1 Ekim 2013 Salı

30 Eylül 2013: Demokratikleşme Paketi


Tüm Türkiye’nin merakla beklediği ve nefesini tutarak izlediği konuşma saat 11.00 sularında başladı. Yarım saatlik uzun bir reklam-halkla ilişkiler (pr) çalışmasını andıran girişin ardından, tam da Twitter’da #CometothepointErdogan ve #SadedegelErdogan başlıkları trend topic haline gelmişti ki, Başbakan Erdoğan nihayet paketin içeriğini açıklamaya başladı. Eşimle 2. evlilik yıldönümümüze denk gelen bu özel günde (ki uğradığımız haksızlık nedeniyle ilk yıldönümümüzü ayrı geçirmek zorunda kalmıştık), açıkçası daha olumlu bir paketin çıkmasını beklerdim. Ancak paket benim açımdan bazı güzel getirileri dışında tam bir hayal kırıklığı oldu. Bu paketle Türkiye’nin hiçbir sorununun çözülemeyeceğini belirtmek isterim. Bu yazıda bunları size özetlemeye çalışacağım.

Pakete olumlu yanlarından başlayalım. Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-i Veli Üniversitesi olması, Roman Dil ve Kültür Enstitüsü’nün açılması, sadece özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitime izin verilmesi (bunu dil kursu gibi de düşünebiliriz), farklı dil ve lehçelerde seçim çalışması yapılmasına hak tanınması, siyasi partiler eşbaşkanlık formülüne imkan verilmesi ve yüzde 3’ü bulan partilere devletin finansal destek sağlayacak olması gibi maddeler Türkiye’nin demokratik gelişimi açısından son derece geç kalmış ancak olumlu adımlardır. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve demokrasi kültürünün oturması için çoksesliliğe ve çoğulculuğa yer veren bir siyasal yapı kurmak zorundayız. Bunlar ilk bakışta toplumu ayrıştırıyor-bölüyor gibi algılansa da, tamtersine eğer doğru siyasal ve ekonomik adımlarla desteklenirse Türkiye’nin birlik ve dirliğine hizmet edebilecek adımlardır. Devlet okullarında eğitim dilinin Türkçe kalması hususu ise bence son derece gereklidir ki, bu konuda şimdilik bir endişe unsuru gözükmemektedir. Bu nedenle paketin bu kısımları nedeniyle hükümetimizi kutluyorum. Ancak paketin bazı unsurları ve eksiklikleri eleştiriye açıktır. Şimdi bunlara da bakalım...

Öncelikle Türkiye’nin son yıllardaki en büyük demokratik sorununun 1950’li yılların sonuna benzer şekilde gücün tek elde toplanması hadidesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Bugün devlet kadrolarında ve hatta mahkemelerde, yaratılan siyasi baskı atmosferi nedeniyle AKP çevresinden olmayan insanların hak-hukuklarını savunması imkansız hale gelmiş durumdadır. Bunu Türkiye’de yaşayan herkes bilmekte ama söylemeye korkmaktadır. Bu nedenle tüm gelişmiş Avrupa ve Batı ülkelerine benzer şekilde Başbakan Erdoğan’ın aslında kendine zarar veren “iktidar zehirlenmesi” hadisesine yol açan aşırı güçlü pozisyonunu dengeleyecek bir adımın atılmaması, bu paketin Türkiye’nin en önemli demokratik sorununu çözemediğini göstermektedir. Düşünün ki, Amerika Birleşik Devletleri gibi Başkanlık sistemi ile yönetilen bir ülkede dahi, Başkan Barack Obama şimdilerde bütçeyi Kongre’de Cumhuriyetçi muhalefetin etkisi nedeniyle oluşturamamaktadır. Amerika’da Başkanlık süresi yalnızca 2 dönemle sınırlıdır. Bizde ise padişahlığı andırır şekilde tüm ipler Başbakan Erdoğan’ın elinde toplanmıştır ve AKP’nin “3 dönem” şartının sulandırılması yönünde bazı girişimler de son dönemde dikkat çekmektedir. Bu nedenle paket en önemli sorunumuz olan gücün tek elde toplanmasını çözmemektedir. Bir diğer önemli sorun, yüzde 10 barajlı seçim sistemiyle alakalıdır ki bu konuda da hükümet sadece bir öneri pakediyle gelmiş, somut bir değişiklik yapmamıştır.

Bu pakette dikkat çeken husus ise dar bölge ya da daraltılmış bölge uygulamalarına geçilebileceği önerileridir. Ancak öncelikle bu sistemlerde baraj uygulanıp uygulanmayacağı belirtilmemiştir. Dahası seçim bölgelerinin küçültülmesinin, MHP gibi daha çok birçok bölgede 2. olarak milletvekili sayısını arttıran partilere zarar vereceği ve AKP’nin siyasetteki ağırlığını arttıracağı ortadadır. Bir diğer olumsuz özellik ise, eğer böyle bir sisteme geçilirse bu durumda, kendisini artık çok iyi tanıdığımız Başbakan Erdoğan’ın eline cetvel-kalem alarak seçim bölgelerini diğer partileri zayıflatacak şekilde çizecek olmasıdır. Amerikalıların “gerrymandering” dediği bu uygulamayı geçmişte rahmetli Özal da uygulamak istemiştir. AKP’nin daha önce yerel seçimlerde uyguladığı bu taktiğin genel seçimlerde de uygulanması kuşkusuz muhalefet partileri CHP, MHP ve BDP’ye zarar verecek ve tek partili otoriter sistemi güçlendirecektir. Bundan olumsuz anlamda en çok etkilenecek parti ise, çok az seçim bölgesinde 1. parti olabilen ve daha çok seçim bölgelerine göre değişen şekilde AKP ya da CHP’nin ardından 2. parti olan Milliyetçi Hareket Partisi olacaktır. MHP’nin Türk siyasal hayatından silinmesine yönelik bu girişim bu nedenle sakıncalıdır. Tüm siyasal eğilimler gibi Türk milliyetçiliği de Türkiye demokrasisi içinde yer alması gereken bir eğilimdir. Bu nedenle seçim sisteminde yapılacak değişikliğin doğrusu, seçim bölgelerinin daraltılmasından ziyade yüzde 10 barajının devlet yardımı barajıyla aynı olan yüzde 3’e düşürülmesi olacaktır. Bu olmadan Türkiye’de çoğulculuk ve demokrasi kurumsallaşamaz. Bugün MHP bundan zarar görecek diye sevinenler, ileride bu durum kendi partileri aleyhine döndüğünde pişman olabilirler.

Sonuç olarak Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı demokrasi paketi, olumlu bazı adımlara rağmen bir makyaj niteliğinin ötesine geçememekte ve tek partili otoriter yönetim ve temsil adaletsizliği gibi en önemli sorunlarımızı çözmemektedir. Kürt sorunu konusundaki adımlar bence makul ve doğru olmasına karşın, Başbakan Erdoğan’ın muattabı olan Öcalan ve PKK’nın bu adımlarla yetinmesi mümkün gözükmemekte, dolayısıyla sorun çözülmemektedir. Tüm bu nedenlerle bu pakedi bir seçim hazırlığı olarak okumak mümkündür. Kıbrıs’tan sevgilerle...

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

Hiç yorum yok: