28 Şubat 2026 Cumartesi

ABD ve İsrail İran'ı Vurdu

 

Giriş

Uzun süredir ABD'nin Ortadoğu'ya yaptığı askeri yığınak nedeniyle gündemde olan olası bir ABD-İran Savaşı, bugün (28 Şubat 2026) sabah erken saatlerinde önce İsrail, daha sonra da ABD güçlerinin yaptığı hava saldırılarıyla başladı. İran da bu saldırılara yoğun karşılık verirken, özellikle Bahreyn'de (Manama) konuşlu ABD 5. Filosu'na yapılan saldırıların ciddi hasara yol açtığı düşünülüyor. İlerleyen saatler ve günlerde tansiyonun düşmemesi ve askeri hareketliliğin devamı halinde, bölgesel kapsamlı bir savaş riski ise gündemde kalmaya devam ediyor. Bu anlamda, geçtiğimiz yıl yaşanan ve daha ziyade kontrollü tırmandırma stratejisine dayanan 12 Gün Savaşı'nın ötesinde, bu defa daha ciddi bir bölgesel savaş riskinin olduğunu belirtmek gerekir. Bunun sebebi ise, ABD Donanması'nın bölgede konuşlu olması ve İran'ın bu defa saldırılar karşısında çok daha sert reaksiyonlar vermesi.

Bu yazıda, bu sabah yaşananları kısaca özetledikten sonra, ABD ve İsrail ile İran arasında çatışmaya neden olan konuları ve bundan sonra yaşanması muhtemel gelişmeleri sizlere aktarmaya çalışacağım. Ancak bir Siyaset Bilimi Profesörü olmanın ötesinde, bu konuda özel olarak araştırma yapmış bir İran ve bölge uzmanı olmadığımı da bu noktada belirtmek isterim. Bu nedenle, okurlarımıza, bölge uzmanı kişilerin görüşlerini de dikkatle okumalarını ve dinlemelerini tavsiye ederim.

28 Şubat 2026: Yeni Bir Savaşın Miladı Mı? 

Sabah erken saatlerde uluslararası basın-yayın organlarına düşen Tahran'ın vurulduğu haberleri, eşzamanlı olarak İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın ülkesinin İran'a yönelik önleyici bir saldırı başlattığını açıklamasıyla, Ortadoğu'da yeni bir savaş korkularını doğrulayan olumsuz bir gelişme oldu. İlerleyen dakikalarda Başkan Donald Trump'ın İran yönetimine silahlarını bırakması yönündeki çağrısıyla birlikte, Amerikan güçlerinin de saldırılara katıldığı anlaşıldı. BBC İran muhabirlerine göre, başkent Tahran'da Cumhuri ve Hasan Abad meydanlarında dumanların yükseldiği gözlemlenirken, İsfahan, Kum, Kerec ve Kirmanşah şehirleri de benzer şekilde Amerikan ve İsrail güçlerince hava saldırılarında hedef alındı. İran hava sahası derhal uçuşlara kapatılırken, saldırılarda İran'daki İslami teokratik rejimin kilit kişilerinin hedef alındığı düşünülüyor. BBC, İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in konutunun yakınlarında bir saldırı gerçekleştiğini doğrularken, ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, İran rejiminden kaynaklanan tehditlere karşı Amerikan vatandaşlarını korumak amacıyla ABD Ordusu'nun gerçekleştirdiği kapsamlı saldırıları doğruladı. Trump, 1979 İran İslam Devrimi sonrası yaşanan rehine krizi ve 1983 Beyrut saldırısını anımsatarak, Tahran'daki molla rejiminin acımasız ve "Amerikan düşmanı" olduğunu da vurguladı. Trump, İran rejiminin Ortadoğu'da birçok ülke ve bölgede teröristleri eğitip desteklediğini de sözlerine ekledi.

Tahran'da bu sabah dumanlar yükseldi ve ABD ile İsrail, İran'ın stratejik bazı tesis ve kişilerini hedef aldılar

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da, İsrail'in İran saldırısından yaklaşık bir saat sonra video kaydı olarak yayınladığı açıklamada, İsrail ile ABD'nin ortaklaşa İran'a yönelik bir harekât başlattığını duyurarak, operasyonun adının "Aslan Kükremesi" (Lion's Roar) olduğunu açıkladı. İran rejiminin Amerikalılar ve İsraillilere karşı oluşturduğu ciddi tehdit/risklere karşı İsrail Ordusu-IDF'nin İran'ın balistik füze tesislerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini kaydeden İsrail Başbakanı, ihtiyaç olursa saldırıların devam edeceğini belirterek, Tahran'daki "47 yıllık şeytani rejim" olarak nitelendirdiği İran'ın bugüne kadar yaptığı saldırıları özetledi. İran'ın nükleer programının yarattığı risklerden de bahseden Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump'a teşekkür etmeyi de unutmadı. Reuters'a konuşan bir İsrail yetkilisi ise, saldırıların aylar öncesinde ABD ile koordineli olarak planlandığını ifade etti. Bu anlamda, geçtiğimiz günlerde taraflar arasında gerçekleştirilen görüşmelerin samimiyeti de şüpheli hale geldi.

İran'ın Manama'da ABD 5. Filosu'na yönelik saldırılarında ciddi hasar oluşmuş olabilir

Bir süredir olası bir çatışmaya hazırlanan İran İslam Cumhuriyeti ise, muhtemelen önceden belirlenen plan doğrultusunda, ABD Deniz Kuvvetleri 5. Filosu'nun bulunduğu Bahreyn'in başkenti Manama başta olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Kuveyt, Irak ve İsrail gibi Amerikan askeri güçlerinin bulunduğu bölge ülkelerine yönelik füze saldırıları gerçekleştirdi. Bahreyn dışındaki saldırılarda bölge ülkelerinin hava savunma sistemleri nedeniyle çok ciddi bir hasar durumu oluşmazken, Katar Savunma Bakanlığı, El Udeid Hava Üssü'ne yönelik füzelerle yapılan saldırıların önlendiğini duyurdu. Ancak Manama'dan çekilen bazı fotoğraflar, özellikle ABD 5. Filosu'nu hedef alan bu saldırılarda ciddi hasar oluşmuş olabileceğini düşündürdü. Keza daha sonra gerçekleşen Irak-Erbil saldırılarında da ciddi hasarın oluşabileceğine dair fotoğraflar Türk basınında öne çıkarıldı. Ayrıca, İran basın-yayın organları, saldırılarda bir ilkokulun hedef alınmasını öne çıkararak, bu saldırılarda 50'nin üzerinde çocuğun hayatını kaybetmesini eleştirdi. İran ve Türkiye'deki muhafazakâr çevreler, ayrıca, mübarek Ramazan ayında gerçekleşen bu saldırıları şiddetle kınarken, bunu bütün İslam dünyasına yapılmış bir saldırı olarak lanse etmeye gayret ettiler. İran basını, ek olarak, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan'ın hayatta olduğuna dair haberleri de geçti. Ali Hamaney'in durumuna dair ise henüz bir açıklama yapılmadı. İran, ayrıca, BM'ye olağanüstü toplantı çağrısında da bulundu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi (Arakçi-Erakçi) ise, ABD ve İsrail'e "hak ettikleri dersi vereceklerini" açıkladı.

Türkiye ise, TC Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla olayların sona ermesi yönünde barışçıl bir çağrıda bulunurken, Türk televizyonlarına konuşan sağduyulu isimler, Ankara'nın arabuluculuk faaliyetleri için devreye girmesi gerektiğinin altını çizdiler. TC Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da, Başkan Burhanettin Duran'ın açıklamasıyla, vatandaşlara, provokasyon ve bilgi kirliliğine karşı dikkatli olunması uyarısını yaparken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daima bölgesel barış ve istikrardan yana olduğunu vurguladı. Türkiye'den bölgeye yönelik uçuşlar iptal edilirken, hava yolları ve turizm firmalarının da süreçten olumsuz etkilendikleri belirtiliyor. 

ABD/İsrail-İran Gerginliğinin Temel Sebepleri 

İran İslam Devrimi öncesinde Şahlık döneminde Ortadoğu bölgesinde İsrail ve Türkiye ile birlikte en güvenilir Batı müttefiki kabul edilen İran, 1979 Devrimi sonrasında ise, rehber Humeyni'nin belirlediği teokratik ve Batı karşıtı ideoloji doğrultusunda ABD'yi "başdüşman" veya Humeyni'nin kendi ifadesiyle "büyük şeytan" olarak ("küçük şeytan" da İsrail oluyor) değerlendirmiştir. Bu bağlamda, 1979 rehine krizi, 1983 Beyrut saldırısı ve sonrasındaki gelişmeler, eski müttefikler ABD ile İran'ı, adeta birbirlerinin "can düşmanı" haline getirmiştir.

ABD dış politikasına yön veren Council on Foreign Relations-Dış İlişkiler Konseyi'nin (kısaca CFR) bu konudaki dosyasına bakıldığında, Amerikan tarafının en kritik konu olarak İran nükleer programını gördüğü anlaşılmaktadır. Ancak aslında taraflar bu konuyu 2015 yılında Barack Obama'nın Başkanlığı döneminde çözmüşler ve BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 devlet ve Almanya ile (P5+1) ile İran arasında imzalanan JCPOA anlaşmasıyla, İran'ın nükleer programına bir sınır çekilmiştir. Ancak ilk Başkanlığı döneminde, 2018 yılında bu anlaşmayı fesheden Donald Trump, İran'ın anlaşmasız koşulda uranyum zenginleştirme faaliyetleriyle ilerleyen programını durdurmak için, geçtiğimiz yıl yaşanan 12 Gün Savaşı'ndan anlaşıldığı üzere, askeri güçle sonuç alma stratejisini benimsemiştir. Bu şekilde, ABD tarafı, geçtiğimiz yıl yapılan saldırılarla İran'ın nükleer tesislerinin yok edildiğini iddia etmiştir. Nükleer program konusu bu nedenle günümüzde ilişkilerdeki en önemli mesele olmaktan çıkmıştır.

Bunun yerine, ABD ve özellikle İsrail, İran'ın balistik füze stoğunu en ciddi bölgesel sorun olarak değerlendirmekte ve bu konuda Tahran'dan tavizler koparmaya çalışmaktadırlar. Önceden ciddi bir sorun olan İran'ın Şii vekil güçler (proxy forces) aracılığıyla Irak, Suriye ve Lübnan gibi Arap devletlerini yönetmesi sorunu da, 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı sonrasında İsrail'in yaptığı kapsamlı operasyonlarla ciddi ölçüde çözülmüştür. Dolayısıyla, taraflar arasında İran'ın balistik füze sistemlerinin İsrail'i ve bölgedeki Amerikan hedeflerini tehdit etmesi dışında acil bir güvenlik riski kalmamıştır denilebilir.

Peki, öyleyse bu çatışma neden şimdi yaşanıyor? Kuşkusuz, halk desteği zayıf olan üç liderin de (ABD: Trump, İsrail: Netanyahu, İran: Hamaney) bu süreçte geniş halk kitlelerini milliyetçilik güdüsüyle rejim ve devletin safında tutmaya çalıştıkları açıktır. Zira Başkan Trump'ın başlarda yüksek olan onaylanma oranı giderek düşerken, İsrail'de Netanyahu da seçim senesinde hem yolsuzluk soruşturmaları, hem muhalefet, hem de halk gösterileriyle başa çıkmak zorundadır. Keza İran'da da, molla rejimi, bu yıl başında yaşanan büyük ve kanlı sonuçlanan halk gösterileri ve olaylar nedeniyle köşeye sıkışmış durumdadır. Böyle bir ortamda, herkes, bir felakete dönüşme riski olan bir savaşı kendi açısından faydalı görme hatasına düşebilir. Ancak İran'ın İsrail ve ABD saldırılarına sert karşılık vermesi ve Amerikan askerlerinin/vatandaşlarının bu saldırılarda hayatlarını kaybetmesi durumunda, küresel ekonomi ve bölgesel siyaseti derinden etkileyebilecek bir bölgesel savaş, kuşkusuz en kötü senaryo olarak karşımıza çıkma ihtimali olan çok riskli bir durumdur. Bu nedenle, liderlerin ve ekiplerinin sağduyulu ve akılcı hareket etmeleri gerekiyor.

Bundan Sonrası?

Çatışmaların birinci gününün sonuna doğru gidilirken, en ciddi risk, yeni bir tırmanma sürecinin başlamasıdır. Bu tarz olaylarda rejimin meşruiyeti adına geri adım atılmaması, çatışmanın sürekli yeniden üretilen bir kriz haline dönüşmesine yol açabilmektedir. Ancak geçtiğimiz yıl yaşanan 12 Gün Savaşı'nda olduğu gibi, eğer ABD ile İsrail ulaşmak istedikleri askeri hedeflere ulaştılarsa, çatışmanın daha da büyümeden sönümlenmesi ihtimali bulunmaktadır. Zira İran'ın saldırıları da, şimdilik, kısmen Manama ve Erbil dışında, bölgedeki Amerikan varlığına ciddi bir zarar vermemiş gibi algılanmaktadır. Bunun sebebi, kuşkusuz, bölge ülkelerinde çeşitli hava savunma sistemlerinin bulunması ve aktif durumda olmasıdır. Nitekim bu sayede, çatışmalardan ciddi bir zarar görmeyen bölgedeki Arap devletleri de, bu çatışmaya dahil olmak yönünde henüz herhangi bir isteklilik göstermemektedirler.

İran'a yönelik hava saldırılarının gerçekleştiği şehirler (BBC)

Ancak ilerleyen saat ve günlerde çatışmaların devamı ve kızışması halinde, İran'ın vereceği daha sert tepkiler, örneğin bölgedeki Amerikan gemileri ya da uçak gemilerine yönelik saldırılar, Başkan Trump'ın da daha sert tepkiler vermesine yol açabilecek riskli bir hamle olabilir. Zira ABD, savaş için hazırlıklarını önceden yapmış ve bölgede ciddi bir askeri yığınak oluşturmuştur. İran da, 12 Gün Savaşı'ndan farklı olarak, bu defa ilk günden daha sert tepkiler vermektedir. Rusya ve Çin gibi ABD karşıtı güçlerin savaşa dahil olmaları beklenmemesine karşın, bu ülkelerin İran rejimini arkadan çeşitli şekillerde destekleyecekleri bilinmektedir. Keza İran saldırıları karşısında bazı Arap devletlerinin de çatışmaya dahil olmaları halinde, ABD/İsrail-İran çatışması, kısa sürede bölgesel bir savaşa dönüşme riskine sahiptir. Böyle bir durumda ise, kuşkusuz, bölgenin lider Sünni-Körfez devleti Suudi Arabistan'ın tavrı kritik olacaktır.

İran'ın karşı saldırı yaptığı ülkeler ve bölge haritası (BBC)

Sonuç

Sonuç olarak, 28 Şubat 2026 tarihinde yaşanan ABD/İsrail-İran çatışması, bir savaş olarak adlandırılabilecek ciddi ve ölümcül bir tırmanma sürecine sahne olmaktadır. Ramazan ayında gerçekleşmesi oldukça talihsiz olan bu olay, dinci fanatik rejimlerin ülkeleri ve halklarını felakete sürüklemelerinin yeni bir örneği olup, eşzamanlı olarak Afganistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışma da, Türkiye ve Azerbaycan gibi laik devletlerin bölgesek istikrar için ne derece kıymetli olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Dileğimiz ise, savaşsız, barışçıl, müreffeh, istikrarlı ve özgür bir Ortadoğu'dur...

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: