5 Kasım 2021 Cuma

Doç. Dr. Ozan Örmeci ve Dr. Sina Kısacık'tan Yeni Bildiri: "United Kingdom-China Relations in the Post-Brexit Era"

 

İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğretim üyesi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ozan Örmeci ile Kıbrıs Ilım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü Doktor Öğretim Üyesi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) uzmanı Dr. Sina Kısacık'ın birlikte hazırladıkları "United Kingdom-China Relations in the Post-Brexit Era" adlı bildiriyi, Doç. Dr. Ozan Örmeci, 5 Kasım 2021 tarihinde TASAM'ın organize ettiği 7. İstanbul Uluslararası Güvenlik Konferansı kapsamında sundu. İlerleyen günlerde basılı olarak da yayınlanacak olarak bildiriye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

TASAM 7. İstanbul Uluslararası Güvenlik Konferansı

TASAM 7th Istanbul International Security Conference

Sunumdan bir kare

Doç. Dr. Ozan Örmeci sunumunu yaparken

Doç. Dr. Ozan Örmeci ve Dr. İlkay Ceyhan

UPA yazarı Oğuzhan Manioğlu ve Doç. Dr. Ozan Örmeci

Emekli Büyükelçiler Fatih Ceylan ve Tacan İldem'le

1 Kasım 2021 Pazartesi

Japonya'da LDP'nin Zaferi Fumio Kishida'yı Başbakanlığa Taşıdı


Asya'nın en önemli ülkelerinden ve dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Japonya'da, 49. dönem Temsilciler Meclisi'ni belirlemek üzere dün (31 Ekim 2021) yapılan olağan genel seçimden, neredeyse her zaman olduğu gibi, bu ülkenin köklü partisi LDP (Japonya Liberal Demokrat Partisi) birinci parti olarak çıktı. Böylelikle, kısa bir süre önce partisinin başına geçen Fumio Kishida (Kishida Fumio), ülkesinde Başbakanlık koltuğuna oturmaya hak kazandı. Bu yazıda, 2021 Japonya genel seçimlerini kısaca değerlendireceğim.

Seçim sonuçları (The Japan Times)

Modernizm ile geleneklerin iç içe geçtiği bir ülke olan Japonya'da, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan modern siyasal düzen, çeşitli sebeplerle neredeyse her zaman LDP'nin kazandığı farklı bir sisteme dayanıyor. Siyaset Bilimi literatüründe "hâkim parti sistemi" veya "kartel parti sistemi" adı verilen bu sistemde, bürokrasi ve iş dünyası ile yakın bağlar geliştirmeyi başaran LDP, birkaç istisna dışında her zaman hâkimiyetini korumayı başarmıştır. Öyle ki, 1950'lerden beri kesintisiz devam eden LDP'li Başbakan geleneği, 1993-1996 ve 2009-2012 gibi istisna iki dönem haricinde, günümüzde de sürmektedir. Seçime Natsuo Yamaguchi liderliğindeki Budist dini hareketi Soka Gakkai'nin partileşmesinden ortaya çıkan Komeito Partisi ile birlikte giren yeni lideri Kishida Fumio önderliğindeki LDP, 465 sandalyeli Temsilciler Meclisi-Şuugiin'de tek parti iktidarı için gerekli olan 233'yi rahat aşarak, kendi başına 259-261, Komeito ile birlikte ise 291-293 civarında bir çoğunluğa ulaşmayı başardı. 32 sandalye kazanması beklenen LDP'nin ortağı Komeito dışında, muhalefet partileri ise beklenen başarıyı gösteremedi. Yukio Edano liderliğindeki merkez sol çizgideki Japonya Anayasal Demokratik Partisi (Rikken-minshutō-CDP) 96, Ichirō Matsui ve Toranosuke Katayama liderliğindeki sağ çizgideki Japon Yenilik Partisi (Nippon Ishin no Kai) 41, Yuichiro Tamaki genel başkanlığındaki merkez çizgideki Halk İçin Demokrasi Partisi (Kokumin Minshu-tō) 11 ve Kazuo Shii önderliğindeki Japon Komünist Partisi (JCP) 10 milletvekilliği kazandılar.

Böylelikle, yeni LDP lideri Fumio Kishida ilk ciddi zorlu virajında başarılı bir sınav verirken, Japonya'da iktidar da yine LDP'nin kontrolünde kalmaya devam etti. Bu da, Şinzo Abe sonrasında lider krizine girmesi beklenen ve bir süre Suga Yoşihide liderliğinde kalan LDP'nin Kishida Fumio liderliğinde kısa sürede toparlandığının anlaşılması adına önemli bir gelişme olarak not edilmeli. Japonya'nın yeni Başbakanı'nın gündeminde ise Covid-19 pandemisiyle mücadele, ekonomik büyümenin sürdürülmesi ve ABD ve Çin'le ilişkiler gibi konular olacaktır. 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ


30 Ekim 2021 Cumartesi

Prof. Dr. Tarık Oğuzlu Mülakatı: Dünya Siyasetinde Güncel Gelişmeler

 

İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğretim üyesi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ozan Örmeci, 30 Ekim 2021 tarihinde Uluslararası İlişkileri Profesörü akademisyen Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile "Dünya Siyasetinde Güncel Gelişmeler" konulu bir mülakat gerçekleştirdi. Aşağıdaki linkten bu mülakatı izleyebilirsiniz.



14 Ekim 2021 Perşembe

Dörtlü Güvenlik Diyaloğu: QUAD

Kısaca QUAD olarak adlandırılan “Quadrilateral Security Dialogue”, yani Dörtlü Güvenlik Diyaloğu, ilk kez 2007 yılında dönemin Japonya Başbakanı Abe Şinzo’nun (Şinzo Abe) girişimiyle Japonya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avustralya ve Hindistan arasında başlatılan Asya-Pasifik veya yeni tabirle Hint-Pasifik bölgesine özgü bir güvenlik diyaloğu mekanizmasıdır. 2007 yılında Abe Şinzo’nun çabasıyla ilk kez dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Avustralya Başbakanı John Howard ve Hindistan Başbakanı Manmohan Singh arasında gerçekleşen görüşmelerle başlayan QUAD, ilerleyen yıllarda adı geçen ülkeler arasında daha önce benzeri görülmemiş çaptaki ortak askeri tatbikatlar ve 2017 yılında Donald Trump’ın Başkanlığında yeniden yapılan müzakereler neticesinde daha kurumsal ve resmi bir mekanizma hüviyeti kazanmıştır. QUAD, yükselen güç Çin Halk Cumhuriyeti’nin Güney Çin Denizi’nde artan etkinliği ve gücünü dengelemek amacıyla kurulduğu düşünülen bir yapıdır. Bu yazıda, QUAD hakkında yazılanları özetleyerek, AUKUS’la birlikte Asya-Pasifik bölgesinde etkili olma potansiyeli olan bu nispeten yeni girişim hakkında bilinenleri derlemeye çalışacağım.

QUAD, katılımcı ülkelerin profillerinden de anlaşılabileceği üzere, Asya-Pasifik bölgesindeki demokratik devletleri bir araya getirmeyi ve stratejik konularda uzlaşı sağlamayı amaçlayan bir yapıdır. 2004 yılında Hint Okyanusu’nda yaşanan büyük tsunami nedeniyle bu dört ülke arasında başlatılan diyalog -ki o dönemde “Tsunami Çekirdek Grubu” olarak adlandırılmıştır-, 2007 yılında yükselen Çin karşısında bazı güvenlik endişeleri oluşan Japonya’nın o dönemdeki Başbakanı Abe Şinzo tarafından ilk kez adı geçen dört ülkenin bölgesel güvenlik meselelerini konuşarak ortak politikalar geliştirmesi bağlamında gündeme getirilmiştir. Nitekim o yıl Filipinler’de yapılan ASEAN Bölgesel Forumu’nda bir araya gelen dört ülke, QUAD olarak adlandırılan girişime start vermişlerdir.[1] 2007 yılı Eylül ayında Bengal Körfezi’nde ilk kez büyük bir deniz tatbikatı düzenlenmesine vesile olan QUAD, Kevin Rudd’ın Başbakanlığı döneminde Avustralya’nın Çin’le yakın ilişkileri nedeniyle oluşuma pek destek vermemesi neticesinde bir süre duraklama evresine girse de, Donald Trump’ın ABD Başkanı olması ve Çin’e yönelik sert politikalar geliştirmesi neticesinde 2017 yılında adeta yeniden kurulmuş ve daha kurumsal bir hüviyet kazanmıştır.[2] 2017 yılı Kasım ayında gerçekleştirilen görüşmeler sonunda yayınlanan bildiriyle, QUAD’ın, Hint-Pasifik bölgesinin “özgür ve açık olması” temelinde bir uzlaşıya dayandığı ilan edilmiştir.[3]

QUAD ülkelerinin kurduğu stratejik dörtgen

Bu uzlaşıda Çin adı açıkça zikredilmese de -ki AUKUS için de bu durum söz konusudur[4]-, tüm uzmanlar, QUAD’ın da Çin’e karşı oluşturulduğu fikrindedirler. Yukarıda yer alan QUAD haritası da incelenirse, bu dört ülkenin de Güney Çin Denizi’ni çevreleyen stratejik bir konumda bulundukları ve Çin’in çevresinde yer aldıkları görülmektedir. Zaten Çin tarafı da, ilk günden beri, QUAD’ın kendisine karşı bir kuşatma stratejisine dayandığını (ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’ne karşı oluşturduğu çevreleme politikası/containment policy’ye benzer şekilde) düşünmektedir.[5] Nitekim 2017 yılında QUAD yeniden kurulduğunda -ki buna o dönemde QUAD 2.0 da denmiştir-, Çin, buna anında tepki göstermiştir.[6]

QUAD bütünleşmesine dair “Asya NATO’su” yakıştırmaları da yapılsa da, böyle iddialı yorumlar yapmak için bence henüz erkendir. Zira bu ittifakın önünde ciddi bazı sorunlar ve meydan okumalar bulunmaktadır. İlk olarak, dörtlünün nüfus açısından en büyük ülkesi olan Hindistan, geleneksel olarak dış politikasında -kurulduğu günden beri- üçüncü dünyacı ve Bağlantısızlar Hareketi temelinde politikalar gütmüş bir ülkedir.[7] Hindistan’ın Çin karşıtı blok politikalarına yönlendirilmesi -Başbakan Narendra Modi'nin istekli tavrına rağmen- bu nedenle o kadar da kolay olmayabilir. İkinci olarak, dörtlünün ikinci büyük ekonomisi olan Japonya da, anayasasının 9. maddesini değiştirme yönünde Abe Şinzo ve diğer bazı sağ eğilimler Başbakanlarca yapılan girişimler olmasına karşın, henüz bu maddeyi (Adalet ve düzene dayalı bir uluslararası barışı samimiyetle arzulayan Japon halkı, ulusun egemen bir hakkı olarak savaştan ve uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için güç kullanma tehdidinden veya kullanımından daimî şekilde feragat etmektedir. Devlete savaş hakkı tanınmaz.)[8] değiştirmemiş ve militarist politikalardan uzak durmaya gayret etmiştir. Üçüncü olarak, hem AUKUS, hem de QUAD’da yer alan Avustralya da, Çin’le birçok sektörde (örneğin yükseköğretim sektörü) çok yakın ekonomik ilişkileri olan bir devlettir. Nitekim Çin’le ilişkilerin bozulması, Avustralya’yı ekonomik olarak da zorlayabilecek bir faktördür. Ek olarak, dördüncü bir faktör olarak, bu dört ülkede de demokratik seçimler olduğu için -ki kuşkusuz demokratik seçimler her türlü siyasete izin verildiği anlamında değildir-, Kevin Rudd örneğinde olduğu gibi QUAD konusunda daha isteksiz ve bölgeyi askerileştirmek yerine ticaret odaklı düşünen liderlerin işbaşı yapmaları da imkân dahilindedir.[9] Beşinci olarak, QUAD’ın henüz ortak deklarasyonlar ve siyasi açıklamalar dışında kurumsal bir temeli, örneğin bir tüzüğü yoktur ve bu nedenle oluşumun kapsamı ve içeriği tam olarak bilinmemektedir.[10] Altıncı ve son olarak, Çin Halk Cumhuriyeti’nin güçlenen ekonomisine ve askeri modernleşme hamlelerine karşın geçmişinde herhangi bir askeri işgal ve savaş politikalarına yönelmemiş ve serbest ticaretle gelişen bir ülke olması, Pekin karşıtı distopyaları reelpolitik eksende geçersiz kılabilmektedir. Bu bağlamda, Çin karşıtı bu ittifakın temellerinde bazı sorunlar göze çarpmaktaysa da, ABD’nin büyük gücü sayesinde bu ittifak halen yoluna devam etmektedir. Nitekim 24 Eylül 2021 tarihinde, QUAD, yeni bir ortak açıklama yayınlamıştır. Bu açıklamada, Hint-Pasifik bölgesinin özgür ve açık olmasına yönelik temel ilke tekrar edilmiş ve uluslararası hukuka, navigasyon özgürlüğüne, sorunların barışçıl yöntemlerle çözümüne ve hukuk devletine vurgu yapılmıştır.[11] Bu bağlamda, Covid-19 pandemisine bağlı sorunlar belirtilerek, UNCLOS yani Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin geçerli olduğunun altı çizilmiştir. Ayrıca, QUAD liderleri, ekonomik ve teknolojik açıdan daha kapsamlı işbirliğine vurgu yapmışlar ve savunma ittifakından çok bu boyutu öne çıkarmışlardır.[12]

Sonuç olarak, Ortadoğu’dan Asya-Pasifik’e yönelen ABD’nin AUKUS ile birlikte en önem verdiği girişimlerden biri olan QUAD da yakından takip edilmelidir. Ancak, Çin tehdidi konusundaki önyargı ve şüphelere set çekmek isteyen Çin’in uluslararası hukuka uygun politikaları sürdükçe, bu tarz girişimler ABD’nin saldırgan taraf olarak algılanması dışında pek de bir işe yaramayabilir. Zira Çin, Kuşak Yol İnisiyatifi gibi projeler ve altyapı kalkınma hamleleriyle, bölgede gönülleri kazanmaktadır.

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

 

[1] Mustafa Cem Koyuncu (2021), “Hint-Pasifik Bölgesinin “Yeni Yıldızı” QUAD: Zayıflıklar, Fırsatlar, Tehditler ve Avantajlar”, ANKASAM, 07.07.2021, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://www.ankasam.org/hint-pasifik-bolgesinin-yeni-yildizi-quad-zayifliklar-firsatlar-tehditler-ve-avantajlar/.

[2] The Diplomat (2018), “The Quad Reborn”, 27.04.2018, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://thediplomat.com/2018/05/the-quad-reborn/.

[3] Tan Ming Hui & Nazia Hussain (2018), “Quad 2.0: Sense and Sensibilities”, The Diplomat, 23.02.2018, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://thediplomat.com/2018/02/quad-2-0-sense-and-sensibilities/.

[4] Ozan Örmeci (2021), “ABD, Birleşik Krallık ve Avustralya’dan AUKUS Girişimi”, Uluslararası Politika Akademisi, 16.09.2021, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/2021/09/16/abd-birlesik-krallik-ve-avustralyadan-aukus-girisimi/.

[5] A.g.e.

[6] Shi Jiangtao & Laura Zhou (2017), “Wary China on ‘Quad’ bloc watch after officials from US, Japan, India and Australia meet on Asean sidelines”, South China Morning Post, 13.11.2017, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://www.scmp.com/news/china/diplomacy-defence/article/2119719/wary-china-quad-bloc-watch-after-officials-us-japan.

[7] Tan Ming Hui & Nazia Hussain (2018), “Quad 2.0: Sense and Sensibilities”, The Diplomat, 23.02.2018, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://thediplomat.com/2018/02/quad-2-0-sense-and-sensibilities/.

[8] Birth of the Constitution of Japan, “The Constitution of Japan”, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://www.ndl.go.jp/constitution/e/etc/c01.html.

[9] Sheila A. Smith (2021), “What’s Next for the Quad?”, Council on Foreign Relations. 30.09.2021, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://www.cfr.org/in-brief/quad-leaders-summit-indo-pacific-whats-next.

[10] Mustafa Cem Koyuncu (2021), “Hint-Pasifik Bölgesinin “Yeni Yıldızı” QUAD: Zayıflıklar, Fırsatlar, Tehditler ve Avantajlar”, ANKASAM, 07.07.2021, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://www.ankasam.org/hint-pasifik-bolgesinin-yeni-yildizi-quad-zayifliklar-firsatlar-tehditler-ve-avantajlar/.

[11] The White House (2021), “Joint Statement from Quad Leaders”, 24.09.2021, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://www.whitehouse.gov/briefing-room/statements-releases/2021/09/24/joint-statement-from-quad-leaders/.

[12] Sheila A. Smith (2021), “What’s Next for the Quad?”, Council on Foreign Relations. 30.09.2021, Erişim Tarihi: 14.10.2021, Erişim Adresi: https://www.cfr.org/in-brief/quad-leaders-summit-indo-pacific-whats-next.

12 Ekim 2021 Salı

Tunus'un ve Arap Dünyasının İlk Kadın Başbakanı Necla Buden

 

"Arap Baharı" veya "Arap Devrimleri" olarak adlandırılan süreçte İslam dünyasında yaptığı demokratik reformlarla parmakla gösterilen bir ülke haline gelen Tunus, son dönemde çeşitli siyasal sorunlarla boğuşuyordu. Parlamenter demokrasinin layıkıyla uygulandığı bir ülke olmasına karşın, ekonomik sorunlar ve Covid-19 pandemisinin yarattığı sorunlar ve toplumsal huzursuzluk, ülkedeki demokratik siyaseti geriletmiş ve halkın sivil demokrasiye olan güvenini sarsmıştı. Bunun yanında, ABD ve İsrail'in bu bölgede demokrasiyi sakıncalı bulmaları ve Müslüman Kardeşler (İhvan) karşıtı sert bir siyasaya yönelmeleri neticesinde, Körfez ülkeleri ve diğer Arap monarşileri de Arap dünyasında filizlenen Tunus demokrasisinin gelişimine karşı set çekiyorlardı. Bu gelişmeler neticesinde, 2019 yılında bağımsız aday olarak girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, anayasal yetkilerini kullanarak 25 Temmuz'da meclisi askıya almış, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmış, Başbakan Hişam el Meşişi'yi azletmiş ve yayınladığı kararnamelerle yetkilerini genişletmişti. Bu yetkiler arasında; Bakanlar Kurulu'nun artık Meclis'e değil, Cumhurbaşkanı'na karşı sorumlu olması, Cumhurbaşkanı'nın Başbakanı atayacak, kabine üyelerini, hükümetin siyasetini ve kararlarını belirleyecek olması ve her türlü Cumhurbaşkanlığı kararını halk oylamasına sunma yetkisi gibi önemli haklar da vardı. Bu yaşananlar, Tunus'ta da Mısır'a benzer şekilde demokrasiden cayma olabileceği endişeleri yaratmasına, ana muhalefet partisi İslamcı Ennahda tarafından "sivil darbe" olarak nitelendirilmesine ve halkta da tepkilere neden olmasına karşın, Cumhurbaşkanı Said, 28 Eylül'de Tunuslu kadın akademisyen Necla Buden'i (Necla Buden Ramazan/Najla Bouden Romdhane) yeni hükümeti kurması için görevlendirdi ve demokrasi hedefinden bir sapma olmayacağını tüm dünyaya ilan etmiş oldu. Böylelikle, Tunus demokrasisi, bazı reformlarla Fransa tipi bir yarı-Başkanlık modeline yakın bir biçim alarak yoluna devam edeceğini gösterdi. Bu yazıda, son dönemde Tunus'ta yaşanan gelişmeleri özetleyecek ve Tunus'un ve Arap dünyasının ilk kadın lideri olan Nucle Buden'in göreve başlamasının sembolik anlamını sizlere yorumlamaya çalışacağım.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in Najla Bouden'e hükümeti kurması için yetki verdiği görüşmeden bir kare

1958 yılında Tunus'un merkezindeki Kayrevan vilayetinde doğan ve Jeoloji alanında doktora sahibi bir akademisyen olan Necla Buden, uzun süre Tunus El Manar Üniversitesi'ne bağlı Tunus Mühendislik Okulu'nda Jeoloji (Jeofizik) dalında öğretim üyesi olarak görev yapmış ve son olarak da Yüksek Öğrenim Bakanlığı'nda Dünya Bankası programlarının uygulanması üzerine çalışıyordu. Doktorasını Fransa'da Mines ParisTech'den almış olan Buden, eğitime yaptığı katkılar nedeniyle daha önce ülkesinde liyakat nişanına layık görülmüş önemli ama toplumca pek bilinmeyen bir isimdi. İyi düzeyde İngilizce ve Fransızca bilen Necla Buden, böylelikle Cumhurbaşkanı Said'in yoğun eleştirilere maruz kaldığı ve Tunus demokrasisinin var olma mücadelesi verdiği zor bir dönemde sorumluluk üstlenmiş oldu. Cumhurbaşkanı Said, Arap dünyasının ilk kadın Başbakanı'nı atayarak kendisine yöneltilen eleştirileri biraz olsun savuştururken, bu atamanın kadınları onurlandırdığı söyledi. Said, ayrıca, "Yeni hükümet yolsuzlukla mücadele etmeli. Sağlık, ulaşım ve eğitim dahil olmak üzere tüm alanlarda, Tunusluların taleplerini onların onurlarına yaraşır şekilde karşılamalı." diye konuştu. Yetkileri azalan bir Başbakan olarak görev yapacak olan siyaseten tecrübesiz Buden, buna karşın özellikle demokratik ülkelerden destek alabilecek bir kişi olarak sivriliyor. Zira Buden, Tunus ve Arap dünyasının ilk Başbakanı olarak tarihe geçiyor. Buden'in ilk önemli görevi ise, ekonomik olan zorda olan ülkeyi toparlamak için İMF (Uluslararası Para Fonu) ile müzakerelere başlamak ve yeni bir kredi alınmasını sağlamak olacak. Buden, hükümetini kurarak Meclis'ten güvenoyu almayı başardı ve Ekim 11 itibarıyla Tunus'un Başbakanı olarak yeni görevine başladı.

Benazir Butto ve Tansu Çiller

İslam dünyasında kadın liderler aslında bir ilk değil... Buna örnekler vermek gerekirse; seküler Müslüman bir devlet olan Türkiye'de Tansu Çiller daha önce ülkesinde Başbakanlık yapmış bir İktisat Profesörü olarak bu konuda Türkiye'nin diğer devletlerden ne kadar önde olduğunu ispatlayan bir kişiydi. Ayrıca Pakistan'da iki defa Başbakanlık yapan kadın lider Benazir Butto da İslamcı radikalizmle mücadele eden bu ülke için son derece önemli bir figürdü. Yine Bangladeş'te Başbakanlık görevine gelen iki kadın lider Begüm Halide Ziya ve Şeyh Hasina Vecid de bu açıdan tarihe geçen önemli örneklerdi. Endonezya'da Devlet Başkanlığı yapmış Megawati Sukarnoputri, eski Kosova Cumhurbaşkanı Atifete Jahjaga, Kırgızistan'da kısa süre Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan Roza Otunbayeva ve Senegal'in ilk kadın Başbakanı Mame Madior Boye de bu konuda verilebilecek diğer önemli örneklerdi. Ancak ilginçtir ki, İslam dünyasında kadın liderler olmasına karşın, Arap dünyasında kadın liderlere pek rastlanmıyordu. Bu nedenle, Necla Buden, İslam dünyasının değil ama Arap dünyasının ilk kadın Başbakanı (lideri) olarak tarihe geçti.

Necla Buden'in göreve başlaması kuşkusuz Müslüman kadınlar adına önemli bir kazanım olarak görülmeli. Zira kabul etmek gerekir ki, kadın hakları ve özgürlükleri konusunda İslam dünyasının durumu hiç de iç açıcı değil. Bu konuda zaten olumsuz olan tablo, son yıllarda yaşanan gelişmelerle birlikte daha da geriye gitmişti. İslamcı siyasetin yükselişinin kadınlarda yarattığı endişeler ve seküler ve militarist otoriter siyasetin de kadın hakları konusunda parlak bir sicilinin olmaması, bu konudaki ön yargı ve endişeleri güçlendiriyordu. Ancak Necla Buden'in atanması, umuyorum ki İslam dünyası ve dünya genelinde de bir olumlu gidişatın başlaması adına önemli bir dönüm noktası olur. Burada elbette kadın siyasetinin erkek düşmanlığı yapması ya da popüler ifadeyle erkekleri yemesi istenmiyor. İstenen, kadınlara da siyasette erkeklerle eşit şans ve koşulların sunulması ki elbette kadınlar bunu hak ediyorlar. Bu konuda Türkiye'de üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeli ve kadınların siyasete katılımını arttırmak ve teşvik etmek adına mutlaka aktif siyasette adayların en az yüzde 30'unun kadın olması zorunluluğu gibi bazı kota uygulamalarına yönelinmelidir. Elbette eşitsizlik durumu ortadan kalktığında ve toplum buna hazır hale geldiğinde buna gerek kalmayacaktır. Ancak şu an için, kadınlara daha fazla şans vermek adına yüzde 30 ve hatta yüzde 40 kota uygulaması bence gereklidir. 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ