3 Nisan 2025 Perşembe

ABD ve Fransa'dan Önemli Gelişmeler (Nisan 2025)

Batı blokunun iki önemli devleti olan Amerika Birleşik Devletleri (kısaca ABD) ve Fransa'da Nisan ayı başında çok önemli siyasi gelişmeler yaşandı. Bu yazıda, okurlarımızı bilgilendirmek adına, bu iki müttefik ülkede yaşanan önemli siyasi gelişmeleri kısaca özetleyeceğim.

İlk olarak Fransa ile başlamak gerekirse, ABD'de iktidara gelen Donald Trump'ın da siyaseten destek verdiği Fransız muhalif lider ve Ulusal Birlik Partisi (RN) lideri Marine Le Pen, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un görev süresinin dolacağı 2027 yılında Trump ve dünyada esen sağ/aşırı sağ rüzgarların da etkisiyle Cumhurbaşkanı seçilmek fırsat kollarken, ülkesi Fransa'da Avrupa Birliği (AB) fonlarını zimmete geçirmekle yargılandığı davada suçlu bulundu. Bu şok karar nedeniyle, Le Pen, aksi yönde bir gelişme olmazsa 2027 Fransa Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday da olamayacak. 5 yıl süreyle kamu görevinden men cezası alan Le Pen'in ayrıca 2 yılı ertelenmiş 4 yıl hapis cezası ve 100 bin euro para cezası alacağı belirtiliyor. Le Pen'in karara itiraz etmesi beklenirken, yine de Fransız basın-yayın kuruluşlarına göre siyasi yasağın kalkmasına pek de ihtimal verilmiyor. Bu da, Le Pen'in 2027'de aday olmasının mümkün olamayacağını gösteriyor. Bu, Fransa'da sağ/aşırı sağ eğilimleri sönümlendirebileceği gibi, Jordan Bardella gibi genç sağcı liderlerin Macron sonrasında önünü açan bir gelişme haline de gelebilir. RN çevreleri, kararı daha ziyade "siyasi" temelde yorumlayarak, bunun demokrasiye vurulmuş bir "darbe" olduğu görüşünü işlediler. Siyasi analist ve hukukçu Benjamin Morel ise, bu kararın Le Pen seçmenlerini daha da sistem karşıtı bir adaya yönlendirebileceğini belirtiyor. Geleceği öngörmek kolay olmasa da, Macron sonrasında Fransız siyasetini çok önemli dönüşümlerin beklediğini ve şimdilerde yaşanan hukuki ve siyasi mücadelenin belki de Macron sonrasına dair olduğunu düşünmek yerinde olur. Zira ABD ve Rusya'daki sağ eğilimli ve Brüksel dostu olmayan iktidarlar son aylarda zor durumda olan Avrupa Birliği (AB), Eurobarometer'in güncel anketlerine göre Avrupa halklarında yüzde 74'le rekor düzeyde desteğe ulaşmış durumda. Bu, kuşkusuz Rusya ve ABD'deki demokrasi dışı olumsuz gelişmeler karşısında Avrupa halklarının ulus-üstü teknokratik yapıyı bir tür "kurtarıcı" olarak görmeleriyle yakından alakalı olsa gerek. Bu nedenle, Marine Le Pen, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni veya Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi Avrupa-şüphecisi liderlerin daha zorlanacakları bir dönem başlıyor olabilir. ABD yönetimi ise bu kararı hoş karşılamadığını açıklamalarıyla belli etse de, Fransa'nın iç işlerine karışmak konusunda da çok istekli bir tavır göstermiyor. Zira Trump'ın Cumhurbaşkanı Macron'la da çok yakın ilişkileri bulunuyor. 

ABD'de ise, her yaptığı ve söylediğiyle gündem yaratan Başkan Donald Trump, "ABD'nin kurtuluş günü" olarak ilan ettiği 2 Nisan'da ABD'ye gümrük vergisi uygulayan devletlere karşı yeni dönemde uygulayacağı yeni vergi tarifelerini ilan etti. Trump'ın imzaladığı kararname ile yürürlüğe giren vergiler kapsamında, ABD'nin birçok ticaret partnerinden ithal edilen mallara yüzde 10 ila yüzde 50 arasında değişen oranlarda tarife uygulanmaya başlandı. Buna göre; Avrupa Birliği (AB) üyelerine yüzde 20, Çin'e yüzde 34, Vietnam'a yüzde 46, Tayvan'a yüzde 32, Japonya'ya yüzde 24, Hindistan'a yüzde 26, Güney Kore'ye yüzde 25, Tayland'a yüzde 36, İsviçre'ye yüzde 31, Endonezya'ya yüzde 32, Malezya'ya yüzde 24, Kamboçya'ya yüzde 49, Güney Afrika'ya yüzde 30, Bangladeş'e yüzde 37 ve İsrail'e yüzde 17 tarife getirildi. Türkiye, Birleşik Krallık, Brezilya, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, Yeni Zelanda, Mısır ve Suudi Arabistan'ın da aralarında olduğu diğer tüm ülkeler için ise yalnızca yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağı duyuruldu. Trump yönetimi, bu kararla ABD'li şirketlere vergi uygulayan devletlere karşı kendi ulusal pazarını korumayı ve son 30 yılda yurtdışına kaçan Amerikalı sermayedar ve şirketleri yeniden Amerikan topraklarına döndürmeyi planlıyor. Amerikan yönetimi, bu vergilerin genelde karşılıklılık (mütekabiliyet/reciprocity) esasına dayandığını, bu şekilde Amerikan ekonomisinin kontrolünü yeniden alacaklarını, ticari dengesizliklere son vereceklerini ve Amerikan ekonomisinde altın çağ dönemini başlatacaklarını iddia etse de, birçok ülke yönetimi ve küresel ekonomiyi önemseyen küreselci iktisatçılar genelde vergilerin tüm ülkeleri olumsuz etkileyebileceği görüşündeler

Sonuç olarak, dünyadaki gelişmelere baktığımızda, günümüzde asıl mücadelenin artık belki de sağ ile sol değil, tüm ülkelerde daha küresel bir yönetim ve sistem isteyenlerle (küreselciler), daha kendi devletlerinin kendisine özgü yasa ve uygulamalarıyla yaşamak isteyenler (milliyetçiler/ulusalcılar) arasında yaşandığı iddia edilebilir. Bizim görüşümüz ise, Birleşmiş Milletler düzeni ve yerleşik bazı uluslararası normlar (insan hakları, hukuk devleti vs.) konusunda devletlerin benzer şekilde hareket etmeleri, diğer konularda ise kararın halklara bırakılması gerektiği şeklindedir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

1 Nisan 2025 Salı

Un ramadan nerveux et polarisé cette année en Turquie

 

Les fêtes religieuses en Türkiye (la Turquie) sont traditionnellement connues comme un moment où les rancœurs sont réconciliées et les disputes réglées. Cependant, en raison des développements inattendus de cette année, le Ramadan 2025 se déroule dans un environnement extrêmement tendu et polarisé en Turquie. Bien que le président turc Recep Tayyip Erdoğan ait tenté d'éviter cette situation en prolongeant à 9 jours le congé pour toutes les institutions publiques et les universités, les protestations qui ont commencé après la détention et l'arrestation de la municipalité métropolitaine d'Istanbul (IBB) Ekrem İmamoğlu ne ralentissent pas. Les électeurs des partis d'opposition et les jeunes, en particulier, sont indignés par le fait que le maire populaire d'IBB, qu'ils ont démocratiquement élu, ait été bloqué politiquement par l'arrestation, en plus des problèmes socio-économiques que connaît le pays depuis une dizaine d'années.

Le 19 mars, des millions de citoyens auraient participé aux manifestations pacifiques qui ont débuté dans toute la Turquie et qui se sont concentrées à Saraçhane, où se trouve le bâtiment de l'IBB après l'arrestation d'Imamoğlu. Le samedi 29 mars, le principal parti d'opposition, le Parti républicain du peuple (CHP), a organisé un grand rassemblement à Istanbul-Maltepe, auquel plus de 2 millions de personnes ont participé. Le rassemblement était très pacifique, avec des slogans durs, des bannières humoristiques et créatives, ainsi que des actions « cool » reflétant l'esprit de la jeunesse de Türkiye qui s'oppose à l'islamisme et à l'autoritarisme.

Dans un article publié sur le site de l'initiative universitaire UPA (Uluslararasi Politika Akademisi), Nilfem Baykan, qui a observé les manifestations de l'intérieur, a classé les manifestants en quatre groupes principaux : la base classique moderniste/kémaliste/sociale-démocrate du CHP, les groupes de gauche issus des mouvements socialistes et syndicaux, les cercles nationalistes/atatürkistes d'extrême droite tels que le Parti de la victoire (ZP) - le dirigeant du ZP, Ümit Özdağ, a également été arrêté il y a quelques semaines -, et la masse en colère inconsciente.

Bien que le rassemblement ait été dominé par des drapeaux turcs et des affiches de Mustafa Kemal Atatürk, le fait que le parti pro-kurde DEM ait également été présent à Maltepe était un détail important. Le parti DEM souhaite maintenir un dialogue étroit avec le gouvernement sur le « processus de solution » en cours entre l'État et le leader emprisonné du PKK, Abdullah Öcalan. Cependant, la base du parti DEM a dû trouver injuste le traitement réservé à İmamoğlu, car de nombreux représentants du parti ont également participé au rassemblement.

Si les discours du président du CHP Özgür Özel ont marqué le rassemblement de Maltepe et les précédentes manifestations de Saraçhane, on peut dire qu'Özel, qui a été élu à la surprise générale à la tête du CHP à la fin de l'année 2023, a généralement réussi dans ce processus et a tenté de développer une formule intermédiaire pour apaiser la colère de ses électeurs sans pour autant capituler face au gouvernement. En fait, avant ce processus problématique, Özel voulait entamer un processus de « normalisation » en établissant un dialogue chaleureux avec le gouvernement après son élection. Cependant, l'initiative de normalisation d'Özel a été interrompue en raison des réactions de la base du parti et des opérations ultérieures contre les municipalités du CHP. Aujourd'hui, il ne semble pas réaliste de recommencer les efforts de « normalisation » après l'arrestation d'İmamoğlu. Toutefois, il convient de rappeler que cet environnement de polarisation devrait également consolider la base de la droite. Auparavant, la polarisation tendue entre la gauche (groupes pro-laïques) et la droite (masses pieuses) a aidé l'AKP et le président Erdoğan lors des élections de 2007, 2011, novembre 2015, 2018 et 2023. Il est intéressant de noter que le résultat le plus réussi du CHP et de l'opposition ces dernières années a été obtenu lors des élections locales de 2024, auxquelles l'opposition a participé sans espoir ni ambition et où il n'y avait pas beaucoup de polarisation. En ce sens, la tactique consistant à forcer la polarisation dans le pays doit également être remise en question par l'opposition.

Le leader du CHP, Özgür Özel, a également eu l'occasion d'annoncer certaines de ses nouvelles politiques au cours de ce processus.Özel, qui a reproché aux dirigeants européens, et en particulier au Premier ministre britannique et chef du gouvernement travailliste Keir Starmer, de ne pas avoir envoyé de messages de solidarité après l'arrestation d'İmamoğlu, a annoncé que de nombreuses organisations de télévision et de médias, ainsi que des entreprises privées, seraient désormais boycottées à la demande des jeunes. Le CHP tentera également de maintenir l'élan de l'opposition en continuant à organiser des rassemblements à Istanbul et dans une ville d'Anatolie chaque semaine. En outre, les étudiants universitaires anti-gouvernementaux ont organisé une campagne de boycott sur les médias sociaux pour le 2 avril, exigeant que tous les achats soient interrompus pendant une journée. On s'attend à ce qu'une grande partie du public réponde positivement à cette demande. De cette manière, l'opposition menée par le CHP vise à tirer les médias pro-gouvernementaux et les organisations qui les ignorent vers la ligne de la démocratie.

Cependant, il faut admettre que le président Erdoğan et le bloc AKP-MHP ont la main plus forte en termes de realpolitik. Suite à l'élection de Donald Trump à la présidence des États-Unis, la réticence de Washington à s'immiscer dans la politique intérieure d'autres pays et le fait que Washington ait besoin de la Türkiye au Moyen-Orient sont les principaux atouts d'Erdoğan. De plus, on pense que la rencontre Marco Rubio-Hakan Fidan qui s'est tenue l'autre jour préparait le terrain pour le sommet Trump-Erdoğan qui approche (en avril ou mai). Deuxièmement, l'Union européenne (UE) tente également d'agir stratégiquement en raison du rôle positif qu'Ankara a joué dans la crise des réfugiés syriens et des grandes responsabilités qu'elle a assumées. En outre, Bruxelles ne veut pas intimider le gouvernement et le rapprocher du bloc Russie-Chine et des BRICS. C'est pourquoi les dirigeants européens ont limité leurs critiques à l'égard du gouvernement. Troisièmement, le bloc anti-occidental formé par des pays tels que la Russie et la Chine a tendance à rarement interférer dans les questions de politique intérieure des autres États. Pour toutes ces raisons, Erdoğan et le gouvernement ont les coudées franches. La seule chose qui puisse les arrêter est peut-être la détermination de la jeunesse turque.

Par conséquent, les vacances désagréables du Ramadan en Turquie accentuent la polarisation du pays et le divisent virtuellement en deux grands blocs. La question de savoir lequel de ces deux grands blocs s'imposera lors des prochaines élections sera sans aucun doute influencée par des facteurs tels que l'attitude de la troisième puissance, les Kurdes, l'évolution de l'économie et la manière dont les relations de la Turquie avec les États-Unis et l'Union européenne se dérouleront. Une autre question est sans aucun doute de savoir qui sera le candidat du CHP (il y a des demandes pour l'annulation du congrès précédent et le retour de Kemal Kılıçdaroğlu en tant que président) et de l'opposition et si le président Erdoğan sera en mesure de se présenter pour un troisième mandat. Une fois ces incertitudes levées, je pense que nous devrions être prêts pour des élections anticipées en 2027. Pour l'instant, il semble que si Kemal Kılıçdaroğlu n'est pas rétabli à la tête du CHP par une décision de justice, Erdoğan et Özgür Özel ou Mansur Yavaş s'affronteront lors de la prochaine élection présidentielle.

Je souhaite à tous de joyeuses et paisibles vacances...

Photo de couverture : AA

Prof. Ozan ÖRMECİ

Nervous and Polarized Ramadan Feast This Year in Türkiye

 

Religious holidays in Türkiye (Turkey) are traditionally known as a time when resentments are reconciled and arguments are settled. However, as a result of this year's unexpected developments, Ramadan 2025 is taking place in a highly tense and polarized environment in Türkiye. Although Turkish President Recep Tayyip Erdoğan tried to prevent this situation by extending the holiday for all public institutions and universities to 9 days, the protests that started after the detention and arrest of Istanbul Metropolitan Municipality (IBB) Ekrem İmamoğlu are not slowing down. Especially opposition party voters and young people are outraged after the popular IBB Mayor, whom they democratically elected, was blocked politically with the arrestation in addition to the socio-economic problems in the country in the last decade.

On March 19, millions of citizens are estimated to have participated in the peaceful demonstrations that started all over Türkiye, centered on Saraçhane, where the IBB building is located after Imamoğlu was detained. On Saturday, March 29, the main opposition Republican People's Party (CHP) organized a grand rally in Istanbul-Maltepe, which more than 2 million people attended. The rally was very peaceful, with harsh slogans, humorous and creative banners, as well as "cool" actions reflecting the spirit of the youth in Türkiye who oppose Islamism and authoritarianism.

In an article published on the website of the International Policy Academy (UPA) academic initiative, Nilfem Baykan, who observed the protests from the inside, categorized the protesters into 4 main groups: the classical modernist/Kemalist/social democrat CHP base, leftist groups from socialist and trade union movements, nationalist/Atatürkist circles with a far-right orientation such as the Victory Party (ZP) -ZP leader Ümit Özdağ was also arrested a few weeks ago-, and the unconscious angry mass.

Although the rally was dominated by Turkish flags and posters of Mustafa Kemal Atatürk, it was an important detail that the pro-Kurdish DEM Parti was also present in Maltepe. The DEM Parti wants to maintain a close dialogue with the government over the ongoing “solution process” between the state and imprisoned PKK leader Abdullah Öcalan. However, the DEM Parti base must have found the treatment of İmamoğlu unfair, as many people representing the party also took part in the rally.

While CHP Chairman Özgür Özel's speeches marked the Maltepe rally and the previous Saraçhane protests, it is possible to say that Özel, who was surprisingly elected CHP's leader at the end of 2023, was generally successful in this process and tried to develop an intermediate formula to appease the anger of his voters but not to surrender to the government. In fact, before this problematic process, Özel wanted to start a “normalization” process by establishing a warm dialogue with the government after his election. However, Özel's normalization initiative was halted due to the reactions from the party base and the subsequent operations against CHP municipalities. Now, it does not seem realistic to start “normalization” efforts again after İmamoğlu's arrest. However, one should remember that this environment of polarization is expected to consolidate the right-wing base as well. Previously, tense polarization between the left (pro-secular groups) and the right (pious masses) helped the AK Parti and President Erdoğan in elections such as 2007, 2011, November 2015, 2018, and 2023. Interestingly, CHP and the opposition's most successful result of recent years was obtained in the 2024 local elections, which the opposition entered with no hope or ambition and there was not much polarization. In that sense, the tactic of forcing polarization in the country must also be questioned by the opposition.

CHP leader Özgür Özel also had the opportunity to announce some of his new policies during this process. Özel, who reproached European leaders and especially United Kingdom (UK) Prime Minister and Labour Party government leader Keir Starmer for not sending messages of solidarity after İmamoğlu's arrest, announced that many television and media organizations and private companies would now be boycotted upon the demands of the youth. CHP will also try to maintain the opposition's high momentum by continuing to hold rallies in Istanbul and a city in Anatolia every week. In addition, anti-government university students organized a boycott campaign on social media for April 2 demanding that all shopping be stopped for a day. It is anticipated that a significant portion of the public will respond positively to this demand. In this way, the opposition led by the CHP aims to pull the pro-government media and organizations that ignore them to the line of democracy.

However, it must be admitted that President Erdoğan and the AK Parti-MHP bloc have a stronger hand in terms of realpolitik. Following Donald Trump’s election as President of the United States (U.S.), Washington’s reluctance to interfere in the domestic politics of other countries and Washington's need for Türkiye in the Middle East are Erdoğan’s primary trump cards. Moreover, it is thought that the Marco Rubio-Hakan Fidan meeting held the other day was preparing for the ground for the approaching Trump-Erdoğan summit (in April or May). Secondly, the European Union (EU) is also trying to act strategically due to the positive role Ankara has played in the Syrian refugee crisis and the great responsibilities it has assumed. Moreover, Brussels does not want to intimidate the government and make it closer to the Russia-China and BRICS bloc. That is why, European leaders have been keeping their criticisms of the government to a low level. Thirdly, the anti-Western bloc formed by countries such as Russia and China tends to rarely interfere in the domestic political issues of other states. For all these reasons, Erdoğan and the government have a very strong hand. Perhaps the only thing that can stop them is the determination of the Turkish youth.

As a result, the unpleasant Ramadan holiday in Türkiye is further increasing the polarization in the country and is virtually dividing the country into two large blocs. Which of these two large blocs will come to the fore in the next election will undoubtedly be affected by factors such as the attitude of the third power, the Kurds, the course of the economy and how Türkiye’s relations with the U.S. and the EU will proceed. Another issue is undoubtedly who will be the candidate of the CHP (there are demands for the cancellation of the earlier congress and return of Kemal Kılıçdaroğlu as the chairman) and the opposition and whether President Erdoğan will be able to run for a third term. After these uncertainties become clear, I think we should be ready for an early election in 2027. For now, it seems that if Kemal Kılıçdaroğlu is not reinstated as the head of the CHP by a court decision, Erdoğan and Özgür Özel or Mansur Yavaş will compete in the next presidential election.

I wish everyone a happy and peaceful holiday...

Prof. Ozan ÖRMECİ