Batı blokunun iki önemli devleti olan Amerika Birleşik Devletleri (kısaca ABD) ve Fransa'da Nisan ayı başında çok önemli siyasi gelişmeler yaşandı. Bu yazıda, okurlarımızı bilgilendirmek adına, bu iki müttefik ülkede yaşanan önemli siyasi gelişmeleri kısaca özetleyeceğim.
İlk olarak Fransa ile başlamak gerekirse, ABD'de iktidara gelen Donald Trump'ın da siyaseten destek verdiği Fransız muhalif lider ve Ulusal Birlik Partisi (RN) lideri Marine Le Pen, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un görev süresinin dolacağı 2027 yılında Trump ve dünyada esen sağ/aşırı sağ rüzgarların da etkisiyle Cumhurbaşkanı seçilmek fırsat kollarken, ülkesi Fransa'da Avrupa Birliği (AB) fonlarını zimmete geçirmekle yargılandığı davada suçlu bulundu. Bu şok karar nedeniyle, Le Pen, aksi yönde bir gelişme olmazsa 2027 Fransa Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday da olamayacak. 5 yıl süreyle kamu görevinden men cezası alan Le Pen'in ayrıca 2 yılı ertelenmiş 4 yıl hapis cezası ve 100 bin euro para cezası alacağı belirtiliyor. Le Pen'in karara itiraz etmesi beklenirken, yine de Fransız basın-yayın kuruluşlarına göre siyasi yasağın kalkmasına pek de ihtimal verilmiyor. Bu da, Le Pen'in 2027'de aday olmasının mümkün olamayacağını gösteriyor. Bu, Fransa'da sağ/aşırı sağ eğilimleri sönümlendirebileceği gibi, Jordan Bardella gibi genç sağcı liderlerin Macron sonrasında önünü açan bir gelişme haline de gelebilir. RN çevreleri, kararı daha ziyade "siyasi" temelde yorumlayarak, bunun demokrasiye vurulmuş bir "darbe" olduğu görüşünü işlediler. Siyasi analist ve hukukçu Benjamin Morel ise, bu kararın Le Pen seçmenlerini daha da sistem karşıtı bir adaya yönlendirebileceğini belirtiyor. Geleceği öngörmek kolay olmasa da, Macron sonrasında Fransız siyasetini çok önemli dönüşümlerin beklediğini ve şimdilerde yaşanan hukuki ve siyasi mücadelenin belki de Macron sonrasına dair olduğunu düşünmek yerinde olur. Zira ABD ve Rusya'daki sağ eğilimli ve Brüksel dostu olmayan iktidarlar son aylarda zor durumda olan Avrupa Birliği (AB), Eurobarometer'in güncel anketlerine göre Avrupa halklarında yüzde 74'le rekor düzeyde desteğe ulaşmış durumda. Bu, kuşkusuz Rusya ve ABD'deki demokrasi dışı olumsuz gelişmeler karşısında Avrupa halklarının ulus-üstü teknokratik yapıyı bir tür "kurtarıcı" olarak görmeleriyle yakından alakalı olsa gerek. Bu nedenle, Marine Le Pen, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni veya Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi Avrupa-şüphecisi liderlerin daha zorlanacakları bir dönem başlıyor olabilir. ABD yönetimi ise bu kararı hoş karşılamadığını açıklamalarıyla belli etse de, Fransa'nın iç işlerine karışmak konusunda da çok istekli bir tavır göstermiyor. Zira Trump'ın Cumhurbaşkanı Macron'la da çok yakın ilişkileri bulunuyor.
ABD'de ise, her yaptığı ve söylediğiyle gündem yaratan Başkan Donald Trump, "ABD'nin kurtuluş günü" olarak ilan ettiği 2 Nisan'da ABD'ye gümrük vergisi uygulayan devletlere karşı yeni dönemde uygulayacağı yeni vergi tarifelerini ilan etti. Trump'ın imzaladığı kararname ile yürürlüğe giren vergiler kapsamında, ABD'nin birçok ticaret partnerinden ithal edilen mallara yüzde 10 ila yüzde 50 arasında değişen oranlarda tarife uygulanmaya başlandı. Buna göre; Avrupa Birliği (AB) üyelerine yüzde 20, Çin'e yüzde 34, Vietnam'a yüzde 46, Tayvan'a yüzde 32, Japonya'ya yüzde 24, Hindistan'a yüzde 26, Güney Kore'ye yüzde 25, Tayland'a yüzde 36, İsviçre'ye yüzde 31, Endonezya'ya yüzde 32, Malezya'ya yüzde 24, Kamboçya'ya yüzde 49, Güney Afrika'ya yüzde 30, Bangladeş'e yüzde 37 ve İsrail'e yüzde 17 tarife getirildi. Türkiye, Birleşik Krallık, Brezilya, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, Yeni Zelanda, Mısır ve Suudi Arabistan'ın da aralarında olduğu diğer tüm ülkeler için ise yalnızca yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağı duyuruldu. Trump yönetimi, bu kararla ABD'li şirketlere vergi uygulayan devletlere karşı kendi ulusal pazarını korumayı ve son 30 yılda yurtdışına kaçan Amerikalı sermayedar ve şirketleri yeniden Amerikan topraklarına döndürmeyi planlıyor. Amerikan yönetimi, bu vergilerin genelde karşılıklılık (mütekabiliyet/reciprocity) esasına dayandığını, bu şekilde Amerikan ekonomisinin kontrolünü yeniden alacaklarını, ticari dengesizliklere son vereceklerini ve Amerikan ekonomisinde altın çağ dönemini başlatacaklarını iddia etse de, birçok ülke yönetimi ve küresel ekonomiyi önemseyen küreselci iktisatçılar genelde vergilerin tüm ülkeleri olumsuz etkileyebileceği görüşündeler.
Sonuç olarak, dünyadaki gelişmelere baktığımızda, günümüzde asıl mücadelenin artık belki de sağ ile sol değil, tüm ülkelerde daha küresel bir yönetim ve sistem isteyenlerle (küreselciler), daha kendi devletlerinin kendisine özgü yasa ve uygulamalarıyla yaşamak isteyenler (milliyetçiler/ulusalcılar) arasında yaşandığı iddia edilebilir. Bizim görüşümüz ise, Birleşmiş Milletler düzeni ve yerleşik bazı uluslararası normlar (insan hakları, hukuk devleti vs.) konusunda devletlerin benzer şekilde hareket etmeleri, diğer konularda ise kararın halklara bırakılması gerektiği şeklindedir.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ