12 Nisan 2024 Cuma

ABD Uzmanı Yunus Emre Erdölen'le Mülakat: 2024 ABD Başkanlık Seçimi Yaklaşıyor


Yunus Emre Erdölen, 2015 yılında İstanbul Robert Koleji’nden mezun oldu. Daha sonra Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu ve buradan 2020 yılında mezun oldu. Ardından Fulbright bursiyeri olarak New York Üniversitesi’nde Uluslararası Hukuk alanında yüksek lisansını tamamlayan Erdölen, şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukuku anabilim dalında araştırma görevlisi olarak çalışıyor ve Kamu Hukuku Yüksek Lisans programında “Geçiş Dönemi Adaleti” konusunda yüksek lisans tezini yazıyor. ABD Siyaseti üzerine uzmanlaşan Erdölen, Perspektif, Gerçek Gündem ve Serbestiyet gibi bilindik internet sitelerinde ABD siyaseti üzerine yazdığı makalelerle dikkat çekmiştir.

Ozan Örmeci: Değerli kardeşim, genç yaşınıza rağmen özellikle ABD iç siyasetine dair uzmanlığınızla beğeni topluyorsunuz. Bu konuda okurlarımızı bilgilendirmek ve gençlerimizi diğer ülkelerin uzmanı olabilmek konusunda cesaretlendirmek için size yaptığımız mülakat teklifimizi kabul ettiğiniz için de öncelikle teşekkür ederim. Mülakata güncel konularla başlamak istiyorum. ABD’de artık Başkan adayları netleşti ve 2020’de olduğu gibi bir kez daha Joe Biden ile Donald Trump düellosu için düğmeye basıldı. Türkiye kamuoyunda pek yer almamasına karşın, her iki partide de ön seçim süreci nasıl geçti? Demokratlarda Biden’a rakip önemli bir aday çıkıp kendisini sonraki seçimler için gösterebildi mi? Keza Cumhuriyetçilerde Nikki Haley ve Ron DeSantis gibi isimler ön seçim sürecinde gelecekte iddialı olabilmelerini sağlayacak önemli bir varlık gösterebildiler mi? Bu konularda okurlarımızı aydınlatmanızı rica ediyorum.

Yunus Emre Erdölen: Ozan hocam, öncelik bu söyleşi fırsatını tanıdığınız için teşekkür ederim. Güzel sözleriniz için de müteşekkirim. ABD’de Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti önseçimleri hala devam ediyor. Türkiye’den farklı olarak, ABD’de siyasi partiler, Başkan adaylarını, Senatör veya vekil, hatta kasaba şerifi adaylarını kapalı kapılar ardında değil, bütün halkın katıldığı önseçimler sonucunda belirliyor. Bu kapsamda, hem Demokratlar, hem de Cumhuriyetçiler 50 eyalette düzenlenen önseçimlere katılıyor ve kendi partilerinin aday adayları arasında bir tercihte bulunuyorlar. Bazı eyaletlerde oy vermek için parti üyesi olmanıza dahi gerek yok... Oldukça şeffaf ve katılımı destekleyen bir seçim sistemi var.

Cumhuriyetçilerde aslında bir sürü aday vardı. Fakat Nikki Haley ve Ron DeSantis gibi popüler isimler dahi Trump’ın gölgesinde kaldı. Trump, neredeyse her eyaleti büyük farklarla kazandı. Kendisi hakkında açılan her türlü davaya rağmen alternatifsiz bir isim olduğunu kanıtladı. Fakat çok ilginç bir durum da var; Trump, bugünlerde tek başına girdiği önseçimlerde dahi oyların tamamını alamıyor, Nikki Haley çekilmesine rağmen neredeyse her eyalette % 10 civarında bir tepki oyu alıyor. Bu seçmenler Trump karşıtı Cumhuriyetçiler olabilir.

Biden ise genel seçimde bu seçmenlerin oyunu almaya talip gibi duruyor. Biden, Demokrat Parti seçmeninin farklı bir aday istemesine ve Biden’ı yaşlı bulmasına rağmen tek aday olarak önseçimlere girdi. Fakat önseçimlerde Biden’in en büyük rakibi Gazze’ydi. Gazze konusunda ABD’nin İsrail’e yönelik desteğine tepki duyan, solcu, genç ve Müslüman seçmenler Michigan ve Minnesota gibi kritik eyaletlerde sandığa gidip boş oy attılar. Bu boş oylar, bazı eyaletlerde 100 bini bile geçti. Bu durum Biden için önemli; zira bu eyaletlerde genel seçimler başabaş geçiyor. Bu seçmen genel seçimde sandığa gitmezlerse veya Cornel West gibi sosyalist adaylara oy verirlerse, Trump, Biden’ı bu seçimde geçebilir. Zaten anketlere göre durum başabaş gidiyor. Bu nedenle, önseçim sürecini şöyle özetleyebiliriz: Evet, hem Biden, hem de Trump rakipsiz; fakat iki ismin de en büyük sınavı kendi partilerinin destekçilerinin tamamını sandığa taşımak. Biden, İsrail’e verdiği destekle küstürdüğü seçmenin, Trump da kendisine mesafeli merkez siyasete yakın Cumhuriyetçi seçmenin oyunu almaya çalışıyor. İki ismin de henüz başarılı olduğunu söylemek zor.

Ozan Örmeci: Robert Koleji, Galatasaray Üniversitesi ve New York Üniversitesi gibi elit kurumlarda eğitim almış genç bir ABD Siyaseti uzmanı olarak size soruyorum; bu kadar gelişmiş ve demokratik geleneği güçlü bir ülkede, Başkanlık seçiminde 80 yaş civarında iki denenmiş ve dünyada pek de heyecan yaratamayan adayın Başkanlık için yarışması Amerikan siyaseti hakkında bize ne fikir vermeli? Gerçekten ABD demokrasisi geriliyor mu veya insanlar siyasetle ilgilenmedikleri için mi genç adayları vs. göremiyoruz?

Yunus Emre Erdölen: Cumhuriyetçiler aslında yeni isimleri sahneye çıkarmaya çalıştı; fakat bu isimlerin hepsi Trump’ın gölgesinde kaldı. Trump, kendi tabanında heyecan yaratan bir isim; yaşı ileri, fakat enerjik. İletişimi kuvvetli, siyaset için aykırı ve yeni bir figür. Biden’a ise yeni bir rakip çıkmadı. Önseçimde kimse Biden’ın karşısına aday çıkıp, mevcut Başkan'ı yıpratmak istemedi. Zaten Biden, 2024’te aday olacağını açıkladıktan sonra tablo netti. Fakat Demokrat Parti’de Biden’a alternatif olabilecek bir isim henüz yok. Biden, hem siyahlar arasında sevilen, hem de klasik orta sınıf Demokrat beyaz seçmeni ikna edebilen bir isim. Yeri geldiğinde hem solcuların oyunu alabiliyor, hem de küskün Cumhuriyetçilerin desteğini kazanıyor. Demokratlar, açıkças kendi içlerinden kapsayıcı ve bu geniş seçmen koalisyonuna hitap edebilecek yeni bir figür bulamadılar. Gençlerin ilgisi yüksek, birçok genç siyasetçi Kongre’ye de giriyor. Fakat hepsi sol ideolojiye yakın. Demokratların ise tamamen solcu bir isimle genel seçimi kazanma şansı yok. Bu noktada merkez siyasette yeni bir figür açığı olduğunu söylemek mümkün. Özellikle şu anda Ulaştırma Bakanı olan Pete Buttigieg’i yakından takip etmekte fayda var. Buttigieg, 2020 önseçimlerinde ilk açık eşcinsel aday olarak Demokrat Parti Iowa önseçimlerini kazanmıştı. Merkez sol bir figür, eski Cumhuriyetçilere ve dindar seçmenlere hitap etmeyi tercih eden ilginç bir siyasetçi ve Demokrat Parti’nin ilerideki vitrini olabilir.

Ozan Örmeci: ABD’de seçim sonuçlarını etkileyecek temel kutuplaşma konuları ve politik fay hatları sizce nelerdir? Trump ve Biden destekçileri sizce nasıl bir sosyolojik temele oturuyor ve birbirlerinden ayrışıyorlar?

Yunus Emre Erdölen: Şu anda seçimin en büyük konusu Trump... Demokratlar, açıkçası Biden’ın politikaları/vaatleri veya son 4 senede elde ettiği başarılar için sandığa gitmeyecekler, yalnızca Trump’ı durdurma motivasyonuyla oy verecekler. Cumhuriyetçiler de hileli olduklarna inandıkları 2020 seçimlerinin rövanşını almak ve Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşımak için oy verecekler. Elbette sınır güvenliği, kürtaj, sağlık sigortası, vergiler gibi klasik kutuplaştırıcı konular seçmenin gündeminde. Fakat eskiden bu tarz konularda politika önerileri konuşulurdu. Şimdilerde ise ABD’de siyaset değişti. Trump’ın bu konulardaki görüşü veya Biden’ın çözüm önerileri pek de gündemde değil. Daha çok kişilikler ve isimler üzerinden bir kutuplaşma var. Cumhuriyetçiler zaten önem verdikleri bütün konularda Biden’in “şeytan” olduğunu düşünüyor, Demokratlar da Trump seçilirse ABD’nin çökeceğine inanıyorlar. Bu nedenle, hangi aday hangi konuda ne demiş diye pek konuşulmuyor. Zaten her seçmenin bir cevabı ve adaylar hakkında sabit bir görüşü var. Esas mesele, karşı taraftan ne derece nefret edildiği. Bu da, sandığa katılım oranını belirleyecek. Biden’ın seçmeni kürtajın serbest kalmasını isteyen, göç konusunda çok katı olmayan daha çok kentli orta-üst sınıflarken, Trump’ın seçmeni daha muhafazakâr, göç konusunda endişeli, genellikle dindar, banliyö ve kırsalda yaşayan Amerikalılar. Fakat artık bu gruplar arasında geçişkenlik de fazla. Siyasetin kişiselleşmesi bu seçmen davranışlarını da kırdı. Örneğin, Trump, son dönemde siyahlar ve Hispanikler arasında oyunu yükseltiyor. Özellikle dindar ve erkek seçmenleri etkilemeye daha çok meyilli.

Ozan Örmeci: ABD’deki Müslüman nüfusu son yıllarda artmasına ve bazı Müslüman kadın siyasetçiler ABD Kongresi’nde de son dönemde yer almalarına karşın, Amerikalı Müslümanların Amerikalı Yahudiler gibi sizce seçim sonuçlarına etki edebilecek güçlü bir örgütlenmeleri ve köklü lobi kuruluşları var mı? Türk Amerikalıların genel bir siyasi çizgileri söz konusu mu? Sizce Dr. Oz-Mehmet Öz’ün siyasi çizgisi genel Türk Amerikalı seçmenin tavrını yansıtıyor mu?

Yunus Emre Erdölen: Amerikalı Müslümanların seçim sonuçlarını etkileyebileceği tek bir eyalet var. O da Michigan. Michigan’da Trump ve Biden başa baş gidiyor. Seçim sonuçları 100 bin oyla belirleniyor. Michigan’da da 250 bin civarın Müslüman Arap seçmen var. Bu seçmenlerin çoğu Biden destekçisi. Özellikle Gazze konusunda Biden’a tepkililer. Bu nedenle eğer sandığa gitmezlerse Biden bu eyaleti kaybedebilir. Bu da seçim sonuçlarını etkiler, Beyaz Saray şansını azaltır. Biden bu nedenle son zamanlarda İsrail’e yönelik eleştirileri arttırdı. Türk Amerikalılar, genellikle Demokratların kalesi olan eyaletlerde yaşadığı için seçim sonuçlarını etkileyen bir yapıya sahip değiller. Dr. Oz’un siyasi çizgisi de tamamen kendisinin Trump ile kurduğu özel ilişkinin bir sonucu. Zaten kampanya döneminde Türkiye’de doğduğunu dahi söylememiş, mesafe koymuştu. Bu nedenle bir Türk olarak siyasete girmedi, muhafazakar bir Trumpçı olarak sahneye çıktı. Bu yüzden yansıtmıyor. ABD’de Müslümanların en görünür olduğu yer, Demokrat Parti’nin sol-sosyalist kanadı. Rashida Tlaib, Ilhan Omar gibi solcu Müslümanlar partinin sol kanadında çok etkin. Müslümanlar sorunlarını bu isimler vasıtasıyla gündeme getiriyor.

Ozan Örmeci: Donald Trump’ın geleneksel ABD normlarına uymayan siyasi çizgisi sizce bu önemli iş insanı ve siyasetçinin kişisel özellikleriyle mi, yoksa ABD’nin değişen ve dönüşen demografisi, toplumsal yapısı ve ekonomisiyle mi açıklanmalı? Trump destekçilerinde beyaz milliyetçiliği eğilimi devam ediyor mu ve bunun Afrikalı Amerikalı ve Hispanik seçmen üzerindeki etkisi nelerdir?

Yunus Emre Erdölen: Amerikalılar 2016’da alışılmış, müesses nizam siyasetten bıkmış, Hillary Clinton ve Jeb Bush gibi yıllardır aynı soyadlı kişileri görmekten sıkılmıştı. Özellikle Trump’ın siyasete yeni ve aykırı bir isim olarak girmesi, ekonomik eşitsizlik, küreselleşme sonucu sermayenin yurtdışına çıkması, göç gibi halkın tepki duyduğu konulardaki öfkesini radikal siyasete aktarmasına vesile oldu. Trump, bu öfkeyi, “Make America Great Again” gibi bir sloganla oya devşirdi. Bazı insanlar beyazların üstün olduğu, bazıları göçmenlerin olmadığı, bazıları ise fabrikaların Çin’de değil, Michigan’da olduğu o “eski” günleri hatırladılar ve bugüne dair öfkelerini tepki oyuna çevirdiler. Trump, geçmişte Demokratlara oy veren mavi yakalı beyazların sessiz tepkisiyle sürpriz bir şekilde Başkan seçildi. Fakat daha sonrasında bu seçmenleri dönüştürdü ve bu seçmenlerle birlikte kendisi de dönüştü. Demokratlar seçmenleri dönüştürmeye ve ikna etmeye çalışırken, Trump da seçmenlerin anlık öfkelerini takip edip, anında kendisini dönüştürüyor ve bu öfkeyi fırsata çeviriyor. Bu yüzden, seçimlerde başarılı, ama ülke yönetme konusunda başarısız. Trump’ın ulusalcılığı devam ediyor. Özellikle Ukrayna gibi ABD’den uzak bir ülkeye silah verilmesi ve para yardımı yapılmasına tepkili. “Önce Amerika” (America First) diyor. Bu da, Ukrayna’yı haritada gösteremeyen birçok Amerikalı için ikna edici bir söylem. Fakat artık Trump sadece beyazların adayı da değil; özellikle dindar, kadın ve eşcinsel hakları gibi konularda muhafazakâr Hispanik ve siyah seçmenler ve erkekler arasında da yavaş yavaş oyunu arttırıyor. Bu trendi de takip etmekte fayda var. İlginç ve yeni sosyolojik gruplar çıkıyor: Göç karşıtı Hispanikler, pozitif ayrımcılık karşıtı siyahlar, Trump destekçisi eşcinseller gibi... Demokrat Parti ise yeni figürler çıkarmakta zorlanıyor, ama Cumhuriyetçiler Trump ile beraber yeni figürleri vitrine çıkarıyor.

Ozan Örmeci: Türkiye’de ABD siyaseti konusunda takip ettiğiniz önemli akademisyen ve uzmanlar kimlerdir?

Yunus Emre Erdölen: Emre Erdoğan, Hüseyin Bağcı başta olmak üzere birçok hocamızın yazdıklarını okuyorum. Fakat ABD siyaseti, o kadar çok sosyal medyayla iç içe ki, her şeyi sosyal medya üzerinden takip etmek de mümkün. Amerikalılar Twitter bağımlısı...

Ozan Örmeci: Teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını diliyoruz.

Tarih: 12/04/2024




Türkiye’den İsrail’e Yönelik Ticaret Kısıtlaması


Giriş

Sonunda beklenen oldu ve 7 Ekim 2023 tarihli ve 1.000’in üzerinde İsraillinin ölümüne neden olan “Aksa Tufanı” adı verilen sürpriz Hamas saldırısı[1] sonrasında İsrail’in Gazze’de yaşayan Filistinli sivillere yönelik gerçekleştirdiği ve şimdiye kadar 32.000’in üzerinde insanın ölümüne yol açan[2] orantısız şiddete tepki olarak, Türkiye, 54 ürün kaleminde İsrail’e yapılan ihracata kısıtlama getirdi. Bu yazıda, Türkiye’nin İsrail’e yönelik ticaret kısıtlaması kararını ve Türkiye-İsrail ekonomik ilişkilerinde son dönemde yaşanan önemli gelişmeleri özetleyeceğim.

İhracat Kısıtlaması Kararı

9 Nisan 2024 Salı günü Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan bir duyuru ile kamuoyuna ilan edilen Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracat kısıtlaması, aşağıdaki 54 ürün/sektörde geçerli olacaktır:[3]

  1. Alüminyum Profiller
  2. Alüminyum Teller
  3. Boyalar
  4. Bakır Profiller, Çubuklar ve Teller
  5. Beton Mikserleri
  6. Çelik Borular Ve Bağlantı Parçaları
  7. Çelik Filmaşin
  8. Çelik Kaplar ve Depolar
  9. Çelik Köprü Aksamı
  10. Çelik Kuleler
  11. Çelik Profiller
  12. Çimento
  13. Çimentodan, Betondan veya Suni Taştan İnşaat için Bloklar ve Levhalar
  14. Demir Çelikten Tüm İnşaat Malzemeleri
  15. Demir-Çelik Tüm Teller
  16. Ekskavatörler
  17. Elektrik Kabloları
  18. Elektrik Panoları
  19. Fayanslar
  20. Fiberoptik Kablolar ve Elektrik İletkenleri
  21. Forkliftler
  22. Granit
  23. Halat ve Kablolar
  24. Hırdavat Ürünleri
  25. Hidrolik Yağlar
  26. İnşaat Demiri
  27. İnşaat Makinaları
  28. İnşaat Yalıtım Malzemeleri
  29. İnşaatta Kullanılan Camlar
  30. Kimyasal Bileşikler
  31. Kimyasal Gübreler
  32. Klinker
  33. Kovalar, Kepçeler, Kürekler, Kıskaçlar ve Kancalar
  34. Kükürt
  35. Madeni Yağlar
  36. Makaralı Zincirler
  37. Mermer
  38. Metal İşleme Makinaları
  39. Metallerin İşlenmesinde Kullanılan Kimyasallar
  40. Mineral Gübreler
  41. Motor Yağları
  42. Paletler
  43. Plastik Borular
  44. Sandviç Paneller
  45. Seramikler
  46. Solvent Boyalar
  47. Tel Çekme Makinaları
  48. Testere Makinaları
  49. Tuğlalar
  50. Uçak Benzini ve Jet Yakıtı
  51. Vernikler
  52. Vinçler
  53. Yapıştırıcılar ve Tutkallar
  54. Yassı Çelik Ürünleri

Açıklamada, ayrıca, İsrail’in Gazze’de yürütmüş olduğu ve sivilleri hedef alan askeri operasyon kınanmış ve Türkiye’nin akan kanın durması ve Gazze halkının ihtiyaçlarının karşılanması konusunda aktif çaba içerisinde olduğu vurgulanarak, Türkiye’de bazı basın-yayın organlarında yer alan İsrail’e askeri malzeme satışı yapıldığı iddiası yalanlanmıştır.[4] Açıklamada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (2728, 2720 ve 2712 sayılı kararlar), Genel Kurulu (ES-10/21 ve ES-10/22 sayılı kararlar) ve İnsan Hakları Konseyi (A/HRC55/L.30 sayılı karar) ile Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın (26 Ocak ve 28 Mart 2024 tarihli ihtiyati tedbir kararları) kararlarına da atıfta bulunularak[5], kararın uluslararası hukuk ve evrensel bir perspektiften alındığı ve kesinlikle İsrail veya Yahudi halkına özel bir husumet gütme amacı taşımadığının altı çizilmek istenmiştir.,

Türkiye ve uluslararası kamuoyunun gündemine bomba gibi düşen bu karar sonrasında konuşan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ticaret kısıtlamalarının Gazze’ye kesintisiz, engelsiz ve yeterli miktarda insani yardım ulaştırılıncaya kadar devam edeceğini açıklamış ve İsrail’le ticaret konusunda yapılan haberlerin de “manipülasyon ve çarpıtma” olduğunu vurgulamıştır.[6] Bu şekilde, Ankara, Tel Aviv’e yönelik ihracat kısıtlamasını Gazze’ye kesintisiz ve yeterli düzeyde insani yardıma izin verilmesi şartına bağlamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından konuşan Türkiye Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise, telefondan görüştüğü Filistin’in yeni Ekonomi Bakanı Muhammed el-Amur’u tebrik ederken, bu karar nedeniyle Filistinli muhatabının memnuniyetini ifade ettiğini de açıklamıştır.[7]

Karara hemen tepki gösteren İsrail Dışişleri Bakanı ve Likud Partisi mensubu Yisrael Katz ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamas’a destek uğruna “Türkiye halkının ekonomik çıkarlarını feda ettiğini” iddia ederek, İsrail’in de Türkiye ekonomisine zarar verecek karşı tedbirler alacağını söylemiştir.[8] Katz, bu kapsamda İsrail’den Türkiye’ye ihracatı yapılan ürünlerde kısıtlamaya gideceklerini ve bunun yanında ABD’deki Yahudi lobisi ile temasa geçerek Türkiye’ye yönelik yatırımların önlenmesi ve Türkiye’ye yaptırım uygulanmasına gayret edeceklerini ifade etmiştir.[9] Katz, 31 Mart 2024 tarihindeki Türkiye yerel seçimleri sonrasında Twitter (X) hesabı üzerinden yaptığı açıklamada da, “Türkiye'de yerel seçimler Erdoğan'ın adayları için yenilgiyle sonuçlandı. İstanbul'da  @ekrem_imamoglu ve Ankara'da @mansuryavas06'a tebrikler. Bu @RTErdogan'a açık bir mesaj: İsrail'e saldırmak artık işe yaramıyor, yeni malzemeler bulması gerekli.” şeklinde ilginç açıklamalara yer vererek dikkat çekmişti.[10]

İsrail’e Askeri Malzeme Satışı Yapılıyor Muydu?

Türkiye’de bazı muhalif grupların ısrarla vurguladıkları ve bir anlamda Türk hükümetini kısıtlamaya gitmeye mecbur bırakan İsrail’e askeri malzeme satışı yapıldığı iddiası, Mart ayı sonlarında Milli Savunma Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yapılan ayrı ayrı açıklamalarla reddedilmiştir.[11] Ticaret Bakanı Ömer Bolat, bu iddiaları İsrail istihbarat servisi MOSSAD ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimini örgütleyen İslamcı-Amerikancı terör örgütü FETÖ’nün yaydığını vurgulayarak, İsrail’e yapılan jel yakıt ve çakmak gazı ile yivsiz av tüfeği yedek parça ve aksesuarları ile balıkçılık malzemeleri (zıpkın vb) satışlarının askeri malzeme satışı gibi lanse edildiğini vurgulamıştır.[12] Milli Savunma Bakanlığı da, İsrail ile askeri eğitim, tatbikat ve savunma sanayisi iş birliği de dahil olmak üzere hiçbir ortak faaliyette bulunmadıklarını ısrarla belirtmiştir.[13]

Bakan Ömer Bolat ve gazeteci Metin Cihan’ın açıklamaları

İddiaları ortaya atan ilk kişilerden olan muhalif gazeteci Metin Cihan ise, kullandığı verileri resmi devlet kurumlarından aldığını ve hiçbir yanlış bilgi paylaşmadığını vurgulamıştır.[14] Cihan, bu iddiaların kendisine ait olmadığını ve devlet kurumlarının açık kaynaklarından alındığını da özellikle belirtmiş ve devlet yetkililerinin kendi görüşlerini yalanlayamadıklarını iddia etmiştir.[15] Bu noktada, Türkiye kamuoyunun anlamak istediği temel hususun İsrail’le ticaret yapılıp yapılmadığı veya buraya Türk işadamlarının ticaret gemisi gönderip göndermediği değil, bu ülkeye yönelik askeri nitelikte malzeme ve teçhizat satışının yapılıp yapılmadığını olduğunu ısrarla vurgulamak gerekir. İsrail’le yapılan ticarette yer alan bor maddesi, uçak benzini, jet yakıtı, inşaat malzemeleri ve çelik profiller gibi ürün kalemlerinin askeri olarak ne ölçüde kullanıldığı ise kuşkusuz dikkatlice araştırılması gereken bu konudur. Bu anlamda, konunun uzmanlarının detaylı incelemelerini beklemek ve peşin fikirli olmamak şu an için en doğru yaklaşım gibi gözükmektedir.

Türkiye-İsrail Ticaret Rakamları

Türkiye İstatistik Kurumu-TÜİK’in https://biruni.tuik.gov.tr/ adresindeki resmi sitesinden bakıldığında, son yıllarda Türkiye ile İsrail arasındaki ikili ticaret rakamları şöyledir:

Yılİthalat (dolar)İhracat (dolar)
20101.359.638.7002.080.147.766
20112.057.313.7412.391.148.260
20121.710.401.1752.329.530.503
20132.417.954.9242.649.663.186
20142.881.261.7332.950.902.396
20151.672.500.7822.698.138.811
20161.385.605.2172.955.544.978
20171.505.113.4353.407.436.059
20181.714.355.2423.894.499.070
20191.742.927.1634.356.291.938
20201.420.509.6014.553.257.888
20211.942.371.6206.141.675.931
20222.169.558.5826.742.760.503
20231.621.988.4165.173.906.234

Türkiye-İsrail dış ticareti (2010-2023)[16]

Bu rakamlar incelendiğinde, şu tespitler yapılabilir:

  • Türkiye, İsrail’le dış ticaretinde ciddi dış ticaret fazlası veren ve bu ilişkiden daha kazançlı çıkan ülke durumundadır. Kabaca hesapladığımızda, son yıllarda Türkiye İsrail’den 1 birim mal alıyorsa, bunun 3-3,5 katı oranında mal satmaktadır.
  • İkili ticaret hacmi 2022’de rekor düzeye ulaşarak 9 milyar dolara yaklaşmıştır. Ancak henüz 10 milyar doların bulunamamış olması, Türkiye dış ticaretinde İsrail’in en önemli devletlerden biri olmadığını göstermektedir. Nitekim BBC’nin araştırmasına göre, İsrail, Türkiye’nin ancak 13. (Almanya, Amerika Birleşik Devletleri/ABD, Irak, İngiltere/Birleşik Krallık, İtalya, Rusya, Fransa, İspanya, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE, Hollanda, Romanya ve Polonya’nın ardından) en önemli ihracat pazarıdır.[17]
  • 2023 yılındaki gerilemeye karşın, Türkiye’nin İsrail’e ihracatı 2016 yılından beri istikrarlı ve kayda değer hızda artmaktadır. Bu da, 15 Temmuz’dan sonra iki ülkenin ticari ilişkilerinin geliştiğini göstermektedir.
  • Türkiye’nin İsrail’den ithalatı ise zaman zaman artmakta, zaman zaman gerilemektedir. İthalatta henüz 2 milyar doların çok aşılamaması da, İsrail açısından da Türkiye’nin çok kilit bir ticari ortak olmadığını göstermektedir.

Kararın Etkisi ve Değerlendirilmesi

Türkiye’de hükümetin kamuoyu baskısı nedeniyle bir anlamda almak zorunda kaldığı İsrail’e ihracat kısıtlaması kararı, elbette Gazze’de masum sivillere yönelik büyük bir kıyımın yaşandığı bu karamsar ortamda, Türkiye’de halkın genel anlamda hoşuna gidecek bir karar olmuştur. Bu kararın alınmasında, AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) hükümetinin 2024 yerel seçimlerinde beklediği başarıya ulaşamaması ve bu seçimler sürecinde İsrail’le ticaret ve hatta her türlü siyasi ilişkileri askıya almayı savunan İslamcı Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) Fatih Erbakan liderliğinde yaptığı başarılı muhalefetin de etkisinden söz edilebilir.

Ancak Gazze’deki insani durum hariç tutulur ve ekonomik mantıkla yaklaşılırsa, İsrail’le ticaret Türkiye ve Türk işadamları için yaşamsal kıymette değilse bile, oldukça değerli ve faydalıdır. Tam da bu nedenle, Türk hükümeti, kararın geçici olduğunu ve Gazze’de insani koşulların düzeltilmesinin ardından İsrail’le ticaret devam edileceğini vurgulamıştır. Zira ekonomik durumu son yıllarda pek de parlak bir ülke olmayan Türkiye, yakın coğrafyasında bulunan İsrail’le ekonomik ilişkilerini keserse, kuşkusuz, bunun Türkiye ekonomisine etkisi de müspet olmayacaktır. Lakin son dönemde İsrail’deki aşırıcı hükümetin sergilediği vicdansız tutum karşısında bir şey yapmak zorunda kalan hükümet, bu şekilde bir kısıtlamaya giderek halkın öfkesine tercüman olmuş ve İsrail ve ABD’ye de uluslararası hukuk içerisinde kalmaları gerektiğini hatırlatma gereği duymuştur.

Bu anlamda, İslamcı köklerden gelen ama serbest ticareti ve liberalleşmeyi savunan AK Parti hükümeti, bence, Türkiye koşullarında, İsrail’e koşulsuz desteği savunan ve İsrail’le her türlü ilişkiyi kesmek isteyen aşırıcı gruplar arasında dengeyi gözetmek isteyen ve makul davranmaya gayret eden rasyonel bir iktidardır. Bu nedenle, kısıttlama kararının insani gerekçeler nedeniyle doğru olduğunu, hatta benzer koşullar başka ülkelerde geçerli olsa daha sert kararların bile alınabileceğini söylemek ve bu kararın siyasi gerekçelerle alınmadığını da belirtmek gerekir. Zira bu kararın seçimler öncesinde alınması durumunda kolaylıkla oy artışı sağlayabilecek olan AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, popülist davranmak istememiş ve bu defa “Nas-faiz” meselesinde olduğu gibi ideolojik saiklerle hareket etmemiştir. Kararın ölçülü ve geçici olması da bu rasyonel yaklaşımı yansıtmaktadır. Türkiye’de halk ve devletin İsrail’e ve Yahudilere özel bir düşmanlığı yoktur ve İsrail’in uluslararası hukuk ve insani değerlere uygun hareket etmesi durumunda Türkiye-İsrail ilişkileri kolaylıkla düzelebilecektir. Bunun en somut örneği ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu ile daha 2023 yılı Eylül ayında el sıkışmış olmasıdır. Bu bağlamda, 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı da, Türkiye-İsrail normalleşmesini hedef alan bir operasyon olarak bence dikkatli şekilde araştırılmalıdır.

Sonuç

Sonuç olarak, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ekonomi ile siyaseti ve hatta diplomasi ile siyaseti her zaman tek düzlemde ve katı ideolojik şekilde değerlendirmemek bence daha doğru olsa da, kamuoyunun vicdanını sızlatan ekstrem durumlarda, bu gibi ölçülü tedbirlerin alınması bence doğru ve yerindedir. Bu anlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rasyonel ve ölçülü tavrı, bence sol ve İslamcı muhalif basındaki gibi eleştiri değil, övgü konusu yapılmalıdır. Çünkü demokratik bir ülkede bir devlet yöneticisinin temel görevi, kendi halkının ve ekonomisinin iyiliğini düşünmek ve sorumlu hareket etmektir. Ancak aynı zamanda dünyayı birlikte paylaştığımız diğer milletleri de düşünerek, bir devlet yöneticisi, insani/etik açıdan vahim durumlar yaşandığında, bu konuya dikkat çekmek ve tepki göstermek de isteyebilir ki, bu da gayet sorumlu bir tavırdır. Bu nedenle, Türkiye’de iktidarın dengeli tavrı, bence olabilecek en rasyonel politika seti/tercihidir. İsrail’le ilişkilerde uygulanacak aşırı sert tedbirler ise, kuşkusuz Yahudi lobisi ve ABD etkisiyle, Türkiye’ye daha olumsuz ekonomik ve siyasal koşullar olarak geri dönecektir. İsrail'e yönelik ticarette askeri malzemelerin bulunmaması ise, kuşkusuz Türkiye'de halkın vicdanını rahatlatacaktır.

Ayrıca, sonsöz olarak şu da belirtilmelidir ki, Türkiye'nin mevcut askeri, siyasi, ekonomik, yumuşak gücü ve İslam dünyasının durumu değerlendirildiğinde, Türkiye'nin sert politikalarının İsrail üzerindeki etkisi de çok sınırlı olabilecektir. Bu mânâda, İsrail'in politikalarının düzeltilmesi konusunda harekete geçmesi gereken ülke ise -hiç şüphesiz- süpergüç ABD'dir. 28 Şubat süreci sonrasında Türkiye'de İslamcı hareketi zirveye taşıyan temel dinamiğin demokratik siyaset ve Batı karşıtı olmayan İslamcı dış politika olduğu da düşünüldüğünde, AK Parti ve Erdoğan'ın hem sağdan, hem de soldan gelen eleştirileri sorun etmeyerek, kendi yolunda sebat etmesi gerekmektedir.

Kapak fotoğrafı: https://www.yirmidort.tv/ekonomi/turkiyeden-israile-ihracat-kisitlamasi-171447

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] Ozan Örmeci (2023), “İsrail’e Büyük Şok: Hamas’ın Aksa Tufanı Saldırısı ve Olası Sonuçları”, Uluslararası Politika Akademisi, 09.10.2023, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://politikaakademisi.org/2023/10/09/israile-buyuk-sok-hamasin-aksa-tufani-saldirisi-ve-olasi-sonuclari/.

[2] TRT Haber (2024), “Gazze'de ölü sayısı 32 bin 333'e yükseldi”, 25.03.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.trthaber.com/haber/dunya/gazzede-olu-sayisi-32-bin-333e-yukseldi-846709.html#:~:text=%C4%B0srail%20ordusunun%20Gazze%20%C5%9Eeridi'ne,s%C3%BCrd%C3%BCrd%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20sald%C4%B1r%C4%B1lara%20ili%C5%9Fkin%20bilgi%20verildi.

[3] Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı (2024), “İsrail’e İhracat Kısıtlaması”, 09.04.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://ticaret.gov.tr/haberler/israile-ihracat-kisitlamasi.

[4] A.g.e.

[5] NTV (2024), “Türkiye, İsrail'le ticarete kısıtlama getirdi: 54 ürün grubunda ihracata sınır”, 09.04.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.ntv.com.tr/dunya/turkiye-israille-ticarete-kisitlama-getirdi,mmDjCAuU1kSjs-_-7Vo1XA.

[6] BBC News Türkçe (2024), “Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan, İsrail ile ticaret kısıtlaması açıklaması: 'Yeterli miktarda yardım ulaşana kadar devam edecek'”, 09.04.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/articles/crgyrvn1j88o.

[7] NTV (2024), “Türkiye, İsrail'le ticarete kısıtlama getirdi: 54 ürün grubunda ihracata sınır”, 09.04.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.ntv.com.tr/dunya/turkiye-israille-ticarete-kisitlama-getirdi,mmDjCAuU1kSjs-_-7Vo1XA.

[8] BBC News Türkçe (2024), “Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan, İsrail ile ticaret kısıtlaması açıklaması: 'Yeterli miktarda yardım ulaşana kadar devam edecek'”, 09.04.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/articles/crgyrvn1j88o.

[9] A.g.e.

[10] Bakınız; https://twitter.com/Israel_katz/status/1774525368503771248.

[11] Aydınlık (2024), “İsrail’e silah iddialarına Bakanlıklardan yanıt”, 28.03.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.aydinlik.com.tr/haber/israile-silah-iddialarina-bakanliklardan-yanit-463277.

[12] A.g.e.

[13] A.g.e.

[14] Halktv (2024), “İsrail ile ticareti ortaya çıkaran Gazeteci Metin Cihan anlattı!”, 09.04.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=sitfU42GXbI.

[15] A.g.e.

[16] Biruni.tuik.gov.tr, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://biruni.tuik.gov.tr/disticaretapp/disticaret.zul?param1=4&param2=0&sitcrev=0&isicrev=0&sayac=5808.

[17] BBC News Türkçe (2024), “Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan, İsrail ile ticaret kısıtlaması açıklaması: 'Yeterli miktarda yardım ulaşana kadar devam edecek'”, 09.04.2024, Erişim Tarihi: 12.04.2024, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/articles/crgyrvn1j88o.

7 Nisan 2024 Pazar

Doç. Dr. Ozan Örmeci'den 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri Değerlendirmesi


İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) bölümü öğretim üyesi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ozan Örmeci, 31 Mart 2024 yerel seçimlerini Uluslararası Politika Akademisi (UPA) web sitesi için kaydettiği podcast yayınında yorumladı. Aşağıdaki linkten bu yayını izleyebilirsiniz.






2 Nisan 2024 Salı

2024 Yerel Seçimlerine Dair...


Giriş

Türkiye'de, 31 Mart 2024 tarihinde, yine Türk halkının, ulusal ve uluslararası basın-yayın kuruluşlarının ve siyasi otoritelerin yakından takip ettiği heyecanlı ve sürprizlerle dolu bir yerel seçime tanıklık ettik. 2024 yerel seçimleri, birçok açıdan dersler çıkarılması gereken önemli bir demokratik seçim süreci olarak Türk siyasal tarihine geçti. Bu yazıda, seçimlere dair bazı kritik unsurları ve istatistikleri sizlerle paylaşmaya ve seçim sonuçlarının Türkiye'deki mevcut siyasal dengeleri ne ölçüde yansıttığını yorumlamaya çalışacağım.

2024 yerel seçimleri haritası

Sayılarla 2024 Yerel Seçimleri

Öncelikle, 61.430.934 kayıtlı seçmenden 48.256.541'inin oy kullanmak için sandık başına gittiği (geçerli oy sayısı ise 46.046.499'dur) 2024 yerel seçimleri, yüzde 78,55'lik seçime katılım oranıyla -ki 13 milyondan fazla seçmen oy kullanmamıştır-, Batılı demokratik ülkelere kıyasla çok yüksek, ancak Türkiye'deki önceki seçimlere kıyasla biraz düşük bir ortalama olarak tarihe geçti. Hatırlamak gerekirse, seçime katılım oranı 2023 genel seçimlerinde yüzde 87,05, 2019 yerel seçimlerinde ise yüzde 84,6 düzeyindeydi. Bu anlamda, özellikle ekonomik sorunlar nedeniyle bir kısım seçmenin sandığa gitmediğini ve siyasete tepkisini seçimlere kayıtsız kalarak gösterdiğini iddia edebiliriz. Bu "apatik" seçmenler içerisinde de, iktidarın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile zaten kendilerinde olduğunu düşünen ve ekonomik sorunlara tepki gösteren AK Parti seçmeninin daha ağır bastığını düşünebiliriz/öngörebiliriz.

Yüzde 37,77'lik oy oranıyla sandıktan birinci parti olarak çıkan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), efsanevi siyasetçi Bülent Ecevit liderliğinde girdiği ve yüzde 41,38 oy aldığı 1977 genel seçimlerinden beri ilk kez Türkiye'de birinci parti olmayı başarırken, CHP'nin geçtiğimiz yıl işbaşı yapan yeni ve genç Genel Başkanı Özgür Özel de, merkez sol/sosyal demokrat çizgideki bir partiyi Erdal İnönü'nün lideri olduğu Sosyaldemokrat Halkçı Parti-SHP'nin yüzde 28,7 oy alarak ilk sırada sandıktan çıktığı 1989 yerel seçimleri ve yine Bülent Ecevit liderliğindeki Demokrat Sol Parti-DSP'nin yüzde 22,18 oyla birinci olduğu 1999 genel seçimlerinden beri ilk kez iktidara taşıyan siyasi lider olarak tarihe geçmeyi başardı. 2024 yerel seçimlerinde toplam 17.391.548 oy alan CHP, 13.218.754 oy aldığı 2019 yerel seçimlerine kıyasla oyunu yüzde 9 ve 4 milyonun üzerinde arttırmayı başararak, çok önemli ve tarihi bir başarıya imza attı. Seçimlerde 14 büyükşehir belediyesi, 21 il belediyesi, 337 ilçe belediyesi ve 61 belde kazanan CHP, 2019'a kıyasla büyükşehir belediye sayısını 3, il belediye sayısını 11 ve ilçe belediye sayısını 96 arttırdı. CHP, 2019'da kazandığı Adana, Ankara, Antalya, Ardahan, Artvin, Aydın, Bilecik, Bolu, Burdur, Çanakkale, Edirne, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kırşehir, Mersin, Muğla, Sinop, Tekirdağ ve Yalova'yı yeniden kazanırken, buna ek olarak Adıyaman, Afyonkarahisar, Amasya, Balıkesir, Bartın, Bursa, Denizli, Giresun, Kastamonu, Kırıkkale, Kilis, Kütahya, Manisa, Uşak ve Zonguldak'ı da almayı başardı. CHP, kazanmaya yakın olduğu Hatay ve Kırklareli'ni ise kılpayı farkla kaybetti. Benim düşünceme göre, CHP'nin başarısında AK Parti'nin uyguladığı ekonomi politikaları ve baskıcı siyasal yaklaşımlara yönelik halk tepkisi kadar, partinin özellikle büyükşehirlerde o kentin dokusuna uygun yıldız yerel/ulusal siyasetçiler yaratmayı başarması da çok etkili oldu. Daha net ifade etmek gerekirse, Ankara'da Mansur Yavaş ve İstanbul'da Ekrem İmamoğlu gibi bazı yıldız adaylar, kendi bölgelerinde tabanda halkın farklı kesimleriyle adeta bir tür yerel ittifak kurarak, partileri CHP'nin oyunun çok üzerinde bir oy oranına ulaşmayı başardılar. Bu anlamda, Yavaş ve bilhassa İmamoğlu, sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimi için de otomatik olarak CHP'nin potansiyel adayları arasına girdiler.

Aldığı yüzde 35,49'luk oyla seçimde beklenmedik bir hezimete uğrayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti/AKP) ise, 2002 yılından beri girdiği bir seçimden ilk kez birinci parti olarak çıkamazken, aldığı 16.339.771 toplam oyla, 2019'a kıyasla yaklaşık 3,5 milyon ve yüzde 7,25 oy kaybetmiş oldu. Seçimlerde 12 büyükşehir belediyesi, 12 il belediyesi, 356 ilçe belediyesi ve 169 belde kazanan AK Parti, 2019'a kıyasla 3 büyükşehir ve 12 ili kaybetmiş oldu. AK Parti, beklenmedik bir şekilde önceden rahat kazandığı Adıyaman, Afyonkarahisar, Balıkesir, Bursa, Denizli, Giresun, Kilis, Kırıkkale, Uşak ve Zonguldak'ı CHP'ye kaybederken, Ağrı ve Muş'u DEM Parti'ye, Gümüşhane ve Tokat'ı MHP'ye, Şanlıurfa ve Yozgat'ı YRP'ye, Nevşehir'i İYİ Parti'ye ve Sivas'ı da BBP'ye kaptırdı. Bu anlamda, AK Parti'nin seçimlere yeterince iyi hazırlanmadığı ve seçim bölgelerine uygun doğru adayları seçemediği algısı oluşurken, seçim öncesinde sağ siyasette MHP dışında Millet İttifakı çatısı altında bütünleşme sağlayamamasının da faturasını acı bir şekilde ödemiş oldu. Öyle ki, 2023 genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti ve MHP ile birlikte Cumhur İttifakı'nda yer alan partilerin toplam oyları değerlendirildiğinde, AK Parti'nin seçimden çok daha az hasarla çıkabilmesinin gayet mümkün olduğu ortaya çıkmaktadır. Somut rakamlarla konuşmak gerekirse; AK Parti (16.339.771), YRP (2.851.784), MHP (2.297.662), HÜDAPAR (275.358), BBP (200.301) ile DSP'nin (44.000) oyları toplandığında 22 milyonun üzerine çıkılıyor olması, aslında AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın seçime tek çatı altında girilmesi halinde sandıktan yine açık farkla birinci çıkılacağını göstermektedir. Ayrıca, bu durumda, diğer Cumhur İttifakı bileşenlerine (Çankırı, Erzincan, Gümüşhane, Karaman, Kars, Kırklareli, Nevşehir, Osmaniye, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Yozgat) veya az farklarla CHP veya diğer muhalif partilere kaybedilen birçok belediyenin de (Amasya, Ardahan, Artvin, Burdur, Iğdır, Kütahya) rahatlıkla AK Parti kontrolünde kalacağını öngörmek gerekir. Bu anlamda, AK Parti'nin yerel seçimlerdeki temel hatasının seçimlere 2023 Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerindeki gibi tek çatı altında girme stratejisini uygulamaması olduğu söylenebilir.

Seçimlerin CHP ile birlikte parlayan yıldızı haline gelen İslamcı Yeniden Refah Partisi-YRP ise, girdiği ilk yerel seçimlerde yüzde 6,19 ve toplam 2.851.784 oy alarak, gelecek adına sağ siyasette ciddi bir siyasal aktör olma potansiyelini net şekilde ortaya koymuş ve AK Parti'nin seçim öncesindeki müzakerelerde kendisini ciddiye almamasını bu partiye ciddi bir şekilde fatura etmiştir. Seçimlerde 1 büyükşehir belediyesi (Şanlıurfa), 1 il belediyesi (Yozgat), 39 ilçe belediyesi ve 24 belde kazanan YRP, bundan sonraki bir seçimde sağ blokta yaşanacak olan ittifak tartışmalarında ağırlığı çok daha ciddi şekilde hissedilecek çıkıştaki bir siyasal partidir. 

Aldığı toplam 2.625.588 oy ve yüzde 5,70'lik destekle bu seçimlerde genelde çok başarılı bulunmayan DEM Parti ise, büyükşehirlerde yaşayan seçmenleri Ekrem İmamoğlu gibi popüler merkez adaylara yönelse de, aslında Güneydoğu Anadolu Bölgesi olarak bilinen Kürtlerin yoğun yaşadığı şehirlerdeki gücünü devletin uyguladığı tüm caydırma politikalarına (kayyum atama, parti yöneticilerine yönelik tutuklamalar ve baskılar vs.) koruyarak, artık tam bir bölgesel ve etnik parti karakteristiği göstermeye başlamış ve Anadolu'nun güneydoğusunu yine mor renge boyamayı başarmıştır. DEM Parti, 3 büyükşehir belediyesi (Diyarbakır, Mardin, Van) ve 7 il belediyesinin (Ağrı, Batman, Hakkari, Iğdır, Muş, Siirt, Tunceli/Dersim) yanı sıra, 65 ilçe ve 10 beldede üstünlük sağlayarak, güçlü bir bölgesel parti haline geldiğini göstermiş ve büyükşehirlerde de kral atayıcı konumunu korumuştur.

Yorumlarla 2024 Yerel Seçimleri

Seçimlere dair genel yorumlara yöneldiğimizde ise, bence şu tespitler yapılabilir:

Türkiye'nin son birkaç yıldaki kötü ekonomik performansı, bu seçimlerde seçmen tarafından cezalandırılmış ve özellikle emekliler ve çalışan kesimde dipten bir çığlık şeklinde yükselen isyan dalgası, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik öfkesini ağırlıklı şekilde CHP ve YRP gibi kamucu politikalara öncelik veren partilere destek şeklinde kendisini göstermiştir. Yani merhum 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in veciz ifadesi "Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur", bu seçimlerde kendisini bir kez daha doğrulamıştır. AK Parti'nin seçimi güvenlik ve politik eksene çekme çabaları ise, 2019 yerel seçimlerine benzer şekilde (bekâ tartışmaları) seçimlerin yerel nitelikte olması nedeniyle seçmenler tarafından inandırıcı bulunmamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti'nin kritik hatası ise, seçim öncesinde sağda birliği sağlayamaması olmuştur. 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını üçüncü defa üst üste kazanan Ekrem İmamoğlu, bu saatten sonra Türkiye siyasetinin parlayan yıldızı olmuş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın veya tayin edeceği bir kişinin gireceği olası bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhur İttifakı blokunun en ciddi ve zorlu rakibi haline gelmiştir. Siyasetçi kumaşı ve politik zekası çok yüksek seviyelerde olan İmamoğlu, özellikle karşısına bürokrat kökenli bir adayın (Murat Kurum) konmasının da etkisiyle, yerel seçimlerde adeta şov yapmış ve seçimleri tüm Bakanların ve devlet ricalinin çalışmalarına karşın, açık farkla kazanmayı bilmiştir. Aslında aynı durumu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş için de söylemek mümkündür. Ancak İmamoğlu'nun parti örgütü ve tabanıyla daha bütünleşik durumda olması ve yine daha genç olması nedeniyle, kendisinin 2028 veya daha öncesinde yapılacak sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olma ihtimali çok yüksektir. Nitekim seçim sonuçlarını isabetle öngören anket firması MetroPOLL Araştırma'nın kurucusu Prof. Dr. Özer Sencar, İmamoğlu'nun siyasi zekasını Mustafa Kemal Atatürk ve Recep Tayyip Erdoğan'la eş tutmakta ve İmamoğlu'nun Erdoğan'dan sonra uzun yıllar Türkiye siyasetine yön verebilecek kapasitede olduğunu iddia etmektedir.

CHP'nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel, çok iyi bir örgütçü ve çok başarılı bir lider olduğunu bu seçimlerde yaptığı aday seçimleri ve uyguladığı taktiklerle ispatlamış ve CHP Genel Başkanlığına dair tüm tartışmaları sona erdirmiştir. Hayatı da bu şekilde başarılarla dolu olan Özel, genç bir siyasetçiye şans verildiğinde neler başarılabileceğinin gösterilmesi adına da önemli bir sembol isim haline gelmiştir. Zira karizma ve güçten ziyade örgütlere, anketlere (bilimsel çalışmalara) ve nitelikli seçim kampanyası çalışmalarına öncelik veren Özgür Özel, tüm beklentilerin çok üzerine çıkmış ve partisini tarihi bir zafere taşımıştır. Özel, çok sayıda kadın adaya yer vererek, bu konudaki duyarlılığını da ispatlamıştır. Buna karşın, Özel'in, partisinin henüz Orta Anadolu, Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yeterince güçlü olmadığını bilerek, CHP'yi tüm Türkiye'yi kucaklayacak bir parti haline dönüştürmesi gerekmektedir. Özel ve CHP'liler şunu da bilmelilerdir ki, partinin ulaştığı yüzde 38'e yakın oy oranının bir bölümü, İmamoğlu ile Yavaş gibi olağanüstü başarılı ve popüler adayların büyükşehirlerden getirdikleri ekstra oylar ve ekonomik sorunlar nedeniyle iktidara tepkili seçmenlerin verdikleri tepki oylarıyla ilgilidir. Bu anlamda, CHP'nin olası bir genel seçimde oy oranının bunun birkaç puan altında kalmasını beklemek bence daha gerçekçi olacaktır. 

Seçimlerin bir diğer galibi olan YRP'nin genç lideri Dr. Fatih Erbakan, Başbakanlık yapmış babası Prof. Dr. Necmettin Erbakan gibi Türkiye'yi yönetme iddiasında olan ve bu konuda sağ tabana uygun önemli kanaat önderlerini daha şimdiden etrafında toplayabilmiş yetenekli bir siyasetçidir. Ancak elbette, YRP, ciddi gücüne karşın, sağ-sol siyasette özellikle yaşam tarzlarına dayalı bir kutuplaşma ortamında halen büyük bir sağ ittifakın parçası olmak durumunda kalabilir. Hatta devlet kurumları ve imkânları elinde olan AK Parti ve Erdoğan, ilerleyen aylarda YRP'yi AK Parti'ye katılma yönünde zorlama çabası içerisine de girebilir. Nitekim sağ siyasette kendisine alternatif çıkmasından rahatsız olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce aynı taktiği Numan Kurtulmuş/HAS Parti ve Süleyman Soylu/Demokrat Parti örneklerinde de başarıyla uygulamıştır.

Bu seçimlerde pek gündeme gelmeyen DEM Parti ise, büyükşehirlerde kral atayıcı olarak genelde CHP'li adaylara yönelmiş ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için İstanbul, Mersin, Antalya, İzmir ve Ankara gibi büyükşehirlerde merkez solu desteklemiştir. DEM Parti yönetimi ve tabanı, son yıllarda AK Parti'ye yönelik tepkisellik yaklaşımına yönelseler de, buna benzer şekilde Kürt kimliğini yadsıyan ve bu konudaki reformlara engel çıkaran seküler kesimin milliyetçi/ulusalcı politikalarını da kesinlikle tasvip etmemektedirler. Bu anlamda, partinin seçim sonrasında AK Parti ve devletle Kürt Sorunu konusunda yapılabilecek farklı türde reform arayışları içerisine girmesi bence kesinlikle şaşırtıcı olmayacaktır. Bu konuda AK Parti'nin Cumhur İttifakı çatısı altındaki milliyetçi ortakları (bilhassa MHP) ise, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü ve milli birliğini riske atmayacak reformlar konusunda devlet kurumlarının tavsiyeleri doğrultusunda yapıcı davranma potansiyeline sahiptirler. Zira ekonomik açıdan zor günlerden geçen Türkiye'nin terörü bitirmek, halkının güvenlik ve refahını sağlamak ve ülkedeki genel ekonomik durumu geliştirmek için şahin askeri politikalar kadar akılcı kamu yönetimi uygulamalarına da ihtiyacı bulunmaktadır. 

Sonuç

Sonuç olarak, 2024 yerel seçimleri, Batılı siyaset bilimcilerin iddia ettiği gibi Türkiye'de otoriter bir rejimin olduğu iddiasına karşıt net bir kanıt oluşturmuş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi, bu seçimde halkın cezalandırmasıyla büyük bir hezimete uğramıştır. Bu durum, Türkiye'nin son yıllarda bazı rekabetçi otoriteryanizm ve hâkim (kartel) parti sistemi karakteristikleri göstermesine karşın, halen demokratik sistemle yönetildiğini ve iktidarı değiştirmenin seçim yoluyla açık ve mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Bu anlamda, sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde iktidarı kaybetmek istemeyen AK Parti'nin bundan sonra halkın refahı ve özgürlükleri konusunda çok daha iyi bir performans göstermesi gerekmektedir. Benzer şekilde, oy oranı yüzde 38'lere yaklaşan CHP'nin de, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50'i aşabilmek için Türkiye'nin tüm bölgelerinde güçlü hale gelmesi şarttır. CHP, Ekrem İmamoğlu gibi yıldız bir siyasetçiyle ve Özgür Özel gibi çalışkan ve örgütçü bir Genel Başkanla bunu rahatlıkla başarabilir. Seçimlerin diğer galibi olan YRP ve Fatih Erbakan da bundan sonra dikkatle takip edilecektir. Ek olarak, DEM Parti'nin tam bir bölgesel parti karakteristiği göstermeye başlaması ve Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde seçimleri her zaman kazanması önemli bir gelişmedir. 

Son olarak, bu seçimler sonrasında bu şekilde Türkiye'de yeniden demokratik siyasi rekabetin başladığının anlaşılması, medya izlenirliğinden tutun akademik çalışmalara kadar birçok alanda ülkemize son derece hayırlı olacak bir gelişmedir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimler sonrasındaki demokratik açıdan son derece olgun tavrı (yenilgiyi kabullenmek ve rakibini kutlamak) ve seçimlerde büyük bir zafer kazanan CHP'lilerin de aşırı kutlamalara yönelmeyerek diğer partilerden insanlara yönelik saygılı tutumları, halkımıza örnek olacak ve Türk siyasal tarihine geçecek önemli gelişmelerdir. Bu nedenle, AK Parti ve CHP başta olmak üzere tüm siyasi partilerimizi kutlamak ise bizim görevimizdir. 

Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA


1 Nisan 2024 Pazartesi

Doç. Dr. Ozan Örmeci, 2024 Yerel Seçimlerini Rus Haber Ajansı TASS'a Değerlendirdi

 

İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) bölümü öğretim üyesi ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ozan Örmeci, 31 Mart 2024 yerel seçimlerini Rus haber ajansı TASS'a değerlendirdi. Aşağıdaki linkten bu mülakata erişebilirsiniz.