Giriş
Rusya'nın Ukrayna'dan kopardığı topraklar ve İsrail'in Gazze'deki uygulamalarıyla zayıflayan uluslararası hukuk ve kurallara dayalı Birleşmiş Milletler (BM) düzeni, bu sistemi kuran Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Donald Trump yönetiminde ulusal çıkarları temelinde tek taraflı uygulamalara yönelmesiyle beraber tamamen yıkılmaya doğru gidiyor. Öyle ki, yeniden Başkan seçildiği günden yana Danimarka'ya bağlı Grönland, Panama, Venezuela, Küba, Kolombiya, Meksika ve hatta müttefiki Kanada'yı tehdit eden Trump, bu tehditleri gerçeğe dönüştürebileceğini önceki gün ABD'nin Venezuela'ya yaptığı özel operasyonla kanıtladı. ABD Ordusu tarafından yapılan operasyonla Venezuela'daki stratejik bazı hedefler vurulurken, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi de tutuklanarak ABD'ye getirildi. Başkan Trump, işler düzelene kadar Venezuela'yı ülkesinin yöneteceğini ve bu ülkenin yeraltı kaynaklarına el koyduklarını da açıkladı.
Operasyonun Özeti
ABD'nin aylardır süren Venezuela ablukası, beklenildiği şekilde kısıtlı bir askeri operasyonla neticelendi. ABD Ordusu'nca icra edilen ve başarılı geçen operasyon neticesinde, Trump yönetiminin narkoterörizmle suçladığı Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi yakalandı ve tutuklanarak ABD'ye getirildiler.
Maduro, ABD askerlerince tutuklandı
Dün (3 Ocak 2025) erken saatlerde başlayan operasyonda, ABD Ordusu, Hollywood filmlerini andıran ve 150 uçağın katıldığı büyük bir hava taarruzu ile Venezuela'daki başkent Karakas’ın yanı sıra Miranda, Aragua ve La Guaira eyaletlerinde bulunan askeri açıdan bazı kritik hedefleri yok ettikten sonra, özel bir operasyonla bu ülke lideri Nicolas Maduro ve eşini yakaladı. Operasyon nedeniyle en az 40 Venezuela vatandaşının hayatını kaybettiği belirtiliyor. CIA kaynaklarına göre, operasyonda Venezuela hükümetinden bazı kişiler de ABD'ye bilgi vererek yardımcı oldular. Operasyon sırasında hiçbir ABD askerinin hayatını kaybetmemesi de operasyonun başarısına işaret ediyor.
Başarılı geçen operasyonun ardından basına konuşan ABD Adalet Bakanı Pam Bondi, Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında ABD'de suç duyurusunda bulunulduğunu ve Maduro'ya "uyuşturucu terörizmi (narkoterörizm), kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" suçlamalarının yöneltildiğini açıklayarak operasyonu savundu. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth de, Venezuela ile ilgili olarak şartları bundan sonra bizzat Başkan Trump'ın belirleyeceğini ve bir savaş ilanı değil, önemli bir suçluyu yakalamak için düzenlenen operasyon konusunda ABD Kongresi'nin onayının gerekmediğini savundu.
Maduro'nun yakalanarak ABD'ye getirilmesi ve operasyonun sivilleri hedef almadan kısıtlı kapsamda tutulması, ABD'nin 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'yı yakalaması sürecini anımsattı. Ronald Reagan döneminde yaklaşık bir ay süren bu operasyon da başarıyla icra edilmiş ve Panama yeniden ABD yörüngesine sokularak Noriega ABD'ye getirilmişti.
Uluslararası Hukuk ve Küresel Siyaset Açısından ABD'nin Venezuela Müdahalesi
Öncelikle her ne kadar Venezuela'daki Maduro rejimi son derece kirli, yolsuz, ideolojik açıdan tutarsız ve beceriksiz olsa da, herhangi bir devletin başka bir ülkenin topraklarına doğrudan bir güvenlik riski (teröristleri sıcak takip vs.) olmadan girip operasyon yapması ve onun ülkenin Devlet Başkanı'nı tutuklamasının uluslararası hukuka hiçbir şekilde uygun olmadığını belirtmek gerekiyor. Her ne kadar Washington bu operasyonu basit bir suçlu yakalama gibi göstermek istese de, kuşkusuz bir ülkenin Devlet Başkanı'nın yakalanması sıradan bir adli sürece benzetilemez.
Bize göre, ABD, Rusya ve İsrail gibi devletlerin son yıllardaki uygulamalarından da cesaret alarak, Venezuela'ya yönelik herhangi bir garantör hakkı olmamasına rağmen, bu ülke topraklarına saldırarak kuşkusuz uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Maalesef bu tarz uygulamaların son dönemde çok yaygınlaşması benzer başka operasyonları da gündeme getirebilir. Örneğin, Amerikalı ünlü Profesör Jeffrey Sachs'ın iddiasına göre, yakın bir zamanda ABD yönetimi benzer bir hamleyi Grönland'a da yaparak, Danimarka'ya bağlı bu adaya el koyduğunu ilan edebilir. Keza Venezuela Operasyonu'nu planlayan kişi olduğu düşünülen Küba asıllı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun özel bir antipatisinin olduğu Küba'daki komünist rejimin yıkılması adına da, Trump yönetimi, yakında bu ülkeye müdahaleyi gündemine alabilir ve bunu kısa süre içerisinde gerçekleştirebilir. Hatta İsrail'in baskısıyla, ilerleyen aylarda İran'a yönelik kısıtlı bir askeri bir operasyon da icra edilebilir. Bunlar başarıyla uygulanabilirse, 2026 ara seçimleri öncesinde Başkan Trump ve Cumhuriyetçi Parti'ye kuşkusuz büyük halk desteği sağlayacak stratejik hamlelerdir.
Başkan Trump, Mar-a-Lago'da "Maduro Operasyonu"nu izliyor
Fakat ABD'nin bu tarz uygulamaları, dünyada benzeri hamleleri tetikleyebilmesi anlamında oldukça risklidir. Yani daha somut belirtmek gerekirse, ABD'nin bu tavrı nedeniyle, zaten uluslararası hukuka göre haklı durumda olan Çin deTayvan'ı ilerleyen aylarda bir oldu-bitti ile topraklarına katmayı deneyebilir. Hatta uluslararası sistemin tamamen çökmesi durumunda, Türkiye'nin de Kıbrıs'ın kuzeyinde kendisine kısmen bağlı durumdaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) ilhak etmesi gündeme gelebilir. Erdoğan hükümetini ayakta tutan milliyetçi MHP'nin lideri Dr. Devlet Bahçeli, zaten daha önce bu yönde iddialı bir açıklama da yapmıştır. Bu bağlamda, uluslararası hukuk ve BM düzeninin çökmeye doğru gittiği çok tehlikeli yeni bir döneme girdiğimizi ve adeta artık "Pandora'nın kutusu"nun açıldığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Venezuela özelinde ise, ABD'nin Venezuela kaynaklarına el koymasını müteakiben geçtiğimiz yıl Nobel Barış Ödülü almış olan María Corina Machado veya ABD'ye sığınmış muhalif lider Juan Guaido gibi bir kişinin yeni Venezuela Devlet Başkanı olması beklenebilir. Ayrıca Venezuela'dan başlayarak, Trump yönetiminin Latin Amerika'daki "pembe dalga" rejimlerini tasfiye etmek için harekete geçeceğini de öngörebiliriz. Rusya ve Çin ise, kendi sorunları (Rusya: Ukrayna ve Çin: Tayvan) nedeniyle muhtemelen bu süreçte ABD'ye karşı fazla aktif olamayacaklardır. Avrupa Birliği (AB) de, ilkesel olarak Washington'a karşı çıksa da, sahada bunun etkisi sınırlı olacaktır. Dolayısıyla, dünyamız, büyük savaş ve çatışmaların yaşanacağı yeni ve çok tehlikeli bir döneme girmiştir de denilebilir.
Sonuç
Sonuç olarak, kurallara dayalı uluslararası düzenle istediği sonuçları elde edemeyen ABD, artık kendi ulusal çıkarları ve Realizm perspektifi doğrultusunda tamamen güce dayalı yeni bir yaklaşım sergilemektedir. Bu, uluslararası sistem ve küresel ekonomi adına kuşkusuz son derece riskli bir eğilimdir. Bu eğilimi zaten 2025 ABD Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde de gözlemlemiş ve "Monroe Doktrini'ne Trump Eki" yaklaşımının riskli olabileceğini öngörmüştük. Dileğimiz, kural ve kurumlara dayalı uluslararası düzenin yaşaması ve sistemin çökmemesidir. Bunun için de ABD'nin sorumlu bir düzenin kurucu aktör rolünü yeniden üstlenmesi şarttır. Çünkü diğer büyük devletlerin henüz ABD ile boy ölçüşebilecek kapasiteleri yoktur.
Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder