21 Temmuz 2026 Salı

Türkiye's Main Opposition Leader Özgür Özel Announced the Formation of a New Political Party

 

After a controversial court decision that reinstated Kemal Kılıçdaroğlu as party chair and frequent judicial actions against party-run municipalities, Türkiye's oldest political party, the pro-secular CHP (Republican People's Party), faces a critical division nowadays. In this piece, I am going to summarize the latest developments within Türkiye's main opposition party. 

The party's 8th chair, Özgür Özel (52), who led the CHP to become the leading political force in the 2024 local elections with his unending energy and unexpected dynamism, now has to leave the party with his friends and supporters. This is because the party's 7th chair, Kemal Kılıçdaroğlu (78), who had been defeated several times by the ruling AK Parti (2002-) and Turkish President Recep Tayyip Erdoğan (2014-), the latest being in the decisive 2023 presidential election at the 100th anniversary of the Republic of Türkiye (Turkey), refuses to hold a congress and let party members and deleguates to decide who should run the party. In that sense, stuck between an authoritarian state that tries to avenge the pre-AK Parti/pre-Erdoğan period from the CHP and the secular elite and a weak and worn-out party leadership that collaborates with the government, Özel and his team have no choice but to establish a new center power bloc that could unify different segments of the opposition.

The announcement was made today by Özgür Özel himself at the party's parliamentary group meeting. The move, largely expected, poses the latest and greatest challenge to the Republican People’s Party (CHP), established more than a century ago by modern Türkiye's founder, Mustafa Kemal Atatürk. Most CHP voters and parliamentarians ⁠are expected to follow Özel to the unnamed new party, after a court decision in May stripped him of his title as chairman by annulling the ​party's 2023 congress. Özel and leading CHP members claim that judicial operations against the opposition are made purely with a political logic and that there are no democratic conditions in the country anymore. Özel's criticism stems from the fact that the party's presidential candidate and Istanbul Mayor Ekrem İmamoğlu was detained and arrested in March 2025 on suspicion of corruption, extortion, bribery, money laundering, espionage, and supporting terrorism, particularly the PKK. The files against the party did not stop with İmamoğlu and many other municipal leaders have also been arrested on corruption charges in the last few months. 

In his fiery speech today, July 21, 2026, Özel announced his resignation from the party to effectively lead the country's opposition. “Today, we are on the brink of a sad ​farewell that has become inevitable and whose time has come. However, we ‌would like to share with the people that we carry the hope of a new beginning.”, Özel said to more than 80 CHP lawmakers, with strong support and loud applause coming from the party elite.We are establishing our new party by taking the first step together with the deputies chosen by our nation.”, Özel said in his speech and continued, “These are the determined steps of a march toward governing Türkiye.”

Özel's intention to establish a new political party seems like a very plausible decision, since the current CHP leadership does not pose the kind of challenge to the government that one would expect in a real democratic regime. However, to assess conditions objectively, I should admit that Özel and his friends' job would be extremely difficult, as President Erdoğan is a political mastermind who uses his country's geopolitical value and assets as a mechanism to solidify his leadership. As proven at the latest NATO Summit in Ankara earlier this month, Turkish President Recep Tayyip Erdoğan still maintains his grip on power through various tactics and instruments. This is because while the democratic backsliding and economic problems alienate voters from the ruling party, Erdoğan uses Islamic (Israel-Palestinian Conflict) and nationalist causes (Cyprus Problem) to mobilize the right-wing voters. Moreover, Erdoğan enjoys solid support from Washington and U.S. President Donald Trump himself, while the more concerned European Union (EU) also prefers the status quo over adventurism for the moment. In addition, with his "Terrorless Türkiye" (Terörsüz Türkiye) initiative, President Erdoğan tries to make peace with the Kurdish voters by forcing the PKK to lay down arms in exchange for the PKK's imprisoned leader Abdullah Öcalan's freedom and some cultural rights granted to the Kurds. 

In conclusion, while Özgür Özel has every right and motive to establish a real opposition party due to the current CHP leadership's passive attitude, his job would be extremely difficult at the peak of the security-oriented authoritarian renaissance globally. Exemplified by the success of the strongman leadership model in the U.S. (Donald Trump), Russia (Vladimir Putin), and China (Xi Jinping), authoritarianism is gaining power in most parts of the world. For sure, there will be a counter-wave at some point, and democratic regimes will start spreading again worldwide, but it is very difficult to predict when things will return to normal in Türkiye and around the world. 

Last word, we hope Türkiye will strengthen its democracy and make peace with its own people soon.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Birleşik Krallık'ın Yeni Başbakanı Andy Burnham Oldu

 

Giriş

Birleşik Krallık'ta İşçi Partili Başbakan Keir Starmer'ın, kendi partisi içerisinde gelişen sert muhalefet nedeniyle istifa ettiğini açıklamasıyla başlayan ve yaklaşık 10 hafta süren siyasi kriz, partinin yükselen yıldızı Andy Burnham'ın 17 Temmuz'da parti lideri seçilmesi ve bugün (20 Temmuz 2026) itibarıyla Birleşik Krallık Başbakanı olarak göreve başlamasıyla sona erdi. Böylelikle, yakın geçmişte (2017-2026) Greater Manchester Belediye Başkanı olarak başarılı bir performans sergileyen Burnham, Britanya'nın son 10 yıldaki 7. ve son 5 yıldaki 4. Başbakanı oldu.

Andy Burnham Kimdir?

"Kuzeyin Kralı" (King of the North) lakabıyla bilinen ve 1970'te Liverpool'da doğan Andy Burnham, Cheshire’daki sakin bir banliyö köyü olan Culcheth’te büyüdü. Babası British Telecom’da mühendis, annesi ise bir aile hekiminde resepsiyon görevlisiydi. Ailesi, ayrıca Britanya'da sol siyasetin kalesi olan İşçi Partisi’nin sıkı bir destekçisiydi. Burnham da, ailesi sayesinde, siyasete erken yaşta ilgi duymaya ve "Labour" tarzı sosyal demokrat politikaları benimsemeye başladı. Ayrıca İrlanda kökenli ailesi nedeniyle Katolik inancından etkilendi ve Katolik devlet okullarında eğitim aldı.

Burnham, Liverpool’daki işsizlerin hayatını anlatan BBC dizisi "Boys from the Blackstuff"tan etkilenerek 14 yaşında İşçi Partisi’ne katılmaya karar verdiğini anlatıyor. Koyu bir Everton FC ve futbol taraftarı olan Burnham, çocukluğunda rekabetçi, hatta annesine göre yeri geldiğinde kavgacı ve spor tutkunu biri olarak hatırlanıyor. Nitekim kendisi Lancashire okul kriket takımında atıcıydı ve futbol oynamaya bayılıyordu. Burnham ve iki kardeşi, ailelerinde üniversiteye giden ilk kişiler oldular. Andy Burnham, Cambridge Üniversitesi’nde İngilizce okudu; ancak daha sonra kaleme aldığı Head North (A Rallying Cry for a More Equal Britain / Essential Political Reading After The 2024 General Election) adlı kitabında, Cambridge’de kendisini oraya ait hissetmediğini ve burada adeta bir “sahtekâr” gibi hissettiğini yazmıştır. Ama ilginçtir ki, Hollandalı karısı Marie-France van Heel ile de burada tanışmıştır. Çiftin üç çocukları bulunmaktadır. Burnham, bu döneme dair, ayrıca The Smiths ve The Stone Roses gibi kuzeyli indie gruplara duyduğu ilginin ona kimlik ve özgüven kazandırdığını da söylemiştir.

İlk gençlik günlerinde Andy Burnham

Genç Burnham, üniversiteden sonra kısa bir süre gazetecilik yaptı. Ardından siyasette ilk önemli adımını, İşçi Partili Tessa Jowell için araştırmacı olarak çalışarak attı. Daha sonra Kültür Bakanı Chris Smith’in özel danışmanı oldu. 2001 yılında ise Manchester yakınlarındaki Leigh bölgesinden milletvekili seçildi. Burnham, Tony Blair döneminde alt düzey bakanlık görevlerinde bulundu. Gordon Brown döneminde ise kabineye girdi; Hazine Baş Sekreteri, Kültür Bakanı ve Sağlık Bakanı olarak görev yaptı. Bu hızlı yükseliş, onu İşçi Partisi’nin en genç ve parlak isimlerinden biri haline getirdi ve gelecekte yaşanması muhtemel büyük başarıların sinyalini verdi.

Futbol tutkunu Andy Burnham

Burnham’ın siyasi kariyerindeki en önemli kırılmalardan biri de futbolseverlerin yakından bildiği Hillsborough faciasıydı. 1989’da Sheffield’daki Hillsborough Stadyumu’nda yaşanan izdihamda 96 Liverpool taraftarı hayatını kaybetmişti. Burnham, Kültür Bakanı olduğu dönemde facianın 20. yıl anma töreninde protesto edildi. Bu protesto, onda derin bir etki bıraktı. Burnham, daha sonra konuyu kabinede gündeme taşıdı ve facia hakkında ikinci bir soruşturma açılmasına katkı sağladı. Hillsborough aileleriyle kurduğu bağ, Burnham’ın “adalet” ve “kuzeyin sesi” imajını güçlendiren başlıca unsurlardan biri oldu. Ayrıca Britanya'da ve dünya genelinde çok popüler olan futbol alanında öne çıkması, onun geniş kitlelerce tanınmasında yardımcı oldu. 

Siyasete giren genç Andy Burnham

Burnham, İşçi Partisi liderliğini daha önce de iki defa denedi. 2010 yılında Gordon Brown’ın genel seçim yenilgisi sonrası istifa etmesiyle başlayan liderlik yarışına katıldı. Beş aday arasında dördüncü oldu; yarışı o dönemin en parlak ismi olan Ed Miliband kazandı. 2015’te bir kez daha aday oldu. Bu kez başlangıçta favorilerden biri olarak görülüyordu, ancak seçimi sosyalist aday Jeremy Corbyn kazandı. Burnham, daha sonra Corbyn’in gölge kabinesinde İçişleri’nden sorumlu gölge bakan olarak görev yaptı. Hatta bu dönem, onun parti içindeki konumunu biraz tartışmalı hâle getirdi.

Eleştirmenler, Burnham’ı siyasi rüzgâra göre sık sık pozisyon değiştiren biri olarak görüyor ve bu durumu garipsiyorlar. Destekçileri ise, onun farklı dönemlerde farklı kanatlarla çalışabilmesini geniş kesimlerle bağ kurma becerisi ve "reelpolitik" başarısı olarak yorumlamayı tercih ediyorlar. Burnham’ı bu son süreçte öne çıkaran husus kuşkusuz Manchester’da yarattığı başarı hikâyesidir. Nitekim onun liderliğinde, Greater Manchester, ulaşım şirketlerinden gelen muhalefeti aşarak, Londra dışında otobüs hizmetlerini yeniden yerel yönetimin kontrolüne alan İngiltere'deki ilk şehir olmuştur. Şehir, otobüslerini "Bee Network" (Arı Ağı) olarak adlandırdığı bir sistemle diğer toplu taşıma hizmetleriyle entegre etmiştir.

Manchester Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi Profesörü olan Robert Ford, 2026 yılında The New York Times'a verdiği röportajda, bu mücadelenin Burnham'ın siyasi zekâsını ortaya koyduğunu belirtmiştir. Ford, "Burnham, aslında oldukça sıradan, teknokratik bir politika hamlesi olabilecek bir işi —ki inanın bana, eğer işin başında Keir Starmer olsaydı öyle olurdu— Davut ile Golyat arasındaki bir mücadeleye dönüştürdü. Zaten onun en büyük gücü, çok etkili bir iletişimci ve hikâye anlatıcısı olmasıdır." Diğer İngiliz ve ada şehirlerinin aksine, Burnham’ın liderliğinde Manchester'ın bu farklı ve başarılı konumu, günümüzde Burnham'ın umut olarak görülmesinde en önemli faktördür.

Andy Burnham'ın Başbakan Olarak İlk Açıklaması 

Bugün, önceki Başbakan Keir Starmer'ın veda konuşmasının ve istifasının akabinde, teamüller gereği Buckingham Sarayı'nda Kral III. Charles'ı ziyaret eden ve yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Andy Burnham, daha sonra Downing Sokağı 10 numaraya yerleşerek görevine başladı. Birleşik Krallık'ın 59. Başbakanı, Başbakanlık konutu önünde yaptığı ilk konuşmasında şunları vurguladı:

Buckingham Sarayı'nda Kral III. Charles'ın huzurunda Andy Burnham

"Kral III. Charles'ın daveti üzerine biraz önce Buckingham Sarayı'nda yeni hükümeti kurmakla görevlendirildim. Son 10 yılda görevlendirilen 6. farklı Başbakan olduğumun farkındayım. Britanya, tüm dünyaya istikrarını yeniden sağlayabildiğini göstermelidir. Benim siyasetçi olarak görevim de bunu başarmaktır. İnsanların siyaset kurumuna kızgın olduğunun farkındayım. Sizleri gayet iyi duyuyorum. Dürüst olmak gerekirse, haklısınız, yeterince iyi değildik ve daha iyi olmalıyız. Daha iyi olacağız. Son 40 yıldaki en büyük değişimleri başaracak yeni bir siyaset ve ekonomi modeli uygulayacağız. 1980'lerde Birleşik Krallık bazı yanlış akımlara kapıldı. Britanya'da son birkaç on yılda siyasi güç merkezileştirildi, ekonomi yalnızca piyasaya bırakıldı ve ülkemizin büyük bölümü endüstrileşmeden uzaklaştırıldı. Biz ise bu nedenlerle siyaseti değiştireceğiz. Siyaseti daha dayanışmacı bir düzlemde, oy almak yerine sorunları çözmek için yapacağız. Gücü merkezden alarak yerele dağıtacağız. Daha fazla iş yaparak daha iyi bir ekonomi oluşturacağız. Temel ihtiyaçları daha karşılanabilir hale getirecek, halkın alım gücünü arttıracak ve Britanya'yı kamucu yöntemlerle yeniden büyük bir endüstriyel güç haline getireceğiz. Bu konuda ilerleyen aylarda 10 yıllık yeni bir plan açıklayacağım. Bu planda, şu an hangi aşamada olduğumuzu ve hangi partiden olursak olalım iyiliğini istediğimiz Britanya'nın gelecekte nasıl olması gerektiğini anlatacağım. Yarından başlayarak ilk işim ise hayat pahalılığıyla mücadele olacaktır. Ayrıca eğitim sistemini dönüştürerek gençleri iş dünyasına daha fazla kazandırmaya çalışacağız. Onlara daha fazla destek, özellikle de mental alanda sağlayacağız. Uluslararası ortaklarımıza yönelik savunma taahhhütlerimizi de yerine getireceğiz. İnsanların daha iyi yaşamaları için onlara destek olacağız. Doğru değerleri ve doğru standartları uygulayarak hükümetimizi başarılı kılacağız. Her adımımda parolamız halkın iyiliği olacaktır. Birlikte yeni bir birlik ruhu, amaç birliği ve pozitiflik yaratacağız. Ülkemize yeniden umut ve inanç getireceğiz. Herkese teşekkürler."

Andy Burnham ve karısı Marie-France Başbakanlık konutunda

Bu açıklama sonrasında önemli uluslararası siyasetçilerden Burnham'a yönelik tebrik mesajları da gelmeye başladı. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Burnham'ı ilk kutlayan liderler arasında yer aldı. ABD Başkanı Donald Trump da önceki gün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Burnham'ın Kuzey Denizi'nde sondaj başlatma kararını överek ona yönelik sıcak bir mesaj verdi.

Burnham'ın Yeni Kabinesi

Andy Burnham'ın Başbakan olmasıyla birlikte, önceki Başbakan Keir Starmer'a yakın bazı isimler yeni kabinede görev almadı. Bu isimler arasında Rachel Reeves, David Lammy, Steve Reed ve Peter Kyle sayılabilir. Burnham'ın açıkladığı yeni kabinede şu kişiler görev aldılar:

  • Maliye Bakanı: John Healey,
  • Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma İşleri Bakanı: Ed Miliband,
  • İçişleri Bakanı: Shabana Mahmood (Şabana Mahmud),
  • Lancaster Dükalığı Şansölyesi/Birinci Devlet Sekreteri: Louise Haigh,
  • Savunma Bakanı: Wes Streeting,
  • Adalet Bakanı: Alex Norris,
  • Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanı: Yvette Cooper,
  • Eğitim Bakanı: Lucy Powell,
  • Konut, Topluluklar ve Yerel Yönetimden Sorumlu Devlet Bakanı: Angela Rayner,
  • Enerji Bakanı: Miatta Fahnbulleh,
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Pat McFadden,
  • İş, Ticaret, Bilim, İnovasyon ve Teknoloji Bakanı: Jonathan Reynolds,
  • Ulaştırma Bakanı: Heidi Alexander,
  • Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanı: Angela Eagle,
  • Dijital, Kültür, Medya ve Spor Bakanı: Lisa Nandy,
  • Kuzey İrlanda Bakanı: Chris Bryant,
  • İskoçya Bakanı: Douglas Alexander,
  • Galler Bakanı: Stephen Kinnock.

Burnham Döneminden Beklentiler

Sir Keir Starmer'a kıyasla daha halk adamı profili çizen Andy Burnham'dan İşçi Partisi'nin ve bir anlamda Britanya halklarının beklentisi, yaklaşan sonraki genel seçimler öncesinden partisini ve merkez siyaseti toparlaması ve özellikle son dönemde hızlı bir sıçrama yapan Reform UK partisi ve lideri Nigel Farage'a karşı adanın yerleşik değerlerini korumasıdır. Zira Farage'ın ilk bakışta kulağa hoş gelen ve ABD Başkanı Donald Trump'la daha uyumlu gözüken, ancak Britanya'nın Batı dünyası ve özellikle de Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini bozabilecek riskli politikaları, günümüzde özellikle İngiltere sokaklarında ciddi destek bulmaktadır. Muhafazakâr Parti'nin 14 yıllık (2010-2024) iktidarı nedeniyle yıpranmış olması ve yeni lideri Kemi Badenoch ile henüz büyük bir atılım yapamaması da, İşçi Partisi'nin toparlanmasını Britanya'daki dengelerin ve demokrasinin korunması adına zaruri kılmaktadır. İşte Makerfield'deki beklenmedik başarısı, bu nedenle Burnham'ı Britanya siyasetinde yeni bir umut haline getirmektedir.

Burnham'ın, ayrıca İran krizinin de etkisiyle, tüm dünyada olduğu gibi Britanya adasında da yükselen yaşam maliyetleri ve enflasyon konusunda somut politikalar geliştirmesi ve halkın alım gücünü artırması beklenmektedir. Bu doğrultuda, yeni Başbakan, seleflerine kıyasla daha kamucu politikalara yönelebilir ve bazı konularda (servet vergisi) klasik neoliberal yöntemlerden ayrışabilir. Nitekim İşçi Partili Melanie Ward da Başbakan'ın önceliğinin hayat pahalılığıyla mücadele olacağını vurgulamaktadır. Burnham, ayrıca yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle artık her konunun merkezden karara bağlanmaması, sosyal politikaların güçlendirilmesi ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerin geliştirilmesi gibi farklı politikalar uygulamaya aday bir Başbakandır. Bu şekilde, Burnham'ın, İspanya dışında çoğu Batı ülkesinde muhalefette ve krizde olan sosyal demokrat politikaları da yeniden canlandırması umulmaktadır.

Daha spesifik olarak somut uygulama ve siyasalara bakıldığında ise, Burnham'ın;

  • Tüm İngiliz vatandaşlarına dijital kimlik uygulamasını başlatması,
  • Kuzey Denizi'nde yeni petrol ve doğalgaz aramaları için sondaj çalışmalarına olanak sağlaması,
  • Thames Water'ın kamulaştırılması ve kritik bazı sektörlerde daha yoğun devlet kontrolü için harekete geçmesi,
  • Dar gelirliler için yaşam ödeneği uygulamasını başlatması,
  • İngiliz halkının yoğun rağbet ettiği publar ve müzik mekânlarından yüzde 20 daha düşük vergi alınmasını kararlaştırması

gibi bazı farklı politikalar uygulaması beklenmektedir. 

Sonuç

Sonuç olarak, Birleşik Krallık'ın Brexit sonrasında yıllardır süren siyasi krizine bir çözüm olması ve sonraki genel seçimleri kazanarak İşçi Partisi'ni iktidarda tutması umulan Andy Burnham, bugün itibarıyla ülkenin yeni Başbakanı olmuştur. Dileğimiz, Burnham'ın ülkesinin Türkiye ile olan yakın ilişkilerini daha da geliştirmesi ve tüm dünyada örnek bir sosyal demokrat siyasetçi olarak başarılı olmasıdır. Bu bağlamda, kuşkusuz, Burnham'ın ABD Başkanı Donald Trump'la ülkesinin "özel ilişkiler"ini nasıl yöneteceği ve İsrail konusunda nasıl bir tavır takınacağı da kritik hususlar olacaktır. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

17 Temmuz 2026 Cuma

Prof. Dr. Ozan Örmeci Daily Sabah Gazetesine Konuştu: "Netanyahu, Siyasi Çıkar İçin Türkiye Karşıtı Söylemi Silah Haline Getiriyor"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü ve ESUPA Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, Daily Sabah gazetesinden Emine Gider’in yazdığı “Netanyahu weaponizes Türkiye rhetoric for political gain: Analysts” (Netanyahu, Siyasi Çıkar İçin Türkiye Karşıtı Söylemi Silah Haline Getiriyor) başlıklı köşe yazısı hakkında yazara Türkiye-İsrail ilişkilerine dair açıklamalarda bulundu. Aşağıdaki linkten bu yazıyı okuyabilirsiniz.


14 Temmuz 2026 Salı

Prof. Dr. Ozan Örmeci'den Yeni Uluslararası Bildiri: "Turkey, Cyprus, and the Eastern Mediterranean Dilemma"

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 15 Temmuz 2026 tarihinde Transatlantic Studies Association tarafından ABD'nin Virginia eyaletinde William & Mary Koleji'nde düzenlenen 24. TSA Çalıştayı'nda "Turkey at a Crossroads: The Iran War" başlıklı panelde "Turkey, Cyprus, and the Eastern Mediterranean Dilemma: Two engines of deadlock — and four ways out" başlıklı bir e-bildiri sundu. Oturumun başkanlığını Prof. Dr. Mark Meirowitz yaparken, ODTÜ'den duayen akademisyen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı da oturumda konuşmacı olarak yer aldı. Aşağıdan bu sunumla ilgili bilgilere erişebilirsiniz.

Sunum (Academia.edu)

Sunum (PPT)







9 Temmuz 2026 Perşembe

ESUPA Söyleşi: Yumuşak Güç Unsuru Olarak Futbol

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 3 Temmuz 2026 tarihinde AKSAV (Alaattin Keykubat Siber Akademi Vakfı) Başkanı Hasan Kerem Ünsal ile birlikte Bakırçay Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ahmet Talimciler'i ağırlayarak, "Yumuşak Güç Unsuru Olarak Futbol" başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

Interview with Professor Herbert Reginbogin: The NATO Summit in Ankara, Turkish-American Relations, and the War in Iran

 

Herbert Reginbogin is a professor at the Catholic University of America's Institute for Public Policy, researching new security architecture and American foreign policy. For over three decades, Professor Reginbogin has been involved in transatlantic relations, teaching at Potsdam University (Germany), Boğaziçi University (Türkiye), European University of Lefke (North Cyprus), Çağ University (Türkiye), Istanbul Kent University (Türkiye), and the U.S.-based Touro Law School as well as Guest Professor at several universities and law schools throughout the U.S., Europe, and East Asia. His work extends into multidisciplinary topics related to human and energy security, religious identity, freedom, and international law. Professor Reginbogin has written several books and articles on these topics, dealing with various political, economic, financial, and social issues facing Europe, Russia, the Middle East, and East Asia. In addition, Reginbogin has worked on several high-profile litigation cases and energy security issues in the Eastern Mediterranean, the EU, and the U.S., focusing on international maritime law, international refugee issues, the destabilization of the international order, and kleptocracy. He sits on the advisory board of the Institute for Peace (Vienna) and was the Acting President of the Turkish Heritage Organization (Washington, DC). His books include Neutrals and Beyond the Cold (July 2022, contributed and edited with Pascal Lottaz and Heinz Gaertner), The Vatican and Permanent Neutrality (April 2022, edited with Marshall Breger), Permanent Neutrality. A Model for Peace, Security, and Justice (2020 edited with Pascal Lottaz), Notions of Neutralities (2019 edited with Pascal Lottaz), Financial Markets of Neutral Countries in World War II (2012 edited by Robert Vogler et al.), Faces of Neutrality (2009), Guerre et Neutralite, Les Neutres Face a Hitler (2008), Der Vergleich (2006), Nuremberg Trials: International Criminal Law Since 1945 (2006 edited with Christoph Safferling), and Hitler, der Westen und die Schweiz  (2001 co-authored with Walther Hofer) as well several articles in law reviews and academic journals.

International Political Academy (UPA) coordinator and ESUPA President Prof. Dr. Ozan Örmeci conducted a Zoom talk with Professor Herbert Reginbogin on July 9, 2026, on the recent NATO Summit in Ankara, Turkish-American relations, U.S. domestic politics, and the war in Iran. 

2026 NATO Ankara Zirvesi Deklarasyonu

 

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde, Türkiye'nin başkenti Ankara'da, çok sıkı güvenlik önlemleri altında ve büyük bir şölen edasında düzenlenen 36. NATO Zirvesi, Türkiye'de ve Batı ülkelerinde basın-yayın organlarında geniş yer eden ve önemli haberlere kaynaklık eden önemli bir uluslararası etkinlik olarak işlev gördü. Etkinlik, genel olarak başarılı bulundu ve çok ses getirdi. Türkiye'nin etkinlikte otantik (yerel) değerlere büyük önem vermesi ise, NATO ve Batı blokuna bu ülkenin kendi rengini katması ve bölgesel bir güç olarak ittifak içerisindeki önemli ve özgün konumunu vurgulaması şeklinde yorumlandı. Özellikle etkinlik kapsamında Batılı liderlerin karşılanması sırasında törende yer alan geleneksel Osmanlı merkezi ordusu Yeniçeri birliği ve onların törende icra ettikleri geleneksel marşlar çok dikkat çekti ve yankı uyandırdı.

Etkinlik kapsamında Batılı liderler arasında formel ve informel birçok kısa görüşme gerçekleştirildi ve NATO ilişkileri dışında ikili ilişkilere dair konular da ele alındı. Zirveye Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski gibi NATO üyesi olmayan bazı devletlerin liderleri de katıldı. Bu görüşmelerden özellikle Zirveye ev sahipliği yapan Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birçok Avrupalı liderle son dönemde sorunlar yaşayan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın yaptığı görüşme dikkat çekti.

Görüşmeye Trump'ın Erdoğan ve Türkiye'ye yönelik iltifatları ile ABD Kongresi'nin Türkiye'ye uyguladığı CAATSA yaptırımları kapsamında Türkiye'nin erişimine engel getirilen F-35 5. nesil savaş uçakları ile Türkiye'nin yerli üretimi olan KAAN uçaklarına motor tedariki gibi konularda sağlayacağı imtiyazlar damga vururken, bu konularda Başkan Trump'ın verdiği sözlerin ne ölçüde gerçekleşebileceğini elbette zaman gösterecektir. Geçtiğimiz günlerde katıldığım bazı televizyon programlarımda da vurguladığım üzere, Türkiye ile İsrail'in ilişkileri düzelmediği sürece Başkan Trump'ın ABD Kongresi'nin engelini aşması pek mümkün gözükmemekle birlikte, bu konuda ABD Başkanlarının çeşitli yetkilerinin olduğu da hatırlanmalıdır. Bu bağlamda, Türkiye'nin parası zaten ödenen 6 F-35 jetini tedarik etmesi ve KAAN uçaklarına yönelik motorları elde etmesi gibi hususlar daha gerçekçi olup, F-35 üretim programına yeniden dahil olunması ise Kongre engeli aşılmadan pek mümkün görünmemektedir.

İki gün boyunca başkent Ankara'da adeta hayatı durduran ve Türkiye'yi dünyanın merkezi haline getiren Zirve, ayrıca Trump başta olmak üzere Batılı liderlerin çeşitli haberleri ve polemikleriyle de gündeme gelmiştir. Örneğin, Zirveye Suriye'de Ahmed Şara ile yaptığı görüşmenin hemen ardından gelen ve bu ziyaret sırasında kaldığı otelin yakınlarında bombalı bir saldırı yaşanan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un sabah koşusu, ilk kez bu kadar önemli bir uluslararası etkinlikte boy gösteren Macaristan Başbakanı Peter Magyar'ın etkinlik öncesinde İstanbul'u bir turist olarak gezmesi, "Lahey Taahhüdü" konusuna karşı olan solcu İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in ziyaret sırasındaki tavırları, ABD Başkanı Donald Trump'la arası açık olan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin Trump'la etkileşimleri ve Türkiye ile bazı siyasi sorunları olan Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis'in ilginç halleri gibi konular Türkiye basınında ve uluslararası basında haberlere konu oldu. Ayrıca NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin enerjik hâli de kendisinin bu iş için doğru isim olduğu yönündeki görüşlerini destekledi. Zirveye damga vuran kavramlar ise "NATO 3.0" ve "caydırıcılık" oldu. 

Zirve sonunda ilan edilen Bildiride ise şu hususlar vurgulandı:

1-) Biz, Kuzey Atlantik İttifakı Devlet ve Hükümet Başkanları, Washington Antlaşması'nın 5. maddesi uyarınca kolektif savunmamıza ve Transatlantik bağa olan sarsılmaz bağlılığımızı yeniden teyit etmek üzere Ankara'da toplandık. Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış bir saldırıdır. Birliğimiz, dayanışmamız ve kolektif gücümüz, özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifakımızdaki bir milyar vatandaş için barış, güvenlik ve refahın temeli olmaya devam etmektedir. Caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derecelik yaklaşımımıza olan bağlılığımızı sürdürüyoruz.

2-) Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin süregelen tehdidine karşı koymak için Müttefikler, Lahey savunma taahhüdünü yerine getiriyor. 2025 yılında, Avrupa müttefikleri ve Kanada, temel savunma gereksinimlerine yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla arttırdı. Yatırımlarımız, ihtiyaç duyduğumuz yetenekleri sağlamakla birlikte sanayi tabanımızı ve dayanıklılığımızı da güçlendiriyor. Bugün Ankara'da, 50 milyar dolardan fazla yeni alım duyurusu yapıyoruz ve kolektif üretim kapasitesini genişletmek ve yeniliği hızlandırmak için sanayi ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Müttefikler arasında savunma ticareti engellerini ortadan kaldırmak ve NATO'nun ortaklıklarından yararlanarak savunma sanayi derinliğini ve iş birliğini en üst düzeye çıkarmak için çalışmalarımıza devam edeceğiz.

3-) Geleceği inşa ediyoruz: daha güçlü bir NATO'da daha güçlü bir Avrupa – modernize edilmiş bir İttifak. Avrupa müttefikleri ve Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte çalışarak İttifakın savunması için daha büyük sorumluluk üstleniyor. NATO'nun caydırıcılığı ve savunması, uzay ve siber varlıklarla desteklenen nükleer, konvansiyonel ve füze savunma yeteneklerinin uygun bir kombinasyonuna dayanmaktadır. Savaş üstünlüğümüzü korumaya kararlıyız. Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma, etkinleştirme ve sürdürme yeteneğimize; derin hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, en son teknolojiler ve istihbarat yetenekleri de dahil olmak üzere tüm alanlarda yetenek hedeflerimizi gerçekleştirme yeteneğimize yatırım yapıyoruz. Birlikte çalışabilir bir Transatlantik savaş bulutu geliştiriyor ve güçlü yapay zeka modellerini benimsiyoruz.

4-) Ukrayna, Transatlantik güvenliğe katkıda bulunmaktadır ve Müttefikler, Ukrayna'nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasında sarsılmaz desteğimizde birleşmiş durumdadır. Avrupa müttefikleri ve Kanada, Ukrayna'ya sağlanan güvenlik yardımının büyük çoğunluğunu ikili ve çok taraflı yollarla finanse etmektedir. Müttefikler, bu desteğin adil, öngörülebilir ve uzun vadede sürdürülebilir olması gerektiğinin altını çizmektedir. Müttefikler, 2026 yılı için Ukrayna'ya 70 milyar avro tutarında askeri teçhizat, yardım ve eğitim sözü vermekte ve 2027 yılında en az eşdeğer seviyeleri sürdürme konusundaki egemen taahhütlerini teyit etmektedir. Bu amaçla, Avrupa Birliği'nin Ukrayna Destek Kredisi aracılığıyla Ukrayna'ya çok yıllık fon sağlama kararını memnuniyetle karşılıyoruz.

5-) İttifak, daha geniş güvenlik ortamımızı tanımlayan stratejik rekabete, yaygın istikrarsızlığa, hibrit tehditlere ve tekrarlayan şoklara yanıt vermeye ve bunlara uyum sağlamaya devam etmektedir. Müttefikler, İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yinelemekte ve İran'ı Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam olarak saygı göstermeye çağırmaktadır. 

6-) Türkiye'nin bize gösterdiği cömert misafirperverlikten dolayı minnettarız. Bir sonraki görüşmemizi dört gözle bekliyoruz.

Bu Bildiri yorumlandığında; NATO'nun birlik ruhunun vurgulandığı, yeni savunma iş birliği, yatırım ve anlaşmaların kararlaştırıldığı, Ukrayna'ya Rusya karşısında açık ve somut destek verildiği, İran'ın nükleer silaha erişimi ve Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına karşı çıkıldığı ve Türkiye'ye ev sahipliği için teşekkür edildiği görülmektedir. Bunun siyaseten yorumu ise, Türkiye'nin hâlen askeri mevcudiyeti nedeniyle ve Avrupa güvenliği bağlamında Batı dünyasında değer gördüğü, yıllar önce George Soros'un söylediği gibi "en iyi ihraç malının ordusu" olduğudur. Bu nedenle Türkiye, askeri yatırımlarını yeni dönemde iki katına çıkarmalı ve bölgede en üstün askerî güç konumuna yükselmelidir. Bu süreçte ise -kuşkusuz- öncelikler, demokrasi ve hukuk devletinden ziyade ekonomi ve savunma sanayiindeki atılımlar olacaktır. Türk Devleti ve halkının kararı, konjonktürün de etkisiyle budur...

Zirveden bazı kareler;









Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

8 Temmuz 2026 Çarşamba

ESUPA Söyleşi: James Bond ve Diplomasi

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Kurucu Genel Koordinatörü, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 27 Mayıs 2026 tarihinde AKSAV (Alaattin Keykubat Siber Akademi Vakfı) Başkanı Hasan Kerem Ünsal ile birlikte, yeni kurulan ESUPA'nın (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) düzenlediği "James Bond ve Diplomasi" konulu söyleşiye katıldı. Aşağıdaki linkten bu söyleşinin bazı kısa bölümlerini izleyebilirsiniz.

Söyleşi kaydı

Prof. Dr. Ozan Örmeci, Ankara'daki NATO Zirvesi'ni Farklı Tv Kanallarında Yorumladı

 

Uluslararası Politika Akademisi (UPA) Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) düşünce kuruluşu Başkanı, siyaset bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde başkent Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi’ni ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye ziyaretini Tvnet ve TYT Türk kanallarında değerlendirdi. Aşağıdaki videolardan bu programları izleyebilirsiniz.



6 Temmuz 2026 Pazartesi

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Mülakatı: 2026 NATO Ankara Zirvesi

 

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Uluslararası İlişkiler alanında Doçenttir; Ankara’da TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası Girişimcilik bölümünde tam zamanlı öğretim üyesidir. Araştırma alanları arasında Uluslararası Politik Ekonomi, Küreselleşme, Enerji ve Su Güvenliği yer almaktadır. Diriöz’ün çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel yayını bulunmaktadır.

UPA (Uluslararası Politika Akademisi) Kurucu Genel Koordinatörü ve ESUPA (Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü) Başkanı Prof. Dr. Ozan Örmeci, 6 Temmuz 2026 tarihinde Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz'le Ankara'da düzenlenen 36. NATO Zirvesi'ne dair bir mülakat gerçekleştirdi.

Geçmişte Günümüze NATO

 

Giriş

Günümüzde en istikrarlı, uzun soluklu ve başarılı güvenlik örgütlenmesi kabul edilen NATO (North Atlantic Treaty Organization) veya tam ismiyle Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, 36.sı başkent Ankara’da düzenlenen 2026 NATO Zirvesi nedeniyle Türkiye ve Batılı ülkelerde yeniden manşetlerde yer almaktadır. Son dönemde özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın farklı yaklaşımları ve Washington ile Avrupalı müttefikler arasında bozulan ilişkiler nedeniyle geleceği daha belirsiz hale gelen NATO, buna karşın 32 üyesiyle[1] hâlen oldukça güçlü, etkili ve istediklerini almakta mahir bir askerî örgütlenmedir. Bu yazıda, NATO’nun kısa tarihçesi anlatılacak; kuruluşun tarihindeki önemli dönüm noktaları ve etkili kişiler değerlendirilecektir.

NATO’nun Kuruluşu

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü veya kısa ismiyle NATO, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD ile birlikte bir süpergüç haline gelen ve Avrupa içlerine kadar büyük bir nüfuz ve hâkimiyet alanı elde eden Sovyetler Birliği’nin (SSCB) komünist yayılmacılığına karşı Batı Bloku ülkelerinin kolektif savunma sistemi oluşturma amacıyla 4 Nisan 1949 tarihinde kurulmuştur.[2]

NATO’nun kuruluş anlaşması Başkan Truman tarafından imzalanıyor

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’na karşı ABD ve Avrupalı devletlerin müttefiki durumunda olan Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği’nin Washington ve Avrupa’daki algısının değişmesi ise, bugün bile bir klasik kabul edilen Amerikalı diplomat ve diplomatik tarihçi George F. Kennan tarafından yazılan “The Sources of Soviet Conduct” (Sovyet Davranışının Kaynakları) adlı ve 1947 yılı Temmuz ayında ünlü Foreign Affairs dergisinde yayımlanan makale sayesinde olmuştur.[3]

Soğuk Savaş’ı başlatan en önemli dönüm noktası olan ve NATO’nun kuruluş sürecine giden devrimi başlatan Kennan’ın makalesi, aslında Amerikalı diplomatın Moskova’da görevliyken Şubat 1946’da ABD Dışişleri Bakanlığı’na Sovyet ideolojisini analiz eden 8.000 kelimelik ünlü “Uzun Telgraf”ını (Long Telegram) göndermesiyle başlamıştır. Kennan, daha sonra bu telgraftaki fikirlerini geliştirerek bir makaleye dönüştürmüş ve resmi bir devlet görevlisi olduğu ve görüşlerinin resmi Amerikan dış politikasını yansıttığı algısını yaratmamak için makaleyi “X” takma adıyla imzalamıştır.

George F. Kennan

Bu makalede, Kennan, Sovyetler Birliği’nin dış politikasının Marksist-Leninist ideoloji ile geleneksel Rus Çarlık genişlemeciliğinin bir karışımı olduğunu savunmuş ve bunun ABD çıkarlarına aykırı olduğunu vurgulamıştır. Sovyet rejiminin kendi meşruiyetini korumak ve içerideki baskıcı diktatörlüğü meşru tutmak için her zaman dışarıda “kapitalist bir düşman” imajına ihtiyaç duyduğunu belirten Kennan, Sovyetlerin uzlaşmaz ve barışçıl yollarla ikna edilemeyeceğini; bu nedenle ABD’nin uygulaması gereken stratejinin “uzlaşma” değil, “çevreleme” (containment) olması gerektiğini yazmıştır. Zira ancak bu şekilde Sovyet yayılmacılığı ve Batılı değerlere uygun olmayan komünizm ideolojisi coğrafi ve siyasi olarak sınırlandırılabilirdi.

NATO logosu

Kennan’ın makalesi öylesine etkili oldu ki, kısa sürede ABD’de Sovyetler Birliği’ne daha sıcak yaklaşan Franklin D. Roosevelt’in vefatı ve Harry Truman’ın başa geçmesinin de etkisiyle Rusya’ya ve Stalin’e yönelik yaklaşım tamamen değişti. Sovyetler Birliği’nin girdiği ülkelerde tek partili komünist rejimler kurması ve daha sonra özgür seçimlere izin vermemesi de Avrupa’daki Rusya ve komünizm korkusunu tetikledi. Bu süreçte bölünen Almanya “cephe ülke” haline gelirken, Sovyetler Birliği ile Batı Avrupa arasında kalan Türkiye ve Yunanistan gibi devletler de “kanat ülke” konumu elde ettiler. Bu sayede, Kennan’ın fikri kısa sürede günümüzde “Batı Bloku” dediğimiz kollektif yapının oluşmasına olanak sağladı. Kısacası, bu makale, Soğuk Savaş boyunca ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı yürüteceği ana stratejiyi belirledi ve Truman Doktrini ile Marshall Planı gibi adımların fikri altyapısını oluşturdu. Bu sayede, Washington, Avrupalı müttefiklerini komünizm ve Sovyetler’den korumak ve onları kalkındırmak adına kapsamlı stratejiler geliştirdi ve bunları büyük ölçüde başarıyla uyguladı.

12 kurucu ülkenin[4], uzun süren diplomatik müzakerelerin ardından 4 Nisan 1949’da Washington D.C.’de imzalanan antlaşmayla resmen kurduğu NATO, uluslararası ilişkiler tarihinin en uzun soluklu ve başarılı askeri ittifaklarından biridir. NATO, Soğuk Savaş'ta genel olarak başarılı olmuş; üye devletlerde komünizm tehlikesini bertaraf edebilmiş, Sovyetler Birliği'ni askeri olarak caydırabilmiş ve neticede Soğuk Savaş'ı kazanmıştır. Ancak bu süreçte uygulanan bazı sertlik politikaları, elbette üye devletlerde çeşitli tepkilere de yol açmıştır. Soğuk Savaş sonrasında ise, varoluş amacı en azından bir süreliğine ortadan kalkan NATO, artık çağa uygun olmadığı yönünde çeşitli eleştiriler almaya başlamıştır. 

NATO Antlaşması’nın Kritik Maddeleri

NATO Kurucu Antlaşması[5], örgütün temel niteliklerini açıkça ortaya koymaktadır.

1. Madde: Bu maddeyle Birleşmiş Milletler (BM) Şartı/Tüzüğü kabul edilmekte, siyasi-diplomatik sorunların barışçıl yollarla çözümlenmesi savunulmakta ve güç kullanılması veya güç kullanılması tehdidi reddedilmektedir. Bu yönüyle, NATO revizyonist bir örgütlenme değildir.

2. Madde: Bu maddeyle üye devletler arasında dostane ilişkiler teşvik edilmekte ve üye devletlerin birbirleriyle ekonomik iş birliği yapmaları desteklenmektedir.

3. Madde: Bu maddeyle üye devletlerin bireysel ve kollektif savunma kapasitelerinin geliştirilmesinin amaçlandığı vurgulanmaktadır. Bu noktada "caydırıcılık" (deterrence) kavramından söz edilebilir. 

4. Madde: Bu madde, herhangi bir üye ülkenin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı veya güvenliği tehdit altında olduğunda tüm müttefiklerin Kuzey Atlantik Konseyi’nde ortak istişare ve görüşmelerde bulunmasını sağlayan temel bir siyasi danışma mekanizmasıdır. Madde, otomatik bir askeri müdahale zorunluluğu getirmez; bunun yerine "istişare" olgusunu öne çıkarır.

5. Madde: Bu madde, ittifakın temel taşı niteliğinde olup; üye ülkelerden herhangi birine yapılan askeri saldırı, tüm üye ülkelere yapılmış sayılır ve ortaklaşa askeri yanıt verilir. "Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için" özetlenebilecek bu madde, NATO'nun ruhunu yansıtır.

6. Madde: Bu maddeyle, örgütün, coğrafi olarak üye devletlerin toprak bütünlükleri doğrultusunda Kuzey Amerika, Avrupa, Kuzey Afrika ve Türkiye’yi kapsadığı vurgulanmaktadır. Bu anlamda, Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde yer alan adalar da koruma kapsamında ele alınmaktadır.

6. maddeye göre NATO’nun koruma alanı

Türkiye’nin Örgüte Dahil Oluşu

Kuruluş döneminde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Sovyetler Birliği (SSCB) kurulan dostane ilişkiler ve Avrupalı emperyalist devletlere (İngilte, Fransa, İtalya vs.) duyulan tepki nedeniyle daha Batı-şüpheci bir dış politikaye yönelen genç Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan kısa bir süre sonra ise, hem jeopolitik konumunun zorlukları (tarihsel düşman hüviyetindeki devasa Rusya/SSCB ile komşu olmak), hem de Stalin liderliğindeki SSCB’nin kendisine yönelik toprak ve siyasi/askeri imtiyaz talepleri nedeniyle ittifaka dahil olmak istedi. Demokrat Parti ve Adnan Menderes döneminde (1950-1960) Kore Savaşı’na asker göndererek Batı Bloku ile entegrasyonunu ve ittifaka bağlılığını kanıtlayan Türkiye, böylece Batı komşusu Yunanistan ile birlikte 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’nun ilk genişleme dalgasıyla örgüte resmen üye oldu. Türkiye’nin NATO üyeliğine ilişkin protokol 17 Ekim 1951 tarihinde imzalanmış, Kuzey Atlantik Örgütü Antlaşması’na Türkiye’nin katılmasına dair kanun ise 18 Şubat 1952 tarihinde kabul edilmiştir.[6]

Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya katılım törenleri

Örgütün etkili üyelerinden biri olan ve genellikle en büyük ikinci orduya sahip olması övülen Türkiye, bugüne kadar 3 defa NATO Genel Sekreter Yardımcısı görevine kendi diplomatlarını getirmeyi başarmıştır. Bu kişiler şunlardır:[7]

  • Dr. Mehmet Nimet Özdaş: 1973-1979 yılları arasında “Bilimsel İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı” olarak görev yapmıştır.
  • Büyükelçi Hüseyin Diriöz: 2010-2013 yılları arasında “Savunma Politikası ve Planlamasından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı” olarak görev almıştır.
  • Büyükelçi Tacan İldem: 2016-2020 yılları arasında “Kamu Diplomasisinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı” görevini yürütmüştür.

NATO Genel Sekreterleri

NATO’nun başında görevli bir Genel Sekreter bulunmaktadır. Genel Sekreter, örgütün işleyişini koordine etmek, NATO’nun uluslararası kadrosunu yönetmek, Kuzey Atlantik Konseyi’nin toplantılarını ve örgütün önemli komitelerinin çoğunu yürütmekten sorumludur.[8] NATO Genel Sekreteri, genelde önceden ülkelerinde üst düzey siyasi görevlerde bulunmuş ve başarı göstermiş kişilerden seçilmektedir. 

Mark Rutte

Genel Sekreterlerin listesi şöyledir:

  • Lord Ismay Hastings (Birleşik Krallık): 24 Mart 1952 – 16 Mayıs 1957. Lord Ismay’in NATO’nun amacını açıklayan eşhur sözü ise şöyledir: “NATO, Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları ise aşağıda tutmak için kurulmuştur.”
  • Paul-Henri Spaak (Belçika): 16 Mayıs 1957 – 21 Nisan 1961.
  • Dirk Stikker (Hollanda): 21 Nisan 1961 – 1 Ağustos 1964.
  • Manlio Brosio (İtalya): 1 Ağustos 1964 – 1 Ekim 1971.
  • Joseph Luns (Hollanda): 1 Ekim 1971 – 25 Haziran 1984.
  • Lord Carrington (Birleşik Krallık): 25 Haziran 1984 – 1 Temmuz 1988.
  • Manfred Wörner (Almanya): 1 Temmuz 1988 – 13 Ağustos 1994.
  • Willy Claes (Belçika): 17 Ekim 1994 – 20 Ekim 1995.
  • Javier Solana (İspanya): 5 Aralık 1995 – 14 Ekim 1999.
  • Lord Robertson (Birleşik Krallık): 14 Ekim 1999 – 5 Ocak 2004.
  • Jaap de Hoop Scheffer (Hollanda): 5 Ocak 2004 – 1 Ağustos 2009.
  • Anders Fogh Rasmussen (Danimarka): 1 Ağustos 2009 – 1 Ekim 2014.
  • Jens Stoltenberg (Norveç): 1 Ekim 2014 – 1 Ekim 2024.
  • Mark Rutte (Hollanda): 1 Ekim 2024 – Görevde.

Bugüne kadar görev yapan 14 Genel Sekreterden 4’ü Hollandalı, 3’ü Birleşik Krallık (İngiltere) vatandaşı, 2’si Belçikalı, 1’i İtalyan, 1’i Alman, 1’i İspanyol, 1’i Danimarkalı ve 1’i Norveç vatandaşıdır.

Genişleme Süreci

NATO’nun genişleme süreci ise tarihsel süreçte şöyle gelişmiştir:

Soğuk Savaş Dönemi (İlk Genişlemeler): İttifakın ilk yeni üyeleri, 1952’de katılan “kanat ülkeler” (southern flank) Türkiye ve Yunanistan oldu. Bunu 1955’te Batı Almanya ve 1982’de İspanya’nın katılımı izledi. Böylece, 1982’ye gelindiğinde NATO’nun 16 üye devleti bulunuyordu.

Soğuk Savaş Sonrası Doğuya Genişleme: Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ve Soğuk Savaş’ın Batı dünyasının zaferiyle sonuçlanmasının ardından, NATO’nun genişleme süreci Avrupa’nın doğusuna odaklandı. 1999’da Çekya, Macaristan ve Polonya; 2004’te ise Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya ittifaka dahil oldu. Böylece, 2004’te NATO’nun artık 26 üye devleti vardı.

Yakın Dönem Katılımları: Arnavutluk ve Hırvatistan 2009’da, Karadağ 2017’de, Kuzey Makedonya ise 2020’de üyeliğe alındı. Böylece, NATO’nun üye sayısı 30’a yükseldi.

Son Genişleme: Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimiyle birlikte güvenlik politikaları değişti. Finlandiya 4 Nisan 2023’te, İsveç ise 7 Mart 2024’te resmen üye oldu ve üye sayısı 32,’ye yükseldi.

Günümüzde Gürcistan, Ukrayna ve Bosna-Hersek gibi devletlerin NATO'ya üyelik süreçleri hâlen gündemdedir. 

Tarihi NATO Zirveleri

Daha önceki tarihi NATO Zirvelerini listelemek gerekirse;

  • 1957 Paris Zirvesi: Soğuk Savaş döneminde gerçekleştirilen bu ilk Zirvede, ittifakın nükleer silahlar ve füze teknolojileri konusundaki stratejilerinin temelleri atılmıştır.
  • 1999 Washington Zirvesi: Soğuk Savaş sonrası dönemi şekillendiren bu Zirvede, NATO’nun 50. yıl dönümünde Bosna ve Kosova müdahaleleri değerlendirilmiş ve örgütün yeni stratejik konsepti kabul edilmiştir.
  • 2002 Prag Zirvesi: İttifakın “Soğuk Savaş” reflekslerinden çıkıp küresel terörizm ve kitle imha silahları gibi yeni tehditlere odaklandığı bu tarihi Zirvede, NATO Mukabele Kuvveti’nin (NRF) kurulmasına karar verilmiştir.
  • 2004 İstanbul Zirvesi: Türkiye’nin ilk kez ev sahipliğini yaptığı bu tarihi Zirve, “genişleme” kararlarının alındığı ve özellikle Ortadoğu ile Kuzey Afrika’daki ortaklıkların geliştirildiği önemli bir dönüm noktası olmuştur.
  • 2008 Bükreş Zirvesi: Bu Zirvede, Ukrayna ve Gürcistan'ın ileride NATO üyesi olabilecekleri yönünde kritik bir karar alınmış ve bu da Batı-Rusya zıtlaşmasını tetiklemiştir. 
  • 2022 Madrid Zirvesi: Yakın tarihin en kritik zirvelerinden biri olan Madrid Zirvesi’nde, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı sonrasında oluşan güvenlik mimarisi değerlendirilmiş ve Finlandiya ile İsveç’in ittifaka katılım süreci başlatılmıştır.
  • 2025 Lahey Zirvesi: Geçtiğimiz yıl Lahey’de düzenlenen tarihi Zirvede, “Lahey Taahhüdü” olarak da bilinen üye devletlerin yüzde 5’lik savunma harcamaları prensibi kabul edilmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, Soğuk Savaş döneminde üye devletlerin güvenliğini ve komünizmin yayılmasını önlemek adına anti-komünizm fanatikliği nedeniyle bazı hatalı işlere de yönelen NATO, buna karşın günümüzdeki demokrasi, insan hakları ve demokrasi gibi konularda duyarlı bir askeri yapılanmadır. Bu anlamda, Türkiye’nin son yıllarda uyguladığı bazı politikalar, üye devletlerde çeşitli endişelere yol açmaktadır. Ancak kuruluş, “önce güvenlik” mantığıyla hareket ettiği için, Rusya kaynaklı tehditlerin aciliyeti ve Türkiye’nin örgüt içerisinde müstesna konumu nedeniyle, Ankara’yı her şekilde desteklemeye devam etmektedir. Türkiye’nin örgüt ve üye devletlerle daha uyumlu olması için, diğer üye devletlerin Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun hareket etmeleri ve Türkiye’nin de demokrasi ve hukuk devleti yönünde bazı reformlar yapması akılcıl bir politika olacaktır. Dileğimiz, 2026 NATO Ankara Zirvesi’nin başarılı bir şekilde geçmesidir.

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

KAYNAKÇA

[1] 32 üye devlet şunlardır (https://www.nato.int/en/about-us/organization/nato-member-countries);

  1. ABD,
  2. Almanya,
  3. Arnavutluk,
  4. Belçika,
  5. Birleşik Krallık (İngiltere),
  6. Bulgaristan,
  7. Çek Cumhuriyeti (Çekya),
  8. Danimarka,
  9. Estonya,
  10. Finlandiya,
  11. Fransa,
  12. Hırvatistan,
  13. Hollanda,
  14. İspanya,
  15. İsveç,
  16. İtalya,
  17. İzlanda,
  18. Kanada,
  19. Karadağ,
  20. Kuzey Makedonya,
  21. Letonya,
  22. Litvanya,
  23. Lüksemburg,
  24. Macaristan,
  25. Norveç,
  26. Polonya,
  27. Portekiz,
  28. Romanya,
  29. Slovakya,
  30. Slovenya,
  31. Türkiye,
  32. Yunanistan.

[2] Bakınız; https://nato.usmission.gov/about-nato/.

[3] Bakınız; http://slantchev.ucsd.edu/courses/pdf/Kennan%20-%20The%20Sources%20of%20Soviet%20Conduct.pdf.

[4] Kurucu ülkeler şunlardır:

  • Amerika Birleşik Devletleri (ABD),
  • Belçika,
  • Birleşik Krallık (İngiltere),
  • Danimarka,
  • Fransa,
  • Hollanda,
  • İtalya,
  • İzlanda,
  • Kanada,
  • Lüksemburg,
  • Norveç,
  • Portekiz.

[5] https://bianet.org/haber/nato-antlasma-metni-37017.

[6] https://www.mfa.gov.tr/turkiye-nato-60-yildir-birlikte.tr.mfa#:~:text=T%C3%BCrkiye'nin%20NATO%20%C3%BCyeli%C4%9Fine%20ili%C5%9Fkin,tarihte%20NATO'ya%20%C3%BCye%20olmu%C5%9Ftur.

[7] https://www.ikv.org.tr/images/upload/data/files/nato_genel_sekreter_yardimcisi_bir_turk_oldu.pdf.

[8] https://www.nato.int/en/about-us/organization/nato-structure/nato-secretary-general.

5 Temmuz 2026 Pazar

Kitap Tanıtımları

 

Elektronik Sanat ve Uluslararası Politika Enstitüsü (ESUPA) düşünce kuruluşu Başkanı ve Uluslararası Politika Akademisi (UPA) akademik girişimi Kurucu Genel Koordinatörü, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ozan Örmeci'nin son çıkan bazı kitaplarının yapay zekâ ile seslendirilmiş tanıtım videolarına aşağıdan ulaşabilirsiniz.




1 Temmuz 2026 Çarşamba

Prof. Dr. Ahmet Talimciler Mülakatı: Dünya Kupası ve Ötesi

 

1970 yılında Karşıyaka'da doğan Prof. Dr. Ahmet Talimciler, Ege Üniversitesi’nde "Futbolun Toplumsal İşlevi" başlıklı lisans teziyle tamamladığı Sosyoloji eğitimi sonrası, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde 1998 yılında "Türkiye’de Futbol Fanatizmi ve Medya İlişkisi" başlıklı yüksek lisans tezini, 2005 yılında da "Türkiye’de Futbol ve İdeoloji İlişkisi" başlıklı doktora tezini tamamladı. 1996 yılında Araştırma Görevlisi olarak başladığı Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümünden 2019 yılında ayrılarak, İzmir Bakırçay Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Uygulamalı Sosyoloji ana bilim dalına geçiş yaptı. Halen aynı üniversitede öğretim üyesi ve bölüm başkanı olarak görev yapmayı sürdürmektedir. Yerel ve ulusal medyada sporun gündelik yaşamla ilişkisine odaklanan yazılar kaleme almakta; T24’te köşe yazarlığı yapmakta, radyo ve internet yayınlarında sporun toplumsal boyutlarını ele almaktadır. Çok sayıda kitap, editörlük ve akademik yayına imza atmıştır. Karşıyaka futbol altyapısında yöneticilik yapmış ve 1912 Karşıyaka Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştır.