Sayfalar

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Kishore Mahbubani'den Yeni Söyleşi: ABD vs. Çin

 

Kishore Mahbubani (1948-), Singapurlu ünlü bir diplomat ve akademisyendir. Hint asıllı bir aileden gelen Mahbubani, ülkesi Singapur’da uzun yıllar boyunca Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bir diplomat olarak çalışmış ve ülkesi adına Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği gibi üst düzey görevlerde bulunmuştur. Mahbubani, Ocak 2001-Mayıs 2002 döneminde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanlığı görevini de yürütmüştür. Diplomatlığı süresince akademik kariyerine de devam eden Mahbubani, Singapur Ulusal Üniversitesi’ne (National University of Singapore) bağlı Lee Kuan Yew Okulu’nda (Lee Kuan Yew School of Public Policy) Dekanlık yapmış ve Kamu Politikaları Profesörü olmuştur. 1991-1992 döneminde Harvard Üniversitesi’nin Uluslararası İlişkiler Merkezi’nde (Center for International Affairs) araştırmacı olarak da çalışan Singapurlu diplomat ve akademisyen, Singapur Ulusal Üniversitesi’nin Asya Araştırmaları Enstitüsü’nde ders vermeye devam etmekte ve İtalya’daki Bocconi Üniversitesi’nin mütevelli heyetinde de yer almaktadır.

Şu sıralar ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin ziyareti vesilesiyle Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi Cinping'le görüşmesiyle gündeme gelen ABD-Çin ilişkileri ve Çin yükselişi konusunda dünyada en önde gelen otoritelerden biri olan Mahbubani, bu konuda The New Asian Hemisphere: The Irresistible Shift of Global Power to the East (2008), Has the West Lost It?: A Provocation (2018), Has China Won?: The Chinese Challenge to American Primacy (2020), The Asian 21st Century (2022) ve Living the Asian Century: An Undiplomatic Memoir (2024) gibi önemli kitaplara da imza atmıştır. İşte bu Mahbubani, geçtiğimiz gün katıldığı bir internet söyleşisinde ABD-Çin ilişkilerine dair güncel değerlendirmelerini dinleyiciler ve okurlarıyla paylaşmıştır. Bu yazıda, bu programda ifade edilen görüşler özetlenecektir.


15 Mayıs 2026 tarihinde Bloomberg networkü YouTube kanalında yayınlanan ve Britanyalı gazeteci Mishal Husain'in hazırlayıp sunduğu popüler "The Mishal Husain Show" programına konuk olan Mahbubani, konuşmasına ilk olarak dünya tarihinde ABD ile Çin'in günümüzdeki gelişmişlik ve güç seviyelerine ulaşan iki devletin daha önce rekabet etmediklerini söyleyerek başlamakta ve bu yönüyle 21. yüzyıldaki ABD-Çin rekabetinin Soğuk Savaş'taki ABD-SSCB rekabetinden bile daha etkili olduğunu düşünmektedir. Büyük güç rekabetinin ve jeopolitik mücadelenin asla barışçıl olmadığını düşünen ve sıfır toplamlı bu oyunda devletlerin rekabete girmelerini doğal karşılayan Mahbubani, buna karşın bu rekabetin nasıl yönetileceği konusunda farklı görüşler olabileceğini belirtmektedir. ABD'de Demokrat (Joe Biden) veya Cumhuriyetçi (Donald Trump) yönetimlerde son dönemde Çin'in yükselişinin durdurulması konusunda herhangi bir fikir ayrılığı olmadığının altını çizen Singapurlu deneyimli devlet adamı, Çin'in yükselişinin artık durdurulmasının mümkün olmadığını söyleyerek, Washington'ın bu konuda engelleyici bir tutum almasının daha olumsuz sonuçlara yol açacağını iddia etmektedir. Çin'in büyük güç rekabeti açısından yükselişinin/güçlenmesinin yavaşlatılmasının tek yolunun Pekin yönetiminin kendi halkına daha fazla yatırım yapması olduğunu düşünen Mahbubani, bu konuda Çin'in hâlen gelişmiş Batılı ülkelerden çok geride olduğunu kabul etmektedir. İklim değişikliği ve benzeri küresel sorunlarla mücadele konusunda da Çin'in desteğinin gerekli olduğunu ima eden ünlü diplomat ve yazar, bu nedenle iki süper güç arasında sert bir rekabet yerine çeşitli iş birliklerini de içeren daha düzeyli bir rekabet modelini öne çıkarmaktadır. Bunun nedeni ise günümüzde 193 devletin çeşitli düzeylerde birbirlerine bağımlı olmaları ve yalnızca kendi ulusal çıkarları temelinde hareket edememeleridir. 

Daha sonra 1993 APEC Zirvesi'nde iki ülke liderleri Bill Clinton ve Jiang Zemin'in gergin bir ortamdaki görüşmelerini aktaran Kishore Mahbubani, kendisinin de katıldığı bu görüşmede Clinton'ın Zemin'e sıcak yaklaştığını anımsatmaktadır. Seçim kampanyası döneminde, önceki Başkan George H.W. Bush'un 1989 Tiananmen Olayları sonrasında Çin'e yeterince sert davranmamasını çok sert sözlerle (Pekin'in kasapları/butchers of Beijing) eleştirmiş olmasına rağmen, Clinton'ın bu tavrının ilişkilerin normalleşmesinde önemli rol oynadığını vurgulayan Mahbubani, Soğuk Savaş döneminde asıl rakibi SSCB'yi mağlup etmek için ABD'nin Çin'le diyalog ve yakınlaşma politikası başlattığını anımsatmaktadır. Buna emsal olan ve pek bilinmeyen bir tarihsel husus olarak 1981 yılında ASEAN ülkeleri ile Çin arasındaki Kamboçya (Pol Pot) tartışmasında Washington'ın Pekin'e arka çıkması örneğini veren Singapurlu konuşmacı, ABD açısından jeopolitik rekabette demokrasi ve insan haklarının nasıl arka planda kalabileceğini de bu şekilde ifade etmektedir. 

ABD'nin günümüzde Çin'le rekabette tek taraflı ve diğer ülkeleri, hatta müttefiklerini bile pek önemsemeyen tavrını SSCB'nin Soğuk Savaş'taki hatalı politikalarına benzeten Mahbubani, o dönemde ABD toplumunun çok dinamik, Sovyet toplumunun ise statik olduğunu; şimdilerde ise ABD siyasi ve ekonomik sisteminin hantallığı ve başarısızlığı nedeniyle Amerikan halkının ekonomik refah açısından giderek geriye gittiğini açıklamaktadır. Bu nedenle Çin'le topyekun bir jeopolitik mücadeleye girmenin ABD açısından da çok vahim sonuçları doğuracağını belirten Singapurlu uzman isim, ABD'nin de Çin'e benzer şekilde toplumunun altta kalmış kesimlerinin yaşam ve refah seviyelerini yükseltmeye gayret etmesini önermektedir. Çin'in halkının sosyoekonomik seviyesini yükseltmede son birkaç on yılda inanılmaz bir başarı gösterdiğini ve yaklaşık 800 milyon insanı fakirlikten orta sınıfa çıkardığını anlatan Mahbubani, buna karşın ABD'nin de siyasal ve bireysel özgürlükler konusunda Çin'e kıyasla çok daha iyi durumda olduğunu belirtmektedir. Fakat 3000 yılı aşan Çin siyasi kültürünün ABD ve Batılı ülkelerden farklı olduğunu aktaran Singapurlu konuşmacı, Çin'de kaos ve istikrarsızlığın tarihsel olarak en olumsuz senaryo olarak değerlendirildiğini ve Çin halkının bu nedenle daha istikrarlı ama daha az özgür bir rejimi daima tercih ettiklerini/edeceklerini düşünmektedir. 

Soru üzerine, Çin'in özellikle Doğu Türkistan (Sincan) bölgesinde son yıllarda açtığı ve Batılı basın-yayın organlarında sıklıkla eleştirilen eğitim kampları hakkındaki görüşlerini de açıklayan Kishore Mahbubani, Çin'in iç düzenlemelerinin Batılı ülkelerden çok farklı olduğunu ve Çin'in Batılı perspektiften değerlendirilmemesi gerektiğini düşünmektedir. Batı'nın bu konudaki tavrını iki yüzlü bulan Mahbubani, Batı medyasında Müslümanların durumunın geliştirilmesi konusunda genelde büyük bir çaba gösterilmezken, konu Çinli Müslümanlar olunca Batılıların bir anda özgürlükleri ve insan haklarını hatırladığını da sözlerine eklemektedir. Bu nedenle, Singapurlu devlet adamı, bu konuyu daha ziyade Çin'e yönelik bir siyasi araç olarak değerlendirmektedir. Mahbubani, bu konuda Gazze'de yaşanan büyük insanlık trajedisini de gündeme getirerek görüşlerini daha da somutlaştırmaktadır. 

Yetiştiği dönemde Singapur'daki geri kalmışlığı ve yaşadığı kişisel zorlukları da anlatan Kishore Mahbubani, bu yönüyle Çin'in son derece otoriter bir sistemle ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) liderliğinde başardığı kalkınma konusuna verdiği azami önemin izlerini de kendi hayatı bağlamında anlatmaktadır. Bu bağlamda, Çin'in de başardığı ve Singapur'un tuvaletlerin bile olmadığı geri kalmış bir ülkeden günümüzün teknolojik, kalkınmış ve halkını refah içerisinde yaşatan bir ülkeye dönüşmesini demokrasiden ve özgürlüklerden daha önde tutan Mahbubani'nin bu görüşlere nasıl ulaştığının arka planı da daha iyi anlaşılmaktadır. Ayrıca, Mahbubani, Lee Kuan Yew ve sonrasındaki Singapurlu devlet adamlarının ülkelerinin bağımsızlığı ve kalkınması konusunda ne derece başarılı olduklarını da ele almaktadır. 

Daha sonra yeniden ABD-Çin rekabeti ve Çin yükselişi konusuna odaklanan Kishore Mahbubani, Çin'in son birkaç on yılda adeta küçük bir kediden dev bir kaplana dönüşmesi metaforunu kullanarak, Çin'in yükselişinden komşu devletlerin rahatsız olmasının doğal olduğunu belirtmektedir. Ancak bu duruma komşu devletlerin alışması gerektiğini kaydeden Mahbubani, bütün büyük güçlerin daha buyurgan davranacağını ve diğer devletlerin bu anlamda dikkatli olmaları gerektiğini düşünmektedir. Bu doğrultuda, Çin'in aslında şaşırtıcı derecede barışçıl bir devlet olduğunu söyleyen Singapurlu deneyimli isim, Çin'in 1979'daki Vietnam Savaşı'ndan bu yana hiçbir savaşa karışmadığını hatırlatmaktadır. Bölgedeki devletlerin aslında bu durumun farkında olduklarını düşünen Mahbubani, Batılıların Çin'i küçük düşüren yaklaşımlarının Asya ülkeleri ve kültürlerinde hoş karşılanmadığını da sözlerine eklemektedir. 

Programın son bölümünde 2026 İran Savaşı'nın ABD-Çin rekabeti ve ilişkilerine etkisini değerlendiren Kishore Mahbubani, ABD'nin Ortadoğu'da ve dünya genelinde giriştiği her savaşın Çin'in yükselişini hızlandırdığını düşünmekte ve 2003 Irak Savaşı sonrasında Çin'in küresel ekonomi ve siyasette hızla artan ağırlığını buna somut bir örnek olarak göstermektedir. Henry Kissinger'ın da kabul ettiği üzere, Çinli liderlerin ABD ile ilişkiler konusunda daima uzun vadeli ve kapsamlı bir stratejiye göre hareket ettiklerini kaydeden Mahbubani, Amerikalı liderlerin ise demokratik seçimleri kazanma gereksinimleri ve popülizm fenomeni nedeniyle kısa vadeli ve tutarsız hareket edebildiklerini aktarmaktadır. Buna karşın Mahbubani, demokrasiyi de kötü bir rejim olarak değerlendirmemekte ve ABD'nin Soğuk Savaş'ta Sovyetler Birliği'ni demokratik seçimlerle yenebildiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle, asıl sorun, seçimlerden ziyade Çin'le ilişkilerde yol gösterecek kapsamlı ve tutarlı bir stratejinin olmamasıdır. 

Prof. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder