tenue à Brasilia (Brésil), la troisième à Sanya (Chine), la quatrième à New Delhi (Inde), la cinquième à Durban (Afrique du Sud), la sixième à Fortaleza (Brésil), la septième à Ufa (Russie), la huitième à Benaulim (Inde), la neuvième à Xiamen (Chine), la dixième à Johannesburg (Afrique du Sud), la onzième à Brasilia (Brésil), la douzième à Saint-Pétersbourg, Russie (en vidéoconférence en raison de la pandémie de COVID-19), la treizième à New Delhi (Inde), la quatorzième à Pékin (Chine) et la dernière, la quinzième, l’année dernière à Johannesburg (Afrique du Sud).[6]

Bien que les BRICS aient pris quelques mesures d’institutionnalisation, telles que l’inauguration de la Nouvelle banque de développement (NDB)[7] et du Mécanisme de coopération interbancaire des BRICS[8], l’organisation reste une plateforme politique basée sur la compréhension mutuelle et la recherche de l’harmonie entre ses États membres et en particulier leurs dirigeants. Ainsi, l’organisation n’a toujours pas de charte, ne travaille pas avec un secrétariat fixe et ne dispose d’aucun fonds pour financer ses activités.[9] En outre, il n’existe pas de processus formel de demande d’adhésion aux BRICS, les nouveaux membres devant être approuvés à l’unanimité par les membres existants.

Toutefois, avec le temps, les États membres des BRICS ont pu développer un type de valeurs et d’intérêts communs qui sous-tendent une coopération mutuellement bénéfique et une vision commune pour un monde meilleur. Selon la déclaration de 2023 annoncée lors du sommet des BRICS de 2023 en Afrique du Sud, les principes directeurs des BRICS pour l’adhésion sont les suivants :[10]

  • L’esprit BRICS de respect et de compréhension mutuels, d’égalité, de solidarité, d’ouverture, d’inclusion et de consensus,
  • La pratique des BRICS consistant à consulter pleinement et à promouvoir une coopération concrète fondée sur le consensus,
  • La vision des BRICS qui consiste à renforcer le multilatéralisme, à consolider et à réformer le système multilatéral et à faire respecter le droit international,
  • L’objectif des BRICS de renforcer la coopération dans le cadre des trois piliers que sont la politique et la sécurité, l’économie et les finances, ainsi que la culture et la coopération entre les peuples,
  • La volonté de préserver l’identité, la cohérence et la nature consensuelle des BRICS en consolidant la coopération et en promouvant le développement institutionnel,
  • L’acceptation des objectifs et des principes inscrits dans la Charte des Nations unies en tant que pierre angulaire indispensable du multilatéralisme et du droit international,
  • Le soutien à une représentation accrue et à un rôle plus important des pays émergents et en développement dans le système international, y compris l’équilibre géographique,
  • Le soutien à une réforme globale des Nations unies, y compris de son Conseil de sécurité, afin de les rendre plus démocratiques, représentatives, efficaces et efficientes, et d’accroître la représentation des pays en développement au sein du Conseil, de manière à ce qu’il puisse répondre de manière adéquate aux défis mondiaux actuels et soutenir les aspirations légitimes des pays émergents et en développement d’Afrique, d’Asie et d’Amérique latine, y compris le Brésil, l’Inde et l’Afrique du Sud, à jouer un rôle plus important dans les affaires internationales, en particulier au sein des Nations unies, y compris de son Conseil de sécurité,
  • L’engagement en faveur du rôle central des Nations unies dans un système international dans lequel les États souverains coopèrent pour maintenir la paix et la sécurité, faire progresser le développement durable et assurer la promotion et la protection de la démocratie, des droits de l’homme et des libertés fondamentales pour tous.

Conformément à ces principes, lors du sommet des BRICS de 2023 à Johannesburg, en Afrique du Sud, les membres des BRICS ont approuvé l’adhésion de six États : Arabie saoudite, Iran, Émirats arabes unis (EAU), Égypte, Éthiopie et Argentine. Parmi ces États, l’Argentine a retiré sa candidature officielle sous l’égide de son nouveau président Javier Milei. Ainsi, parmi ces 6 États, 5 sont devenus de nouveaux membres de l’organisation, permettant aux BRICS d’atteindre le nombre de 10 États membres d’ici 2024. Avec l’approbation de ses nouveaux membres, l’organisation a commencé à être appelée BRICS+ par les médias internationaux[11], bien qu’aucun changement de nom officiel n’ait été annoncé jusqu’à présent. De nombreux pays se sont portés candidats à l’adhésion au BRICS+, qui devient chaque année une plateforme économique et diplomatique de plus en plus importante. Selon l’ambassadeur de l’Afrique du Sud auprès des BRICS+, M. Anil Sooklal, 22 pays ont officiellement posé leur candidature[12], dont l’Algérie, le Bahreïn, le Bangladesh, la Biélorussie, la Bolivie, le Cuba, le Kazakhstan, le Koweït, le Nigeria, le Pakistan, la Palestine, le Sénégal, la Thaïlande, le Venezuela et le Viêt Nam. La ministre sud-africaine des affaires étrangères, Naledi Pandor, a quant à elle déclaré que le groupe BRICS+ suscitait un énorme intérêt au niveau mondial et qu’elle avait reçu de nombreuses lettres officielles de la part de 12 pays différents pour leur adhésion potentielle.[13] Parmi ces États volontaires, le Mexique, la Tunisie et la Turquie sont également cités par certains journalistes. En ce sens, la poursuite de la croissance des BRICS+ dans les années à venir est une forte possibilité.

Les BRICS+ en chiffres

Les BRICS représentent 42 % de la population mondiale (3,2 milliards), 30 % de la surface totale du globe, 23 % du PIB mondial et 18 % du commerce mondial.[14] Selon les données du FMI pour 2020, les BRICS représentent déjà une part beaucoup plus importante de l’économie mondiale que le G7. Ainsi, la part des BRICS dans le PIB mondial est de 34 %, alors que la part des pays du G7 dans le PIB mondial est de 29 %.[15] Avec l’inclusion de 5 autres membres importants en 2024, les chiffres des BRICS dans ces catégories sont encore plus élevés. La caractéristique la plus frappante de l’expérience des BRICS à ce jour est l’obtention de résultats économiques positifs similaires à ceux de l’UE dans le passé. Depuis les années 2000, les économies des États membres des BRICS ont connu une croissance régulière, faisant de l’organisation un centre d’attraction pour les nouveaux membres. En ce sens, le rôle des BRICS+ dans l’économie mondiale sera encore plus dominant que celui du G7 dans un avenir proche.

Parmi les 10 membres actuels des BRICS+, 6 pays appartiennent au continent asiatique, plus précisément 3 ou même 4 (y compris l’Égypte, qui se trouve en fait sur le continent africain) membres sont originaires du Moyen-Orient, tandis que 3 membres sont situés en Afrique, et le Brésil est le seul membre sud-américain. En ce sens, les BRICS+ pourraient jouer un rôle important à l’avenir dans la résolution des crises politiques au Moyen-Orient et en Asie, car ils encouragent le renforcement des liens économiques entre les États plutôt que les approches militaires. En outre, avec l’inclusion des pays producteurs d’énergie, les BRICS+ pourraient également jouer un rôle influent sur le marché de l’énergie et contribuer à la fixation des prix du pétrole et du gaz. En outre, avec des pays ayant une position géopolitique importante, comme l’Égypte qui contrôle le canal de Suez[16] et l’Iran qui contrôle le golfe Persique, les BRICS+ sont récemment devenus un acteur clé dans les affaires mondiales, tant en géopolitique qu'en géoéconomie.

Jusqu’à présent, les BRICS ont contribué au développement des relations économiques entre la Russie et la Chine et à la remise en question du statut hégémonique du dollar américain dans le commerce mondial en encourageant l'utilisation des monnaies locales. Par exemple, d’ici 2023, 80 % des échanges entre la Chine et la Russie se feront déjà en roubles et en yuans.[17] Dans les années à venir, les BRICS exerceront une pression supplémentaire sur l’utilisation des monnaies locales dans les échanges commerciaux de ses membres, ce qui affaiblira certainement la situation hégémonique du dollar américain. Toutefois, il convient de préciser qu’à l’exception d’une position critique à l’égard de l’interventionnisme américain et du statut hégémonique du dollar américain, les membres des BRICS n’ont pas d’agenda politique strict et présentent de nombreuses différences entre eux en termes de préférences idéologiques et politiques. Par exemple, alors que la Chine, et surtout la Russie et l’Afrique du Sud, sont plus affirmatives et critiques à ‘'égard des pays occidentaux, le Brésil et l’Inde sont moins anti-occidentaux et veulent conserver leurs liens étroits avec les États-Unis et les pays européens.

Adhésion potentielle de la Turquie : Pourquoi pas ?

L’adhésion potentielle de la Turquie aux BRICS+ est une question largement débattue dans le pays en 2018. Il ne faut pas oublier que le président turc Recep Tayyip Erdoğan a assisté au sommet des BRICS en 2018 et a appelé à l’adhésion de la Turquie à l’organisation.[18] En outre, la Turquie est devenue récemment un partenaire de dialogue pour l’OCS, bien qu’elle ait certaines caractéristiques militaires qui pourraient être en contradiction avec l’adhésion d’Ankara à l’OTAN. Le président Erdoğan a même parlé d’une adhésion à part entière à l’OCS en 2022.[19] En ce sens, les BRICS+, qui n’ont pas de caractéristiques militaires, semblent être une organisation idéale et moins risquée pour l’adhésion à part entière de la Turquie que l’OCS.

Demircan pense qu’il y a 5 bonnes raisons pour que la Turquie devienne membre des BRICS :[20]

(1) C’est une plateforme pour les pays en développement comme la Turquie,

(2) Les deux parties défendent la multipolarité et la justice dans l’ordre mondial,

(3) C’est l'union de pays producteurs qui cherchent de nouveaux marchés comme la Turquie,

(4) C’est une institution pour les nations colonisées et opprimées et la Turquie n’a jamais vraiment été un État impérialiste comme les pays occidentaux,

(5) Les membres des BRICS et la Turquie ont tous deux une population jeune et dynamique.

L’homme qui a inventé le terme, Jim O’Neill, pense également que la Turquie pourrait être un membre idéal des BRICS élargis ou des BRICS+ en raison de ses relations problématiques avec le système mondial centré sur les États-Unis.[21]

L’ambassadeur chinois à Ankara, Son Excellence M. Liu Shaobin, a déjà annoncé en 2023 que son pays soutenait l’adhésion de la Turquie aux BRICS+.[22] Chivvis, Coşkun et Geaghan-Breiner ont par ailleurs écrit que la nouvelle « politique étrangère à 360 degrés » de la Turquie était basée sur la flexibilité et l’indépendance stratégique et qu’Ankara ne considérait pas ses ouvertures diplomatiques multidimensionnelles comme une contradiction avec sa politique étrangère classique.[23] Diriöz a écrit que le traitement injuste d’Ankara par l’UE au cours du processus d’adhésion a également renforcé la recherche d’autonomie stratégique d’Ankara et son désir de devenir membre des BRICS.[24] Karataş pense également que la position stratégique d’Ankara n’est ni pro ni anti-occidentale, mais plutôt basée sur la compréhension du « siècle de la Turquie », qui représente une politique étrangère plus indépendante d’esprit, plus affirmée et basée sur l’intérêt national.[25] Cependant, Karataş ajoute également que l’élite politique turque ne remet pas en question l’adhésion du pays à l’OTAN et n’abandonne pas le processus d’adhésion à l’UE. C’est pourquoi il conclut qu’en raison des risques d’un alignement complet sur les BRICS+, la Turquie tentera pour le moment d’améliorer ses relations économiques et politiques avec les membres des BRICS+ et ne cherchera pas à en devenir membre.[26] Mais Victor Gao du Center for China and Globalization (CCG) pense qu’il n’y a pas de restriction sacrée basée sur le Coran pour qu’Ankara devienne membre des BRICS+, de sorte que la Turquie et le Mexique pourraient très bien devenir membres de cette organisation dans un avenir proche.[27]

De mon point de vue, l’adhésion aux BRICS+ serait une étape avantageuse à bien des égards. Tout d’abord, l’économie mondiale se déplace vers l’Est (l’Asie) et aucun des pays du monde ne peut faire quoi que ce soit contre ce changement systémique. En ce sens, l’adhésion aux BRICS+ et la coopération étroite avec des États asiatiques puissants tels que la Chine et la Russie ne seraient pas une décision irrationnelle pour Ankara. Deuxièmement, la Turquie n’est pas traitée de manière égale et équitable dans ses relations avec Washington (États-Unis) et Bruxelles (UE). Bien que l’adhésion d’Ankara à l’UE ait été bloquée par les pays européens et que le gel du processus d’adhésion complète ait entraîné la détérioration des progrès démocratiques de la Turquie, seule Ankara a été accusée de cette relation toxique par le public et les médias occidentaux. A mon avis, comme les relations impliquent un minimum de deux parties, les erreurs sont réciproques en diplomatie. En ce sens, la recherche par la Turquie d’une autonomie stratégique et d’une adhésion aux BRICS+ est une solution rationnelle, sage et pragmatique pour améliorer ses relations avec l’Occident. Peut-être que grâce à son adhésion aux BRICS+, Ankara pourrait même enfin avoir une réelle chance de devenir un membre à part entière de l’UE. Enfin, l’adhésion de la Turquie aux BRICS+ pourrait susciter des demandes et des efforts en faveur d’une réforme des Nations unies, qui semble absolument nécessaire pour maintenir la paix et la stabilité dans le monde. Le président Erdoğan a mis en œuvre ce type de politique étrangère au cours des dernières années avec la devise « Le monde est plus grand que cinq » pour critiquer la composition du Conseil de sécurité de l’ONU, qui ne pouvait rien faire pour empêcher les génocides, les massacres et les guerres.

Toutefois, il convient d’être conscient des risques d’une telle démarche. En ce sens, le principal risque serait l’isolement croissant d’Ankara par rapport aux institutions occidentales et/ou au sein de celles-ci. Mais étant donné que les liens cordiaux de la Turquie avec l’Occident se poursuivront en raison de son appartenance - toujours - incontestée à l’OTAN et que les BRICS+ ne comportent aucune caractéristique sécuritaire/militaire, les conséquences de ce mouvement pourraient ne pas être si risquées pour Ankara. Deuxièmement, en essayant de maintenir son système politique dans les limites de la démocratie et du marché libre, Ankara, en s’éloignant de l’Occident et en se rapprochant de l’Orient, pourrait créer des charges supplémentaires et de nouveaux problèmes en termes de gouvernance et de démocratie. Mais compte tenu de la position du Brésil et de l’Inde, deux grandes démocraties, Ankara pourrait très bien conserver et même améliorer sa démocratie avec l’adhésion aux BRICS+. Après tout, les BRICS+ n’interviennent pas dans la politique intérieure des pays membres et encouragent les États à coopérer entre eux plutôt qu’à se faire concurrence.

Conclusion

En conclusion, les États-Unis et leurs alliés ne parvenant pas à instaurer un ordre mondial juste et fonctionnel, ils perdent constamment du pouvoir et le monde évolue vers un nouveau multipolarisme. Dans un tel système, les pays disposant d’un large éventail de réseaux commerciaux, d’avantages géopolitiques et de systèmes politiques nationaux stables seront plus influents. En ce sens, la Turquie a un grand potentiel pour devenir une puissance régionale d’envergure mondiale si elle peut renforcer ses liens diplomatiques avec des pays du monde entier. La Turquie a un réel potentiel pour y parvenir si elle ne tombe pas dans les pièges occidentaux comme dans le cas de la guerre civile syrienne. En ce sens, l’adhésion de la Turquie aux BRICS+ devrait être réalisée le plus rapidement possible afin qu’Ankara montre à ses alliés occidentaux qu’elle prend très au sérieux cette « nouvelle donne » en matière de politique étrangère. D’autre part, le rôle de la Turquie dans les BRICS pourrait ressembler à celui du Brésil de Lula, mieux intégré et entretenant de bonnes relations avec l’Occident, sans pour autant ignorer ou sous-estimer, mais au contraire en renforçant, le pouvoir du « Sud mondial ». Enfin, la contribution de la Chine à l’implication de la Turquie dans les BRICS pourrait être un atout majeur pour les deux parties, puisque Pékin a besoin de partenaires régionaux forts pour développer et mettre en œuvre avec succès son projet « La Ceinture et la Route » (ICR) et que la Turquie a besoin d’investisseurs forts pour développer son économie.

Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] https://foreignpolicy.com/2023/06/06/geopolitics-global-south-middle-powers-swing-states-india-brazil-turkey-indonesia-saudi-arabia-south-africa/.

[2] https://www.britannica.com/topic/BRICS.

[3] https://www.goldmansachs.com/intelligence/archive/building-better.html.

[4] https://www.youtube.com/watch?v=hQ58Yv6kP44.

[5] https://www.britannica.com/topic/BRICS.

[6] https://politikaakademisi.org/2024/01/05/bricsin-genislemesi-abd-hegemonyasina-bir-meydan-okuma-mi/.

[7] https://www.ndb.int/.

[8] https://xn--90ab5f.xn--p1ai/en/international-multilateral-cooperation/the-brics-interbank-cooperation-mechanism/.

[9] https://www.ipea.gov.br/forumbrics/en/learn-about-brics.html#:~:text=As%20a%20group%2C%20BRICS%20has,funds%20to%20finance%20its%20activities.

[10] https://brics2023.gov.za/wp-content/uploads/2023/11/BRICS-Membership-expansion-guiding-principles-criteria-and-standards-2023.pdf.

[11] https://www.aceprensa.com/english/brics-an-alternative-to-the-western-bloc/.

[12] https://www.voanews.com/a/more-countries-want-to-join-brics-says-south-africa-/7190526.html.

[13] https://www.wionews.com/world/south-african-foreign-minister-naledi-pandor-sees-indias-g20-leadership-as-opportunity-for-global-south-568817.

[14] https://brics2023.gov.za/evolution-of-brics/.

[15] https://moderndiplomacy.eu/2023/07/26/is-it-possible-to-see-turkiye-into-brics/.

[16] https://www.indyturk.com/node/656646/d%C3%BCnyadan-sesler/brics-plus-ve-yeni-d%C3%BCnya-d%C3%BCzeninin-temelleri.

[17] https://moderndiplomacy.eu/2023/07/26/is-it-possible-to-see-turkiye-into-brics/.

[18] https://www.turkishminute.com/2023/08/02/opinion-is-turkey-serious-about-joining-brics/.

[19] https://www.bloomberg.com/news/articles/2022-09-17/turkey-seeks-china-led-bloc-membership-in-threat-to-nato-allies.

[20] https://moderndiplomacy.eu/2023/07/26/is-it-possible-to-see-turkiye-into-brics/.

[21] https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkiye-obvious-nation-for-expanded-brics-says-leading-economist/2896122.

[22] https://www.presstv.ir/Detail/2023/09/02/710130/China-BRICS-Turkey-membership-idea-envoy.

[23] https://carnegieendowment.org/2023/10/31/t-rkiye-in-emerging-world-order-pub-90868.

[24] https://www.dailysabah.com/opinion/op-ed/what-should-be-turkiyes-approach-to-brics.

[25] https://politicstoday.org/should-turkey-join-brics/.

[26] https://politicstoday.org/should-turkey-join-brics/.

[27] https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyenin-bricse-kat%C4%B1lamayaca%C4%9F%C4%B1-kuranda-yazm%C4%B1yor/a-67682398.