4 Mart 2026 Çarşamba

SIPRI'nin 2025 Yıllığına Göre Nükleer Güçlerin Durumu

 

Giriş

Stockholm (İsveç) merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), silahlı çatışma, askeri harcamalar, silah ticareti, silahsızlanma ve silah kontrolü konularında veri, analiz ve tavsiyeler sunan çok önemli bir düşünce kuruluşudur. 1966 yılında Tage Erlander ve Alva Myrdal tarafından kurulan kuruluşun günümüzdeki Başkanı ise eski İsveç Başbakanı Stefan Löfven'dir. SIPRI, 1969 yılından beri uzmanlaştığı silahlanma ve silahsızlanma konularında bir yıllık rapor yayınlamaktadır. SIPRI Yıllığı (SIPRI Yearbook) adı verilen bu rapor, uluslararası bir kitap hüviyetinde Oxford University Press tarafından basılarak kitap sitelerinde satışa sunulmakta, ayrıca bazı bölümleri ücretsiz olarak kuruluşun web sitesinden meraklılara duyurulmaktadır. Bu yazıda, SIPRI'nin 2025 yıllığında yer alan "nükleer güçler" konulu 6. bölümden 9 nükleer gücün durumunun özetlendiği bölümler özetlenecektir.

SIPRI logosu

Nükleer Güçlerin Durumu

Hans M. Kristensen ve Matt Korda tarafından kaleme alınan SIPRI 2025 Yıllığı'nın 6. bölümünün tam adı "World nuclear forces", yani "Dünyanın nükleer güçleri" şeklindedir. 37 sayfalık bu bölümde, uzmanlar, dünyadaki nükleer güçlerin rekabetlerini, mevcut durumlarını ve bu konuda dünya genelinde yapılan çalışmaları değerlendirmektedirler. Bölüm, "Giriş" (Introduction), "Nükleer silah modernizasyonu trendleri" (Nuclear weapon modernization trends), "Değişen nükleer doktrinler ve nükleer paylaşımdaki gelişmeler" (Changing nuclear doctrines and developments in nuclear sharing) ve "Sonuç" (Conclusions) şeklinde 4 alt bölümden oluşturmaktadır.

"Giriş" bölümünde, dünyadaki 9 nükleer askeri güç (ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail) hatırlatılarak, bu ülkelerin 2024 yılında nükleer cephaneliklerini geliştirmeye devam ettikleri vurgulanmaktadır. SIPRI'nin tahminlerine göre, dünyada 12.241 nükleer başlık bulunmakta olup, bunların 9.614 tanesi kullanıma hazır haldedir. 2024 yılında nükleer başlık artışı dünya genelinde 24'le sınırlı olmasına karşın, 3.912 başlık füze ve uçak gemilerine yerleştirilmiş, 2.100 nükleer başlık ise balistik füzelere takılarak alarm durumunda ve kullanıma hazır halde tutulmaktadır. Bu rakamların neredeyse tamamı ise ABD ve Rusya'ya ait olup, diğer devletlerin (Çin, Fransa, Birleşik Krallık) kullanıma hazır ve alarm durumundaki nükleer başlık sayıları oldukça düşüktür.

"Nükleer silah modernizasyonu trendleri" (Nuclear weapon modernization trends) başlıklı ikinci bölümde, ilk evvela, dünyada nükleer silahlara sahip 9 devletin tamamının 2024 yılı içerisinde nükleer cephaneliklerini güçlendirmeye devam ettikleri ve hatta bazılarının yıl içinde yeni nükleer silahlı veya nükleer kapasiteli silah sistemlerini konuşlandırdığı vurgulanmaktadır. Ayrıca, nükleer silaha sahip devletlerin çoğunun devam eden geliştirme ve üretim çabalarını genellikle "nükleer modernizasyon" olarak adlandırsalar da, eylemlerinin basit bakım ve idame operasyonlarının çok ötesine geçtiğinin altı çizilmektedir. Bu bölümde ilk olarak ABD ve Rusya'nın durumları incelenerek, bu iki devletin dünyadaki nükleer başlıklarının yüzde 90'ına sahip oldukları hatırlatılmaktadır. Ek olarak, ABD'nin askeri stokunun (yani kullanılabilir savaş başlıklarının) hacminin 2024'te nispeten istikrarlı kaldığı, Rusya'nın stokundaki yıllık düşüşün ise büyük ölçüde stratejik olmayan (taktik) nükleer kuvvetlere tahsis edilen savaş başlığı sayısını yeniden değerlendirmesinden kaynaklandığı vurgulanmaktadır.

Rapora göre, ABD'nin modernizasyon programı, hem stratejik, hem de stratejik olmayan nükleer kuvvetlerini kapsamaktadır. Bu modernizasyon, stratejik kuvvetler açısından; LGM-30G Minuteman III kıtalararası balistik füzesinin (ICBM) yerini alacak LGM-35A Sentinele kıtalararası balistik füzesi, Ohio sınıfı nükleer enerjili balistik füze denizaltısının (SSBN) yerini alacak Columbia sınıfı nükleer enerjili balistik füze denizaltısı ve B-2A'nın yerini alacak B-21 Raider ağır bombardıman uçağını içermektedir. ABD, ayrıca, bu teslimat sistemlerinin her birine ait nükleer savaş başlıklarını ve genel nükleer komuta, kontrol ve iletişim altyapısını da modernize etmektedir. Şubat 2024'te ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), ABD Savaş Bakanlığı'na (eski adıyla ABD Savunma Bakanlığı veya Pentagon) önceki yılda "200'den fazla modernize edilmiş nükleer silah" teslim ettiğini bildirmiştir ki, bu, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana bir yılda en yüksek sayıdır.

Rapora göre, Rusya ise, özellikle Sovyet döneminden kalma kıtalararası balistik füzelerinin (ICBM) yerine, Sarmat ağır ICBM (ABD tarafından SS-29 olarak adlandırılıyor), Yars (SS-27 Mod 2) ICBM'nin sabit ve mobil versiyonları ve Avangard hipersonik süzülme silah sistemi (SS-19 Mod 4) gibi daha yeni versiyonların getirilmesine odaklanan stratejik nükleer kuvvetlerinin modernizasyonunu tamamlamak üzeredir. Buna ek olarak, Rusya, Osina, Kedr ve Yars-M gibi yeni ICBM sistemleri geliştirmektedir; ancak bunlardan hangilerinin nihayetinde konuşlandırılacağı ve hangilerinin teknoloji gösterim aracı olarak tasarlandığı henüz net değildir. Rusya, ayrıca, hava ve deniz tabanlı nükleer füze sistemlerinin yanı sıra, stratejik olmayan nükleer kuvvetlerini de modernize etmektedir. Bununla birlikte, ABD Stratejik Komutanlığı'nın 2020 yılında öngördüğü Rusya'nın stratejik olmayan nükleer savaş başlıklarındaki önemli artış henüz gerçekleşmemiştir.

SIPRI raporuna göre, Çin, nükleer cephaneliğinde önemli bir modernizasyon ve genişleme sürecinin ortasında bulunmaktadır. SIPRI'nin Çin'in nükleer cephaneliğinin büyüklüğüne ilişkin tahmini, Ocak 2024'te 500 savaş başlığından Ocak 2025'te 600'e kadar yükselmiştir ki, önümüzdeki on yılda da bunun artmaya devam etmesi beklenmektedir. Bu savaş başlıklarından yaklaşık 132'sinin hâlâ yüklenmekte olan fırlatma rampalarına tahsis edildiği düşünülmektedir. Ayrıca, Çin'in savaş başlıklarının büyük çoğunluğunun fırlatma rampalarından ayrı olarak depolandığı tahmin edilmektedir. Ancak, ABD Savaş Bakanlığı'nın 2024'te yayınladığı Çin nükleer kuvvetleri değerlendirmesinde, Çin'in artık barış zamanında az sayıda savaş başlığını füzelere yerleştirebileceği ve bu durumun Çin'in savaş başlıklarını ve füzeleri ayrı tutma yönündeki uzun süredir devam eden politikasında bir değişikliğe işaret ettiği belirtilmiştir. Kuvvetlerini nasıl yapılandıracağına bağlı olarak, Çin, on yılın sonuna kadar potansiyel olarak Rusya veya ABD kadar kıtalararası balistik füzeye (ICBM) sahip olabilir; ancak nükleer savaş başlığı stokunun bu iki ülkenin stoklarından çok daha küçük kalması öngörülmektedir. Çin, Kuzey Çin'deki üç büyük silo sahasında ve Doğu-Orta Çin'deki üç dağlık bölgede ICBM'leri için yeni silolar inşa etmektedir. 7 Ocak 2025 itibarıyla, Çin, toplamda yaklaşık 350 yeni siloyu tamamlamış veya tamamlamaya yakın durumdadır. Bu sahaların Çin'in kuzeyinde yer alması ise, uzun menzilli konvansiyonel saldırılara karşı savunmasızlıklarını potansiyel olarak azaltmaktadır. ABD Savaş Bakanlığı, 2024 yılında Çin'in 'bu silolara en azından bazı kıtalararası balistik füzeler yüklediğini' değerlendirmiştir; ancak Ocak 2025 itibarıyla bu sahalardaki herhangi bir kıtalararası balistik füze biriminin muharebe görevine başlayıp başlamadığı belirsizliğini korumaktadır. Çin, yeni füze siloları inşa etmenin yanı sıra, Tip 094 SSBN denizaltılarını daha uzun menzilli füzelerle donatmaktadır. Ayrıca, Pekin, yeni bir SSBN sınıfı ve yeni bir stratejik bombardıman uçağı türü geliştirmektedir.

Birleşik Krallık (İngiltere/Britanya), 2024 yılında nükleer silah cephaneliğini arttırmamıştır; ancak İngiliz hükümetinin 2021'deki açıklaması ve 2023'teki teyidi doğrultusunda savaş başlığı stoku üst sınırının 225'ten 260'a çıkarılacağı göz önüne alındığında, gelecekte savaş başlığı stokunu arttırması muhtemeldir. Buna ek olarak, Londra'daki hükümet, artık nükleer silah, konuşlandırılmış savaş başlığı veya konuşlandırılmış füze miktarlarını kamuoyuna açıklamayacağını belirtmiştir. Bu da, stoktaki herhangi bir artışın teyidini oldukça zorlaştırmaktadır. 10 Ocak 2025 itibarıyla, Temmuz 2024'te seçilen İşçi Partisi hükümeti bu politikalarda herhangi bir değişiklik açıklamamıştır. Birleşik Krallık'ın nükleer silah modernizasyon programı çeşitli girişimlerden oluşmaktadır. Bunlar arasında; Vanguard sınıfı SSBN'nin yeni Dreadnought sınıfı ile değiştirilmesi, ABD Trident II D5 füze programına katılarak bu füzenin hizmet ömrünün uzatılması ve Mk4A nükleer savaş başlığının A21/Mk7 (Astraea olarak da bilinir) ile değiştirilmesi yer almaktadır. İngiltere'nin savaş başlığı programı, ABD'nin W93/Mk7 savaş başlığı programıyla paralel olarak yürütülmekte ve her ülke kendi bağımsız ancak benzer tasarımını geliştirmektedir.

Fransa'nın nükleer cephaneliğinin İSE Ocak 2025 itibarıyla yaklaşık 290 savaş başlığıyla istikrarlı kaldığı düşünülse de, nükleer modernizasyon programı 2024 yılında ilerleme kaydetmiştir. Fransa, üçüncü nesil bir SSBN ve yeni bir havadan fırlatılan seyir füzesi (ALCM) olan ASN4G'yi geliştirmeye devam etmiş ve mevcut sistemleri yenileyip modernize etmiştir. Üstelik, Cumhurbaşkanı Macron, 2026 Mart'ında nükleer kapasitelerini ve stoklarını geliştireceklerine ve Avrupa'nın nükleer korumasını sağlayacaklarına dair beklenmedik bir açıklama yapmıştır.

Hindistan ve Pakistan da, 2024 yılında karşılıklı olarak yeni tip nükleer silah taşıma sistemleri geliştirmeye devam etmiş ve her ikisi de balistik füzelere birden fazla savaş başlığı yerleştirme yeteneğini hedefleyerek çalışmalar yapmışlardır. Hindistan'ın Ocak 2025 itibarıyla yaklaşık 180 nükleer silahtan oluşan büyüyen bir stokuna sahip olduğu tahmin edilmektedir ki, bu, önceki yıla göre küçük bir artışa işaret etmektedir. Bu silahlar, olgunlaşan bir nükleer üçlü olan uçaklar, karada konuşlandırılmış füzeler ve SSBN'lere tahsis edilmiştir. Hindistan'ın, uzun zamandır, barış zamanında nükleer savaş başlıklarını konuşlandırılmış fırlatma rampalarından ayrı olarak depoladığı  varsayılıyordu; ancak ülkenin son zamanlarda füzeleri konteynerlere yerleştirme ve deniz tabanlı caydırıcılık devriyeleri yürütme yönündeki adımları, Hindistan'ın barış zamanında bazı savaş başlıklarını fırlatma rampalarıyla birleştirme yönünde kayabileceğini düşündürmektedir. Pakistan, Hindistan'ın nükleer caydırıcılığının odağı olmaya devam etse de, Hindistan'ın Çin genelindeki hedeflere ulaşabilen daha uzun menzilli silahlara giderek daha fazla önem verdiği görülmektedir. Ocak 2025 itibarıyla Pakistan'ın nükleer savaş başlığı stokunun yaklaşık 170 savaş başlığı civarında sabit kaldığı düşünülse de, bu devlet de 2024 yılı boyunca uçak, karadan fırlatılan balistik ve seyir füzeleri ile denizden fırlatılan seyir füzelerinden (SLCM) oluşan yeni üçlü sistemini geliştirmeye devam etmiştir. Pakistan'ın çeşitli yeni teslimat sistemleri geliştirmesi ve bölünebilir malzeme biriktirmesi, nükleer silah cephaneliğinin ve bölünebilir malzeme stokunun önümüzdeki on yılda genişlemeye devam edeceğini düşündürmektedir. Ancak resmi olarak kamuya açık verilerin sınırlı olması nedeniyle tahminler önemli ölçüde farklılık göstermektedir.

Kuzey Kore'nin askeri nükleer programı ise, ulusal güvenlik stratejisinin merkezinde yer almaya devam etmektedir. SIPRI, Ocak 2025 itibarıyla Kuzey Kore'nin yaklaşık 50 savaş başlığı ürettiğini ve toplamda 90 savaş başlığına ulaşacak kadar bölünebilir malzemeye sahip olduğunu tahmin etmektedir. Kuzey Kore, 2024 yılında hiçbir nükleer test patlaması gerçekleştirmezken, Güney Koreli yetkililer, Temmuz ayında, Kuzey Kore'nin taktik nükleer silahını geliştirilmesinin son aşamalarında olduğu konusunda uyarıda bulunmuştur. Buna ek olarak, Birleşmiş Milletler uzmanlar paneli, 2024 yılında yayınlanan yıllık raporunda, Kuzey Kore'nin balistik füze programının, silah sistemlerinin manevra kabiliyeti, hassasiyeti, hayatta kalabilirliği ve hazırlığı da dahil olmak üzere raporlama döneminde ilerleme kaydettiğini değerlendirmiştir. Kasım 2024'te Kuzey Kore'nin BM Büyükelçisi Kim Song, Kuzey Kore'nin düşman nükleer silah devletlerinin oluşturduğu herhangi bir tehdide karşı koymak için nükleer ve füze programlarını hızlandırdığını söylemiştir. Aynı ayın ilerleyen günlerinde, Kuzey Kore lideri Kim Jong un, nükleer programın 'sınırsız' bir şekilde genişletilmesi çağrısında bulunmuştur. Bu tür açıklamalar ve ülkenin bölünebilir madde üretim oranlarındaki muhtemel sürekli ivme göz önüne alındığında, Kuzey Kore'nin nükleer silah stokunun önümüzdeki yıllarda artması beklenmektedir.

Son olarak, SIPRI uzmanlarına göre, İsrail, nükleer silahlarının sayısı ve özellikleri konusunda önemli belirsizlikler bırakarak, uzun süredir devam eden nükleer belirsizlik politikasını sürdürmektedir. SIPRI, İsrail'in nükleer silah stokunun Ocak 2025 itibarıyla yaklaşık 90 savaş başlığı civarında sabit kaldığını tahmin etmektedir. İsrail'in nükleer cephaneliğini modernize ettiği ve 2024 yılında, muhtemelen Jericho füze ailesiyle ilgili bir füze itme sistemi testi gerçekleştirdiği düşünülmektedir. Ayrıca, İsrail, Dimona yakınlarındaki Negev Nükleer Araştırma Merkezi'ndeki (NNRC) plütonyum üretim reaktör tesisini de halen modernize etmektedir.

"Değişen nükleer doktrinler ve nükleer paylaşımdaki gelişmeler" (Changing nuclear doctrines and developments in nuclear sharing) adlı üçüncü bölümde, 9 nükleer devletin nükleer doktrinleri değerlendirilmektedir. İlk olarak Rusya ile işe başlanmakta ve Kasım 2024'te Rusya'nın nükleer silahları hangi koşullar altında fırlatabileceğini açıkça belirten resmi nükleer silah doktrinini güncellediği hatırlatılmaktadır. Doktrinin büyük bir kısmı 2020 versiyonuyla aynı kalsa da, 2024 güncellemesi, Rusya'nın nükleer silah kullanabileceği olasılıkların kapsamını genişletmiş gibi görünmektedir. En dikkat çekici olan güncelleme, Rusya'nın nükleer silahları şu durumlarda kullanabileceğinin belirtilmesidir: "Rusya Federasyonu ve veya Belarus Cumhuriyeti'ne, Birlik Devleti'nin katılımcıları olarak, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine kritik bir tehdit oluşturan konvansiyonel silahların kullanımıyla yapılan bir saldırı" veya"hava ve uzay saldırı araçlarının (stratejik ve taktik uçaklar, seyir füzeleri, insansız, hipersonik ve diğer hava araçları) kitlesel olarak fırlatılması (kalkması) ve bunların Rusya Federasyonu devlet sınırını geçmesiyle ilgili güvenilir verilerin alınması". Buna karşılık, doktrinin 2020 versiyonu, Rusya'nın nükleer silahları "devletin varlığının tehlikeye girdiği durumlarda konvansiyonel silahların kullanılmasına" karşılık olarak kullanabileceğini vurgulamıştı. 2024 güncellemesindeki revize edilmiş ifade, muhtemelen Rusya-Ukrayna Savaşı etrafındaki gelişen nükleer dinamiklerin bir sonucudur ve Rusya'nın nükleer silahlarını kullanma eşiğini düşürdüğü şeklinde yorumlanabilir. Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşında konvansiyonel silahlarının karmaşık performansı, Rusya'nın ulusal güvenlik stratejisinde nükleer silahlara olan bağımlılığını yeniden teyit edebilir ve hatta potansiyel olarak daha da derinleştirebilir. Zira savaş, Rusya'nın nükleer üslerini de etkilemiştir. Rusya, tarihsel olarak tüm stratejik bombardıman uçaklarını iki stratejik bombardıman üssünde – Engels (Saratov oblastı) ve Ukrainka (Amur oblastı) – konuşlandırmıştır; ancak ticari uydu görüntüleri, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla Engels hava üssüne birkaç saldırı düzenlemesinin ardından, Rusya'nın 2023 ve 2024 yıllarında çok sayıda bombardıman uçağını Belaya (Irkutsk oblastı) ve Olenya (Murmansk oblastı) hava üslerine dağıttığını ortaya koymuştur. Ayrıca, savaşın 2024 yılında Rusya'nın nükleer modernizasyon programında gecikmelere yol açtığı görülmektedir. Yıl sonu görüşmelerinde Rus askeri liderleri, birçok alanda – özellikle Rus stratejik füze kuvvetlerinin yeniden silahlandırılması – ilerlemenin önceki yılla aynı seviyede kaldığını belirtmişlerdir. Bu durum, yazarların ticari uydu görüntüleri analiziyle kısmen doğrulanmıştır; bu analiz, kıtalararası balistik füze üslerindeki çalışmaların 2024 yılında yalnızca sınırlı ilerleme kaydettiğini göstermektedir. Dahası, yıl içinde gerçekleşmesi planlanan birçok önemli olay, teslimat da dahil olmak üzere, ertelenmiştir. Yeni bir balistik füze denizaltısı ve modernize edilmiş stratejik bombardıman uçaklarının geliştirilmesi ise henüz gerçekleşmemiştir. Ek olarak, 2022'deki tam ölçekli Rus işgalinden bu yana, Rusya ve Belarus, Belarus'a stratejik olmayan nükleer silahların konuşlandırılması konusunda çok sayıda iddiada bulunmuşlardır. Aralık 2024'te Belarus Cumhurbaşkanı Aleksander Lukaşenko, Belarus'a 'düzinelerce' Rus nükleer silahının konuşlandırıldığını iddia etmiş; ancak bu iddialar bağımsız olarak doğrulanamamıştır. 2024 yılında ticari uydu görüntüleri, Belarus'un merkezindeki Asipovichy yakınlarındaki bir askeri deponun yakın zamanda en az üç güvenlik çemberi ve bir erişim noktasıyla güçlendirildiğini göstermiştir ki, bu da deponun Belarus'un Rusya tarafından tedarik edilen Iskander füze fırlatıcıları için Rus nükleer savaş başlıklarını barındırmak amacıyla kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir. Bu unsurlar, Rus nükleer silah depolamasıyla ilişkili diğer fiziksel koruma unsurlarıyla tutarlı olacaktır. Bununla birlikte, Ocak 2025 itibariyle, Rus nükleer savaş başlıklarının ve ilgili personelin Belarus'ta konuşlandırıldığına dair kesin ve kamuya açık görsel bir kanıt bulunmamaktadır. Ayrıca, 2024 yılının sonunda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya'nın yeni çift ve MIRV özellikli Oreshnik IRBM füzesinin 2025 yılının ikinci yarısında Belarus'a konuşlandırılabileceğini belirtmiştir.

ABD ise, Başkan Joe Biden döneminde, 2023-2024 yıllarında Rus ve Çin nükleer gelişmelerine karşı ABD'nin nükleer duruşunu değiştirmesi yönünde artan bir baskı altına girmiştir. Örneğin, Ekim 2023'te yayınlanan iki partili ABD Kongresi Stratejik Duruş Komisyonu'nun raporu, ABD'nin stratejik ve bölgesel nükleer kuvvetlerinde geniş bir yelpazede değişiklik yapılmasını ve ABD'nin yedek savaş başlıklarının "bir kısmını veya tamamını" acilen devreye sokmak için hazırlıklar yapılmasını önermiştir. Bu artan baskıya rağmen, Biden yönetiminin Nisan 2024'te yayınlanan güncellenmiş nükleer kullanım kılavuzu, ABD'nin nükleer duruşunda önemli bir değişiklik yaratmamıştır. Basında çıkan haberlerde, yeni kılavuzun odağı Çin'e kaydırdığı yanlış bir şekilde iddia edilmiş, ancak Kasım ayında yayınlanan kılavuzun gizli olmayan bir versiyonunda Rusya'nın "ciddi tehdit" olmaya devam ettiği belirtilmiştir. Yönerge, "Amerika Birleşik Devletleri'nin barış zamanında, krizde ve çatışmada Rusya'yı, Çin Halk Cumhuriyeti'ni ve Kuzey Kore'yi aynı anda caydırabilmesi" gerektiğini belirtiyordu. ABD, uzun yıllardır bu devletleri aynı anda caydırmayı açıkça hedeflemiştir ve yönerge, Rusya ve Çin'e karşı tüm savaş hedeflerine aynı anda ulaşmayı gerektirmez. 2024 ABD Başkanlık seçimlerinin sonucu göz önüne alındığında, Donald J. Trump'ın yeni yönetiminin bu sonuçlardan bazılarını yeniden değerlendirmesi mümkündür. NATO nükleer paylaşımındaki gelişmelerde, 2022 ve 2024 yılları arasında, ABD'nin, İngiltere'deki Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) Lakenheath hava üssündeki nükleer depolama mahzenlerini ve ilgili altyapıyı üste olası bir acil durum nükleer silah depolamasını kolaylaştırmak amacıyla modernize ettiği yönünde artan kanıtlar sunmaktadır. Bu modernizasyonlar, Avrupa genelinde 180'e kadar nükleer depolama mahzenini modernize etme planının daha geniş bir bağlamında gerçekleşmektedir. Bu, muhtemelen tüm aktif mahzenlerin yanı sıra diğer üslerdeki bakım statüsündeki düzinelerce mahzeni de içermektedir. Ocak 2025'te NNSA, yeni B61-12 yerçekimi bombalarının 'tamamen ileriye konuşlandırıldığını' belirtmiştir; bu da, daha önce ABD dışındaki NATO üslerinde konuşlandırılan B61-3 ve B61-4 bombalarının ABD'ye geri gönderildiğini ve B61-12 ile değiştirildiğini göstermektedir. Eski versiyonlardan farklı olarak, B61-12, bombanın hedefleri daha doğru bir şekilde vurmasını sağlayan güdümlü bir kuyruk kiti ile donatılmıştır. NNSA'nın ABD mali yılı 2025 için Stok Yönetimi ve İdare Planı, B61-12'nin resmi olarak F-15, F-16, F-35, B-2 ve 'sertifikalı NATO uçaklarına' -özellikle F-35A'ya- atandığını belirterek, B61-12'nin bu uçakların tümüyle uyumluluk sertifikaları aldığını öne sürmüştür. F-35A, nükleer saldırı rolünde Belçika, Hollanda ve ABD'nin tüm F-16'larının ve Alman ve İtalyan Tornado uçaklarının yerini alacaktır. Ayrıca, son yıllarda, 2024 de dahil olmak üzere, çeşitli NATO üye devletlerinde nükleer paylaşım düzenlemeleri hakkında görüşmeler yapılmıştır. Örneğin, Nisan 2023'te resmen NATO'ya katılan Finlandiya ve Mart 2024'te katılan İsveç, 2023 yılında ABD ile ikili savunma anlaşmaları imzalamış ve bu anlaşmalar 2024 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmalar, ABD'ye bu iki ülkede asker ve silah konuşlandırma hakkı tanımakta ve nükleer silahlarla ilgili herhangi bir sınırlama içermemektedir. Dahası, hem Finlandiya, hem de İsveç, savaş zamanında topraklarında ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına potansiyel olarak açık olabileceklerini belirtmişlerdir. Ek olarak, 2024 yılında, Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, Polonya'nın topraklarında NATO nükleer silahlarının konuşlandırılmasını kabul etmeye 'hazır' olduğunu açıklamıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, 2024 yılı da dahil olmak üzere, Fransa'nın nükleer caydırıcılığında Avrupa boyutunun olması gerektiğini defalarca öne sürmüştür. Ancak böyle bir misyonun NATO nükleer paylaşım uygulamalarıyla nasıl etkileşime gireceği belirsizliğini korumaktadır. Macron'un bir danışmanı, 2022'de, Avrupa stratejik diyaloğu önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak bunun "nükleer caydırıcılığı ve Avrupa çıkarlarını" birbirine bağlamakla ilgili olduğunu, "caydırıcılığı paylaşmakla" ilgili olmadığını açıklamıştır.

Çin hükümetinin ilan ettiği doktrin ise, ulusal güvenliği korumak için gereken minimum seviyede Çin'in nükleer yeteneklerini sürdürmek ve "diğer ülkeleri Çin'e karşı nükleer silah kullanmaktan veya kullanmakla tehdit etmekten caydırmak" amaçları üzerine kuruludur. Çin, uzun zamandır nükleer silaha sahip olmayan devletlere veya nükleer silahsız bölgelere karşı nükleer silah kullanmama veya kullanmakla tehdit etmeme politikasını sürdürmektedir. Bununla birlikte, Pekin'in nükleer duruşundaki son yıllardaki dramatik değişiklikler, özellikle silolarda hızlı fırlatma katı yakıtlı füzelerin konuşlandırılması ve olası bir uyarı üzerine fırlatma (LOW) yeteneğinin geliştirilmesi, Çin nükleer doktrininin uzun süredir devam eden unsurları, özellikle de ilan edilen nükleer "ilk kullanım yok" (NFU) politikası hakkında yaygın tartışmaları tetiklemiştir. 2022'den beri, ABD Savaş Bakanlığı, Çin'in, bir düşmanın onları imha etmesinden önce füzelerin hızlı bir şekilde fırlatılmasını sağlamak için yer ve uzay tabanlı sensörler kullanarak bir "erken uyarı karşı saldırısı" stratejisi (LOW duruşuna benzer) uyguladığını değerlendirmiştir. ABD Savaş Bakanlığı'na göre, Çin bu duruşu kolaylaştırmak için en az üç erken uyarı uydusu konuşlandırmıştır. Ancak, Çin hükümetinin uzun süredir devam eden temel nükleer politikalarından, özellikle de ilk kullanım yasağı politikasından sapmış olduğuna dair resmi ve kamuya açık bir kanıt bulunmamaktadır. ABD Savaş Bakanlığı, Çin nükleer kuvvetleri hakkındaki 2024 raporunda, Çin'in "düşük güvenlikli bir duruşun ilk kullanım yasağı politikasıyla tutarlı olduğuna inanıyor gibi göründüğünü" belirtmiştir. Çin'in nükleer silah geliştirdiğinden beri standart duruşu, barış zamanında savaş başlıklarını, füzeleri ve fırlatma rampalarını ayrı tutmak ve kriz durumunda savaş başlıklarını fırlatma rampalarına yüklemek için prosedürler uygulamaktır. Bununla birlikte, son yıllarda, 2024'te de devam eden, bunun hâlâ böyle olup olmadığı konusunda önemli spekülasyonlar olmuştur. Örneğin, ABD Savaş Bakanlığı, Çin'in SSBN'lerinin 2021'de "neredeyse sürekli deniz caydırıcılık devriyelerine başladığını" iddia etmiş ve 2024 raporunda Çin'in bu devriyelere 2023 boyunca "muhtemelen devam ettiğini" belirtmiştir. Bu ifade, Çin'in nükleer silahlarla donatılmış SSBN'lerle aralıklı devriyelere başlamış olabileceğini ima eder ki, bu, uzun süredir devam eden doktrininde önemli bir değişiklik anlamına gelir. ABD Savaş Bakanlığı'nın 2024 raporu, ayrıca, az sayıda karada konuşlu füze biriminin "muharebe hazırlığı görevi" ve "yüksek alarm görevi" tatbikatları yürüttüğünü ve bunun da Çin Halk Kurtuluş Ordusu Roket Kuvvetleri'nin (PLARF) "birimlerinin bir kısmını yüksek bir hazırlık durumunda tutarken diğer kısmını ayrı fırlatıcılar, füzeler ve savaş başlıklarıyla barış zamanı durumunda bırakmasına" olanak sağladığını iddia etmiştir. Bu ifade, Çin'in savaş başlıklarının bazılarının fırlatıcılarda konuşlandırılmış olabileceğini düşündürmektedir. Raporda, ek olarak, Çin'in muhtemelen çoklu füze fırlatma kabiliyetini doğrulamak amacıyla "eğitim silolarından art arda iki adet CSS-10 Mod 3 kıtalararası balistik füze denemesi" yaptığı belirtilmektedir. Bu durum, düşman füzeleri hedeflerine ulaşmadan önce balistik füzelerin hızlı bir şekilde fırlatılmasını vurgulayan PLARF eğitim tatbikatlarıyla da tutarlıdır.

"Sonuç" (Conclusions) bölümünde ise, raporun bulguları özetlenmektedir. Özetle, emekliye ayrılmış nükleer silahların kademeli olarak sökülmesiyle küresel toplam nükleer savaş başlığı envanteri azalmaya devam ederken, operasyonel (stoklanmış) nükleer savaş başlığı sayısında yıldan yıla artışlar görülmektedir. SIPRI'ye göre, bu eğilimin devam etmesi ve hatta önümüzdeki yıllarda hızlanması muhtemeldir. Devletlerin nükleer silahları konusunda giderek daha gizli davranmaları ise bu gelişmeleri daha da endişe verici hale getirmektedir. Bu durum, kısmen birçok nükleer silahlı devlette genel şeffaflığın azalmasından kaynaklanırken, aynı zamanda devletleri cephanelikleri hakkında veri alışverişi yapmaya zorlayan şeffaflık önlemlerini içeren Yeni START antlaşması gibi silah kontrol anlaşmalarının bozulmasından da kaynaklanmaktadır.

Sonuç

Sonuç olarak, START antlaşmasının yenilenmemesi, Çin'in nükleer başlık sayısındakih hızlı artış, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un nükleer başlık sayısını arttırma açıklaması ve Rusya'nın nükleer doktrininde yaptığı değişiklik gibi önemli gelişmeler, 2024-2025 döneminde bu konudaki en önemli gelişmelerdir. Devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD/İsrail-İran Savaşı ve Gazze Krizi gibi riskli jeopolitik olaylar da, artan toplumsal öfke ve kritik karar alıcılardaki hırs ve iktidar arzusunun güvenlik danışmanlarının neden olduğu ve toplumdan kopmaya neden olabilen "grup düşüncesi" (groupthink) potansiyel hatası ile birleştiğinde, günümüzde nükleer risklerin hiç olmadığı kadar yükselmesine neden olmaktadır. Oysa gezegenimizi korumak hepimizin temel görevidir ve tüm milletlerin insan ırkından olduğu hiçbir zaman unutulmayarak, aramızdaki farklılıklar bizce abartılmamalıdır...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: