19 Ocak 2026 Pazartesi

Cumhurbaşkanı Erhürman, Görüşme Ekibini İlan Etti: Kıbrıs’ta Neler Yaşanabilir?

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Kıbrıs adasının 50 yılı aşkın süredir devam eden bölünmüşlük ve Kıbrıslı Türklerin izole edilmesi sorununu aşmak için cesur adımlar atan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 6. Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Tufan Erhürman, ilan ettiği görüşme ekibiyle de bu işe son derece kanalize olduğunu gösterdi. Erhürman’ın ilan ettiği 5 kişilik takım, alanında uzman kişilerden oluşuyor.

Cyprus Mail’in haberine göre[1], Erhürman’ın görüşme ekibi 5 kişiden oluşuyor.

1-) Mehmet Dânâ, Erhürman'ın Müsteşarı ve Cumhurbaşkanı’nın Ekim ayında seçilmesinden bu yana yapılan ilk görüşmelerde önemli rol oynamış bilgili bir devlet adamıdır. Kıbrıs Rum tarafının başmüzakerecisi Menelaos Menelaou ile toplantılar yapmış olan Dânâ, daha önce de eski Kıbrıs Türk lideri Mehmet Ali Talat'ın müzakere ekibinde görev yapmış ve kariyer diplomat olarak 5 yıl boyunca Kıbrıs Türk temsilcisi olarak New York'ta görev yapmıştır.

2-) Seniha Birand, uzun süredir diplomatlık yapan önemli bir isimdir ve ilk kez 1999 yılında, merhum ve efsanevi Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş'ın yönetimindeki Kıbrıs Türk müzakere ekibinde yer almış, aynı zamanda Annan Planı’nı müzakere eden ekipte de çalışmıştır. Daha yakın zamanda ise, Birand, Kıbrıs Türk tarafı adına güven arttırıcı önlemlerin ve iki toplumlu teknik komitelerin koordinasyonundan sorumlu olmuştur.

3-) İpek Borman, kuzeydeki üç üniversitede (Yakın Doğu Üniversitesi, Kıbrıs Uluslararası Üniversitesi ve Doğu Akdeniz Üniversitesi) çalışmış ve Mehmet Ali Talat ile eski Kıbrıs Türk lideri Mustafa Akıncı'nın müzakere ekiplerinde görev yapmış genç bir akademisyendir. Borman, geçen ay Erhürman'ın danışmanı olarak atanmıştır.

4-) Çise Zekai Faruk, kariyerine pazarlama alanında başlamış ve 8 yıl Reuters'da çalıştıktan sonra, kuzeyin “Dışişleri Bakanlığı”na katılmış ve kamu sektöründeki görevine arşiv memuru olarak başlamıştır.

5-) Ali Tuncay, 2008 yılından bu yana kültürel mirasla ilgili iki toplumlu teknik komitenin Kıbrıslı Türk eşbaşkanı olarak görev yapmaktadır.

Görüşmelerin sonraki aşaması, Erhürman'a göre, Birleşmiş Milletler Kıbrıs özel temsilcisi Maria Angela Holguin'in bu ay sonunda Kıbrıs'tan dönmesiyle başlayacaktır. Toplantının geniş kapsamlı organize edilmesi ve Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların yanı sıra, 3 garantör devlet (Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık) ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerin de toplantıya aktif katılımı öngörülmektedir.[2]

Hristodulidis ve Von der Leyen Lefkoşa’da sınır bölgesini gezerlerken

Henüz Türkiye tarafında olayın ciddiyeti anlaşılmasa da, geçtiğimiz günlerde Rum Devlet Başkanı Nikos Hristodulidis’in Avrupalı bazı liderleri Avrupa’nın son bölünmüş başkenti Lefkoşa’da ağırlamasıyla gündeme gelen Kıbrıs Sorunu konusunda, AB, bu defa son derece kararlı davranmaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen başta olmak üzere birçok üst düzey AB yetkilisini Lefkoşa’daki sınıra götüren Rum lider[3], her ne kadar yıllardır karşılıklı geçişlerin serbest olduğu ve tek bir kişinin bile burnunun kanamadığı adada “işgal altındayız” retoriğiyle adeta bir “siyasi şov” sahnelese de[4], KKTC’de yapılan güncel anketlerde halkın yaklaşık yüzde 80’inin “federasyon” fikrine destek çıkması[5], Kıbrıslı Türklerin artık yıllardır devam eden siyasi ve ekonomik izolasyondan bunaldıklarını ve AB’ye üye olarak bu sorunu aşmaya sıcak baktıklarını ortaya koyuyor.

Bu noktada elbette uluslararası hukuk ve BM düzeni federasyon çözümünü şart koşsa da, garantör devletlerden Türkiye’nin “evet” demediği bir formülün gerçekleşmesi henüz kolay görünmüyor. Ancak 1974’te adadaki federatif yönetimi restore etmek için adaya askeri müdahalede bulunan ve askeri cunta yönetiminin olduğu Yunanistan’dan çok daha demokratik bir devlet durumunda olduğu için dünyanın geri kalanından kısmi destek alan garantör devlet Türkiye’nin günümüzde bir askeri müdahaleye yeltenmesi, 1974’ten çok daha farklı ve sert sonuçlara neden olabilir. Nitekim bugün bir demokrasi ve özgür devlet olarak kabul edilmeyen[6] Türkiye’nin olası müdahalesi, Ankara’yı Ukrayna’da Rusya’nın içerisine düştüğü Batı menşeli ağır bir ambargo rejimi ve dışlanma politikalarına maruz bırakabilir. Bu konuda ABD ve Rusya gibi büyük güçlerle iyi ilişkiler tesis eden Türkiye’nin de sert güç diplomasisi bağlamında eli kuvvetliyse de, demokrasi ve hukuk devletinin 2016’dan bu yana kötü durumda olması, Ankara’yı olası bir müdahalede en çok zorlayacak konu olacak ve Türkiye’nin yıllardır sabırla inşa ettiği “barışçıl dış politika” algısına büyük zarar verecektir. Zira hukuken haksız durumda olan ve birleşmek isteyen iki yerel halkın önüne sert güçle geçmeye çalışan bir devletin ABD’deki Trump yönetiminden dahi destek olması kolay değildir. Bu konuda Suriye’de son yaşanan gelişmeler ve “de facto” güç durumundaki SDG’li Kürtlerin yaşadığı güncel zorluklar da düşünüldüğünde, büyük güçler ve uluslararası sistemin BM’ye kayıtlı merkezi hükümete daha büyük destek vermesi neredeyse kesin gibidir.

Bu durumu fark edecek olan Ankara, Kıbrıs Sorunu’nun çözülmesi aşamasında belki de içeride yeniden demokratik reformlara yönelerek, son bir hamleyle imajını düzeltmeye çalışabilir. Ancak adadaki yerel halklardan özellikle Kıbrıslı Türklerin iradesi çözüm yönünde bu kadar kuvvetli olduğu sürece, Türkiye için yapılacak şeyler arasında kaba kuvvet dışında akla yatkın ve uygulanabilir bir seçenek yoktur. Bu da, tüm otoriter rejimlerde olduğu gibi, halkın devletten daha da soğumasına yol açabilecektir. Yani Türkiye için bu defa çözüm masasında bir uzlaşı olursa buna engel olmaya çalışmak pek de makul bir hamle olmayabilir. Zaten bunu iyi bilen AK Parti hükümetinin ne 2004 Annan Planı, ne de 2017 Crans-Montana süreçlerinde çözüme engel olmadığı düşünülürse, içeride üçüncü dönem Başkanlığı zorlayacak 12. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’nın tasfiyesi ve “Terörsüz Türkiye” sürecinde olduğu gibi ezber bozan bir çıkış yapması ve çözüme destek vermesi ihtimal dahilindedir. Buna MHP lideri Dr. Devlet Bahçeli’nin tepkisinin olumsuz olacağı öngörülse de, devlet kurumlarının (T.C. Cumhurbaşkanlığı, T.C. Dışişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilâtı vs.) bu konuda Bahçeli’yi ikna etmesi mümkündür.

Sonuç olarak, Kıbrıs’taki hareketlilik bir oyun veya blöf değildir; 50 yıldır devam eden sorunu çözmek için kuzeyde ve güneyde ciddi bir irade söz konusudur. Türkiye’deki milliyetçiler ve Batı karşıtları ile Rum Kesimi’ndeki dindar Ortodoks gruplar ve Kilise ise barışın engellemesinin önündeki en güçlü aktörlerdir. Bunların bastırması durumunda, süreç, yine iki taraftan birinin içerisinde yaşanacak karışıklıklarla sabote edilebilir. Lakin bu defa konuya AB de dahil olacağı için, sabotajı yapacak tarafın gizlenmesi o kadar da kolay olmayacaktır. Bu da, kuşkusuz, ciddi yaptırımları gündeme getirebilir.

Sonsöz, dileğimiz Kıbrıs’ta ve tüm dünyada devletlerin kendi halkları tarafından yönetilmeleridir. Halkların iradesine ket vurmak, devletlere ancak zaman kazandırır ama ne sorunları çözer, ne de halkların mutlu olmasına yol açar. Bu nedenle, KKTC’nin tanınmasını çok isteyen makul bir kişinin bile, sürece destek vermesi bence daha doğru bir yaklaşımdır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] https://cyprus-mail.com/2026/01/08/erhurman-announces-cyprus-problem-negotiating-team.

[2] https://cyprus-mail.com/2025/12/19/erhurman-holguin-to-return-in-january-enlarged-meeting-possible-afterwards.

[3] https://www.odatv.com/guncel/guney-kibris-rum-yonetiminden-siyasi-sov-hristodulidis-turkiyeyi-abye-sikayet-etti-120131959.

[4] https://www.hurriyet.com.tr/dunya/barikat-onunde-turkiye-sikayeti-rum-lider-kimi-bulsa-ara-bolgeye-goturuyor-43086520.

[5] https://www.yeniduzen.com/yuzde-7936-federasyon-diyor-190858h.htm.

[6] https://freedomhouse.org/country/turkey.

Suriye’de taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor

 

13 yılı aşkın iç savaşın ardından Suriye’de Ahmed el-Şara liderliğinde başlayan geçiş süreci, pragmatik hamleler ve uluslararası destekle yeni bir denge arayışına girdi. SDG ile varılan uzlaşı, Türkiye’nin sahadaki etkisini ve Suriye’nin birlik iddiasını güçlendirirken sürecin kırılganlığı sürüyor.

2024 yılı sonlarında 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaş neticesinde HTŞ lideri Ahmed el-Şara önderliğinde bir devrimin yaşandığı ve geçiş sürecinin başladığı komşumuz Suriye’de, geçtiğimiz bir yılı aşkın süre içerisinde taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Nitekim Türkiye, Körfez ülkeleri ve ABD’deki Donald Trump yönetiminin desteğiyle toplumsal ve uluslararası meşruiyeti artan Şara yönetimi, içerisindeki radikal unsurlara karşın, ABD ile daha düzeyli ilişkiler kurarak Beyaz Saray’da kabul edildi ve Sezar Yaptırımları’nı hafifletmeyi başardı.

Şara yönetimi, bunu başarırken son derece pragmatik ve akılcı hareket ederek, İslamcı bir hükûmetten beklenmeyecek büyük bir esneklik gösterdi. Nitekim Şara, Mısır’daki Muhammed Mursi (İhvan) deneyiminden de dersler çıkararak, İsrail’le ilişkileri germemeye özen gösterdi ve Golan Tepeleri’ni İsrail’e bırakarak ve Tel Aviv’in Süveyda bölgesindeki müdahalelerine ses etmeyerek bu ülkeye karşı edilgen bir görüntü sergiledi. Türkiye ile de yakın ilişkiler tesis eden yeni yönetim, Sünni İslamcı çizgide bir kardeşlik ve dostluk havası yaratmaya ve ülkede birliğin sağlanması en büyük engel olarak görülen Suriye Kürtlerinin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne karşı Ankara’nın tam desteğini almayı başardı.

Her ne kadar yeni hükûmetin radikal unsurları Suriyeli Alevi (Nusayri) unsurlara yönelik sert bazı hamleleriyle ülke içerisinde ve uluslararası toplumda tepki çekse de zamanla Şara bunları yumuşatmayı ve ülkenin bir iç savaş yaşadığı görüntüsü vermemeyi başardı. Bu bağlamda, hâlen ülkenin birliği ve yeni sistemin oturması uzun vadeli bir süreç gibi görülse de Şara’nın yönetişim bağlamında sağladığı başarıyı kabul etmek gerekiyor.

Şara’nın güçlü adam siyaseti: SDG anlaşmasına giden yol

Şara, bunu yaparken, ABD ve Rusya liderleri gibi güçlü isimlerle de koordineli hareket ederek, ülkesini yönetebilecek “güçlü adam” görüntüsü vermeyi başardı. Şara ve yeni hükümetin son hamlesi ise nüfus yoğunluğunun ötesinde bir toprağı kontrol eden SDG’li güçleri Fırat’ın doğusuna çekilmeye ikna etmesi oldu. Askerî operasyonlarla eş zamanlı olarak yürütülen bir müzakere süreci sonucunda varılan 14 maddelik uzlaşı, şu bazı önemli hususları içeriyor:

  1. Ateşkes ilan edilerek, Suriye Ordusu’nun operasyonları durdurulacak ve SDG, Fırat Nehri’nin doğusuna çekilecek.
  2. Deyrizor ve Rakka vilayetleri, idari ve askerî olarak derhâl ve tamamen Suriye hükûmetine devredilecek.
  3. Haseke vilayetindeki tüm sivil kurumlar, Suriye devlet kurumları ve idari yapıları içine entegre edilecek.
  4. Suriye hükûmeti, bölgedeki tüm sınır geçiş noktalarının, petrol ve doğalgaz sahalarının kontrolünü ele alacak.
  5. Tüm SDG’li askerî ve güvenlik personelinin Suriye Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının yapısına entegrasyonu sağlanacak.
  6. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) liderliği, eski rejimin kalıntılarını saflarına dâhil etmekten kaçınmayı taahhüt edecek.
  7. Siyasi katılım ve yerel temsilin garantisi olarak, Haseke Valiliği, görevini üstlenecek bir adayın atanmasına ilişkin bir başkanlık kararnamesi çıkaracak.
  8. Kobani vilayetindeki yoğun askeri varlığın kaldırılması, şehrin sakinlerinden oluşan bir güvenlik gücünün kurulması ve Suriye İçişleri Bakanlığı’na idari olarak bağlı yerel bir polis gücünün muhafaza edilmesi sağlanacak.
  9. IŞİD esirleri ve kamplarından sorumlu idarenin ve bu tesislerin güvenliğini sağlamakla görevli güçlerin Suriye hükûmetiyle bütünleştirilmesi sağlanacak.
  10. Ulusal mutabakatı sağlamak amacıyla, SDG liderliği tarafından merkezî devlet yapısı içinde yüksek rütbeli askerî, güvenlik ve sivil pozisyonlarda görev yapacak adayların listesi kabul edilecek.
  11. Kürt kültürel ve dil haklarının tanınmasını ve kayıt dışı/vatansız kişiler ve önceki on yıllardan birikmiş mülkiyet hakları talepleri de dâhil olmak üzere, çözülmemiş hak temelli ve sivil sorunların ele alınmasını öngören 2026 tarihli 13 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin memnuniyetle karşılanması sağlanacak.
  12. SDG, egemenliği ve bölgesel istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları dışındaki tüm Suriyeli olmayan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) liderlerinin ve üyelerinin sınır dışı edilmesini taahhüt edecek.
  13. Suriye Devleti, bölgenin güvenliğini ve istikrarını sağlamak amacıyla, ABD ile koordinasyon içinde, Uluslararası Koalisyon’un aktif bir üyesi olarak terörizme (DEAŞ/IŞİD) karşı mücadeleye devam etmeyi taahhüt eder.
  14. Afrin ve Şeyh Maksoud bölgelerindeki sakinlerin evlerine güvenli ve onurlu bir şekilde dönüşleri konusunda anlaşmalara varılması için çalışılacak.

Terörsüz Türkiye süreci ve Suriye’de yeni denge

Türkiye’de hâlen devam eden “Terörsüz Türkiye” sürecine de eş zamanlı ve uyumlu gelişen bu süreç, Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması hususunda karşılıklı bazı tavizleri içerirken, aynı zamanda Türkiye’nin de sahadaki gücünü gösteriyor. Bu şekilde, SDG’nin bağımsız devlet rüyaları sönerken, Suriye Kürtlerinin anayasal ve kültürel hakları da Esad (Baas Partisi) dönemine kıyasla hayli ilerletiliyor. Bu nedenle, SDG’nin de kısmi özerkliğini koruyacağı yeni bir yönetim modeline destek vermesi olası.

Ancak hâlen süreç oldukça kırılgan nitelikte olup, mutlaka ABD ve Türkiye’nin siyasi desteği ve Körfez ülkelerinin maddi yardımlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Şara ise geçmişteki ve günümüzdeki aşırılıklarına karşın, belli bir yönetim becerisi sergilemeyi başarmıştır.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

1981’de İzmir’de doğdu. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında Profesör olarak görev yapıyor. İstanbul’da yaşıyor.

Kaynak: Tercüman.com


17 Ocak 2026 Cumartesi

Japonya-Filipinler Savunma Anlaşması ve Tokyo'da Erken Seçim Rüzgarları

 

Giriş

Çin Halk Cumhuriyeti'nin son birkaç on yılda başardığı büyük ekonomik atılım ve bunun sonucunda gelen küresel liderlik beklentisinden rahatsız olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve bölgedeki ABD müttefiki devletler, çeşitli anlaşmalar ve girişimlerle Pekin karşısında dengeleyici bir pozisyon edinmeye çalışıyorlar. Bu ülkelerin başında gelen Japonya da, ABD'deki Trump yönetimiyle kurulan yakın ilişkiler ve Kazakistan'la imzalanan anlaşmaları müteakiben, Asya'daki bir diğer önemli devlet olan Filipinler'le bir savunma anlaşması imzaladı. Bu yazıda, bu anlaşma ve Japonya'da gündeme gelen erken seçim tartışmaları özetlenecektir.

Japonya-Filipinler Savunma Anlaşması

15 Ocak 2026 tarihinde Filipinler'in başkenti Manila'da bir araya gelen Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi ile Filipinler Dışişleri Bakanı Theresa Lazaro, ülkeleri adına önemli bir anlaşmaya imza attılar. Japonya Dışişleri Bakanlığı'nın resmi açıklamasına göre, anlaşma;

1-) Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ile Filipinler Silahlı Kuvvetleri arasında karşılıklı malzeme ve hizmet temini için uzlaşma prosedürleri gibi bir çerçeve oluşturmakta ve

2-) Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ile Filipinler Silahlı Kuvvetleri arasında malzeme ve hizmetlerin sorunsuz ve hızlı bir şekilde temin edilmesini kolaylaştırarak, iki tarafın daha yakın iş birliğini teşvik etmekte ve uluslararası toplumun barış ve güvenliğine aktif olarak katkıda bulunmalarını sağlamaktadır.

7 maddelik anlaşmanın tam metninde öne çıkan hususlar ise şunlardır:

1. Madde: Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ve Filipinler Silahlı Kuvvetleri'nin katılımıyla gerçekleştirilen ortak tatbikat ve eğitimler; Birleşmiş Milletler Barış Gücü Operasyonları, uluslararası koordinasyonlu barış ve güvenlik operasyonları, insani uluslararası yardım operasyonları veya taraflardan birinin veya üçüncü bir ülkenin topraklarında meydana gelen büyük çaplı afetlerle başa çıkmaya yönelik operasyonlar; taraflardan birinin veya diğerlerinin vatandaşlarının yurt dışından tahliyesi için uygun olması halinde alınacak koruma tedbirleri veya nakil işlemleri; her iki tarafın kuvvetleri tarafından tek taraflı olarak yürütülen tatbikatlar ve eğitimler hariç olmak üzere, iletişim ve koordinasyon veya diğer rutin faaliyetler (her iki tarafın kuvvetlerine ait gemilerin veya uçakların diğer tarafın topraklarındaki tesislere yaptığı ziyaretler dahil); ilgili ülkelerin kanun ve yönetmelikleri uyarınca malzeme ve hizmetlerin sağlanmasına izin verilen diğer tüm faaliyetler.

2. Madde: Taraflardan biri, bu Anlaşma uyarınca, diğer taraftan, Japonya Öz Savunma Kuvvetleri veya Filipinler Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülen ve Madde 1'de belirtilen faaliyetler için gerekli malzeme ve hizmetleri sağlamasını talep ettiğinde, diğer taraf, yetki alanı dahilinde talep edilen malzeme ve hizmetleri sağlayabilir. Bu anlaşma kapsamında aşağıdaki kategorilerle ilgili malzeme ve hizmetler sağlanabilir: gıda; su; konaklama; ulaşım (hava nakliyesi dahil); petrol, yağ ve yağlayıcılar; giyim; iletişim hizmetleri; tıbbi hizmetler; üs operasyonları desteği (üs operasyonları desteğine ilişkin inşaat dahil); depolama hizmetleri; tesislerin kullanımı; eğitim hizmetleri; yedek parça ve bileşenler; onarım ve bakım hizmetleri (kalibrasyon hizmetleri dahil); havaalanı ve liman hizmetleri; ve mühimmat. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri ile Filipinler Silahlı Kuvvetleri arasında, belirtilen faaliyetler için gerekli olan malzeme ve hizmetlerin temini, ilgili ülkelerin yasaları ve yönetmeliklerine uygun olarak gerçekleştirilecektir.

3. Madde: Bu anlaşma kapsamında sağlanan malzeme ve hizmetlerin kullanımı, Birleşmiş Milletler Şartı ile uyumlu olacaktır. Bu anlaşma kapsamında malzeme ve hizmet alan taraf, bunları sağlayan tarafın önceden yazılı onayı olmadan, bu malzeme ve hizmetleri geçici veya kalıcı olarak, herhangi bir şekilde alan tarafın kuvvetleri dışındaki kişilere devredemez.

4. Madde: Bu anlaşma kapsamında mal temini için: alıcı taraf, söz konusu malları tedarik eden tarafın kabul edeceği bir durumda ve şekilde iade edecektir. Sağlanan tedarikler tüketim malı ise veya alıcı taraf söz konusu tedarikleri sağlayıcı tarafın kabul edebileceği bir durumda ve şekilde iade edemiyorsa, alıcı taraf, aynı tür, kalite ve miktarda tedarikleri sağlayıcı tarafın kabul edebileceği bir durumda ve şekilde iade edecektir. Alıcı taraf, sağlanan malzemelerle aynı türde, aynı kalitede ve miktarda malzemeleri, sağlayıcı tarafı tatmin edecek bir durumda ve şekilde iade edemezse, alıcı taraf, sağlayıcı tarafın belirlediği para biriminde sağlayıcı tarafa geri ödeme yapacaktır. Hizmetlerin sağlanması için, sağlanan hizmetler, sağlayan tarafın belirlediği para biriminde geri ödenecek veya aynı tür ve eşdeğer değerdeki hizmetlerin sağlanmasıyla kapatılacaktır. Ödeme şekli, hizmetlerin sağlanmasından önce taraflar arasında kararlaştırılacaktır. Tüketim vergileri, ilgili ülkelerin kanun ve yönetmeliklerinin izin verdiği ölçüde, bu anlaşma kapsamında sağlanan tedarik ve hizmetler için taraflardan herhangi biri tarafından tahsil edilmeyecektir.

5. Madde: Bu anlaşma kapsamındaki karşılıklı mal ve hizmet temini, bu anlaşmaya tabi olan ve anlaşmanın uygulanmasına ilişkin prosedürleri ve ek şart ve koşulları belirleyen, değiştirilebilen Usul Düzenlemesi uyarınca gerçekleştirilecektir. Usul Düzenlemesi, tarafların yetkili makamları arasında yapılacaktır. Buna göre, geri ödenen mal ve hizmetlerin fiyatı, Usul Düzenlemesinde belirtilen ilgili hükümlere göre belirlenecektir.

6. Madde: Bu anlaşmanın hükümleri, 19 Şubat 1954 tarihinde imzalanan Japonya'daki Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin Statüsü Anlaşması kapsamında Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin bir üyesi olarak hareket eden Filipinler Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülen faaliyetlere uygulanmayacaktır. Taraflar, bu anlaşmanın uygulanması konusunda birbirleriyle yakın istişare içinde olacaklardır. Bu anlaşma ve Usul Düzenlemesinin yorumlanması veya uygulanmasıyla ilgili her türlü konu, yalnızca taraflar arasında istişare yoluyla çözülecektir.

7. Madde: Bu anlaşma, tarafların, bu anlaşmayı yürürlüğe koymak için gerekli iç prosedürlerini tamamladıklarını birbirlerine bildiren diplomatik notaları değiş-tokuş ettikleri tarihten 30 gün sonra yürürlüğe girecektir. Bu anlaşma, 10 yıl süreyle yürürlükte kalacak ve her 10 yıllık sürenin bitiminden en az 6 ay önce taraflardan biri diğerine diplomatik kanallar aracılığıyla yazılı olarak bu anlaşmayı feshetme niyetini bildirmediği sürece, her 10 yıllık süre için otomatik olarak uzatılacaktır. Bu maddenin 1. fıkrası hükümlerine bakılmaksızın, taraflardan her biri diplomatik kanallar aracılığıyla diğer tarafa bir yıl önceden yazılı bildirimde bulunarak bu anlaşmayı herhangi bir zamanda feshedebilir. Anlaşma, taraflar arasında yazılı bir anlaşma ile değiştirilebilir. Herhangi bir değişiklik, her ülke tarafından iç prosedürlerine uygun olarak onaylanacak ve taraflarca kararlaştırılacak tarihte yürürlüğe girecektir.

Özetle, savunma nitelikli bu anlaşma, Japonya ile Filipinler'in ABD yönelimli iki demokratik devlet olarak bölgede ortak hareket etme niyetlerini göstermekte ve iki ülkenin orduları ve askeri yapıları arasında daha yakın iş birliğini teşvik etmektedir. Bu yönüyle, anlaşma, doğal olarak uluslararası basında daha ziyade Çin'e karşı bir dengeleme hamlesi olarak yorumlanmaktadır. Bu yönüyle, anlaşma, Çin'e karşı Tokyo'nun bölgedeki "caydırıcılık" girişimlerinin yeni bir unsuru olup, daha ziyade "savunma" niteliğindedir. Anlaşma öncesinde geçtiğimiz yılın sonlarında Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'nin Tayvan'la ilgili sözlerinin Çin'de büyük tepkilere neden olduğu ve Pekin'in askeri hamleleriyle bu sözlere karşı sert duruşunu gösterdiği hatırlanmalıdır.

Tokyo'da Erken Seçim Rüzgârları

Filipinler'le yapılan bu önemli anlaşma ve ABD Başkanı Donald Trump'la kurulan yakın ilişkilere rağmen, Japonya'nın ilk kadın Başbakanı Sanae Takaichi'nin koalisyon hükümeti için işler o kadar da iyi gitmiyor. Hatta öyke ki, birkaç aydır gösterdiği üstün performansa güvenen Takaichi'nin bu hafta alt meclis Diet'i dağıtarak erken seçimleri zorlayabileceği yazılıyor. Böyle bir durumda, 8 veya 15 Şubat'da 465 sandalyeli alt meclis Diet için seçimlerin yapılması ve yeni hükümetin oluşması durumu söz konusu olabilir. 

Sanae Takaichi

Takaichi'yi bu yönde motive eden unsurların ise Japonya Merkez Bankası'nın faiz artırımlarına karşı bir duruş sergilemesi ve olası bir erken seçimde daha güçlü bir hükümet kuracağına inanması olduğu kaydediliyor. Konuya ilişkin Anadolu Ajansı'na değerlendirmede bulunan Asya piyasaları analisti Sadi Kaymaz, Takaichi ve partisi LDP'nin güçlü konumda olduğunu ve olası seçimden güçlenerek çıkabileceklerini iddia ediyor. Bu yönde yapılan bazı güncel anketler de Takaichi'nin güçlü durumda olduğunu ve halen yüzde 60 civarında desteğe sahip olduğunu gösteriyor.

Öte yandan, Japonya'da muhalefet de boş durmazken, Anayasal Demokratik Parti (CDP) ile Budist örgüt destekli Komeito’nun liderleri, Şubat ayında yapılması beklenen erken parlamento seçimine karşı “merkezci güçleri” bir araya getirecek yeni bir parti kurma konusunda anlaştılar.

Sonuç

Sonuç olarak, dünya siyasetinin ana ekseni haline gelmeye başlayan Asya'da jeopolitik hamleler hız kesmezken, bu bölgenin önemli aktörlerinden Japonya da boş durmamakta ve Filipinler başta olmak üzere bölgedeki Çin'in yükselişinden memnun olmayan devletlerle çeşitli düzeylerde ittifaklar kurmaya çalışmaktadır. Erken seçimin ise Çin karşıtı sert bir siyasetçi olan Başbakan Takaichi'yi güçlendirmesi beklenmektedir. Ancak dev bir üretim merkezi olan Çin'le yaşanan zıtlaşma, her ne kadar daha ziyade defansif amaçla olsa da, Japonya'nın ekonomik istikrarını bozabilecek nitelikte olumsuz sonuçlara da neden olabilir. Bu nedenle, bizce, Tokyo'nun ideolojik fanatizmle değil, ekonomik rasyonelle hareket etmesi gerekmektedir. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Kapak fotoğrafı: Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi (solda) ve Filipinler Dışişleri Bakanı Theresa Lazaro, 15 Ocak Perşembe günü Manila'da el sıkışıyorlar. (CNN)

16 Ocak 2026 Cuma

Interview with Professor Herbert Reginbogin: Trump vs. International Law

 

Herbert Reginbogin is a professor at the Catholic University of America, Institute for Public Policy, researching new security architecture and American Foreign Policy. For over three decades, Professor Reginbogin has been involved in transatlantic relations, teaching at Potsdam University (Germany), Boğaziçi University (Türkiye), European University of Lefke (North Cyprus), Çağ University (Türkiye), Istanbul Kent University (Türkiye), and the U.S.-based Touro Law School as well as Guest Professor at several universities and law schools throughout the U.S., Europe, and East Asia. His work extends into multidisciplinary topics related to human and energy security, religious identity, freedom, and international law. Professor Reginbogin has written several books and articles on these topics, dealing with various political, economic, financial, and social issues facing Europe, Russia, the Middle East, and East Asia. In addition, Reginbogin has worked on several high-profile litigation cases and energy security issues in the Eastern Mediterranean, the EU, and the U.S., focusing on international maritime law, international refugee issues, the destabilization of the international order, and kleptocracy. He sits on the advisory board of the Institute for Peace (Vienna) and was the Acting President of the Turkish Heritage Organization (Washington, DC). His books include Neutrals and Beyond the Cold (July 2022, contributed and edited with Pascal Lottaz and Heinz Gaertner), The Vatican and Permanent Neutrality (April 2022, edited with Marshall Breger), Permanent Neutrality. A Model for Peace, Security, and Justice (2020 edited with Pascal Lottaz), Notions of Neutralities (2019 edited with Pascal Lottaz), Financial Markets of Neutral Countries in World War II (2012 edited by Robert Vogler et al.), Faces of Neutrality (2009), Guerre et Neutralite, Les Neutres Face a Hitler (2008), Der Vergleich (2006), Nuremberg Trials: International Criminal Law Since 1945 (2006 edited with Christoph Safferling), and Hitler, der Westen und die Schweiz  (2001 co-authored with Walther Hofer) as well several articles in law reviews and academic journals.

International Political Academy (UPA) coordinator and Uskudar University staff Prof. Dr. Ozan Örmeci conducted a Zoom talk with Professor Herbert Reginbogin on January 16, 2026, on contemporary developments in United States political life, President Donald Trump’s recent policies, and the future of rules-based international order. 

15 Ocak 2026 Perşembe

Fransa Cephesinde NATO’ya Yönelik Farklı Yaklaşımlar

 

Giriş

Emmanuel Macron döneminde (2017-) Avrupa Birliği’nin (AB) stratejik özerkliği ve Avrupa Ordusu’nun kurulması gibi konularda öncü çıkışlar yapan Fransa’da, şu sıralar ABD’deki Donald Trump yönetimiyle yaşanan anlaşmazlıklar temelinde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Öyle ki, bir yandan Macron yönetimi Danimarka’nın toprak bütünlüğünü korumak, NATO’nun birlik ruhunu canlı tutmak ve Grönland’ı olası bir ABD müdahalesine karşı savunmak için harekete geçerken, bir yandan da Ulusal Meclis içerisindeki solcu milletvekilleri NATO’nun askeri kanadından ayrılmak için girişimde bulunuyorlar.

Fransa’nın NATO’dan Ayrılması İçin Yasa Teklifi

Fransız genç sosyalist milletvekili Clémence Guetté, ülkesinin Trump’ın yaptıkları nedeniyle NATO’dan ayrılmasını savunuyor[1]

Fransa Ulusal Meclis Başkanvekili ve sosyalist çizgideki Boyun Eğmeyen Fransa (La France Insoumise-LFI) milletvekili Clémence Guetté, geçtiğimiz gün sosyal medya hesaplarından da duyurduğu[2] açıklamayla, ülkesi Fransa’nın NATO’dan ayrılması gerektiğini belirtti ve bu yönde partililerinin imzaladığı bir yasa tasarısını parlamentoya sunduklarını duyurdu.[3] Guetté, ABD’nin egemen bir devlet olan Venezuela’nın Devlet Başkanı’nı kaçırdığını hatırlatarak, Filistin’de bir soykırıma destek olan ve NATO üyesi Danimarka’nın topraklarına (Grönland) göz diken ABD’nin uluslararası hukuku hiçe sayan bir müttefik olarak artık güven vermediğini ve bu nedenle Fransa’nın ABD çıkarlarına hizmet eden NATO’dan (askeri kanadından) çekilmesi için bir yasa teklifi verdiklerini açıkladı.[4] Bunu planlı bir ayrılmanın ilk adımı olarak değerlendiren Fransız kadın siyasetçi, Paris’in daha bağımsız bir dış politika takip etmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.[5]

Fransa ile NATO: Bir Dargın, Bir Barışık

Hatırlanacak olursa, Fransa, 5. Cumhuriyet’in Kurucu Cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle döneminde de 1966 yılında bağımsız bir dış politika izlemek amacıyla NATO’nun entegre askeri komutasından (askeri kanadından) ayrılmış ve ancak 2009’da Nicolas Sarkozy’nin Cumhurbaşkanlığı döneminde Kuzey Atlantik ittifakının askeri operasyonlarına yeniden katılma kararı almıştı.[6] Fransa, bu dönemde NATO’dan daha bağımsız bir dış politika izleyerek Doğu blokundan ülkelerle çeşitli düzeylerde ilişkiler geliştirmiş ve kendi nükleer kapasitesini güçlendirerek dış siyasette bağımsız bir güç olmaya çalışmıştı. Hatta buna, General de Gaulle etkisiyle zamanla “Gaullist dış politika” veya “Gaullizm” denmeye başlanmıştı. Şimdilerde ABD ile yaşanan anlaşmazlıklar, özellikle de Başkan Trump’a yönelik tepkiler nedeniyle Fransa’da Gaullist dış politika ve NATO’nun askeri kanadından çekilerek daha bağımsız bir dış siyaset uygulama çizgisi yeniden popülarite kazanmaya başlamışa benziyor.

Macron da son döneminde Gaullizm’e mi yönelecek?

Macron Grönland İçin Harekete Geçiyor

Bu yasa teklifine karşın, Cumhurbaşkanı Macron ve Fransız hükümeti, şimdilik NATO’nun birlik ruhunu korumak ve Danimarka’yı savunmak konusunda oldukça istekli gözüküyor. Öyle ki, Paris, Grönland’a ve NATO’ya destek olmak adına, müttefik Avrupalı devletlerle birlikte Grönland’a bir küçük müfreze göndereceğini ilan etti.[7] Hatta Le Figaro gazetesinin haberine göre, ilk birlikler şimdiden Danimarka Krallığı’na bağlı adaya ulaştılar.[8] Keşif görevi için adaya yollanan Fransız birliklere Danimarka, Almanya ve İsveç gibi başka müttefik devletlerin askerlerinin de eşlik edecekleri belirtiliyor.[9] Haberde, bölgeye (Nuuk şehrine) zor koşullarda yaşamaya alışkın dağ birlikleri (komandolarının) gönderildiği de belirtildi. Ancak gönderilen birliklerin sayıca az olacağı da vurgulanarak, bunun daha ziyade sembolik bir adım olduğu ima edildi.[10] Fransız Büyükelçi Olivier Poivre d’Arvor da bu haberi doğruladı.[11]

Ayrıca, Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, ülkesinin Grönland’da bir Konsolosluk açmak için girişimlere başladığını da duyurdu.[12] Barrot, Trump’ın Grönland’ı ABD’ye bağlamak önerisine tepkiyle yaklaşırken, bunun kabul edilemeyeceğini açıkladı. Fransız General Nicolas Richoux da, "Grönland kırmızı çizgidir. Eğer ABD Grönland'a saldırırsa, Amerikalılarla savaşmalı ve onları tarihin kötü adamları haline getirmeliyiz." şeklinde iddialı ifadeler kullandı.[13]

Sonuç

Sonuç olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ın ABD’ye bağlanması düşüncesi NATO müttefikleri arasına kara kedi girmesine yol açarken, elbette Rusya ve Çin gibi devletlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Bu nedenle, Grönland sorununa acil ve makul bir çözümün geliştirilmesi şarttır. Bu çözüm, ABD’ye adanın belli bölgelerinde egemen askeri üslerin tesisi için toprak satılması gibi basit bir formüle dayanabilir. Bu sayede, hem ABD güvenlik risklerine karşı gerekli önlemlerini alabilir, hem de Danimarka adanın büyük bölümünü kendisine bağlı bir toprak parçası olarak koruyabilir. Bu, NATO’nun kolaylıkla formüle edebileceği somut ve makul bir çözüm önerisidir. Fransa da, içerideki NATO karşıtı seslere ve Gaullist geleneğine rağmen, NATO müttefiki olarak kalmaya büyük ihtimalle devam edecektir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

DİPNOTLAR

[1] https://www.lejdd.fr/politique/alliance-dirigee-par-les-etats-unis-lfi-depose-un-texte-pour-sortir-de-lotan-165706.

[2] https://www.instagram.com/p/DTQeT1qDMp5/.

[3] https://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/natodan-ayrilma-tasarisi-mecliste-gronland-tehdidi-fransayi-kopma-noktasina-getirdi-1762561.

[4] https://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/natodan-ayrilma-tasarisi-mecliste-gronland-tehdidi-fransayi-kopma-noktasina-getirdi-1762561?s=1.

[5] https://www.cgtnturk.com/fransadan-nato-cikisi-planli-ayrilik-sureci-baslatilmali.

[6] https://www.c4defence.com/tr/fransa-nato-ayrilik-teklifi/.

[7] https://www.lemonde.fr/international/article/2026/01/14/la-france-va-envoyer-un-petit-detachement-militaire-au-groenland_6662235_3210.html.

[8] https://www.lefigaro.fr/international/la-france-va-participer-a-une-mission-militaire-europeenne-au-groenland-20260114.

[9] https://www.lefigaro.fr/international/la-france-va-participer-a-une-mission-militaire-europeenne-au-groenland-20260114.

[10] https://www.lemonde.fr/international/live/2026/01/15/en-direct-groenland-un-conseil-de-defense-se-reunit-a-l-elysee-une-quinzaine-de-soldats-francais-deja-presents-a-nuuk-pour-la-mission_6662225_3210.html.

[11] https://www.lefigaro.fr/international/en-direct-groenland-trump-danemark-diplomatie-annexion-menaces-mission-militaire-macron-20260115#15-01-2026-08-54-57.

[12] https://www.denizbulten.com/fransa-gronlandda-konsolosluk-acilacagini-bildirdi-59736h.htm.

[13] https://www.facebook.com/beingliberal.org/posts/-red-line-french-army-general-nicolas-richoux-just-issued-a-stark-warning-to-the/1346640730831428/.