Amerika Birleşik Devletleri’nin (kısaca ABD) Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olarak görev yapan ve aile köklerinin Lübnan’a dayanması nedeniyle Ortadoğu bölgesine özel bir ilgi besleyen Amerikalı iş insanı ve diplomat Thomas J. Barrack (kısaca Tom Barrack), geçtiğimiz günlerde Antalya'da düzenlenen 2026 yılı 5. Antalya Diplomasi Forumu'nda (kısaca ADF) önemli bir konuşma yapmıştır. Daha önce de Ortadoğu ülkelerinde monarşik yönetimlerin daha başarılı olduğu, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki sorunların daha ziyade retorik düzeyde kaldığı ve Türkiye ile İsrail arasında yakın bir iş birliğinin başlayacağı yönündeki açıklamalarıyla sansasyon yaratan ve tepki toplayan Amerikalı Büyükelçi, bu konuşmasıyla da yine yankı yaratmış; Türkiye'de anamuhalefet partisi CHP'nin lideri Özgür Özel tarafından "persona non grata" (istenmeyen adam) ilan edilmesi talep edilmiştir. Bu yazıda, Barrack'ın bu konuşması özetlenecektir.
Daha sonra Türkiye'nin asla uğraşılmayacak güçlü bir devlet olduğunu anımsatan Tom Barrack, Körfez ülkelerinin de iyiliksever monarşi (benevolent monarchy) modeliyle diğer bölge ülkelerine kıyasla özellikle ekonomide çok başarılı olduklarını vurgulamıştır. Kendisine yöneltilen sert eleştirilere rağmen dürüst konuşmak gerekirse, Ortadoğu bölgesinde başarılı olan tek yönetim modelinin güçlü liderler (monarşiler veya seçim yoluyla başa geçen karizmatik liderler) olduğunun altını çizen Barrack, Arap Baharı sürecinde bölgeyi demokratikleştirmeye yönelik girişimlerin sonuçsuz kaldığını anımsatmıştır. Bu bağlamda, İsrail'in bölgedeki Körfez ülkeleri gibi iyi işleyen monarşiler ve Türkiye ile Suriye gibi güçlü liderler tarafından köklü medeniyetlerle iş birliğinin bölge halklarına istikrar ve refah getireceğini düşünen/uman Amerikalı diplomat, Müslümanlarla Yahudilerin tarihsel olarak hiçbir sorunlarının olmadığını da sözlerine ekleyerek geleceğe dair ılımlı mesajlar ve pozitif sinyaller vermiştir. Bu görüşlerini İsrailli muhataplarına da daima ilettiğini söyleyen Amerikalı diplomat, bölgedeki istikrarı sağlayacak kritik unsurun ekonomik başarı (refah) olduğunu bir kez daha dile getirmiştir.
Konuşmasının sonraki bölümünde soru üzerine Gazze krizine odaklanan Ekselansları Tom Barrack, Gazze'nin geleceği için oluşturulan uluslararası güce Türkiye'nin katılmasının İsrail açısından çok faydalı olacağını düşünmekte ve Türkiye'nin Hamas'ı terör örgütü olarak kabul etmemiş olmasının bölgedeki istikrarı sağlamak açısından Ankara'ya, Tel Aviv'e ve diğer başkentlere çeşitli avantajlar sağlayacağını düşünmektedir. Bu bağlamda ABD'nin İran'da askeri açıdan büyük bir zafer kazandığı İran Savaşı'nı örnek olarak vurgulayan Barrack, ülkesinin havada ve denizde sağladığı üstünlüğe karşın İranlıların kalplerini kazanamadığı için nihai bir zafer kazanamadığını belirterek, Türkiye'nin Hamas ve Filistinlilerle kurduğu yakın ilişkilerin bölge istikrarı açısından bir kaldıraca dönüşebileceğini ifade etmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve başta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan olmak üzere tüm ekibinin Başkan Trump'a Gazze ateşkesi (Gazze barış planı) konusunda daima yardımcı olduğunu anlatan Amerikalı diplomat, 7 Ekim saldırısı öncesinde Türkiye-İsrail ekonomik ilişkilerinin çok iyi seviyede olduğunu da sözlerine eklemiştir.
Değerlendirme
ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın 2026 ADF konuşması, önceki iyimser yaklaşımlarını sürdüren yapıcı bir konuşma olmuştur. Konuşmanın bu kadar tepki çekmesi oldukça gariptir; zira Amerikalı diplomat konuşmasında sürekli olarak Türkiye'yi övmüş, Türkiye'nin bölgesel istikrar için kilit bir aktör olduğunu vurgulamış ve bu bağlamda adeta üstü kapalı olarak İsrail yönetimini eleştirmiştir. Barrack'ın bölgede ancak güçlü liderlerin iş yapabildiği görüşü de, bizce Müslümanlara yönelik bir hakaret olarak kabul edilmemelidir. Zira Türkiye gibi bölgenin her açıdan en gelişmiş ülkelerinden biri olan bir devletin tarihinde bile başarı figürleri Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Milli Şef İsmet İnönü ve 12. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü liderler var ise, bu, bölgede güçlü liderlerin başarılı olabildiği görüşünün o kadar da temelsiz ve abartılı kabul edilmemesi gerektiğini gösterir. Ancak elbette Türkiye'nin de Avrupalı devletler gibi tam anlamıyla demokratik bir devlete dönüşümünü talep etmek buna bir engel değildir. Dileğimiz, Türkiye'nin tüm bölge devletleriyle iyi ilişkiler kurması ve savaşların bir an önce sona ermesidir.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder